Tarımsal pazarlama, tarımsal ürünün üreticiden tüketiciye ulaştırılmasına kadar olan aşamaların tümünü içine alan bir sistem olarak adlandırılabilir. Buna göre tarımsal pazarlama, tarımsal ürünlerin üretimi kararından başlayıp, işleme ve nihai tüketiciye ulaştırılmasını da kapsayan bir sistem olarak tanımlanabilir.
Pazarlama kanalları, bir ürünün pazarında yer alan üretici ve aracıların yanısıra genel ekonomik yapı açısından da oldukça önemlidir. Tarım kesiminde faaliyet gösteren üreticiler genellikle pazarlama imkânları kısıtlı olan küçük işletmelerdir. Pazarlama kanallarının etkinliği sayesinde bu kısıtlı imkânlar ortadan kalkabilmekte, üreticiler yerel pazarlar dışındaki pazarlara ulaşabilmektedir.
Ülkemizde tarımsal ürünlerin pazarlama sistemi üründen ürüne farklılık göstermektedir. Kamu kuruluşları ve kooperatifler kimi ürünlerin pazarlama kanallarında yer alırken, sistem genellikle özel sektör ağırlıklı işlemektedir. Genelde kooperatiflerin, belli ürünler dışında ürün pazarlamasında ağırlıkları bulunmamaktadır.
Prof. Dr. Bülent Gülçubuk; “Dünyanın önemli gündem maddelerinden ve de kaygılarından olan iklim değişiklikleri nedeniyle (don, dolu, kuraklık vd.) üretimde azalmalar her yerde var ama çiftçi yine de beklediğini kazanamıyor veya ortaya çıkan kazançtan, değerden hakkı olan payı alamıyor. Çiftçi kazanamıyorsa birleri daha çok kazanıyordur peki kim? Pazarda yer bulamayan çiftçiler yani, pazarlama zincirinin halkalarında yer alamayan çiftçi kazanamıyor ve fiyat artışlarında da sorumluluğu bulunmuyor. Çiftçi dışındakiler yani; marketler, toptancılar, aracılar, spekülatörler, toptancı hallerine rahat girip-çıkanlar, bunlar daha çok kazanıyorlardır. Çünkü ürün işleme, stoklama, bekletme küçük-orta ölçekli çiftçinin gösterebileceği davranışlar değildir.” dedi.
Avrupa Birliği’nde kooperatifler ve birlikler pazarlamada bazı sektörlerde %100’lere varan oranlarda rol aldığını belirten Gülçubuk, “Ülkemizde ürüne göre ve yıldan yıla değişmekle birlikte pazarlamada Tarım Satış Kooperatiflerinin payı pamukta %45-50, zeytinyağında %2-4, şekerpancarında %30-40, incirde yaklaşık %30 olup, kooperatif ve birliklerin yaş meyve ve sebze ile hayvansal ürünlerde işlevlerinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Tarımda kaynakların sınırlı olması, her an risk taşıyan doğal koşullara bağımlı olması, pazarlama alt yapısındaki eksiklikler ve arz ile talebin her zaman örtüşmemesinden kaynaklanan fiyat dalgalanmaları çiftçinin örgütlenmesini zorunlu kılmasıdır. Örgütlenme olmadığında hangi koşul ve ortam olursa olsun çiftçi kazanmakta zorluklar çekecektir. Başta kooperatifler olmak üzere çiftçi örgütlerinin pazarlama zincirinde olmaması, olsa da yetersiz kalması, temsil gücünün zayıflığı, baskı grubu oluşturamaması, girdileri ucuza mal edememesi çiftçinin kazancını doğrudan etkilemektedir.” şeklinde olayı özetlemektedir (Gülçubuk, 2014).
Karahan (2017), Türk Tarımına Genel Bir Bakış konulu raporda; ülkemizde kooperatiflerin, ürün pazarlamasında ağırlıklarının fazla olmadığını rapor etmekte ve pazarlama organizasyonunun iyileştirilmesinde sözleşmeli üretimin de katkılarının küçümsenmemesi ve tarım sektöründe sözleşmeli üretimin özendirilmesi gerektiğini aktarmaktadır.
Türkiye’de tarımsal yapıdaki bozukluklar, tarımsal ürünlerin pazarlama organizasyonuna da yansımakta ve genellikle çok sayıda aracının yer aldığı uzun pazarlama kanalları ile pazarlama hizmetlerinin yetersiz yerine getirildiği, yüksek pazarlama marjlarının görüldüğü bir pazarlama sistemi ortaya çıkmaktadır. Bazı alanlardaki yasal yetersizlikler veya yasal altyapının varlığına rağmen bunların uygulanmasındaki yetersizlikler de etkin işlemeyen pazarlama organizasyonuna zemin oluşturmaktadır. Ticaret borsaları bu konuda örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca standardizasyon, ambalajlama, etiketleme, kalite yönetim sistemleri ve HACCP gibi konularda bilgi yetersizliği, yasal altyapı ve uygulamalardan kaynaklanan önemli sorunlar bulunmaktadır. Gelecekte gerek yurtiçi ve gerekse dış pazarlarda rekabet dezavantajı yaratmamak için ilgili tüm kişi, kurum ve kuruluşların ivedilikle ortak çaba göstermeleri gerekmektedir (Emeksiz ve ark., 2007).
Gökkür (2016); küreselleşen dünya, doğal afetler, tarım ürünlerinin taşınmasında, depolanmasında, pazarlanma aşamasında karşılaşılan zorluklar ve özellikle ürünlerin kayıt dışı yollarla üreticiye sunulması, tarım ürünlerinin fiyatının belirlenmesine, fiyat standardizasyonuna büyük engel oluşturmakta olduğunu iddia etmektedir. “Bunu başarabilmek için örümcek ağı kuramının gerçekleşmesine engel olabilecek, yeni bir pazar kurulmalıdır. Fiyat kanalları arasındaki farkı azaltmayı amaçlayan, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan, yeni toptancı hallerinin ve minyatür pazarların kurulacağı bu modelle, sürekli gelişen tarım sektörüne olumlu katkılar sağlanacaktır. Tarım ürünlerinde kaliteye göre ürünlere fiyat standardı getiren, e-devlet sisteminden yararlanılarak, üreticilerin ellerindeki ürünlerin beklemeden pazarlara sunulmasını sağlayan, genç nüfusun tarımda istihdamına katkıda bulunacak, ürünlerin tarladan sofraya gelişinin daha rahat izlendiği, bir modeldir.” şeklinde çözüm önerisi getirmektedir.
Türkiye’de son yıllarda sürdürülebilir pazarlama girişimleri açısından bazı olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmelerden birisi, tarımsal doğrudan pazarlama stratejileri içerisinde yer alan Toplum Destekli Tarım üzerine olmuştur. ABD ve Avrupa’da oldukça yaygın bir uygulama alanı bulan toplum destekli tarım sisteminde; bir üretici, işletmesinde ürettiği taze ürünler ile diğer gıda ürünlerinin (yumurta, et, çiçek, bal, süt, vb.) doğrudan satışını gerçekleştirmek için ortak, üye veya paydaş olarak nitelendirilen bir tüketici grubu ile belirli bir fiyat üzerinden anlaşma yapmaktadır. Toplum destekli tarım sistemi programlarının organizasyonu; tek bir tarım işletmesi ile yapılabildiği gibi tarımsal kooperatifler ve çeşitli ortaklıklar (birkaç tarımsal işletme, vb.) ile de gerçekleştirilebilmektedir. Türkiye’deki toplum destekli tarım hareketlerinin bazı gönüllü sivil organizasyonların öncülüğünde yapıldığı görülmektedir. Bu organizasyonların temel hareket noktası, üretici ile tüketici arasındaki karşılıklı güven ilişkisine dayanmaktadır. Bu çerçevede, ürünlerde organik sertifikasyon aranmamakta, bunun yerine tarımsal ürünlerin üretim sürecinde herhangi bir kimyasal girdinin (gübre, ilaç, vb.) kullanılmadığının üreticiler tarafından beyan edilmesi yeterli görülmektedir. Türkiye’deki sürdürülebilir tarımsal pazarlama girişimleri kapsamında gerçekleşen bir diğer olumlu gelişme, yerel yönetimler tarafından organize edilen organik üretici pazarları üzerine olmuştur. Sürdürülebilir pazarlama açısından, bu pazarların sayısının artırılması önemli görülmektedir (Adanacıoğlu, 2915).
Pazarda üreticilerin örgütlü olarak yeterince temsil edilmemesi aracı sayısını artırmakta ve yüksek pazarlama marjlarına neden olmaktadır. Bu durum, pazardaki gelişmelerin yeterince izlenememesine de yol açmaktadır. Ayrıca yabancı sermayeli büyük firmalar ve perakendeciler karşısında etkisiz kalmaktadırlar. İşletmelerin rekabet avantajı sağlamada fiyat, kalite ve maliyet kadar, yeni ürün geliştirme, geleneksel ürünler, yeşil pazarlama kapsamında İTU, organik ürünler, kalite belgeli ürünler, e-ticaretin gelişimi gibi konular alanlarda yoğunlaşmaları önem taşımaktadır. Artık üret-sat anlayışı yerine, sosyal sorumluluk ile tüketici istek ve gereksinimlerini göz önüne alarak modern pazarlama süreçlerinin izlenmesi gerekmektedir. Dünya ticaretinde pay almada farklı ve sağlam pazarlama stratejileri ortaya konulmalıdır. Bu noktada Türkiye’nin sahip olduğu ürün çeşitliliğinin (özellikle geleneksel ürünler açısından) pazar araştırmalarıyla da desteklenerek tanıtımı ve talep yaratılması yönünde çalışmalar yürütülmelidir (Albayrak ve ark., 20109).
Tarımsal amaçlı organizasyonları biraz daha detaylandıracak olursak bunları; kamu kurumları, ticaret borsaları, kooperatifler, ziraat odaları, üretici birlikleri, toptancı halleri, büyük mağazalar, perakende semt pazarları, hayvan pazarları, sözleşmeli üretim, e-ticaret ve lisanslı depoculuk diye sınıflandırabiliriz (Yılmaz, 2008).
Lisanslı depoculuk, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde etkin ve yaygın olarak ürün ticaretinde kullanılmaktadır. Bu sistemde ürün borsaları spot işlem yapan borsalardan gelişerek vadeli işlem yapan borsalara dönüşmüştür. Türkiye’de lisanslı depoculuk sistemi, tarım sektöründe üretici-sanayici-yatırımcı açısından yeni bir dönemi beraberinde getirecektir. Ürünün lisanslı depoya konulması karşılığında, finansman imkânının oluşması, istendiği zaman hedeflenen fiyattan ürün satılabilmesi, ürün fiyatlarının sigortalanabilmesi, veri bankası oluşması, stok miktarlarının takibi, ürünün daha kolay pazarlanabilmesi, hammadde tedarikinde sıkıntı yaşanmaması, ham maddenin istenilen kalite ve miktarda kolay temini, vadeli işlem ve opsiyon borsası ile entegre şekilde çalışılması hedeflenmektedir (Mızrak, 2017).
Bu sistemle yeni bir ticari kültür ve yeni bir düzen kurulacak, orta-uzun dönem iş yapma yöntemleri ile çağa ayak uydurarak, küreselleşme ve iklimsel dezavantajlardan doğan dışsallık ve riskleri minimize etmek mümkün olabilecektir.
Lisanslı depoculuk sistemi:
Üreticiler, tacirler, sanayiciler, aracılar ve bunların yanı sıra bankalar, sigorta şirketleri ve yatırımcılar Lisanslı depoculuk sistemindeki aktörleridir.
Hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, pamuk, fındık, zeytin, zeytinyağı, kuru kayısı, antepfıstığı sisteme lisanslı depoculuktaki konu ürünleridir.
Lisanslı depoculuk sisteminin hedefleri:
10/2/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında faaliyet gösteren lisanslı depo işletmelerinin, aynı kanuna dayanılarak hazırlanan Elektronik Ürün Senedi Yönetmeliği’ne göre düzenlediği elektronik ürün senetleri (ELÜS) karşılığında, üretimini yaptığı ürünü lisanslı depoya teslim eden üreticilere, üretim kapasiteleriyle uyumlu olacak şekilde ve tarımsal amaçlı üretim kooperatiflerine, üyelerinin üretim kapasiteleriyle uyumlu olacak şekilde, senet tutarının %75’ine kadar azami 9 ay vadeli kredi kullandırılabilir.
Bu kapsamda kullandırılan kredilere, üretim konuları bazında belirtilen üst limitler dâhilinde %50 indirim oranı uygulanır.
Ürün ihtisas borsası/borsaları:
Ürün İhtisas Borsası’nın sağlayacağı faydalar:
Hedefler, Stratejiler ve Politikalar:
Ürün piyasasını, yukarıda dile getirilen genel stratejileri hayata geçirerek;
KAYNAKLAR:
Adanacıoğlu, H. (2015). Sürdürülebilir Tarımsal Pazarlama Girişimleri. Türk Tarım – Gıda Bilim ve Teknoloji Dergisi (file:///D:/Library/Downloads/446-3463-3-PB%20(1).pdf)
Albayrak, M., Taşdan, K., Güneş, E., Saner, G., Atış, E., Çukur, F., Pezikoğlu, F. (2010). Küresel Rekabet Açısından Türkiye’de Tarım Ve Gıda Ürünleri Pazarlama Sistemlerine Bakış: Mevcut Yapı, Sorunlar, Fırsatlar, Hedefler.
Gülçubuk, B. (2014). Tarımsal Ürün Fiyatları Artışlarının Kazanamayanları: Çiftçiler. (http://www.koykoop.org/sektorden.aspx?id=3041)
GTHB 2018-2022 Stratejik Plan.
Emeksiz, F., Albayrak, M., Güneş, E., Özçelik, A., Özer, O., Taşdan, K. (2007). Türkiye’de Tarımsal Ürünlerin Pazarlama Kanalları ve Araçlarının Değerlendirilmesi. (http://www.zmo.org.tr/resimler/ekler/7968ad196a5085f_ek.pdf)
Gökkür, S. (2016). Fiyat İstikrarına Sahip Tarım Ürünleri Pazarı Modeli. (http://www.apelasyon.com/Yazi/486-fiyat-istikrarina-sahip-tarim-urunleri-pazari-modeli)
Karahan, S. (2017). Türk Tarımına Genel Bir Bakış. (http://misak.millidusunce.com/turk-tarimina-genel-bir-bakis/)
Memiş, S. ve Keskin, H. D. (2015). Tarımsal Mamullerde Lisanslı Depoculuk Sisteminin Rolü. Yönetim ve Ekonomi Yıl:2015 Cilt:22 Sayı:2 Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F. Manisa.
Mızrak G. (2017). Tarımın Temel Stratejileri ve Politikaları (Cumhuriyetimizin 100. Yılına Yaklaşırken Tarımsal Hedef ve Stratejiler). Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği ve Vakfı. Sakarya Caddesi, No:30, Yenişehir/Ankara. Şubat, 2017
Yılmaz, T. “Ülkemizde Tarımsal Pazarlama. http://www.tzymb.org.tr/koseyazilari.asp? yazar=6&yazi=48
http://icticaret.gtb.gov.tr/sikca-sorulan-sorular/lisansli-depoculuk-ve-urun-ihtisas-borsaciligi
http://www.tarim.gov.tr/Konular/Tarimsal-Destekler/Diger-Tarimsal-Amacli-Destekler
Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku
Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku
Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku
Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku