Donald Trump ikinci defa ABD Başkanlığını deruhte ettiğinden bu yana geçen zaman zarfında ABD’nin dış politika hedeflerinin de önüne koyduğu kendi şahsî emel ve heveslerini gerçekleştirmek için Birleşmiş Milletler Yasası’nda ifadesini bulan temel ilkelere ters düşen, onları pervasızca ihlâl eden tutum ve davranışlar sergilemektedir.
Son defa Başkan Trump’ın, 3 Ocak gecesi BM üyesi Venezüella’nın başkenti Karakas’a askerî baskın harekâtı yapılması emrini vermesi ve ABD ordusunun Venezüella’nın seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı ve eşini yatak odalarından derdest edip ABD’ne kaçırması, bu yetmezmiş gibi ve duruma daha da vahamet kazandıracak şekilde bir de aynı muameleye maruz kalabilecek hedefindeki ülkeleri Kolombiya, Küba, Meksika, İran olarak zikretmesi, Grönland’a göz koyduğunu açıklamış olmakla Danimarka’nın da gündeminde olduğunu belli etmesi, sanırım uluslararası toplumu ziyadesiyle tedirgin etmiş bulunmaktadır.
ABD’nin kuruluş Konferansına ve Merkezi’ne kendisinin ev sahipliği yaptığı Birleşmiş Milletleri çiğneyen uygulamaları BM üyelerini milletlerarası barış ve güvenliğin korunması bakımından tarihî bir dönüm noktasına getirmiştir.
Bu noktada, Milletlerarası camianın üyeleri, ya ABD’nin dünyada “haydutluk”, “korsanlık”, “eşkıyalık”, “tecavüz” gibi sıfatlarla da nitelenen saldırı hareketi karşısında, ABD ve özellikle Başkan Donald Trump ile olan münasebetlerini bozmama düşüncesiyle, sessiz, hareketsiz, tepkisiz kalacaklar, hatta destek verecekler ya da ilkeli davranmayı tercih ederek Birleşmiş Milletler düzenine, dolayısıyla Devletler Hukuku ilkelerine sahip çıkarak ABD karşısında “diklenmeden dik durup” ABD’nin Venezüella’ya yaptığı askerî müdahale harekâtına karşı olduklarını göstereceklerdir.
Siyasî ve diplomatik tepkinin gecikmeksizin BM’nin çatısı altında, BM Yasası ile BM Genel Kurulu’nun ve BM Güvenlik Konseyi’nin İç Tüzük kurallarına göre gösterilmesi tabiatıyla yerinde olur.
Öncelikle durumu görüşmek üzere BM Güvenlik Konseyi (BMGK) mutlaka gecikilmeden toplantıya çağrılmalıdır. Bunu BMGK’nin veya BM’nin herhangi bir üyesi sağlayabilir. Nasıl olsa hazırlanacak karar tasarısını ABD ve onun yandaşı bir üye reddeder düşüncesine yer verilmemelidir.
Çok sayıda ortak sunucuyla BMGK’ne bir karar tasarısı sunulmalıdır.
Oylamada ABD (ve İngiltere ile Fransa) “veto” ederse o zaman ABD’nin Venezüella’ya “tecavüzünün” yarattığı durumun görüşülmesi ve karar alınması için BM Genel Kurul’un 3 Kasım 1950’de kabul ettiği 377A(V) sayılı “Barış İçin Birleşme” kararı uyarınca, 24 saat içinde “âcil özel oturum” talebi yapılmalıdır.
BM Genel Kurulu’nun Âcil Özel Oturumuna çok sayıda BM üyesinin ortak sunucu olduğu bir karar tasarısı sunulmalıdır.
Güdülen amaç BM Yasası’na dayalı milletlerarası barış ve güvenlik düzenine küresel ölçekte BM’nin önemli bir çoğunluğunun sahip çıktığını göstermek olmalıdır.
Bu toplantıda yapılacak konuşmalarda, diğer hususlar meyanında, ABD’nin son saldırısının ertesinde yapılan Güvenlik Konseyi toplantısının da tek başına bir daimî üyenin, hem de bağımsız ve egemen bir BM üyesi devletin bağımsızlığını ve egemenliğini pervasızca ihlâl eden bir daimî üyenin, “tecavüz” karşısında BMGK’ni hareketsiz kılabildiği olgusuna da işaret edilerek, BM reformunun daha da müstacel hâle geldiği vurgulanmalıdır.
ABD’nin Venezüella’ya “tecavüzü” karşısında milletlerarası camia sessiz ve hareketsiz kalırsa böyle yapan devletler bir gün “tecavüze” uğrama sırasının kendilerine de gelebileceğini hesap etmelidirler.
Hâlen BMGK’nin 5 Daimî üyesinin yanında üye olan 10 seçimli üye Devletler şunlardır: Bahreyn, Kolombiya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Danimarka, Yunanistan, Letonya, Liberya, Pakistan, Panama ve Somali.
Görüleceği üzere üyeler arasında Kolombiya, Danimarka ve Panama’nın ve hattâ Somali’nin de bulunması konjonktür itibariyle ilginç bir tesadüftür.
Hatırlanacaktır: 1950 Haziran ayında Kore’de savaş başlayınca ve birkaç ay sonra 5500 askerden oluşan kahraman Türk Tugayı da komünizme karşı mücadelede BM Barış Kuvvetleri saflarında yer alınca ve Çin kuvvetlerince kuşatılan Amerikan 7. Tümeni’ni imhadan kurtarınca “Katibim şarkısı” güftesi İngilizce’ye de çevrilerek çok meşhur olmuştu.
Bugün milletlerarası camia ABD’nin, daha doğrusu Başkan Donald Trump’ın dünyaya kendi düzenini kabul ettirme dayatmalarına kayıtsız kalırsa, Trump yakında güftesi ünlü şairimiz Ümit Yaşar Oğuzcan’a, bestesi rast makamında Rüştü Şardağ’a ait “Bu kadar yürekten çağırma beni / Bir gece ansızın gelebilirim” şarkımızı, İngilizce aranjmanıyla dünyada meşhur edebilir.
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku
Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku
Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku
Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku
Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku
Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku