Güney Kore son 40 yıl içinde büyük bir gelişme gösteren bir ülke. İstikrarlı olarak ekonomik büyümesini devam ettiriyor. Son yıllarda ise sinema, dizi filimler ve pop müzik sanayi ile dünya üzerinde yumuşak gücünü de günden güne artırıyor. Son yapılan araştırmalar Güney Kore’nin bu alanda kazandığı başarının onun imajı ve bu sayede Güney Kore ekonomisi üzerinde çok olumlu etkisinin olduğunu gösteriyor. Bir çok ülkeden öğrenciler üniversite eğitimi için Güney Kore’yi tercih etmeye başladı. Bunda en önemli etkenlerden birisi de Güney Kore’nin dünyada gittikçe gelişmekte olan olumlu imajı ve yumuşak gücü diyebiliriz.[1] Türkiye’nin Güney Kore tecrübesinden istifade edebileceği pek çok konu var. İmkanları çok kısıtlı olan bir ülke olan Güney Kore’nin pek çok alanda yaptıkları takdire şayan.
1980 yılında ekonomik olarak Güney Kore’nin önünde olan Türkiye’nin zaman içinde geride kaldığını ve zaman ilerledikçe Güney Kore’nin millî gelir olarak Türkiye’nin yaklaşık iki katına yaklaştığını görüyoruz. Güney Kore, Türkiye ve gelişmekte olan pek çok ülke tarafından ekonomik olarak çok iyi analiz edilmesi gereken bir ülke. Türkiye’nin son kırk yılda neleri yanlış yapıp, atması gereken hangi adımları atmadığının tespiti elbette çok önemli. Kore örneği bu açıdan ilham verici olabilir. Elbette eğitim, yüksek teknoloji ve doğru alanlara yatırım ekonomik olarak başta gelen konulardan.[2] Ekonomik kalkınma daha önceden atılmış doğru adımların sonucu ve bir nevi ödülü. Fakat bu yazı ekonomi ile ilgili değil.
Bu iki ünlü tarihî şahsiyetin heykeli Güney Kore’nin başkenti Seul’deki Gwanghwamun Meydanında bulunuyor. Bu meydan tarihî Gyeongbokgung Sarayının önündedir. Seul’e gelen turistlerin en fazla ziyaret ettikleri bölgelerin başında geliyor. Bu iki heykelin bulunduğu meydanın altındaki müzede ise bu iki önemli şahsiyetin tarihî rolleri ile ve genel Kore tarihi ile ilgili canlandırmalar ve semboller görülebilir. Fakat dikkat çekici bir hussus müzenin girişinde Dokdo (Takeşima (Japonca), Liancourt Rocks) adası ile ilgili coğrafi, kültürel ve siyasi bilgilerin olmasıdır. Bu ada yaklaşık olarak Kore ile Japonya’nın ortasında bulunmaktadır. İki küçük adacık ve 35 kadar kaya parçasından oluşan Dokdo adasının alanı oldukça küçüktür. Büyüklüğü yaklaşık olarak 47 dönüm kadardır. Kore ve Japonya arasında tartışmalı bir bölge olan bu adanın tarihî geçmişine bu yazının amacını, boyutunu aştığı ve Türkiye açısından dost ve müttefik olan iki ülkenin arasındaki önemli bir mesele olduğu için burada girmiyoruz. Dikkat çekmek istediğim konu Güney Kore’nin ada üzerindeki haklarını savunmak için uluslararası platformda yaptığı faaliyetler ve gösterdiği çabadır. Ada 1910-1945 yılları boyunca Kore’de devam eden Japon egemenliğinin İkinci Dünya Savaşı sonunda bitmesinden beri Güney Kore’nin hakimiyetinde bulunuyor. Müzede bu adayla ilgili önemli bir yerin daha girişte ayrılmış olmasından bu adanın Güney Kore’nin millî bir davası olduğu hemen anlaşılıyor. Kore tarihi ile ilgili iki önemli şahsiyet için yapılmış olan bu müzeye girdiğinizde önce bu adadan haberdar oluyorsunuz.
Güney Kore bu adayla ilgili kendi bakış açısını sadece müzede vermekle yetinmeyip bunu her alanda savunmayı sürdüren bir ülke. ABD başkanı Trump’ın Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirdiği Doğu Asya seyahatinin Güney Kore ayağında kendisine verilen yemekte Dokdo adası yakınlarında tutulmuş deniz ürünlerinin verilmesi ve kullanılan diğer semboller tartışma yaratmıştı.[5] Kore’nin hem millî menfaatleri hem de tarihî olarak haklılığına inandığı bir davası var ve bu davayı Kuzey Kore ve diğer hasım devletlere karşı müttefiki olan Japonya’ya karşı olsa bile savunmaya devam ediyor. Şubat 2018’de Güney Kore’nin Pyeongçang şehrine yapılan kış olimpiyatlarında Kuzey Kore ve Güney Kore kafilesi birlikte yürürken taşıdıkları birleşik Kore haritasında Dokdo adası olimpiyatlara siyaset sokmamak için gösterilmemişti.[6] Belki de iki Kore’nin birlikte taşıyacakları bayrakta Dokdo adasının gösterilip gösterilmeyeceğinin tartışma konusu olması bile Güney Kore için yeterliydi.
Meselenin bize en fazla hitabeden yanı ise ülkelerin hayati menfaatlerini korumak için sürekli ödün vermeden mücadeleye devam ettikleri gerçeğidir. Tabiat elbette boşluk kabul etmez. Çalışmayı ve mücadeleyi bıraktığımız an millî davalarımızda da geriliyoruz demektir. Ülkelerin iddialarını devam ettirmeleri ve meşruiyetlerini değişik yöntemlerle dünya kamuouyuna duyurmaları bu mücadelenin bir parçasıdır. Yunanistan ile aramızda devam eden 18 ada meselesinde Türkiye şu an fiili bir müdahalede bulunmasa bile en azından iç ve dünya kamuoyuna yönelik bu adaların Türkiye’ye ait olduğu ve Türkiye’nin haklarından vazgeçmediği ve vazgeçmeyeceği mesajının verilmesinin oldukça önemli olduğu Güney Kore ve Japonya örneğinde olduğu gibi bir defa daha bütün çıplaklığı ile görülmektedir.
[1] http://www.scmp.com/culture/music/article/2141651/k-pops-global-popularity-draws-foreign-students-south-korea
[2] Emin Çapa’nın Türkiye ve Kore ekonomilerinin karşılaştırmalı gelişimine dair analizi için bkz: https://www.youtube.com/watch?v=Jnh18ufvPS8
[3] http://www.newworldencyclopedia.org/entry/King_Sejong
[4] Bu konuda 2014 yılında gösterime giren Myeong-ryang (The Admiral: Roaring Currents) isimli filmin fragmanı için bkz: https://www.youtube.com/watch?v=7PBIHkKi0wM
[5] https://www.telegraph.co.uk/news/2017/11/07/politics-menu-seoul-donald-trump-dines-shrimp-disputed-waters/
[6] http://www.koreaherald.com/view.php?ud=20180206000770
[7] https://www.theguardian.com/world/2018/apr/25/south-korea-japan-north-korea-dessert-islands-mango-mousse, http://www.koreatimes.co.kr/www/nation/2018/04/731_247878.html
[8] https://www.koreatimes.co.kr/www/nation/2018/04/731_247868.html
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku
Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku
Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku