Ucuz şekeri toplayan fırsatçılar

Ekonomi diye, piyasa diye, bizim irademiz ve kararnamemiz dışında bir gerçeklik var mı, yok mu? Ekonomi diye bir bilime inanıyor muyuz? Sahi bu bir inanç işi mi? Bolluk, kıtlık ve fiyat için de nas var mı?


Paylaşın:

Ekonomi diye bir bilim var mı, yok mu?

Mesela ben diktatör olsam ve “Yarın bütün etiketler yarıya inecek, dolar da!” diye bir ferman çıkarsam bu çalışır mı? Yoksa bilim bilim dedikleri nesne, edepsizlik edip buyruğuma direnir mi?

“Yarın bütün etiketler yarıya inecek!” diye buyruk çıkarsam ne olur biliyor musunuz? Birden bire marketlerden bakkallara bütün mallar raflardan kaybolur. Döviz de… Sonra bazı adamlar sokakta size yaklaşıp, “Uygun fiyata Dolar var.” veya “Domates ister misin?” diye fısıldar.

“Dolar var mı, dolar?”

1969 Polonya seyahatimde daha havaalanından taksiye bindiğimde taksicinin tarzancayla ilk sorduğu soru, “Dolar var mı?” idi. Şimdi rakamları hatırlamıyorum ama Polonya’nın millî parası Zloti’nin o yıllarda, resmi kurla piyasadaki değeri arasındaki fark, 1’e 100 gibiydi. Beni Viyana’dan Varşova’ya götürecek LOT uçağına binmeden önce, oradaki banka şubesinden biraz Zloti almıştım. Hani ev sahibim Polonya Bilimler Akademisi ile bağlantı kurana kadar bir günlük param olsun bari diyerek. Meğer aldığım miktar, bir profesörün bir aylık maaşı civarındaymış; çünkü ben resmî kurdan değil, Viyana’daki bankadan alıyordum.

Adını bir türlü hatırlayamadığım bir ekonomist, Nobel konuşmasında mealen şöyle demişti: “Biz ekonomistler pek çok şeyi bilmiyoruz ama bir malı piyasadan yok etmeyi veya anormal bollaştırmayı kesin biliriz.” Yok etmek için piyasa fiyatının altında narh koymayı, bollaştırmak için de piyasanın üstünde destekleme alımı yapmayı anlatmıştı.

Çok sevdiğim gerçek bir hikâyedir: Plajda kola satan adam, depozitolu boş şişelerin bir türlü geri dönmediğini görür. Diyelim ki depozito, şişe başına 1 TL’dir. Belli ki insanlar 1 TL için güneşin altında şişeleri büfeye taşımaya üşenmektedir. Büfeci depozitoyu 10 TL’ye çıkarır. Bir şişe kolanın satış fiyatı civarına. O akşam sonuç karşısında ağzı açık kalır. Bir kasa kola sattığı halde üç kasa boş şişe gelmiştir! Yeni depozitoyu duyan mahallenin çocukları, bakkaldan kola almış, afiyetle içmiş, boş şişeyi plajdaki büfeye götürüp kolalarını bedavaya getirmişler! Bu piyasanın üstünde fiyat verip bollaştırmaya örnek.

“Şeker var mı, şeker?”

1969 Varşova’sında taksicinin “Dolar var mı?” sorusu da piyasanın altında narh kesilenin ortadan kaybolmasına örnektir. Ama daha âlâsı geçen hafta oldu. Bizim gazetedeki haber şöyleydi: CHP’li Levent Gök, TÜRKŞEKER’in zincir marketlere verdiği ucuz şekerin bazı kişilerce toplanarak imalatçılara satıldığı iddiasını Meclis gündemine taşıdı. Gök, önergesinde “2022 Ocak ayında TÜRKŞEKER’in zincir marketlere uygun fiyata verdiği ucuz şekerin marketlere ulaştığını haber alan kişilerin 15 dakika gibi kısa süreler içerisinde uygun fiyatlı bütün ürünleri satın aldığı öğrenilmiş, ucuz fiyattan kilo bazında toplanan şekerin çuvallara konularak imalatçılara satıldığı anlaşılmıştır” dedi.

Önerge şöyle devam ediyor: “Ucuz şekerin anında tükenmesi sebebiyle yurttaşlarımız ucuz şekere erişemeyerek pahalı ürünleri almak zorunda kalmakta, şeker fiyatlarının düşürülmesine yönelik hamle, yurttaşlarımızın faydasına herhangi bir getiri sağlamamaktadır. Halkımızın refahı için halkımızın vergileri kullanılarak sağlanan imkânların bir grup fırsatçı tarafından suiistimal edilmesine ivedilikle son verilmesi beklenmektedir.”

Fırsatçılar demek ki satacakları yeri biliyorlarmış. Buna gelişmiş, sağlıklı piyasa diyoruz. Yoksa bir taksi şoförü size, “Ucuz şeker var, alır mısın?” diye fısıldayabilirdi.

Önlem ne olabilir? “Kişi başına ancak yarım kilo şeker alabilirsiniz.” diye bir buyruk çıkar. Ve marketlerin önünde şeker kuyrukları oluşur. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği nostaljisi. Veya Halk Ekmek.

Buğdayımızdan fazla un üretmiştik!

Rahmetli Ecevit, iktidarında, halka ucuz ekmek vermeleri için ekmek fırınlarına, piyasa fiyatının altında un sağlamaya kalkmıştı. Hükümet fırınlara verilen unu, halkın vergisiyle sübvanse ediliyordu. O yıl, Türkiye’de un imalatının buğday rekoltesinin çok üstünde olduğu görüldü. Çünkü ekmek fırınları bol bol un alıp ihtiyaç fazlasını “bazı fırsatçılara” satıyor, sonra bu un, un fabrikalarına gidiyor ve tekrar sübvanse edilip fırına dönüyordu. Para basan devri daim makinesi!

Fırsatçı, spekülatör, stokçu, karaborsacı… Nasıl söverseniz sövün, bunlar ekonominin kurallarını yerine getiren aracılardır- teknik deyimle “ajanlardır” ama hemen sevinmesinler-  buradaki ajan iş gören demektir, casus değil.  Bakınız, CHP’li Gök’ün anlattığı şeker hikâyesinde her şey on beş dakikada olup bitmiş. Demek ki etkin bir piyasa var! Siz piyasanın altında narh koyarsanız böyle olur. Üstünde fiyat verirseniz, kasa kasa boş şişeniz olur.

Bütün mesele: Ekonomi diye, piyasa diye, bizim irademiz ve kararnamemiz dışında bir gerçeklik var mı, yok mu? Ekonomi diye bir bilime inanıyor muyuz? Sahi bu bir inanç işi mi? Bolluk, kıtlık ve fiyat için de nas var mı?

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar