Nesib Nesibli: Azerbaycan’ın Çağdaş Meseleleri

23 Temmuz 1908 İkinci Meşrutiyet’in ilânı, Türkiye Türkleri için olduğu kadar Rusya mahkûmu Türkler için de önemli bir dönüm noktası olmuştur. Rusya’da Türklerin milli uyanışına imkân veren 1905 Devrimi’nin yarattığı özgürlükçü iklimin, yerini giderek istibdata bırakması karşısında, Osmanlı Türklerinin bu dönemde hürriyet düşüncesine yönelmeleri, Rus Çarlığı baskısından kaçan bir yığın aydının Türkiye’ye gelmesini sağlamış, bu aydınlar, fikirlerini Türkiye’de yayma fırsatı yakalamıştır. Bu durum, İkinci Meşrutiyetin fikir hayatının Türkçü aydınlanma yönünde gelişmesine de olumlu yönde tesir etmiştir. Aralarında Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzâde Ali Bey’in de bulunduğu bu aydınlar zümresi, Türk Ocakları ve Türk Yurdu başta olmak üzere devrin fikir ve kültür hayatında kalıcı izler bırakmışlardır. 

Türk Aydınları ve Türkiye

Özellikle Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kader birliği bu şekilde kurulmuştur. Trablusgarp, Balkan ve 1. Dünya savaşları yıllarında büyük özverili hizmetlerine tanık olduğumuz bu aydınlar, 1917 Şubat ve Ekim devrimleri ardından hem Azerbaycan’da hem de Türkiye’de faaliyetlerini artırmışlardır. Bunlardan başka 1918 Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin de kurucuları olarak da etkin görevler almışlardır. Büyük umutlar vaat eden kısa süren bu dönemin ardından, Türkiye ve Azerbaycan başta olmak üzere bütün Türk dünyası zor bir sürecin içine girmiştir. 28 Mayıs 1920’de Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’ı işgali ve Millî Hükümet’in düşmesi ardından, Mehmet Emin Resulzâde, Mirza Bala gibi aralarında Azerbaycan Millî Hareketi’nin öncü isimlerinin yolu yine Türkiye’ye düşmüştür. Ağaoğlu başta olmak üzere Türkiye’yi kendi vatanları bilen Türk dünyasından gelen bu gönüllüler ordusu Millî Mücadele ve devamında Cumhuriyet Türkiye’sinin kuruluşunda değerli katkılarını sunmaktan da çekinmemişlerdir. 

20. yüzyılın başında yaşanan bu döneme benzeyen şartlar, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra âdeta yeniden deneyimlenmiştir. Türk dünyasının ortaya çıkmasını temin eden bu yeni dönem, bizim de içinde bulunduğumuz geniş bir kesimde büyük heyecanlar doğurmuş, Türkiye’nin bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri ile yakın ve sürekli ilişkisinin önünü açmıştır. Bu süreçte aynı 20. yüzyılın başında olduğu gibi Türk dünyası ve Azerbaycan’dan Türkiye’ye yoğun bir akış olmuştur. Ancak bu dönem gelenler ile ilk gelenler karşılaştırıldığında bazı farklılıklar da kendini göstermektedir. İlk dönemin temsilcileri, sayıca daha az olmakla birlikte, her biri iyi eğitilmiş, donanımlı mütefekkir, sanatçı, âlim, edebiyatçı ve yazarlardan oluşan seçkin bir zümreyi teşkil ediyordu. Oysa bu yeni dönemde çevremizde çok sayıda Azerbaycan ve Türk dünyasından gelen aydınla karşılaşmış olmamıza karşın bunların pek azı ilk kuşak aydınların seviyesinde bir görünüme sahiptiler.

Örnek Bir Türk Aydını, Nesibli Hoca

İşte Prof. Dr. Nesib Nesibli Hoca bu dönem aydınlar içerisinde ilk kuşak aydınların takipçisi olarak temayüz etmiş, birikimi ve donanımı ile hemen dikkat çeken bir isim olmuştur. O, Elçibey’in en yakınında siyasi mücadele içinde yer almış her şeyden önce kararlı bir Türkçüdür. Sonra Azerbaycan’ı İran’da büyükelçi olarak temsil etmiş başarılı bir devlet adamıdır. Ayrıca o, iyi derecede Rusça, İngilizce ve Farsça bilen, tarih, siyaset bilimi, Türkoloji başta olmak üzere sosyal bilimlerin geniş bir sahasında uzmanlaşmış yetkin bir bilim adamı, ülke ve dünya meselelerini yakından takip eden donanımlı bir aydın olarak Türkiye’de hemen saygın bir yer edinmiştir.  

