Dilimiz ve edebiyatımız: “Hayatımız”

Büyük milletler kadim tarihlerinden el alarak yarınlara emin adımlarla ilerler. Bu milletlerin içinde şüphesiz ve ne mutlu ki Türk milleti de vardır. Bir insan topluluğunu millet haline getiren; dil, kültür, tarih, folklor, din ve edebiyat gibi temel yapı taşları içerisinde edebiyatımızın bizi nasıl millet kıldığına ve hayatımızda nasıl bir yere sahip olduğuna tanıklık edelim.

Türkçemizin ilk yazılı ürünlerinden Orhun Yazıtları’nda, bizlere en güzel tavsiyeleri ve millî bilinci aşılayan çatık kaşlı lakin bir o kadar da merhametli cümleye kulak verelim: “Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yağız yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti?”

Yine aynı abidelerde bizlere kardeş sevgisine ve insanın tefekkürüne en güzel örneklerden biri olan şu cümlelere de göz atalım: “Kül Tigin olmasa hep ölecektiniz. Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş.”

Türkçe ve Türk edebiyatı, İslâm medeniyeti dairesine girmeden önce ve girdikten sonra verimliliğini ve olgunluğunu koruyan, şüphesiz yüzyıllar geçtikçe de adeta bir çınar gibi yaşayan hazinemizdir. Bizler bu hazineden mümkün mertebe nasiplenmekle ve gelecek kuşaklara da bu mirası bırakmakla yükümlüyüz.

Bu miras nasıl bir mirastır?

Bu mirasın içinde çocuklarımıza, dedelerinin anlatacağı Dedem Korkut’un hikayeleri vardır. Bu mirasın içinde, evladının kokusunu içine çekerek ona ninniler söyleyen kadınlarımızın Türkçesi vardır. Bu mirasın içinde elinde sazı, dilinde sözü, diyar diyar dolaşan âşıkların gönlü vardır. Erenleriyle Anadolu’ya akın akın gelen Yesevîlik, insanı insan olduğu için kıymetli gören Mevlevîlik, asırlar boyu Anadolu’da kalplere girmiş Bektâşîlik vardır.

Bizler kimi zaman Fuzûlî’nin gazelleriyle aşkın en yalın ve estetik halini, Nef’î ile eleştirinin en okkalısını, Nâbî ile hikmeti, Şeyh Galib ile sırrı ve Nedim ile de hayatın zevkini tadarız. Adlî, Avnî, Muhibbî ve Selîmî ile cihâna hükmetmiş hükümdarlarımızın kalemgirliğine şahit oluruz. Süleymaniye’de Yahya Kemal ile huşu bulur ve muhteşem Süleyman’ın dizinin dibinde kendimizi tarihin en ihtişamlı devirlerinde hissederiz. Yine aynı şairimizle Mohaç’ın kılıç seslerini, akıncıların gazâlarını, yeniçerilerin ayak seslerini işitiriz.

“Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.” söyleyişiyle bize özgü zafer naralarından birini atarız.

“Allah’a giden yolda meleklerle karıştık.” diyerek şehadetin adeta bir Türk ayini olduğunu hissettik.

Türk milleti en zorlu dönemlerini yaşarken gür bir ses bizlere “Korkma!” diyerek güç verdi. “Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.” diyerek bizleri yeniden Ergenekon’a götüren Âkif ile millî hissiyatımızı bir vecd haline soktuk.

Hâşim ile hayat merdivenlerini ağır ağır çıkmayı öğrendik ve akşam saatlerini onunla anlamlı kıldık. Zamanın ruhunu Tanpınar ile aradık ve huzur arayışımızda bizlere o yol gösterdi.

Anadolu’nun yiğit zeybeklerini, halayını, kınalı gelinlerini Faruk Nafiz ile seyrederiz.

“Bizim de kalbimizi kımıldatır derinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin.”

dizeleriyle Anadolu’nun serin sularından içmiş sayılmaz mıyız?

Olur da ümitsizlik kapımızı çalar, bizi hüzne mahkum eder ve şahsî değerimizi küçük gösterirse Gâlib’in şu beyiti bir terapi değil midir?

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

Bu misalleri sayısızca çoğaltmak elbette mümkündür. Peki, Türk edebiyatı yalnızca bugünkü Anadolu topraklarından ibaret midir? Öyle olmadığına gelin birlikte şehadet edelim.

“Dinimiz bir, dilimiz bir
Ayımız bir, yılımız bir
Aşkımız bir, yolumuz bir
Azerbaycan Türkiye”

Bu mısraları en içten bir kardeşlik nişanesi olarak ortaya koyan Bahtiyar Vahapzâde şüphesiz ki Türk edebiyatının bir sanatkârıdır.

Kırgız bozkırlarının rüzgarını İstanbul’a kadar estiren o güzel romanlarıyla Aytmatov, muhakkak ki Türk edebiyatının bir neferidir.

Bir milletin acılarını bizlere gurbet elden gönderen ve kardeşin kardeşe duyduğu özlemi hissettiren Cengiz Dağcı nasıl olur da Türk edebiyatının bir yazarı değildir diyebiliriz?

Her hazine keşfedildikçe değerlidir. Yukarıda misallerini verdiğimiz büyük hazineyi tarihin tozlu raflarına kaldırmak tarihimize yapacağımız en büyük kötülüklerden biridir. Bizler bebeklerimize ninnileri, çocuklarımıza Dede Korkut’u, gençlerimize Seyfettin’i, aşıklarımıza türkülerimizi, neşe arayanlara gazellerimizi, ölüsü olanlara mersiyelerimizi, Allah’a ulaşmak isteyenlerimize Yunus’u, Süleyman Çelebi’yi, Yesevi’yi ve niceleri sunmakla mükellefiz. “Kökü mâzîde olan âtîyiz.” şiarıyla köklerimize sıkıca sarılıp yarınlara doğru çiçek açmalıyız. İman ediyorum ki bu binlerce asırlık Türk çınarına şifa olacak en kıymetli sulardan biri de edebiyatımız ve dilimizdir.

Bütün bunlar bizlere şunu göstermekte: Edebiyatımız bizlere yüzyıllar boyunca binlerce kilometrede iz bıraktıran bir mühürdür. Irmağında debisi en sert kültürlerin dahi kuruyup gidebildiği medeniyetler tarihinde bizi sağ-salim limana götüren bir gemidir edebiyatımız. Dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi ve kimliğimizi koşar adım bizlere ulaştırmış bir vasıtadır edebiyatımız.

Bizlere düşen, kendimizi yemekle ve suyla nasıl besliyorsak, romanından şiirine, tiyatrosundan denemesine leziz bir mutfağa sahip edebiyatımızdan beslenmektir.

“Ben Türkçenin ezelî bir âşığıyım. Hepimiz öyle değil miyiz?” diyerek bir mâşuğun edebileceği en güzel aşk ilanlarından birini gerçekleştiren Halit Ziya Uşaklıgil’e ben de “Ben Türkçenin ve eserlerinin ezelî bir âşığıyım.” diyerek eşlik etmenin kıvancıyla Türkçemize ve edebiyatımıza nice heybetli asırlar ve eserler diliyorum.

Mücahit Kılıç

1995 doğumlu olan Mücahit Kılıç, İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Sakarya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 2017 yılında tamamlamış ve aynı üniversitenin eğitim fakültesinde formasyon eğitimi almıştır. Bir Sosyal Bilimler lise'sinde stajyer öğretmenlik yapmıştır.

Yazar:
Mücahit Kılıç

Son Yazılar

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur 

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026

Ege’ye dikkat!

Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku

25.03.2026

Taştaki söz, bozkırdaki ruh: Atalarımın izinde bir diriliş

Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku

24.03.2026