Kategoriler: SİYASET-TARİH

Yamalı asfalt

“Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.”

Mustafa Kemal Atatürk, 10. Yıl Nutku

Çok sevdiğim bir ağabeyim vardı. Birkaç yıl önce rahmetli oldu. Araba kullanırken, “Asfaltı yabancılar buldu, yamayı da Türkler.” derdi hep. Bu söz insanda buruk bir gülümseme bırakıyor nedense. Bu söz bir yandan Türkler olarak sorunlara yaklaşım biçimimizdeki çözüm odaklı hareket kabiliyetimizi gösterirken, bir yandan da içine sıkıştığımız “kısa günün kârı” anlayışını ne denli benimsediğimizin ispatıdır. Bu anlayışı salt olarak iyi veya kötü olarak kategorize etmeye ilk bakışta gerek olmasa da ne yazık ki süreklilik içerisinde, her şeyi yamamaya çalışmak artık üstünde yürünmeyecek yollarla baş başa kalacağımız anlamına gelmektedir.

Atatürk’ün bağımsızlık düşkünlüğü, ileri görüşlülüğü ve Türk ulusuna duyduğu güven sayesinde genç Cumhuriyet onlarca askerî ve sivil fabrika ile ayağa kalkacak gücü kendinde bulabilmişti. Sanayiden tarıma, her alanda, modernleşme ve planlı gelişim Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin aydınlık olması için elzemdi ve bu yüzden de hayata geçirildi. Artık Türk ulusu muhtaç ve hizmetkar olmayacak; üretecek, gelişecek, kendi vatanında “Efendi” olacaktı. Bu ülkü doğrultusunda bir yandan ülkemiz dışa bağımlı olmayıp kendi tarımı ve sanayii ile kendine yetebilecekti, öte yandan ise geleceğimiz için atılan her adımda birlik ve beraberliğimiz pekişecekti.

Topraklarımızın verimliliği, insan gücümüz ve coğrafyamızın sağladıkları sayesinde sayısız alanda kendi kendine yetebilecek potansiyele sahibiz. Jeopolitik konumumuz gereği ise bu bir zorunluluktur. Cumhuriyetimizin ilanından beri bölgemizde, bölgemize yakın ve uluslararası boyutlarda gelişen krizleri bertaraf edecek bir potansiyel ile bu günlere geldik. Yıllarca “babalar gibi satılan” kazanımlarımızın son damlaları ile geçirdiğimiz bu günlerimiz, yamayarak günü kurtarmaya çalışmanın uzun vadede ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne sermiştir. Dünya ortalamasında gıda fiyatları düşerken bile enflasyona yenilmekte, birçok kalemde dışa bağımlı hâle gelmiş bulunmaktayız. Atatürk’ün idealinde kurulan cumhuriyetimiz, işte tam olarak bu günlerin gelmemesi adına kalkınma planlarını yapmış; bir ulusu önce yok oluştan kurtarıp, ardından geleceğe güvenle bakabilmesi adına umut olmuştur.

Bir ulusun, tüm zorluklara ve yokluklara rağmen ortak bir gelecek kurabilme adına verdiği bunca mücadeleyi babalar gibi peşkeş çekmek, muhtemelen, işlenebilecek en büyük suçlardan biridir. Bunca zamandır dayatılan bu politikalar, Türk ulusunun bağımlı hâle getirilmesi için dizayn edilmiş projelerin ürünüdür. Tarımda kendi kendine ve başka ülkelere yetebilen 7 ülkeden biri iken bugün halkımız fahiş fiyatlara, tarım ilaçlarından dolayı ihraç edildiği ülkelerden geri gönderilen ürünlere ulaşmaya çabalamaktadır. Keza hayvancılık da aynı kaderi paylaşmaktadır ve halka verilen müjde ithal etin getirileceğidir. Bunca yıldır yamayarak yürütülmüş politikalardan Türk ulusu tam olarak ne kazanmıştır?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerleri, döneminin çok ilerisinde bir aydınlanmayı içinde barındırıyordu. Yıllardır yapılan kara propagandaların aksine, cumhuriyetimizin temel yapı taşı olan ilke ve devrimler Batı özentisi değil, aksine binlerce yıllık birikimin modern çağa uyarak insancıl bir devlet yönetiminin tesis edilmesiydi. Hızlı hareket ederek hukukun evrensel anlayışının Türkiye’ye transfer edilmesinde hiçbir beis bulunmuyordu. İşleyen bir sisteme ihtiyaç duyuldu ve en iyi şekilde hayata geçirilmesine gayret edildi. Fransız Devrimi öncesinde, De Guignes ve Voltaire tarafından yazılan eserlerde Tuğrul Bey’in Selçuklu’ya getirdiği laiklik anlayışının benimsenmesi gerektiği belirtilmişti. Mustafa Kemal Atatürk de aynı ataları gibi, laiklik anlayışını Cumhuriyet’e armağan etti. Karşı devrimciler, bütün bu ilke ve devrimlerin Türk kültürüne ve tarihine aykırı olduğunu, üstümüze yamandığını iddia ederek yıllarca kara propagandada bulundular. Hâlbuki “kısa günün kârı” anlayışı ve yamama politikaları hep karşı devrimcilere verilen Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma projesinin ürünleriydi. Etkili ve istikrarlı politikalardan vazgeçip, bir günün diğerini tutmadığı politikalarla ilerlediğimiz bu yol artık köstebek çukurları ile dolmuştur ve yamanan asfalt da sonuç vermemektedir.

Güç dengeleri ve siyaset sahnesi hızla şekil değiştirmektedir. Bu değişime ayak uydurmak hiçbir şekilde bilinçli yama politikaları, demagoji ve hamaset ile mümkün değildir. Kasıtlı olarak alınan bu kötü kararlar, Türkiye’nin mevcut potansiyelinin önüne uyarısız bir şekilde bariyer koymaktan farksızdır. Çözüm, cumhuriyetimizin temelini oluşturan ilke ve devrimlerin ruhuna geri dönerek uzun vadeye yayılan yapıcı ve istikrarlı politikaları benimsemek; asfalta inatla yama yapmaktan vazgeçmektir. Adaletin bozulan tartısı nasıl ki vakti geldiğinde herkesi tartıyorsa; yolları yama ve çukurlar ile dolduranlar da aynı şekilde elbet tökezleyecektir.

Selçuk Erenerol

Yorumları Göster

  • Yazı da ifade edildiği gibi ,
    Ülkemizin dört yönden bu durumlara gelmesinde ,
    Maalesef #Liyakatsizlikten kaynaklı yönetim teşkilatı buna neden oluyor gibi yaklaşım,
    Artık çok iyimser bir düşünce bence ....

    Yazıda ifade edildiği gibi ,
    #KASIT var KASIT....
    Ve bu hususta yüksek volümlü taarruz sözkonusu....

  • Yazıyı okurken TÜSİAD'ın bildirisini mi okuyorum yoksa Halk TV mi izliyorum bilemedim. "Tarımda kendi kendine ve başka ülkelere yetebilen 7 ülkeden biri iken bugün halkımız fahiş fiyatlara, tarım ilaçlarından dolayı ihraç edildiği ülkelerden geri gönderilen ürünlere ulaşmaya çabalamaktaymış, keza hayvancılık da aynı kaderi paylaşmaktaymış." Bence Münevver sıfatı taşıyan insan önce araştırmalı sonra yazmalı. Ulusal Süt Konseyi'nin verilerine göre hayvancılıktaki asıl yıkım 1984 ile 2002 yılları arasındadır. 1894 yılında 12.410.000.olan sığır sayısı 2002 yılına kadar 9.803.498.'e düşmüş. Bu sayı 2017 yılına kadar 15.943.586.'ya yükseltilmiş. Koyun sayısı ise 1984 yılında 40.391.000. iken 2002 yılına kadar 25.173.706.' ya düşmüş. 2017 yılına kadar bu sayı 33.677.636' ya kadar yükseltilmiştir. 2024 yılında ise sığır sayısı 16.824.000., koyun sayısı 44.081.000.dir. Tarımda 2024 yılı ihracat rakamı 35 milyar dolar seviyesindedir. Türkiye domates, patlıcan, bamya, taze fasulye, karnabahar, lahana, pırasa vb. tüm yaz ve kış sebzeleri ile her türlü meyvede kendine fazlası ile yeten ve ihracat da yapan bir ülkedir. Türk tarımında asıl sıkıntı küçük üreticilerin ve küçük aile işletmelerinin tarım ve hayvancılık sektöründen çekilmeleri, mercimek gibi Anadolu kökenli ürünlerin ekim alanlarının daralması sonucu Kanada,vb. ülkelerden ithalat yapılması, bilinçsiz sulama yapılması, köylerde yaşayan nüfusun azalması ve yaşlanması, genç nüfusun tarım sektörünü tercih etmemesi ,bu insanların kendi ekmeklerini yapmaktan bile imtina edecek kadar konfora alışmaları sonucu ekmeklerini, yumurtalarını marketlerden almaya başlamaları ve elbette ki alım gücünün düşmüş olmasıdır. Köylerdeki nüfusun azalması ve yaşlanmasının tek müsebbibi sadece hükümetlerin yanlış iktisat politikaları değildir. Oğlum, kızım zorluk görmesin, üniversitelerde okusun, gübre ile yabani ot ile uğraşmasın, elini sıcak sudan soğuk suya sokmasın diyerek ata topraklarını terk edenlerin, tarlalarını, incir bahçelerini, güzelim zeytinliklerini müteahhitlere satarak kaloriferli evlere yerleşenlerin hiç mi suçu yoktur? Ne yazık ki Türk Milleti küresel kapitalizme teslim olmuştur. Bir diğer faktör de geleneksel metotların terk edilmesidir. Eskiden hayvancılık yapan aileler besihanenin yakınındaki tarlalarına arpa, buğday, yulaf, yonca, fiy eker ve hayvanlarına bunları yedirirken şimdi hemen hemen herkes işin kolayına kaçmakta ve hazır yemlere yönelmektedir. Emek vermeden ne Cumhuriyetçi ne de Atatürkçü olunabilir. Aydın kesim de maalesef bilgi edinmek ve doğru analizler yapmak yerine “hükümet tarımı bitirdi” sloganına sarılarak işin kolayına kaçmaktadır. Pestisit ve aflatoksin konusuna gelince, 2023 yılında ihraç edilen taze sebze ve meyve miktarı 4.6 milyon ton iken gümrüklerden geri çevrilen taze sebze ve meyve miktarı 6000 tondur. Lütfen algı oluşturarak değil doğruları yazarak muhalefet yapalım. Doğru hedefe yanlış yoldan ulaşılmaz. Saygılarımla.

Yazar:
Selçuk Erenerol

Son Yazılar

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026