Nesibli hocanın daha önceki yılarda da geldiği Türkiye’ye son gelişinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak görev alması, bizler için büyük bir fırsat olmakla birlikte onun için de faal ve verimli bir dönem geçirmesine imkân vermiştir. Hoca bu dönemde, aynı yukarıda adları zikredilen Azerbaycan’ın büyük aydınları Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali Bey, Mehmet Emin Resulzade, Mirza Bala gibi ilmi ve fikri faaliyetlerini değerli pek çok kitap ve makale ile kalıcı hale getirmesini de bilmiştir. Bunlardan biri olan elinizdeki kitap, hocanın konferansları, makalelerinin derlemesinden oluşan değerli bir seçkidir. Azerbaycan’ın Çağdaş Meseleleri adını verdiği son çalışması, özelde kendi ata yurdunun meselelerine odaklanmış gibi görünse de genelde bütün Türk dünyasının meselelerine aynı anda eğilip çözümler üreten bir çalışmadır. Yazar bir yandan bunu başarırken diğer yandan da dış dünya ve Türkiye tecrübesi ve yoğun tarih çalışmalarının olumlu katkısını bu eserine fazlasıyla yansıtmaktadır. Bu çalışmanda başta Karabağ sorunu, tarih, dil ve kimlik meseleleri olmak üzere, Türk dünyasının geleceği gibi en öncelik verdiği temel konuları da ele almaktadır. Bu yönüyle eser aynı zamanda kapsamlı ilim ve fikir çalışmalarının bir hasılasını da teşkil etmektedir. Üstelik bunu yaparken, kullandığı dil ve üslubunu, ortak Türkçeye zemin hazırlayacak, lezzetli bir anlatıma kavuşturmayı da başarmaktadır. 

Her anı milli meseleler adanmış, Türk milletinin aydınlık geleceğine içten inanmış bir vatansever, fedakâr ve kararlı bir dava adamı, hoş görülü, iyiliksever bir Türkçü olarak tanıdığımız Nesib Nesibli hocanın bu eseri, selefleri gibi kendisinin de Türk düşünce hayatında kalıcı izler bırakacağına inancım tamdır. Bu vesile ile ifade etmek isterim ki Nesibli hoca ile hem aynı fakültede meslektaşlık yapmak, hem de Milli düşünce Merkezi ve diğer milli kuruluşlarda birlikte mesai sarf etmek de benim bahtiyarlığım ve ayrıcalığım olmuştur. 

  

Abdullah Gündoğdu

1967 Osmancık/ Çorum doğumlu olan Abdullah Gündoğdu, ilk, orta ve lise tahsilini burada tamamladı. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı’ndan 1986 yılında mezun oldu. 1989 yılında A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih (Genel Türk Tarihi) Anabilim Dalı, yüksek lisans programını tamamlamıştır. 1995 yılında ise aynı enstitüde “Hive Hanlığı Tarihi (Yadigâr Şibanileri Devri: 1512-1740)” adlı tezi ile de doktor unvanını almıştır. 1987- 1998 yılları arasında A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak göreve başlamıştır. 1998’de aynı ana bilim dalında Yrd. Doçentliğe, 25 Ocak 2001’den itibaren Doçentliğe yükselmiştir. 12 Şubat 2008 tarihinde Profesörlüğe atanmıştır. Askerlik hizmetini 1995- 96 yıllarında 247. Dönem olarak yapan Abdullah Gündoğdu, evli ve iki çocuk babasıdır. İngilizce, Rusça ve Farsça yanında Çağdaş Türk dillerini bilmektedir. 1992 yılında Özbekistan Fergana Devlet Üniversitesi’nde araştırma ve inceleme, 2001-2002 öğretim yılında TİKA adına, Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti, Kazan Devlet Üniversitesi Doğu Dilleri ve Türkoloji Bölümlerinde, 2003-2004 Öğretim yılında da Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Uluslararası Türk- Kazak Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2010- 2012 yılları arasında Kırgızistan- Türkiye Manas Üniversitesi’nde öğretim üyesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, üniversite senato ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Yurtiçi ve Yurtdışında çok sayıda kongre, sempozyum ve bilimsel toplantılara katıldı.

Yazar:
Abdullah Gündoğdu

Son Yazılar

Eğitim ve etnik ayrımcılık

Eğitimde yalnızca teorik bilgileri kazandırmak kâfi değildir; kafa kadar kalbi, zihin kadar da vicdanı eğitmek… Devamını Oku

08.06.2026

Çocuk katili çocuklar ve eğitim:Sorunlar

Eğitimde adalet olmadan iyilik olmaz, iyilik olmadan huzur ve başarı olamaz. Adaletin nasıl işlediğini anlayabilmenin… Devamını Oku

03.06.2026

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku

19.05.2026

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026