Bu yazı, MİSAK yazarlarından Ömer Lütfi Taşçıoğlu’nun
aynı başlıklı yeni kitabının önsözüdür.
Dünya tarihi Milattan önceden günümüze kadar Türkleri tarih sahnesinden silmek isteyen kavim ve devletlerle Türkler arasında yaşanan mücadelelere sahne olmuştur. Bu nedenledir ki Türkler tarihin her döneminde güçlü bir devlet yapısına ve güçlü bir orduya sahip olmaya çalışmışlardır. Mete Han’ın M.Ö. 209 yılında ilk Türk ordusunu kurması Türklerin varlığını güçlü bir orduya dayanarak koruma ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Esasen Türklerin Anadolu coğrafyasındaki varlığı bazılarının iddia ettiği gibi 1071 Malazgirt zaferi ile başlamamıştır. 1071 Türklerin Anadolu’ya kalıcı olarak son kez yeniden ayak bastıkları tarihtir. Rahmetli Kâzım Mirşan’ın ve Servet Somuncuoğlu’nun tespitleri Türklerin 16.000 yıldır Anadolu’da var olduklarını göstermektedir. Erzurum ilinin Karayazı ilçesinin Salyamaç köyünün Cunni mağarasında 1965 yılında Dr. Hermann Vary ve Prof. Dr. İsmail Yalçın tarafından tespit edilen kaya yazıtlarındaki harf ve resimlerin 24 Oğuz boyundan 12’sinin damgalarıyla aynı olması Anadolu’nun ilk yerleşiklerinin Türkler olduğunu tartışmasız şekilde ortaya koymaktadır.
Türklerin göçebe bir hayat yaşadıkları ve ileri bir medeniyet kurmadıkları tezinin yanlışlığı da Essik Göl (Issık Göl) civarında bulunan Altın Elbiseli Adam ve Tamgalı Say buluntuları ile kanıtlanmıştır. Kâzım Mirşan’ın Sölgentaş mağarasındaki ve Tamgalı Say vadisindeki tespitleri yazının M.Ö. 16.000 yılında Türkler tarafından icat edildiğini ve dünyadaki alfabelerin kökeninin de Türkçe’ye dayandığını göstermektedir.
Kâzım Mirşan, Latin, Yunan, Fenike ve Kiril alfabelerinin ön Türkçe’den oluştuğunu, Roma kültürünü kuranların da Etrüskler olduğunu, İskandinavya ve Avrupa’da 5000’den fazla Türkçe yazıt olduğunu, Mısır’dakilerin iki katı büyüklüğündeki piramitlerin Türkler tarafından yapıldığını ispatlamıştır.
Kâzım Mirşan’ın tespitleri Atatürk’ün Türk Tarih Teziyle de örtüşmekte ve bilinen Türk tarihini 16.000 yıl geriye taşımaktadır. Son olarak Anadolu’nun merkezinde bulunan Göbekli Tepe Kâzım Mirşan’ın tespitlerini doğrulamaktadır.
Bütün bu gerçekler ortadayken Anadolu’nun ilk yerleşiklerinin Ermeniler olduğunu öne sürmenin hiçbir bilimsel yönü yoktur. Diğer yandan Keğam Kerovpyan gibi Ermeni tarihçiler bile Ermeni tarihini ancak M.Ö. 149’a kadar indirebilmektedir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında tarih boyunca SSCB dönemine kadar hiçbir zaman devlet olmamış olan Ermenileri Anadolu’nun ilk yerleşikleri ve sahipleri, Türkleri ise onları topraklarından atan insanlar gibi göstermenin akıl ve mantıkla bağdaşmayacağı biraz tarih bilgisi olan herkesin kabul edeceği bir gerçektir.
Bu konuda 2015 yılının Nisan ayında yayımlanan Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihi, Siyasi ve Hukuki Gerçekler adlı kitapta söz konusu iddiaların temelsizliği belgeleriyle ortaya konulmuştur.
Söz konusu kitapta Ermenilerin tarihi, kökeni, Büyük İskender, Partlar, Araplar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Ermenilerin yaşam şartları ve özellikle Türk idaresinde Ermenilere verilen olağanüstü hak ve yetkilere rağmen Büyük Devletlerin kışkırtmalarıyla Ermenilerin Osmanlı Devleti topraklarında bağımsız bir Ermenistan kurmak için çıkardıkları isyanlar, bu isyanlar sonunda alınan zorunlu göç kararı ve göçün uygulanma şekilleri, Ermenilerin Türklere yaptığı mezalim, soykırım iddialarının hukuki ve siyasi açıdan incelenmesi, Ermenistan-Türkiye ilişkileri ve Ermenistan’ın ve dış ülkelerin Türkiye’ye yönelik faaliyetlerinin etkisiz kılınması için alınması gereken tedbirler detaylı olarak ele alınarak incelenmiştir. Bu açıdan bakıldığında büyük ölçüde “Belgelere Göre Türk-Ermeni İlişkilerinde Katliam ve Soykırım İddiaları” konulu doktora tezimde ulaştığım sonuçları ihtiva eden “Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihi, Siyasi ve Hukuki Gerçekler” adlı ilk kitabım bu alanda kaleme alınmış önemli bir müracaat dokumanı niteliğindedir.
Ancak geçen süreç içinde uluslararası kamuoyunda meydana gelen olaylar Ermeni meselesinde de önemli gelişmelere yol açmıştır. Dönem içinde Türkiye’yi soykırımla suçlayan ülkelerin parlamentolarında aldıkları kararların hukuksuzluğu birçok uluslararası mahkemenin kararlarının yanı sıra son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve AİHM Büyük Mahkemesinin kararlarıyla da tescil edilmiştir.
Bu nedenle Ermeni meselesinde meydana gelen son gelişmelerin ve Türkiye’yi soykırımla suçlayan ülkelerin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Ermeni tezlerine destek olmalarının arka planında yatan gerçeklerin Türk ve dünya kamuoyuna duyurulması bir zorunluk halini aldığından Ermeni sorunu ile ilgili devletlerin politikalarının incelenmesi amacıyla bu kitabın yazılmasına karar verdim.
Kitabın Ermeni sorunu ile ilgili gerçekleri ve Ermeni tezlerini destekleyen ülkelerin gerçek yüzünün ortaya çıkarılmasında büyük yarar sağlayacağına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim kadrolarına ve gelecek nesillere Ermeni meselesinde izlenmesi gereken politikalar konusunda yol gösterilmesinde önemli bir rol üstleneceğine inanıyorum.
Tarih elbette uydurulan yalanları ve saklanan gerçekleri ortaya çıkaracaktır.
Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku
Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku
Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku
Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku