Kategoriler: EĞİTİM-KÜLTÜR

Kültürümüzün belgeleri türküler

Geçmişten günümüze kadar gelen tarihî ve kültürel mirasları koruyup geleceğe aktarılmasını sağlamak, devletlerin görevleri arasındadır. Bu konu ile ilgili dünya devletlerinde olduğu gibi bizde de Kültür Bakanlığı kurulmuş ve kadrolar oluşturulmuştur. Atatürk’ün tarihe ve kültüre verdiği önemi bilmeyen yoktur sanırım. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kültürümüzün korunması ile ilgili çalışmalar başlatılmış; bu bağlamda müziğimizi araştırmak, türkü ve şarkıların kaybolmasını önlemek için uzman kişiler görevlendirilmiş. Bu konudaki çalışmalar kayıt altına alınmıştır. Daha sonra Türkiye Radyosu kurulmuş ve bu kanalla derleme çalışmaları yapılmıştır.

Türk halk müziğindeki derlemeler, devlet tarafından Muzaffer Sarısözen kanalıyla o zamanki şartlar içinde, Anadolu’nun her yöresi taranarak yapılmıştır. Daha sonra Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) adını almış olan kurum, müzikle ilgili çalışmalarını titizlikle yürütmüştür. Bu kuruma siyasetin bulaşması sonucu zaman içersinde liyakatsiz kişilerin görev alması ile kurum bozulmaya başlıyor. Derleme kuralları dikkate alınmadan hatta derleme yapılacak yöreye gitmeden birilerinden duyulduğu şekilde derleme çalışmaları yapılıyor. Derleme böyle yapılmaya başlayınca yörenin ağzı ve deyimlerinin anlamı da bilinmeden türkü sözleri üzerinde oynamalar oluyor. Bir Trakya türküsünü bir Vanlıdan derlemek, bir Karadeniz türküsünü bir Ispartalıdan derlemek ne kadar doğrudur!

Türküler bizi anlatır. Türküler tarihimizi anlatır. Türküler yaşanmış sevinç ve acılarımızı anlatır. Bu değerlerin kaybolmaması ve geleceğe taşınması, diğer kültür varlıklarının korunmasını üslenen kültür bakanlıklarının görevi olmalıdır. Nasıl tarihi eserler restore edilip korunuyorsa türküler de öyle titizlikle korunmalıdır. Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan müzik bölümü ve bu konuda araştırma yapan uzmanların yapacakları çalışmaların desteklenip doğru bir şekilde arşivlenme yapılması sağlanmalıdır. Halk bilimi uzmanları tarafından desteklenmesi gereken bu çalışmalarda esas görev kültür bakanlığının olmalı kanaatindeyim.

Şimdi yapılması gerekenleri anlattıktan sonra gelelim geçmişte ve günümüzde yapılan yanlışlara. Türkü derleme ve söylenmesinde geçmişte çok titiz davranan TRT’de, bu titizliğin kaybolduğunu türkü sözlerinde değişiklik yapmaktan tutun türkünün ezgisinde yapılan değişikliklere göz yumulduğunu üzülerek görmekteyiz. Artık, program yapmayı başkalarına ücret karşılığı veren ve yapılan programların doğruyu ne kadar yansıttığını incelemeyen bir yönetim var kurumda. Bir müzik aleti çalan, çaldığı hiçbir şeye benzemeyen, besteci diye adlandırılan, müzikte gürültü kirliliği yaratan kişileri bulup program yapma saçmalığı aldı yürüdü. Kültür Bakanlığı önüne gelene mahallî sanatçı belgesi veriyor. Bu mahallî sanatçı adını verdikleri insanların söylediği, kendi yörelerine ait, daha önce derlenip notaya alınmış türküleri ne derece doğru çalıp okudukları hiç denetlenmeden belgeler veriliyor. Ülke mahallî sanatçı çöplüğüne döndü.

Türkülerin sözlerini değiştirmek kimsenin yapamayacağı bir eylem olmalı. Yörelerde söylenen türküler derlenirken sözler doğru olarak kayda alınıyor ama birileri işgüzarlık yapıp sözleri değiştiriyorsa bunun denetleyeni olmalı. Kendi yöremin türkülerinden birkaç örnek vereyim.

Al Fadime’m türküsü. “Sarı gelin Gürcü müsün şu dağların burcu musun” sözleri ile başlar. Sanırım “Gürcü” kelimesinden rahatsız olmalı birilerini. “Şu dağların burcu musun kız boynumun borcu musun” olarak değiştirilmiş. Derleme kaydında ben de oradaydım ve bu sözlerin doğru okunuşuyla kaydedildiğine şahidim. Gürcü sözcüğü sarışın olanlara yörede verilen isimdir. Etnik bir unsura işaret etmez. “Evlerinin önü yoldur, yoldan geçen karakoldur” sözleri de ”…yolun sonu karakoldur” şeklinde okunuyor genelde. Anadolu’nun birçok yöresinde karakol kelimesinin jandarma için kullanıldığını bilmeyecek kadar bilgisiz kişilere sanatçı veya halkbilimci denmez. Bir de “Namazını kıl Fadime’m” sözlerini namaz belli bir kesime hitap ediyor onun yerine “ Subaşına gel Fadime’m” diye okunsun diyenler var.

Harmana Sererler Sarı Samanı türküsü. Bu türküde geçen “Hiç gitmiyor Emirdağ’ın dumanı” sözlerinde ” Emir de dağın dumanı” denmesi ne kadar abestir. Emirdağ bir dağ adı ve ilçeye de bu dağ adını vermiş.” Balıkesir içinde körük faytona bindim” türküsünde “ Balı da kesir içinde” desek, “Koy inlesin Eskişehrin damları” ndaki şehir adını “ Eski de şehrin damları” desek abes olmaz mı?

“Harmana sererler sarı samanı” türküsünü, nenemin köyü olan daha sonra on yıl öğretmenlik yaptığım köyden, öğrencilik yıllarımda aldım. Türkü, repertuarda doğru bir sekil de kayıtlı. Ben ve Pınar Halaç kardeşim de kaynak kişiyiz. Ama türkünün ezgisi değiştirilip okunmaya başladı, derlendiği şekli bozuldu. Özgünlüğünün bozulmasına engel olacak bir kurum olmalı ama yok. Bu türküye daha sonra bir de hikâye uydurdu, Konya Selçuk Üniversitesinde bir doçent.

Karahisar Kalesi türküsünün sözleri, dörtlükler yerine iki mısra olarak okunur. Repertuarda da bu böyle kaydedilmiş. ”Bir yiğidin sevdiğini el alsa-ciğeri bağrından sökülür gelir” dizeleri yok sayılmış.

“Kapıya bağladım kınalı koçu

Harmanlar kaldırdım yar senin uçu

Al bohçayı düş ardıma kaçalım

Afıyon damları hep bizim uçu” dörtlüğü çıkarılmış.

Afıyonun ortasında galesi türküsünde “Galecik’ten ayva gelir kar gelir” dizesinde geçen “kar” yerine “nar” kullanılmış ve repertuara böyle geçmiş. Kalecik, Büyük Taarruz’un başlatıldığı Kocatepe’nin eteklerinde, yüksek rakımlı bir yerleşim yeri. O yükseklikte nar ağacı yetişmez. Bu sebeple nar getirilemez. Ama buzdolabı olmadığı zamanlarda, kışın çukurlarda biriken karlar Afyon’a getirilip satılırdı. O sebeple türküde “kar” gelir denmekte.

Yukarıdaki türküler, sadece kendi yöremle ilgili birkaç örnek. Kısaca belirtmek gerekirse türkülerimize sahip çıkması gereken yukarda belirttiğim iki kurum var. Bu iki devlet kurumunun yöneticileri ve çalışanları konularında uzman kişiler değil de dayısı olanlardan seçildiği sürece kültürümüz ve türkülerimiz katledilmeye devam edilecektir. Şimdi bunun farkında olmayanlar gelecekte büyük vebal altında olacaktır.

Tez zaman da konunun uzmanlarının iş başına gelmesi dileklerimle.

 

 

 

Halil Rıfat Aydemir

Yorumları Göster

  • Yazarımızın bu mühim konudaki tespitleri pek değerli. Bu tespitlerine ek olarak, son dönemde göz ardı edilen bir başka tehlikeye de dikkat çekmek istiyorum: türkülerimizin telif hakları meselesi. Halk arasında “türkü anonimdir” zannı yaygın olsa da, günümüzde pek çok türkümüzün telif hakları, tanınmış sanatçılar ya da müzik yapım şirketleri tarafından satın alınmıştır. Sezen Aksu gibi değerli sanatçılarımız, türkülerimizin telif haklarını elde etmiş olmalarıyla sıkça anılmaktadır. Elbette, sanatçılarımızın türkülere sahip çıkmalarını, onları yorumlamalarını ve yaşatmalarını kıymetli buluyoruz. Ancak asıl tehlike, türkülerimize hayali yazarlar eklenerek, bu hayali yazarlara ödenen telif ücretleriyle, türkülerimizin gerçek sahiplik haklarının ticarileştirilmesidir. Binlerce yıllık kültürel mirasımızın, özel mülkiyete konu edilmesi, kültürel hafızamızın ticari kar amacıyla kullanılmasına yol açmaktadır.

    Bu tehlikenin en büyük boyutu ise, telif haklarını elinde bulunduranların, türküleri yaşatmak isteyen sanatçılara karşı engelleyici bir tutum takınmasıdır. Bu durumu daha önce yaşadım; Youtube kanalımda Kırım, Kerkük, Erzurum, Kars, Rumeli ve diğer bölgelerimizden pek çok türküyü yayınladım. Ancak, Sezen Aksu’nun müzik şirketi tarafından telif hakları öne sürülerek videolarım yayından kaldırıldı. Bu, türkülerimizin milletimizle buluşmasını engelleyen büyük bir tehlike yaratmaktadır.

    Bu noktada, Kültür Bakanlığı başta olmak üzere ilgili devlet kurumlarının, anonim halk ezgilerini koruyacak bir telif politikası geliştirmesi ve bu eserlerin tekrar halkın malı olarak tescillenmesi için derhal adımlar atması zaruridir.

Yazar:
Halil Rıfat Aydemir

Son Yazılar

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur 

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026

Ege’ye dikkat!

Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku

25.03.2026

Taştaki söz, bozkırdaki ruh: Atalarımın izinde bir diriliş

Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku

24.03.2026