Türkiye İçin Nükleer Enerjide Önerilen Etkin Bir Organizasyon Modeli
Atom Enerjisi Komisyonu, 1956 yılında 6821 sayılı yasa ile Başbakanlığa bağlı olarak Ankara’da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı yasa ile Başbakana bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, 1956 ve 2022 yılları arasında faaliyet gösteren, Türkiye’nin radyasyon ve nükleer enerji politikalarına yön vermek üzere kurulmuş kurumdur. Günümüzde yerini TENMAK’a bırakmıştır.
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, 28 Mart 2020 tarihli 31082 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kapatılmış olup görev ve yetkileri Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’na (TENMAK) devredilmiştir. (Vikipedi)
Türkiye’nin nükleer enerji alanında başarılı, güvenli ve sürdürülebilir bir yol haritası izleyebilmesi için stratejik, kurumsal ve teknik olarak entegre bir organizasyon yapısına ihtiyaç vardır. Aşağıda bu organizasyonun nasıl olması gerektiğine dair bir organizasyon önerisi sunulmuştur:
1. Ulusal Nükleer Enerji Kurumu (UNEK) – Çatı Kurum
Kuruluş: Özerk, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı, anayasal güvence altına alınmış bir yapıda olmalıdır.
Görevleri:
Nükleer enerji stratejisini belirlemek.
Lisanslama ve denetim standartlarını koymak.
Uluslararası nükleer rejimlerle (IAEA, EURATOM, vb.) ilişkileri yürütmek.
Nükleer güvenlik ve atık yönetimi politikalarını oluşturmak.
Alt birimler:
Nükleer Güvenlik Dairesi
Nükleer Teknoloji Geliştirme ve AR-GE Dairesi
İnsan Kaynağı ve Eğitim Koordinasyon Birimi
Atık ve Söküm Yönetimi Dairesi
2. Türk Nükleer Teknoloji A.Ş. (TÜRNÜK)
Yapı: Kamu iştiraki olan, BOTAŞ ve TPAO benzeri bir yapı.
Görevleri:
Nükleer santrallerin kurulumu, işletilmesi ve bakımı.
Yerli teknoloji geliştirme projeleri yürütmek.
Uluslararası teknoloji transferlerini koordine etmek (ör. Rusya, Çin, Fransa ile ortaklıklar).
Küçük modüler reaktörler (SMR) ve nükleer yakıt döngüsü projelerine yatırım yapmak.
3. Nükleer Denetim ve Güvenlik Ajansı (NDGA)
Yapı: UNEK’ten bağımsız, parlamentoya karşı sorumlu bir düzenleyici kurum.
Görevleri:
Santral projeleri için lisanslama ve ruhsatlandırma.
İşletme izni, atık yönetimi, söküm izinleri.
Nükleer kazalara karşı risk değerlendirmesi.
Bağımsız denetim ve raporlama.
4. Nükleer Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi (NEARGEM)
Yapı: YÖK koordinasyonunda, üniversitelerle ve TÜBİTAK ile bağlantılı.
Görevleri:
Mühendis, fizikçi ve teknik personel eğitimi.
Yerli nükleer reaktör tasarımları için AR-GE faaliyetleri.
Uluslararası değişim programları ve iş birlikleri (ör. Fransa’daki INSTN gibi modellerle).
5. Bölgesel Nükleer Müdahale ve Kriz Yönetim Merkezleri
Yapı: AFAD ve Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda.
Görevleri:
Nükleer kaza veya sızıntı halinde anında müdahale.
Bölgesel tatbikat ve simülasyonlar.
Halkı bilgilendirme ve radyolojik izleme.
6. Sivil toplum ve Şeffaflık Mekanizması
Yapı: UNEK’e bağlı, halkla ilişkiler ve çevre-enerji STK’larıyla etkileşimde bulunan daimî bir platform.
Görevleri:
Tüm nükleer projelerde çevresel etki değerlendirmesine (ÇED) sivil katılım sağlamak.
Halkı bilgilendirme ve rıza süreçlerine katılım.
7. Yasal Altyapı ve Stratejik Belgeler
Ulusal Nükleer Enerji Kanunu çıkarılmalı (mevcut dağınık mevzuat birleştirilmeli).
