İslâm dininin gerçek mesajları

İslâm adı, doğrudan Allah tarafından verilmiş bir dinin adıdır ve “teslim olma, boyun eğme, barışa ve huzura kavuşma, huzur ve esenlik” anlamlarına gelen Arapça bir kelimedir. Özellikle birçok yerde İbrahîm Dinî olarak anılmaktadır. Bir yerde de Hz. Musa’yı takip eden İsrailoğulları peygamberlerinden, “…kendisini Allah’a teslim etmiş peygamberler…(ennebiyyünellezîne eslemû) olarak söz edilmiştir (Mâide, 5/44).

Kur’an, İslâm’ın insanlığın doğal dinî (religio naturalis) ve bu doğal (tabiî) dinin, dînu’l-fitra (fıtrat dinî) veya yaratılış dîni olduğunu söyler (Rûm, 30/30). Bütün insanlık, istisnasız Allah tarafından bu din üzerinde yaratılmıştır. Allah, bu tabiî dîni, bütün insanlık için seçmiştir (Bakara, 2/132). Buna göre bu dîni seçen kimseye, Müslüman denir ve bir Müslüman, “İslâm” kelimesinin gerek sözlük gerek Kur’an’daki anlamına dayalı olarak Allah ile ve insan ile barış yapmış ve biliş tutmuş biridir. Allah ile barış yapmak demek O’nun emrine ve irâdesine mutlak teslim olmadır. İnsan ile barış yapmak ise sadece başkalarına kötülük etmek ve onları incitmekten kaçınma değil, aynı zamanda onlara iyi ve hoşgörülü davranma ve iyilik yapma demektir.

Bu husus Kur’an‘da şöyle ifade edilir: Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah’a veren kimsenin ecri Rabbi’nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. (Bakara, 2/112).

Aslında barış ve esenlik, İslâm’da hâkim fikirdir ve İslâm’ın gösterdiği hedef, çağırdığı amaç “esenlik yurdu” (dâru’s-selâm) dur (Yûnus, 10/25). Böylece İslâm, özü itibariyle bir barış ve esenlik dinidir.

İnsanlığın tabiî (fıtrat), barış ve esenlik dîni olan İslâm’ın temel esaslarını teşkil eden, tevhîd, İlâhî vahyin evrenselliği ve bütün işlerin hesabının görüleceği bir âhiret hayatı, bütün büyük dinler tarafından kabul edilir ve bunların evrensel kabulü de onun insanın yaradılışına tıpatıp uygun olduğunu ve dolayısıyla bu esasların doğruluğunu gösterir.

Bu anlamda İslâm, evrenseldir ve bütün büyük dinlerin sonuncusudur. İslâm’ın evrenselliği, bizzat Kur’an tarafından da teyid edilmiştir. O sadece sonuncu değil, aynı zamanda kendinden önce gelmiş bütün dinleri bünyesinde toplamış olan bir dindir. Bundan dolayı Müslümanlardan sadece Kur’an’a değil, Allah’ın kitaplarının ve peygamberlerinin hepsine inanması istenir.

Böylece Kur’an‘da daha baştan denir ki bir Müslüman mutlaka “…sana indirilen Kitab’a da, senden önce indirilenlere de inanırlar…” (Bakara, 2/4). Biraz sonra da eklenir:

“Allah’a, bize gönderilene, İbrahîm’e, İsmail’e, İshak’a, Yâkub’a ve torunlarına gönderilene, Mûsâ ve İsâ’ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O’na teslîm olanlarız, deyin.” (Bakara, 2/136.) Bu iki âyet bile bize İslâm’ın evrenselliğinin şümulünü anlatmaya yeter.

 

Kur’an, geçmiş bütün peygamberlerin isimlerini anmaz. Bu hususta “…senden önce bir çok peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık...” (Mü’min, 40/78) der; ama o, Müslümanlardan sadece Hz. Muhammed (s.a.s.)’e değil, diğer bütün peygamberlere gönderilmiş olan İlâhî Vahye de inanmalarını ister (Msl. Krş.: Bakara, 2/177, 285).

Buna göre bir Yahudi, sadece İsrailoğulları’nın peygamberlerine; bir Hristiyan Hz. İsâ’ya; bir Budist Buda’ya; bir Mecusi Zoroaster’a inanır; ama bir Müslüman, bütün bu peygamberlere ve peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (s.a.s.)’e inanır. Bundan dolayı İslâm, içinde bütün dünya dinlerinin mevcut olduğu, bütün dinleri ihtiva eden bir dindir. Bu açıdan İslâm, son ve her inancı bünyesinde taşıyan bir din oluşuna ek olarak İlâhî İrade’nin mükemmel bir izahıdır. Nitekim Kur’an,…Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nîmetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâm’ı beğendim… (Maide, 5/3) der.

İdrakin diğer her cinsi gibi insanın dîni idrak ve gelişmesi de yüzyıllar boyu yavaş yavaş ve tedrîcen gelişme göstermiştir ve o Yüce Hakikat’in vahyi de kemâlini İslâm’da bulmuştur. Nitekim Hz. İsâ’nın şu sözleri, bu büyük gerçeği işaret eder: ‘‘Sizlere söyleyecek daha çok sözüm var; ancak sizler henüz onları yüklenebilecek düzeyde değilsiniz. Bununla birlikte o, Hakikatin Ruhu, geldiğinde, sizi bütün gerçeğe götürecek, size önderlik edecektir” (İncil: John, 16. 12,13).

Bunun içindir ki İslâm’ın büyük görevi, dünyada bütün dinlerin kardeşliğini kurarak barışı sağlamak ve daha önceki dinlerde var olan bütün dinî gerçekleri ve doğruları bir araya getirmektir.

Bunun anlamı, bütün yaratılmışlara bir göz ile bakmaktır. Nitekim Allah’ın Arslanı Hz. Ali (kerremallahu vechehu: Allah yüzünü nurlandırsın), Mısır’a vâli olarak atadığı Mâlik el-Eşter’e bu anlayışı tam yansıtan şu emri verir: “(ister Müslüman olsun, ister olmasın) kalbini halkına karşı merhametli, şefkatli ve hoşgörülü olmaya alıştır. Onlara karşı onları yalayıp yutmak yeter, diyen açgözlü bir sığır gibi olma; çünkü onlar iki sınıftır: Ya dinde kardeşin, yahut da yaratılışta senin gibi bir insan kardeşindir.”(Nahjul Balagha, NewYork. 1985, s.534-35)

Kur’an-ı Kerîm’in, yani İslâm’ın mesajının özü bu olmasına rağmen, bu fevkalâde yüce mesajı hayata geçirmede her zaman başarılı olunduğu söylenemez. Maalesef tarih boyunca bu özden, bu yüce mesajdan ciddi sapmalar olmuş ve bozulmalarla karşılaşılmıştır. Şüphesiz her din gibi İslâm da bölgeler, toplumlar ve en önemlisi din bilginlerinin elinde dönüştürüldüğü “sistem” açısından, önemli ölçüde aslî ve öz yapısından, temel mesajından uzak bırakılmıştır. Bunun içindir ki İslâm’ı, her şeyden önce kendi aslî ve öz yapısı içinde yeniden tanımak, tanıtmak ve yorumlamak zorunluluğu vardır.

İslâm’ın ve mesajının aslî ve öz yapısı içinde yeniden tanınması ve tanıtılması için bu dinin esaslarının çok iyi bilinmesi; onun evrensel ve değişmez olan yanı ile yerel ve değişebilir olan yanlarının görülüp-gösterilmesi gereklidir. Başka bir ifadeyle İslâm mesajının özünün ne olduğu son derece titiz ve hassas bir biçimde yeniden keşfedilmesi gerekir. Bunun için de önce, insanların son derece yanlış bir şekilde zaman zaman birbiri yerine kullandıkları, İslâm ve Müslümanlık terimlerine açıklık getirmek gerekir.

Bir kere “İslâm”, Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından insanlığa tebliğ edilen ve Kur’an-ı Kerîm‘den ibaret olan mesajın adıdır. Bizzat Yüce Allah, Kur’an-ı Kerîm ile insanlığa gönderilen dinin adının “İslâm” olduğunu bildirmiştir (Ali İmrân, 3/19; Mâide, 5/3).

Bu anlamda İslâm, Kur’an-ı Kerîm demektir. Onun için de tektir, ona inanan ve kendilerine Müslüman denen herkes için mutlak anlamda evrenseldir, değişmezdir. Ne var ki bu Kitap, yani Kur’an-ı Kerîm, yani İslâm, insanlara yine insanlar aracılığı ile seslenir. Ona eğilen, üzerinde düşünen ve anlayan insana göre şekil kazanır. Onu konuşturan insandır, Müslümandır; çünkü dinin, yani Allah’ın mesajının muhatabı insandır. İnsan da aldığı eğitim, içinde yaşadığı coğrafya ve toplum, tarihî, ekonomik ve kültürel durumu, kısaca kabiliyet ve kapasitesi itibariyle farklılıklar içindedir. Bu bakımdan Allah’ın mesajını anlaması, idrak etmesi de kendi aklına, kabiliyetine ve eğilimine göre olacaktır. Bu ise aynı âyete dayanmalarına rağmen, insanların pekâlâ farklı kararlara ulaşabileceklerini gösterir. Artık bu durumda Allah’ın mesajı, insanların yorumlarından dolayı insanîleşmektedir. Yani mesajın kendisi ilâhî; anlaşılması, yorumlanması ve uygulanması ise insanî olmakta ve izafîleşmektedir. Onun için Allah’ın buyruğunu tatbik ettiğini iddia eden biri, aslında Allah’ın emrini değil, bu emirden kendi anladığını uygulamıştır.

Bırakınız Kur’an-ı Kerîm‘in “müteşabih” âyetlerini, “muhkem” denen hüküm âyetlerini anlama, yorumlama ve uygulama hususlarında sayısız denebilecek kadar çok ayrılık ve farklılık yaşanmıştır. Meşru halife Hz. Ali (k.v.)’ye karşı ayaklanan ve bugün bile katı zihniyeti ile yaşatılan Hâricîler de Hz. Ali’den halifeliği hile ile ele geçiren Muaviye de o tarihlerden itibaren ortaya çıkan yüzlerce fırka da hep İslâm’a, yani Kur’an-ı Kerîm‘e dayanarak vücut buldular.

O halde işin özü ve püf noktası, bu Kitâb‘ın yani Kur’an-ı Kerîm‘in Müslümanlar tarafından hayata geçirilme yolu ve yöntemidir.

Bu faaliyet yaşanılan zaman, içinde bulunulan coğrafya, siyasî, tarihî ve ekonomik şartlar ve eski kültürlerin etkisiyle son derece değişik, renkli ve hatta zengin yorumlar, anlayışlar ve biçimler yaratır. O kadar ki Kur’an-ı Kerîm yani İslâm tek, evrensel ve değişmez olduğu halde, onu yaşayan ve yorumlayan Müslümanlar kadar çok çeşitli Müslümanlık vardır. Ve bu Müslümanlık, söz konusu edileceği ülkenin kültürü, coğrafyası, ekonomik ve siyasî şartları ile doğrudan bağlantılıdır. Burada önemli olan Kur’an-ı Kerîm‘in özüne ve mesajına mantıkî açıdan en uygun zihniyetin yaşatılmasıdır. Bu hususta bizim milletimiz, yakın zamanlara kadar, 72 millete bir göz ile bakmanın sırrını yakalama ve yaşama bahtiyarlığına ermişti. İslâm’ın evrenselliğini en zengin, en yumuşak, en hoşgörülü ve en estetik zevkle donanmış bir biçimde yaşamıştı. Bugün maalesef sağlıksız birtakım dinî görüntülü kaba, sert ve muhtevasız tutumlar, yaklaşımlarla ve ayrıca siyasî ve dünyevî çıkar amaçları ile bu yüce dinin yüzü karartılmak istenmektedir. Dileriz o güzelim sıcacık, güler yüzlü Türk Müslümanlığının aydınlık zihniyeti yeniden dirilir de ülkemiz bazı grupların sergilediği sağlıksız, katı, kaba, sert ve estetik görüntüden uzak, sevimsiz Arap-Acem Müslümanlığı zihniyetinden de etkisinden de kurtulur.

İslam mesajının temel özellikleri:

“İslâm”, adı bizzat Yüce Allah tarafından verilmiş bir dinin adıdır (Âl-i İmrân, 3/19; Maide, 5/3). Bu din, karmakarışık ve korkunç tezatlarla dolu sosyal, ekonomik, ahlâkî ve dinî anlayışın hüküm sürdüğü, insan şeref ve haysiyetinin sadece kabile şerefi ile eş tutulduğu, her türlü insanî değerin, “değer” olma vasfını yitirdiği bir coğrafyada,[1] Mekke’de 610 miladî yılında Hz. Muhammed (s.a.s)’e indirilen ilk vahiyle başlamış ve Medine’de 632 yılında tamamlanmıştır. Bu yönüyle İslâm, her türlü gelişmesini ve seyrini yakından takip edebildiğimiz Mekke-Medine coğrafyasının 610-632 yılları arasındaki kesitini tarihî, siyasî, içtimaî, ahlâkî ve kültürel yönden aksettiren ve model olarak alınan bu bölgeden hareketle insanları “doğru yola” ileten bir Kitâb’dır.

 

İşte bu Kitâb’ın ilk emri olan “Oku” emriyle Risâlet görevine başlayan örnek ve güvenilir insan Hz. Muhammed (s.a.s.), Câhiliye Devri denen İslâm öncesi Arap coğrafyasını ve hatta insanlığın inanç sistemini temelinden sarsmış ve tarihin akışına girerek ona müdahale etmiş, değiştirmiş ve insanı süreklilik yani, istikrar içinde bir inanç ve ahlâk dairesinde yaşamaya çağırmıştır. İslâm’ın Allah fikri, tevhîd prensibi etrafında. “O Allah bir tek’tir. Allah, doğurmamış, doğrulmamış olan, hiçbir şekilde dengi bulunmayan, herşeyden Müstağnî ve herşey O’na muhtaç olandır.” (İhlâs, 112/1-4) ifadeleriyle çerçeveleniyordu.

Allah anlayışını bu şekilde ikame etmeye memur olan Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Mekke’de müşrik Arapları dine daveti de tevhîd anlayışı çerçevesinde şu üç esasa dayanıyordu:

  1. O, Allah’ın Resûlüdür; bütün insanlara hak yolu anlatmak ve insanları kıyamet günü ve ezelî azâbın tehlikesine karşı uyarma görevi ile görevlendirilmiştir.
  2. Araplar arasındaki puta tapma alışkanlığı kaldırılmıştır. Putlar, Allah olamazlar. Tek kudret ve rahmet sahibi, ancak İhlâs Sûresi’nde tavsîf olunan Allah’tır. O her şeyi ve her canlıyı yaratır. İnsan hayatının bağımlı olduğu tabiî güçleri kontrol eder. Ancak bedevîlerin inandığı gayr-i şahsî, hatta belki de kötü niyetli Zaman’dan (dehr) farklı olarak Allah, insanoğlunun iyiliğini ve refahını ister. Buna mukabil, insanın da sosyal adaleti gözeterek fakirleri sömürmemesi, cimriliği, mala düşkünlüğü, ticarî ve toplumsal ahlâksızlığı terk etmesi, servetini ihtiyaç içinde olanlara harcaması gerekir. Aksi halde azâbı çetin olacaktır.
  3. Bu dünya hayatından sonra başlayacak ebedî bir hayat vardır. Herkes öldükten sonra diriltilecek ve dünyadaki hareketlerinin hesabı kendisinden sorulacaktır. Ameli iyi olanlar mükâfatlandırılacak, kötü olanlar ise cezâya çarptırılacaklardır.

Esasen tevhîd, diğer ilâhî dinlerin olduğu gibi İslâm’ın da vazgeçilmez şartıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de,Gerçek şu ki, bu (tevhîd ve İslâm dinî), bir tek din olarak sizin dininizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde başkasına değil, bana kulluk edin.” (Enbiyâ, 21/92) buyurulmaktadır.

Tevhîd’i genel anlamda Kelime-i Tevhîd, yani “Lailâhe illallah Muhammedun Resûlullah” (Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir) sözü ifade etmektedir. İslâm, Kelime-i Tevhîd’i, insanın İslâm’ı kabulü için ilk şart olarak koyduktan başka tevhîd’in önemini ve ana gayesini Fâtiha sûresinde apaçık ortaya koymuştur. Fâtiha sûresindekiHamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm ve Din Günü’nün sahibi olan Allah’a mahsustur âyetleri, dinin tevhîd yönünü; yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz; bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir” âyetleri de inananların diliyle, istikame, kurtuluşa ermek ve saadete ulaşmak gayesini ifade etmektedir.

İstikamet yani, insanın doğru yola yöneltilmesi, sapıklıklardan korunması ve saadete ermesi, Fâtiha sûresinde “Bizi doğru yola ilet” ifadeleriyle başlar. Hz. Peygamber (s.a.s.), “doğru yol” (es-sırâtu’l-mustakîm) hakkında Câbir İbn Abdillah’dan rivayet edilen bir hadîsinde şöyle buyurur: [2]

“Resûlullah (s.a.s.)’ın yanında idik. O, yere bir çizgi çizdi. Bu çizginin sağına iki, soluna da iki paralel çizgi daha çizdi. Sonra elini ortadaki çizgi üzerine koydu ve dedi ki: Bu, Allah’ın yoludur. Sonra şu âyeti okudu: “Bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyunuz; başka yollara uymayınız ki, onlar sizi Allah’ın yolundan ayırır. (En‘am, 6/153).

Bu konudaki diğer bir hadîs, Sufyân b. Abdillah es-Sakafî tarafından rivayet edilmiştir:[3]

“Dedim ki: Ey Allah’ın Resûlü! Bana İslâm hakkında senden sonra kimseye sormayacağım bir söz söyle. Buyurdu ki: Allah’a inandım, de ve sonra istikamet (doğru yol tut).”

Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’de “Allah’ın yoluna uymayı” “çözülüp dağılmamak için birlik içinde olmayı” buyuran pek çok âyet vardır. Bunlarda mezhepler tarihî açısından üzerinde önemle durulması gerekli olanı şudur: “Toptan Allah’ın ipine sarılın, ayrılığa düşmeyin…” (Âl-i İmrân, 3/103).

İnsanın doğru yola yöneltilmesi ve ona iletilmesi, doğru yolun dışındaki dalâlet yollarından korunması, İslâm’ın ısrarla üzerinde durduğu bir husustur ve istikamet veya doğru yol, insanın Allah’la münasebetini düzenleyen, başka bir ifade ile onun inanç esaslarını sınırlayan ve belirleyen bir esastır.

Bu doğru yol’un esasları, yine “…insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirilen Kur’an”[4] da belirlenmiştir ve Kur’an da yukarıda özellikleri kısaca gösterilen coğrafyada miladî 610-632 yılları arasında, o günkü Arap toplumunun örf ve âdetleri, tarihî, sosyal, kültürel, ahlâkî ve dinî durumu ile ilgili sorunlar ve bu sorunlara doğrudan cevaplar ve çözümler getirmiştir. Hatta o, “çoğunlukla somut tarihî olaylar içerisinde karşılaşılan belli sorunlara cevap teşkil eden ahlâkî, dinî ve toplumsal açıklamaları içermektedir.”[5]

Onun içindir ki Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği dönemin ve coğrafyanın şartları tam olarak tanınmadan, Kur’an’ın içeriği ve amacı gereğince kavranamaz. Meselâ Mekke ve Medine’nin şartları birbirinden çok farklı olduğu için Kur’an-ı Kerîm’in mesajı da Mekke ve Medine dönemlerinde gerek içerik gerek üslûp açısından farklılık gösterir.

Nitekim Yüce Allah, Mekke’de ilk inen âyet ve sûrelerde toplumun çözüm bekleyen hayatî meselelerinin şirk (puta tapma), ahirete inanmama, fakirlerin sömürülmesi, ticarî ve toplumsal ahlâksızlık, topluma karşı sorumsuz davranışlar olduğunu açık ve kısa ifadelerle, ama anlamı derin ve düşündürücü bir üslûpla sıkça söyler. Bu hususları gündeme getirirken de bölge insanının şu ya da bu biçimde aşinâ olduğu, kültür hafızasında yeri bulunan meselleri, yani geçmiş peygamberlerin kıssalarını örnek olarak kullanır. Kur’an-ı Kerîm’in Mekke’deki mücadelesi İhlâs sûresinde ifadesini bulan Allah anlayışını kabul ettirmek; insanların öldükten sonra yeniden diriltilip dünyadaki işlerinden dolayı hesaba çekileceklerini; asâlet, soy-sop, neseb ve şerefin ölçü alındığı kabileci bir toplum değil, insanların eşit görüldüğü, fakirlerin sömürülüp yağmalanmadığı, şirk ve ahlâksızlıktan arınmış model bir toplum istediğini; doğru ve iyi işlerin insanı ahlâken ne derecede yücelttiğini göstermek olmuştur.

Medine’de ise İslâm, çok kültürlü ve çok dinli bir ortamın dinidir. Burada Müslümanlar, Yahudi ve Hristiyanlarla daha yakın temasta bulundular, iç içe yaşadılar. Hatta çok kısa sürede Medine’de kurulan şehir devletinin yönetiminde söz sahibi oldular ve diğer din mensuplarıyla “Medine Sözleşmesi” diye meşhur olmuş birlikte yaşama anlaşmasını hazırladılar ve uyguladılar. Dolayısıyla burada inen âyetler ve sûreler, bir şehir devletinde o günün şartlarının gerektirdiği idarî, hukukî, askerî düzenlemelerle ilgili hususları içerir. Bu açıdan bu âyet ve sûreler daha uzun ve daha farklı bir üslûpla indirilmiştir. Ayrıca bu dönemde indirilen âyetlerin amacının ve anlamının tam olarak anlaşılabilmesi için âyetlerin indiriliş sebeplerinin (esbabu’n-nüzûl) çok iyi bilinmesi ve tespit edilmesi gerekir. Böylece Kur’an-ı Kerîm’de bildirilen bir olayın hangi toplumsal ve kültürel şartlarda, hatta çoğu zaman belli bir olaydan sonra veya olayla ilgili olarak ve ne için, kim ya da kimler için hangi amaçla indirildiğini anlamak ve ona göre yorumlamak mümkün olur.

İslâm mesajının Mekke ve Medine dönemlerinde değişmeyen ve her vesile ile gündeme getirdiği ve o güne kadar “ataların izinden” yürümeyi sünnet bilmiş Arapların bilmediği ya da kullanmaya yanaşmadıkları yeni bir şeyi istemiştir. O da insanların, dinin hakikatini anlamak için düşünmeleri ve akıllarını kullanmalarıdır. Çünkü dinin her türlü emir ve yükümlülükleri, bunları değerlendirme ve gerçeği anlama ve kavrama gücüne sahip insana, insanın aklına yönelmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de 275 yerde “düşünmüyor musunuz? Akıl erdirmiyor musunuz? vb.” şeklinde sorular sorulmakta; 200 yerde “düşünme ve tefekkür” emredilmekte; 12 yerde “dolaşarak araştırma ve ibret alma” ve 670 yerde de “ilim ve ilme teşvik” buyurulmaktadır. Demek ki Kur’an’a göre insanlar artık akıllarını kullanacak, Allah’ın nimetleri üzerinde düşünecek, âyetlerin ve eşyanın gerçeğini anlamaya yönelecek, gözlerini ve gönüllerini öğrenmeye ve bilmeye açacaklardır.

Kur’an’ın bu özelliği, her şeyden önce, körü körüne inanan insanlar değil, bilgili, araştırıcı, soran, düşünen ve akıllarını kullanan bir aydın mü’minler topluluğu meydana getirmek isteğinin açık bir delîlidir. Ayrıca bu emirler ve tavsiyeler, insanların inanma ve Kur’an-ı Kerîm’i kabul etmede tam bir fikir ve hareket serbestliği içinde bulunuşlarının ifadeleridir; çünkü Kur’an-ı Kerîm’in takip ettiği metot, iknâ ve telkîn metodudur. Telkîn, ancak akıl sahibi olan insanda mâkes bulur. Bu sebepten Kur’an’ın vazgeçemediği tek şey, “düşünmek”, “tefekkür etmek”, “ibret almak” şeklinde ifade edilen akıl’dır. Kur’an’a göre akıl, hakemdir ve doğruyu eğriden ayırmak için başvurulan esaslı bir prensiptir.

Arap dilinde, maddî sahada, “hayvan bağlamak” demek olan ve bundan, insanı zararlı şeylerden alıkoymak anlamını ifade eden akıl, manevî alanda, “bilmek, anlamak, şuurlu olmak” anlamlarına gelir. İsim olarak da “kalb” ve “gönül” demektir.[6] Buna göre sahibini olur olmaz şeylerde zararlı davranış ve düşüncelerden alıkoyan aklın, insana yüklediği sorumluluk derecesi de kendiliğinden belli olmaktadır. Kur’an hükümlerini ortaya koymakta ve insanların üzerinde düşünüp taşındıktan ve akıllarını kullandıktan sonra inanmalarını isteyerek, “De ki: Hak Rabbinizdendir; dileyen inansın, dileyen inkâr etsin…” (Kehf, 18/29) buyurmakta ve ayrıcaDinde zorlama yoktur; artık hak ile bâtıl iyice ayrılmıştır” (Bakara, 2/256) deyip, İslâm’ın özünde mevcut olan farklı düşünme imkânını apaçık göstermektedir.

 

[1] Bölgenin evveliyatı hakkında geniş bilgi için bu kitapta, “Ortadoğu’da İslâm” başlıklı yazıya bakınız.

[2] İbn Mâce, Sunen. nşr. M.F. Abdulbâkî (Mısır 1372-3), 1/6.

[3] Muslim b. el-Haccac, Sahîhu Muslîm, nşr, M.F. Abdulbâkî (Mısır 1374-5), 1/65.

[4] Bakara,  2/185.

[5] Fazlur Rahman, İslâm ve Çağdaşlık, Ankara 1990, 74.

[6] İbn Manzur, Lisanu’l-Arab (Beyrut 1955), 11/458. Akıl kelimesinin kullanılışı, Kur’an’da kalbin çoğu kere akıl anlamında kullanıldığı hk. bk.: Gazzâli, İhyâu Ulûmi’d-din (Kahire, trz.), 3/3-4; İbn Haldun, Şifâu’s-Sâil li-Tezhîbi’l-Mesâil. nşr. Prof. Muhammed Tancî (İstanbul 1957), 18, 19, 24.

Ethem Ruhi Fığlalı

MİSAK yazarlarından Ethem Ruhi Fığlalı 1937 yılında Burdur’da doğmuştur. 1959'da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1961-1964 yılları arasında Konya İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1964-1965 yıllarında Burdur İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı,1965-1966 yıllarında Kayseri İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü ve Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1966-1970 yılları arasında İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü Müdür Başyardımcılığı ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Öğretmenliği, 1970-1971 yıllarında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğü ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Dersi Öğretmenliği yapan Fığralı, 1971'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsü Asistanlığına atanmıştır. 1972'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsünde “İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri” başlıklı teziyle “İlâhiyat Doktoru” ünvanını, 1977'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde “Ahmediyye Mezhebi (Kâdiyânilik)” başlıklı teziyle “Üniversite Doçenti” ünvanını ve 1982'de Ankara Üniversitesinde “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Tetkik)” başlıklı takdim teziyle “Profesör” ünvanını kazanmıştır. 1982, 1985 ve 1988 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı, 1984'te Dekanlık görevinin yanında Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, 1992 ve 1994 tarihlerinde Muğla Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerinin yanında YURT-KUR Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Stratejik Araştırmalar Millî Komitesi üyeliği, Türkiye Sosyal ve Beşerî Bilimler Millî Komitesi Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği g,b, görevler de yürütmüştür. 1996'da DENBİR tarafından verilen “Bilimde Üstün Hizmet Ödülü”nün, 1999'da Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından aslî üyelik ve “Ordinaryüs Profesör” unvanının, 2000'de Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi tarafından verilen “Aytmatov Akademisi Aslî Üyeliği"nin, 2005'te Uluslararası Rotary 2004-05 Dönem Başkanı Glenn E. Estess Sr. adına 2440’ıncı Bölge Governor’u tarafından, Marmaris’te yapılan Yüzüncü yıl (2004-05) kutlamasında verilen “Üstün Hizmet Ödülü”nün ve 2006'da T. C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından verilen “Vakıf İnsan” unvanının sahibi oldu. 2003 yılında emekli olan Fığlalı, Sıtkı Koçman Vakfı’nda Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. 2005 Vakıf Senedi gereği Sıtkı Koçman’ın vefatı (13.10.2005) üzerine Sıtkı Koçman Vakfı Başkanı oldu. 2010 yılında bu görevinden istifa etti. İngilizce, Arapça ve Fransızca bilen FIĞLALI, 30 Ağustos 1959 yılından bu yana Fakülteden sınıf arkadaşı Semiha Ertuğrul Hanımefendi ile evlidir ve dört kız beş torun sahibidirler. ARAŞTIRMA VE YAYINLARI I. TELİF KİTAPLAR: 1. Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri, İstanbul: Selçuk Yayınları, 1980 (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Baskı: 1983; 3. Baskı: 1986, İran İslâm Devrimi ilâvesiyle 4. Baskı: 1990; 5. Baskı: 1991; 6. Baskı: 1993 ;7. Baskı: 1995 ; 8. Baskı: 1996 ; 9. Baskı: 1998) ; 10. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık; 1999; 11. Baskı: İstanbul: şa-to İlâhiyat, 2001; 12. Baskı: İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay., Aralık 2004. 2. İslâm’a Karşı Cereyanlar: Bâbîlik ve Bahâîlik, Mecca: Muslim World League Yay. 1402/1981. 3. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (Ortaokul 3. sınıf), Ankara: M.E.B. Yay. 1982 (13. Bs., 1994) 4. İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yay. 1983. 5. İmâmiyye Şîası, İstanbul: Selçuk Yayınları 1984 (2. Basım: İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları, Kasım 2008). 6. Kâdiyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yay. 1986. 7. Mezhepler ve Tarikatlar Ansiklopedisi (Komisyon çalışması, Başkan: E.Ruhi FIĞLALI), İstanbul: Tercüman Yayınları, 1987. 8. Atatürk ve Din, Ankara: Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları No: 32, 1988 (Risale). 9. Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, İstanbul: Selçuk Yayınları 1990 (1.Bs.- Ekim 1990; 2.Bs.- Eylül 1991;3. Bs.- Temmuz 1994; 4.Bs.- Ağustos 1996; 5.Bs.- İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay.,Nisan 2006). 10. Kâdiyânîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 11. Bâbilik ve Bahaîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 12. Geçmişten Günümüze Halk İnançları İtibariyle Alevîlik – Bektaşîlik, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yay., 1994. 13. İmam Ali, Ankara: TDV Yay. , 1996 (2. Baskı: 1998). 14. Din ve Devlet İlişkileri, Muğla : Muğla Ü. Yay., 1997. 15. Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Yayına Hazırlayanlar: Ethem Ruhi Fığlalı, Taha Müftüoğlu, İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999 (2.Bs.2008). 16. Din ve Laiklik Üstüne Düşünceler, Muğla: Muğla Üniv. Yay., 2001. 17. Îtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir: İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yay. 2007. 18. Günümüz İslâm Mezhepleri, İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yayınları 2008 (630 s.). 19. İslâm Laiklik ve Türk Laikliğinde Uygulamalar, Ankara: Berikan Yayınları 2010. II. YAYIMLANAN KİTAPLARDA AYRI BÖLÜMLER: 1. “İslâmî Anlayışta İnsânî Değerler”, Türklerde İnsânî Değerler ve İnsan Hakları – I, İstanbul : Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yay., 1992, 257-279. 2. “Şiîlik ve Anadolu Alevîliği Arasındaki Farklılıklar ve Benzerlikler”, Alevîler/Aleviten, Haz. İsmail Engin-Erhard Franz, Hamburg 2000, I, 97–110. 3. “Hoca Ahmed Yesevî Kimdir?”, Türkistan’ın Pîri Hoca Ahmed Yesevî ve Külliyesi, Ankara: TİKA Yay.,2000, 24-37. 4. “Değişimci Özal ve Değişim Sürecinde İslâm”, Kim Bu? Özal-Siyaset, İktisat, Zihniyet, Editörler: İhsan Sezal/İhsan Dağı, İstanbul: Boyut Yay. 2001, 211–218. 5. “Sünnî Tarih ve İlâhiyat Geleneğinde Hz. Ali”, Tarihten Teolojiye İslâm İnançlarında Hz. Ali, Haz. Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: Türk Tarih Kurumu 2005, 103-136 [“Ali in the Sunni Historical and Theological Tradition”, From History to Theology Ali in Islamic Beliefs, ed. by Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: TTK 2005, 149-184]. 6. “Atatürk ve Din”, Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Haz. Ethem Ruhi Fığlalı- Taha Müftüoğlu- İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999, 235–249 [ Aynı makale şu eserde de yer almıştır: Atatürk’ün İslâma Bakışı- Belgeler ve Görüşler, Haz. Mehmet Saray-Ali Tuna, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 2005, 193–207]. 7. “T.C. Devleti’nde Din-Devlet İlişkileri: Din Kurumları ve Din-Devlet İlişkileri”, Türk Dünyası Kültür Atlası / A Cultural Atlas of the Turkish World, İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Yay. 2006, 526–543. 8. “Alevî-Bektaşî Teolojisinin Temel Taşı: Alevî-Bektaşî İnançlarında Hz. Ali”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü, Editör: Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 2009, 241 – 267. III. TERCÜME KİTAPLAR: 1. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Sosyal Dayanışma, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O.ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur yay., 1969 (2.baskı: İstanbul, 1978). 2. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O. ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur Yay., 1970. 3. İbn Bâbeveyh el-Kummî, Şîî-İmâmiyye’nin İman Esasları (Risâletü’l-İ’tikâdâti’l-İmâmiyye), Arapçadan notlarla çev. E.R.FIĞLALI, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fak. Yay., 1978. 4. R.A. NİCHOLSON, İslâm Sûfileri (The Mystics of Islam), İng. Çev.: M.DAĞ, K.IŞIK, E.R. FIĞLALI, A. ŞENER, R. AYAS, İ.KAYAOĞLU, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1978 (2. Baskı: Ankara: Çağlar Yayınları 2004). 5. Ebû Mansur Abdulkahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Arapçadan notlarla çev.: E.Ruhi FIĞLALI, İstanbul: Kalem Yay. 1979 [2.Baskı: Ankara: TDV Yay. 1991; 3.Baskı: Ankara: TDV Yay. 2001; 4. Baskı: Ankara: TDV Yay.2007] 6. Prof. W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (The Formative Period of Islamic Thought), İng. Çev.: E.Ruhi FIĞLALI, Ankara: Umran Yay., 1981. ( 2. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık 1998; Gözden Geçirilmiş 3. Baskı: Ankara Sarkaç Yayınları 2010). 7. Henry Laoust, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler, (Les Schismes dans l’Islam), Fransızcadan çev. , E. Ruhi FIĞLALI – Sabri HİZMETLİ, İstanbul: Pınar Yayınları 1999. 8. Bahâilik ve el-Kitâbu’l-Akdes, Arapçadan notlarla çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan ŞİMŞEK, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, III/2 (Güz 2010), ss. 7-144 /ISSN 1309-5803 /www.emakalat.com [Takdim-Bahâilik, Ethem Ruhi FIĞLALI, ss.8-42; Mirza Hüseyin Ali Bahâullah, El-Kitâbu’l-Akdes, Notlarla Çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan Şimşek, ss. 43-144]. IV. TELİF MAKALELER: 1. “İlkokulların Açılışı Münasebetiyle: Tarihimizde âmin Alayları”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 418 (Eylül 1968), ss.16–17. 2. “İslâm’da Eğitim ve Öğretim”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 420 (Kasım 1968), ss.10–11. 3. ” Hâricîliğin Doğuşuna Tesir Eden Bazı Sebepler”, İFD (Ankara 1975), XX, ss. 219–247. 4. “Burdur Kütüphanesinde Bulunan Bir Risâle: Tezkiretu’l-Mezâhib”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 99–116. 5. “Tezkiretu’l-Mezâhib li’bni’s-Serrâc”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 117–141 (Önsöz ve notlarla Arapça metin neşri). 6. “İbâdiye’nin Siyâsî ve İtikâdî Görüşleri” İFD, (Ankara 1976), XXI, ss.323–344. 7. “Hâricîliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, İFD, (Ankara 1978), XXII, ss. 245–275. 8. “Hicrî 1400. Yıla Girerken İslâm Dünyası”, Milli Eğitim ve Kültür, (Ankara 1979), II, No: 5, ss.55–75. 9. “Genç Nesillerin Din Terbiyesi ve Destanlar”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı: 1, ss.38–43. 10. “Eğitimimizde Dinî Formasyon Noksanlığı ve Bunun Anarşideki Yeri”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı:3, ss. 35–54. 11. “Mezheplerin Doğuşuna Tesir Eden Sebepler”, İİED, (Ankara 1980), IV, ss. 115–131. 12. “İbn Sadru’d-Dîn eş-Şirvânî ve İtikâdî Mezhepler Hakkında Türkçe Risâlesi”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 249–276. 13. “Tercümânu’l-Ümem”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 277-335 (Önsöz ve notlarla tenkidi neşir). 14. “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, İFD, (Ankara 1981), ss. 179–214. 15. “The Problem of Abd-Allah İbn Saba”, İİED, (Ankara 1982), V,pp. 379–390. 16. “Sakîfe Olayı ve Hz.Ebû Bekir’in Halife Seçimi”, İslâm Medeniyeti, (İstanbul 1982), V, No:3, ss.7–27. 17. “XIX. Yüzyıl Sonlarında Hindistan (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, DEÜİFD, (İzmir 1983), I, ss. 1–24. 18. “Basic Principles of Islam and the Problem of Dialog Between Islam and Christianity”, Diyanet Dergisi, (Ankara 1983), XIX/ 2, ss. 3–14 (Türkçe özet: “İslâm’ın Temel Esasları ve İslâm-Hıristiyan Diyaloğu Meselesi”, ss 3–5). 19. “İslam: Basic Principles and Characteristics”, The Muslim World League Journal, (Mecca: Shaban 1403/May-June 1983), LX, No: 8, ss. 11–15. 20. “İlk Şii Olaylar: Tevvabûn Hareketi”, İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 335–352. 21. “İslâm Tarihinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Dönemleri (Mezhepler Tarihi Açısından bir Tedkik), İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 353–370. 22. “Millî Kültürümüz ve Dinimiz”, Türk Kültürü Araştırmaları-Prof Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Hatırasına ARMAĞAN, Ankara 1985, 245-252. 23. “Endonezya’da Çağdaş İslâm Düşüncesi”, DEÜİFD, (İzmir 1985), II, ss. 9–23. 24. “Mawlawi a’in: a brief description and an interpretation”, Islamic Culture, 60, IV (1986), pp. 46–52. 25. Ortadoğu’da İslâm (İslâm Mezhepleri Tarihi Açısından Bir Bakış)”, Türkiye Günlüğü, 14, 1991, ss. 4–11. 26. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Türk Kültürü, 343 (1991), ss. 696–699. 27. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, VIII/22 (1991), ss. 39–43. 28. “Türk Düşüncesi Üzerine, Türk Yurdu, Türk Düşünce Hayatı Özel Sayısı, XI/44 (1991), ss. 44–45. 29. “Halkımızın İlahiyat Fakültelerinden Beklentileri”, Din Öğretiminin Dünü ve Bugünü Paneli, Diyanet Dergisi, 10 (1991), ss. 21.vd. 30. “Terör ve Terörün Kaynağı”, Türkiye’de Terör ve İçyüzü Açıkoturumu, Diyanet Dergisi, VII (1991), ss. 19.ff. 31. “Alevîlik-Bektâşîlik Tartışmaları Üzerine”, Diyânet, 25 (Ocak 1993), 35–37. 32. “Değişim Sürecinde İslâm”, İslâmî Araştırmalar, VI/4, (1993), ss. 222–224. 33. “Atatürk and the Religion of Islam”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, IX/26 (Ankara: Mart 1993), ss. 289–301. 34. “Alevîlik”, Diyanet,3 44 (Ağustos 1994), , ss. 4–10. 35. “Atatürk ve Din”. Türk Kültürü, XXXIII/ 384 (Ankara: Nisan 1995), ss. 193–204 36. “İslâm ve Laiklik” , Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, X/33 (Kasım 1995), ss. 653–686. 37. “Egemenlik Kimindir?” Türkiye Günlüğü, Sayı. 45 (Mart-Nisan 1997), ss. 21–26. 38. “İslâm’ın Bugünkü Meseleleri”, Türk Yurdu, XVII/116–117 (Nisan-Mayıs 1997), ss. 29–32. 39. “Din ve Devlet İlişkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XIII/38 (Temmuz 1997), ss. 581–611. 40. “Alevîlik ve Heterodoksi”, Türk Yurdu, XXV/210 ( Şubat 2005), ss. 5–7. 41. “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset İlişkisi”, Şİİ JEOPOLİTİĞİ, Avrasya Dosyası /Eurasian File: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, XIII/3 (Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2007), ss. 191–229. V. TERCÜME MAKALELER: 1. Muhammad Kafafi (Ph.D.), “Abû Saîd Muhammad al-Azdî al-Kalhatî’ye Göre Hâricîligin Doğuşu” (The rise of Kharijism According to Abû Saîd….), İFD, (Ankara 1972), XIII, ss. 177–191 (İng.den çeviri). 2. L.V. Vaglieri, “Ali-Muâviye Mücadelesi ve Haricî Ayrılmalarının İbâdi Kaynakların Işığında Yeniden İncelenmesi” (The Ali-Muaviyye Conflict and the Kharijite Secession Reexamined in the Light of Ibadite Sources), İFD, (Ankara 1973), XIX, ss. 147-150 (İng.den çeviri). 3. Prof. Muhammed Tancî, “Beyrûnî’nin İbn Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn Sînâ’nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî’nin İtirazları”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay. 1974, ss. 231–260 (Dr. Abdülkadir ŞENER ile birlikte Arapçadan çeviri) 4. Prof.Dr. Mahmud Şeltut, “İsâ’nın Ref’i”, İFD, (Ankara 1978), XXIII, ss.319–324 (Arapçadan çeviri). 5. W.F.Tucker, “Âsîler ve Gnostikler: el-Muğîre bin Saîd ve Muğîriyye” (Rebels and Gnostics: el-Muğîra and the Muğırıyya), İİED, (Ankara 1982), ss. 203–215 (İng.den çeviri). 6. W.F.Tucker, “Ebû Mansur el-İclî ve Mansûriyye: Avrupa Ortaçağı Terörizmi Hakkında Bir Çalışma” (Abû Mansur al-Ijlî and the Mansuriyya: A Study in Medieval Terrorism), İİED, (Ankara 1982), ss. 217–219 (İng.den çeviri). 7. E.Toftbek, “Kısa Dürzî İlmihali”, İFD, (Ankara 1981), XXV, ss. 215–220 (İng.den çeviri). 8. M.M. Mazzoui, “The Origins of the Safawids-Si’ism, Sufism and the Ghulat”, İFD, (Ankara 1978), ss. 533–536 (Kitap Tanıtma) VI. ANSİKLOPEDİ MADDELERİ: 1. Türk Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Sebeiyye, 28/246 2. Seb’iyye, 28/251 3. Secah Binti’l-Hâris, 28/255 4. Tahtacılar, 30/352–353 5. Tîcânîlik, 31/188–189 6. Tüsterî, 32/462 7. Yezidilik, 33/441. 2. Dergâh Yayınevi İslâmî İlimler Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Ehl-i Sünnet 3. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Abbas b. Ali b. Ebî Tâlib I/21 2. Abdullah b. Ali b. Abdullah el-Abbas I/82–83 3. Abdullah b. Cafer b. Ebî Tâlib I/89 4. Abdullah b. İbad el-Murrî et-Temimî I/109 5. Abdullah b. Meymûn I/117–118 6. Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b.Cafer b.Ebî Tâlib I/118–119 7. Abdullah İbn Sebe’ I/133–134 8. Abdullah b. Vehb er-Râsıbî I/141–142 9. Abdulkâhir el-Bağdâdî I/245–247 10. el-Ahbâru’t-Tıvâl I/493–94 11. Ali b.Ebî Tâlib II/371–374 12. Ali Ekber II/390 13. Bahaîlik, IV/464–468 14. Câbir Cu’fî -VI/532 15. Cemel Vak’ası VII/320–321 16. Culendâ b. Mes’ud – VIII/107–108 17. Darü’n-Nedve – VIII/555–556 18. Ebu Mansu-r el-İclî – X/181–182 19. Ebu Tâlib X/327–238 20. Ebu Yezid en-Nükkârî X/259–260 21. Fah- XII/73–74 22. el-Fark Beyne’l-Fırak- XII/172–173 23. Gadir Hum – XIII/279 24. Gâib- XIII/292 25. Hâriciler – XVI/169–175 26. Hasan – XVI/282–285 27. Hasan b. Muhammed b.Hanefiyye – XVI/331–332 28. Hasan b. Zeyd – XVI/361 29. Hırrît b. Râşid – XVII/382 30. Hüseyin – XVIII/518–521 31. el-Hüseyin b. Ali-Sâhibu Fah – XVIII/525 32. İbâziyye – XIX/256–261 33. İbn İnebe – XX/85–86 34. İbni Mülcem- XX/220 35. İbrahim el-İmâm – XXI/319–320 36. İsnâaşeriyye – XXIII/142–147 37. Kâdiyânîlik – XXIV/ 137–139 VII. KONGRE, SEMPOZYUM VE SEMİNER TEBLİĞLERİ (Yayınlanmış ve Tespit Edilebilmiş Olanlar): 1. “Atatürk ve Din Anlayışı”, Türk Kadınları Kültür Derneği, Atatürk’ün Milliyetçilik ve Devletçilik Anlayışı Semineri, (Ankara 1981), ss. 3–12 (Ayrı basım). 2. “Atatürk ve Din”, Aydınlar Ocağı, Millî Eğitim ve Din Eğitimi İlmî Semineri(Ankara 9-10 Mayıs 1981), ss. 209–219; İstanbul 1981, ss.131–141. 3. “Din Kültürü ve Ahlâk Öğretimi”, Tercüman Gazetesi, Milli Eğitim Sempozyumu, (İstanbul 1984). 4. “Tarih ve Din”, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Metodolijisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elazığ 1984. 5. “İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler”, (Some Problems Concerning the Studies on the History of Islamic Sects), Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu (First International Symposium on Islamic Studies), (İzmir 1985), ss. 369–382 (Türkçe metin + İngilizce özet).Online uçak bileti resmi sorgulama sitesi.Türkiyenin en iyi kozmetik sitesi.Nakliyat için evden eve nakliyat firmanızı seçmeniz öneririz.Jenga magazin haberleri.Jenga emlak ilanlarını bulabilirsiniz. 6. “Islamic Approach Towards Other Religions”, Assembly of the World’s Religions. New Jersey-U.S.A, November 14–21, 1985. 7. “The Origin and the Significance of the Mawlawi Rituals”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Coronado, California, December 29, 1986-January 4, 1987. 8. “Abdullatif el-Harpûtî ve Tenkîhu’l-Kelâm fî Akaîdi Ehli’l-İslâm Adlı Eseri”, Fırat Üniversitesi, Türk-İslam Tarih, Medeniyet ve Kültüründe Fırat Havzası Sempozyumu, Elazığ, 23-26 Mart 1987. 9. “The Meaning and the Significance of Islamic Prayer (Salât): From the Point of View of Sufism”, Council for the World’s Religions: Ritual, Symbol and Participation in the Quest for Interfaith Cooperation”, Harrison Hot Springs, Canada, August 20–25, 1987. 10. “God in the Turkish Folk Litterature”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Key West, Florida, April 16–22, 1988. 11."Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Eğitim ve Yayın Hedefleri” Din Öğretimi ve Din Hizmetleri Sempozyumu, D.İ.B.-A.Ü.İ.F.-T.D.V.,8-10 Nisan 1988 Ankara, ss.475-481. 12. “Din ve Türkler”, Fikir ve İman Zemini (Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1986–1987 Akademik Toplantıları), İstanbul 1988, ss. 18. 13. “Teaching of the History of the Islamic Schools of Political and Religious Thought in the Facilties of Divinity”, Conference on the Communicating Religious values to youth Today, Gregorian University, Rome, 10–13.05.1989. 14.“İmam Ali and Human Rights”, Imam Ali’s Festival Fourteen Centerary of al-Ghadeer, July 1990, London, pp. 84-93. 15.”Yunus Emre’de Allah Telâkkisi”, Eskişehir Türkocağı, 4 Ocak 1991 16. “Türkiye’de Alevîlik-Bektaşîlik”, Karşıyaka Kültür-Sanat Derneği, 2 Mart 1991 17.“Dinî Hayatımız”, Bursa Aydınlar Ocağı, 26 Nisan 1991 18. “Ana Hatlarıyla Alevîlik”, Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik Paneli 22.2.1991, Ankara, 1995, ss.11–18. 19. “Sosyal Bütünleşme Açısından Din”, Türk Kültür ve Sanat Derneği, Atatürk İl Halk Kütüphanesi, İzmir, 2 Mart 1992. 20. “A Brief History of Mawlawiyyah and the Significance of the Mawlawi Rituals”, Contemporary Relevance of Sufism, ed. by Syeda Saiyidain Hameed, New Delhi: Indian 1991) 21. “Şiîliğin Doğuşu ve Gelişmesi”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul 13–15 Şubat 1993, ss. 33–68. 22. “Din ve Devlet İlişkileri”, (Konferans), Muğla Üniversitesi, Muğla 3 Mart 1993. 23. “İslâm ve Diğer Dinler”, Uluslararası Hoşgörü Kongresi, Antalya 10–12 Haziran 1995. 24. “Atatürk ve Laiklik”, Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Gazi Magusa-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 3–6 Ekim 1995. 25. “Atatürkçü Düşüncede Milliyetçilik ve Lâiklik”, Atatürk, Muğla: Muğla Üniversitesi Yayını, ss. 1–5. 26. “Do Secular States Have A Future In The Islamic World? (Turkish Case)”, Conference on the Impact of Religion on Politics at the End of the Twentieth Century, Jerusalem, November, 10–12, 1997 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XV/43 (Ankara Mart 1999), ss.203,217). 27. “Laikilik-Din İlişkisi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din ve Devlet İlişkileri Sempozyumu, Kahramanmaraş, 1998, ss. 6–33. 28. “Türk İnkılâbı ve Lâiklik”, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara: Kara Harp Okulu Bilgi Toplama ve Yayım Mrk. Yay., 2000, ss. 1–39 29. “Atatürk Düşüncesinde Laiklik”, Atatürk 4.Uluslararası Kongresi, 25–29 Ekim l999- Türkistan-Kazakistan, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2000, I.Cilt, ss.371-280. 30. “Yeni Bir Geleceğe Açılırken İslâm’ın ve Müslümanların Meseleleri”, Yeni Bir Geleceğe Açılırken İnsan ve Din Sempozyumu, Çukurova Ün. İlâhiyat Fakültesi, 8–9 Kasım 2001, Adana, ss.13–28, 267–270. 31. “Türk-İslâm Kültüründe Sosyal Dayanışma ve Vakıf”, Türk Kültüründe Vakıf (Panel), Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 13 Mayıs 2004. 32. “Doğumunun 100. Yılında Sâmiha Ayverdi”, (Konferans), Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul 2 Nisan 2005 [Bu konferans, bir makale halinde de yayımlanmıştır: Sâmiha Ayverdi, Yayına Hazırlayanlar: Aysel Yüksel-Zeynep Uluant, İstanbul: Kültür Banklığı Yayınları 2005, ss. 125–140.] 33. “Kur’an ve Sâmiha Ayverdi”, (Panel), Doğumunun 100.Yılında Sâmiha Ayverdi’yi Anma Programı, Türk Kadınları Kültür Derneği Kütahya Şubesi, Kütahya 19.11.2005. 34. “Alevîlik Hakkında Bazı Düşünceler”, Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu-I- The 1st International Symposium on Bektashism and Alevism (Bildiriler-Müzakereler), 28-30 Ekim 2005 Isparta: SDÜ İlâhiyat F.Yay.,2005, (Çağrılı Bildiriler: ss.21-25, 635-37). 35. “Vakıf Medeniyeti”, Vakıf Medeniyeti ( Panel), Muğla Valiliği-Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 08 Mayıs 2006. 36. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, Doğumunun 125. Yılında Mustafa Kemâl Atatürk Uluslar arası Sempozyumu, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 15–18 Mayıs 2006. 37. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğumunun 125. Yılı, Muğla İl Müftülüğü, 6 Kasım 2006. 38. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, “21 inci Yüzyıl Başında Kemalizm; Anlaşılması ve Anlatılmasındaki Sorunlar” Sempozyumu, T.C.Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, İstanbul 08-09 Kasım 2006 ( İstanbul: Yeditepe Ü. Yayın No:51, Mayıs 2008, 45-63). 39. “Dinî Hayatımız Nereye Gidiyor?” (Konferans), Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESAV), Ankara 18 Kasım 2006. 40. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Göztepe Kampusu/İstanbul, 31 Ekim 2007. 41. “Tasavvuf ve Batı Dünyası” (Panel), Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD)-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane Başkanlığı, Bahçelievler/Ankara, 16 Şubat 2008. 42. “Modernleşme ve Gelenek” (Panel), Türk Kültür ve Sanat Derneği, İzmir, 22 Mart 2008. 43. “Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi: Ama Hangi Din?”,“Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi” Uluslararası Sempozyumu, Çukurova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, Adana, 1–2 Mayıs 2008. 44. “Laiklik”, Türk İnkılâbına Bakışlar, Panel, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 27–28 Ekim 2008. 45. “İslâm Düşüncesinde Hilâfet Meselesi”, 85. Yılında 3 Mart 1924 Tarihli Kanunlar ve Türkiye – Panel, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü-T.C.Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 3 Mart 2009. 46. “Nerede Yanlış Yaptık ya da Hangi İslâm?, Konferans, TESAV, Ankara 2 Mayıs 2009. 47. “Küreselleşme Sürecinde İslâm’ın Geleceği ve İlâhiyatçılar” (Panel), Fırat Üniversitesi IV. Kariyer Günleri, Elazığ 4-8 Mayıs 2009 (Yayına Hazırlayanlar: İsmail Akkoyunlu ve Songül Ünal, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Yıl:14, Sayı:1 Elazığ 2009, ss.1-36). 48. “Atatürk’ü Anlamak”, (Atatürk’ü Anmak ve Anlamak Paneli), Atatürk Kültür, Dil ve Tartih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul, 10 Kasım 2009. 49. “Nerde Yanlış Yaptık?” (Panel), Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları, Ankara 14 Kasım 2009. 50. “Kur’an’ın Işığında Örtünme” (Konferans), Türk Kadınları Kültür Derneği, Ankara 19 Aralık 2009. 51. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Maltepe Askerî Lisesi, Mart 2010 İzmir. 52. “Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin Türk Kültürü İçin Önemi”, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu / International Symposium of Hacı Bektaş Veli, Hitit Üniversitesi Hacı Bektaş Araştırma ve Uygulama Merkezi, 07– 09 Mayıs 2010 ÇORUM. 53. “Atatürk, Din ve Laiklik”, Doğumunun 129’uncu Yıldönümünde Asker ve Devlet Adamı ATATÜRK (Liderlik Özellikleri, Fikir ve Düşünceleri, Devrimleri) Uluslararası Paneli, Genel Kurmay Başkanlığı: Ankara 19 Mayıs 2010. 54. “Atatürkçülük Konferansları: Atatürk, Din Ve Laiklik”, Hava Eğitim Komutanlığı, İzmir 12 Ocak 2011. 55. “Kur’an’ın Işığında Kadın Hakları İle İlgili Bazı Meseleler” (Konferans), Türk Dünyası Kadınları Derneği, İzmir Şubesi, 17 Şubat 2011. 56. “Mehmed Âkif’i Anlamak” (Konferans), Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 10 Mart 2011. ÜYESİ OLDUĞU KURULUŞLAR 09.11.1989 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği. 27.12.1999 Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi aslî üyeliği. 09.10.2000 Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi aslî üyeliği. ALDIĞI ÖDÜLLER 1. Bilimde Üstün Hizmet Ödülü- İstanbul, 25 Mayıs 1996 2. Yılın Bürokratı Ödülü- Kasım 1997 /Muğla Ticaret Odası. 3. Muğla’da 2004 Yılının En İyileri Ödülü- Muğla Hamle Gazetesi, 11.03.2005 4. Üstün Hizmet Ödülü- Uluslar arası Rotary Centennial Service Award for Professional Excellence, Presented in celebration of Rotary’s centennial year – 2004–05, Marmaris 27.09.2005. YÖNETTİĞİ TEZLER 1. Sayısını hatırlayamadığı Bitirme Çalışması ve Yüksek Lisans tezi 2. 8 Doktora Tezi HAKKINDA YAYIMLANAN ARMAĞAN KİTABI Ethem Ruhi Fığlalı’ya Armağan, Haz. Ali Osman Gündoğan, Ankara: Vâdi Yayınları, 2002.

Yazar:
Ethem Ruhi Fığlalı

Son Yazılar

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026