Nükleer Enerji Strateji Belgesi (2025–2045) hazırlanmalı.
Atık Yönetimi Master Planı oluşturulmalı.
Ulusal Nükleer Kaza Senaryosu ve Tatbikat Planı yıllık olarak güncellenmeli.
Sonuç
Türkiye’nin nükleer enerji alanında güçlü bir organizasyona gitmesi için:
Özerklik,
Kurumsal netlik,
Güvenlik önceliği,
Yerli teknoloji odaklılık
temel ilkeler olmalıdır.
Bu çerçevede oluşturulacak yapı, sadece elektrik üretimini değil, Türkiye’nin jeopolitik enerji bağımsızlığı, teknoloji transferi kapasitesi ve uluslararası güvenlik standartlarına uyumunu da sağlayacaktır. (Adı üzerinde bu tamamen üzerinde tartışılması gereken bir öneridir. Fazla organ ortaya koymak da günümüz için uygun olmayabilir).
SON SÖZ
Burada verilen bilgiler internet ve herkese açık kaynaklar ve 1981-82 yıllarında Hollanda’da Çevre Mühendisliğinde master yaparken edindiğim bilgiler ve teknik gezide gördüklerimden ibarettir. Gizli bilgi yoktur.
ABD destekli İsrail’in suikastlarından ve yaptığı noktasal bombalamalardan istihbaratın ve teknolojinin ne kadar önemli olduğu herkesçe daha iyi anlaşılmıştır. Ülkelerin rejimleri teknolojiye sahip olmalarında en etkili ortamdır.
Nükleer sızıntılar, nükleer bombalar ve suikastlar meydana geldiği ülke haricinde komşu ülkeler, hatta dünyadaki bütün diğer ülkeler için de kısa ve uzun süreli olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
İleri gitmiş ülkeler nükleer bomba, kimyasal ve biyolojik silah yapma hakkını kendilerinde görmektedirler. Başka ülkelerin sahip olmalarına engel olmaktadırlar. Bugün bir Trump, bir Putin, bir Netanyahu diğer ülkelerin yöneticilerinden çok daha tehlikeli ve ruhi dengeleri bozuktur. Çin’de bir virüs geliştirilirken dünyaya yayıldı. Covid- Korona milyonlarca insan yaşamını yitirdi. Bunun hesabı sorulmadı bile. Kimyasal silah var diyerek Irak işgal edildi. Milyondan fazla Müslüman öldürüldü, sonunda yanılmışız kimyasal silah yokmuş denildi. Bir ülke parçalandı. Dünyada maalesef haklının değil, güçlünün hukuku geçerlidir.
Bu çalışmayı bizim yetkili, görevde olan insanlarımız da incelesin, belki faydası olur düşüncesindeyim. Bugünlerde çevremizdeki olaylar iyi incelenmelidir. Gerekli dersler çıkarılmalı ve gelecek planlarımız ona göre yapılmalıdır. Şurası unutulmamalıdır ki, başkasının olumlu veya olumsuz tecrübelerinden faydalanmak en ucuz öğrenme yoludur. Nükleer santralların yeri çok isabetli seçilmelidir. Bana göre Mersin yanlış bir yer… İğneada doğru bir seçim olur. Bir başka yer daha gerekli görülürse, Saroz körfezine, yani Yunanistan sınırına yakın bir yer düşünülmelidir. Nükleer santrallardan bir tanesi muhakkak CANDU tipi seçilmelidir. Nükleer tesislerimizin yer seçimlerinin stratejik önemi vardır. Nükleer enerji konusunda uzmanlaşmış elemanları yetiştirmeliyiz.
Nükleer enerji konusunda yeni bir yapılanmaya gidilmelidir. Bu organizasyon yapısı ile ilgili önerimiz çalışmanın içinde detaylı olarak açıklanmıştır. Bu çalışmada öneriler belirtilmiştir. Elbette konuya bizimle kıyaslanmayacak kadar ileri düzeyde vâkıf uzmanlarımız vardır. Biz de bilgi birikimimizi ve tecrübelerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Eleman yetiştirilmesine önem verilmelidir. Savaşlarda harap olmuş bazı ülkelerin kısa sürede toparlanıp ileri gitmeleri bilgi birikimlerinin olması ve bu konularda yeterli uzman varlıklarıdır.
Her konuda olduğu gibi nükleer enerji konusunda da gerçekçi ve geleceğe dönük millî politikalarımızın ve takip edilecek yol haritamızın sağlıklı bir şekilde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır
Ülkemizde, diğer Türk Cumhuriyetleri ve yakın olan ülkelerle kurulan birliktelikler süratle daha ileri noktalara taşınmalıdır. Bulunduğumuz bölgenin ve dünyanın en önemli güç odağı haline gelinmelidir. Bu hususta “Türk Dünyası Konusunda Neler Yapılmalıdır” başlıklı çalışmamın incelenmesi tavsiye olunur.
Ülkemizde kutuplaşmaya son verilmeli, hukukun üstünlüğü sağlanmalı, adalet vesayet altından kurtarılmalı, özgürlükler kısıtlanmamalı, eğitim modern bilimin ışığında yapılmalı, ideolojik değil ülkemizin ana dış politikasından sapmadan dış politika yürütülmeli, ekonomik durum düzeltilmeli, sanayileşmeye hız verilmeli, beyin gücümüze sahip çıkılmalı, kısaca güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçilmelidir.
Ülkemizde ne kadar olduğu dahi tartışma konusu olan göçmenlerin- sığınmacıların durumlarına süratle çözüm bulunmalıdır. Bunların aynı zamanda istihbarat zafiyetine sebep oldukları anlaşılmıştır.
Bu çalışma tamamlandığında İsrail’in İran’a, ABD ve bazı batı ülkeleri destekli saldırıları bütün şiddetiyle devam etmekteydi. Ülkemizde sorumluluk taşıyan herkes etrafımızdaki gelişmeleri çok iyi anlayıp gerekli dersleri çıkarmalıdır.
Bu çalışmada İran konusu bazılarına göre gereksiz detay gözükebilir. Türkiye tarih boyunca İran’la genellikle dost ve komşuluk ilişkilerinde tutarlı davranmıştır. Ama gizli bir rekabet havası devamlı kendini göstermiştir. Komşularımız ile iyi ilişkilerimizi güven esasına göre sürdürmeliyiz. İran’daki geçmişten ve bugündeki gelişmelerden ders çıkarmalıyız.
Bu yapılan çalışmanın ilgi duyanlara faydalı olması dileğiyle.
Dr. Mustafa KORÇAK
17.06.2025.
FAYDALANILAN KAYNAKLAR
Yukarıda sunulan bilgiler, başlıca uluslararası bilimsel kaynaklara, resmî kurum raporlarına ve nükleer enerji uzmanlığı literatürüne dayanmaktadır:
Uluslararası Kurum ve Örgüt Raporları
IAEA – International Atomic Energy Agency (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı)
“Radiological Consequences of the Chernobyl Accident”
“Fukushima Daiichi Accident Report”
“Fundamentals of the Safety of Nuclear Installations”
G. Mettler, C. Wiestler, F. Cardis, D. Shore, Medical Consequences of Nuclear Accidents, The Lancet Oncology (Çernobil ve Fukushima kazalarının medikal etkileri).
J. D. Walker, Principles of Radiation Biology and Radiation Protection, (Radyasyonun biyolojik etkileri üzerine temel ders kitabı).
I. Kawamura et al., Radiocesium Transfer in Agricultural Systems Following the Fukushima Accident, Journal of Environmental Radioactivity.
B. Bennett et al., Health effects due to radiation from the Chernobyl accident, Radiat Environ Biophys.
Prof. Dr. Engin Arık, “Türkiye’nin Toryum Gerçeği”, Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Fizik Bölümü Sunumları
Murat Türkeş, “İklim ve Coğrafyanın Nükleer Enerji Üzerindeki Etkisi”, Çevre Bilimleri Dergisi
Nuclear Engineering and Design Journal
Çeşitli makaleler: Thorium-fueled CANDU reactors, U-233 proliferation risks, Heavy water reactor technology
Annals of Nuclear Energy, Elsevier
Makaleler: Neutronic analysis of Th-U fuel in PHWRs, MSR vs. CANDU fuel cycles
Teknik Kılavuzlar ve Rehberler
US NRC – United States Nuclear Regulatory Commission