12 Temmuz 2026

Yeni bir devlet kurma hazırlığı: Komisyon raporu-1

Yeni nesil PKK açılımı hızla ilerliyor. Komisyon raporu yayımlandı. PKK'nın siyasi beklentilerini karşılayacak rapor yeni bir devletin kuruluşunu işaret ediyor.
Hakan Paksoy
⏱ Tahmini Okuma Süresi: 7 Dakika
Yazı Boyutu: Satır Boşluğu:

Aslında üçüncü nesil PKK açılımının raporu. Ve sonucunda da yeni bir devlet kurmaya çalışıyorlar. Fakat gerçekleri olduğu gibi ortaya koysalar millet ayağa kalkacak, biliyorlar.

Muhtevası, PKK terör örgütünün siyasi taleplerin karşılanması için gerekçeler manzumesi. Terör örgütü de kurulurken devlet istemiyor muydu? Görünen o ki gidiş oraya doğru.

Dem Partisi “terör, terörist ve terör örgütü gibi kavramlara şerh koymuş. Haklılar(!) Devletin en önemli güvenlik teşkilatının akademisinin başındaki profesör ünvanlı kişi Kürt Ulusal Hareketi diyor. Parti KUH’un siyasi, PKK’da silahlı kanadıymış.

İncelemeyi, Rapor’un bölümlerinden alıntılarla yapacağım.

Komisyonun Temel Hedefleri bölümü

Rapor’da, “Komisyon; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmalarını sürdürmüştür.” diyor.

Buradan da anlaşılacağı gibi, “Millî devlet” yok. Sadece “üniter devlet“ var. Malum bütün tartışma “Millî devlet” yapısı üzerinde dönüyor. Çünkü millî devlet, egemenliğin bir millete ait olmasını anlatıyor. Kardeşliği ve kaderdaşlığı* egemenliğin ortaklığı üzerine kurgulayan bir yol haritası var.  Cumhuriyetin kuruluş felsefesini esas aldıkları da yok. İlerleyen kısımlarda bu yokluk görülüyor.

“Ülkemiz, iç cepheyi tahkim etme irademizi pekiştiren bölgesel ve küresel şartlarla karşı karşıyadır. Emperyal hesapların, vekâlet savaşlarının ve ayrıştırıcı senaryoların hedef aldığı coğrafyamızda millî dayanışmamız ve iç huzurumuz temel gücümüzdür.”

Bu üçüncü nesil açılımın sebeplerinden birisi bu cümlede. İç cepheyi tahkim sebebi, ülkemizin “Emperyal hesapların, vekâlet savaşlarının ve ayrıştırıcı senaryoların” hedefinde olmasıymış. Dış tehdit olmasa böyle bir şeye gerek yokmuş galiba.

Bu hususta geçmişten bazı konuları hatırlayalım. AKP kurucularından İhsan Arslan, BBC Türkçeye verdiği röportajda, “Eğer biz kendi içimizde bu sorunu çözemezsek dışarıdan büyük devletler müdahale ederler. PKK’nın ve örgütün bu manada bizim dönemimizde bazı yanlışlarımızdan dolayı çok fazla uluslararası boyut kazandığını … şimdi dış devletlerin müdahalesi zorunlu hale geldi”ğini söylemişti.

Peki, Türk Milleti bu kadar tartışmaya sürükleneceğine dış tehdit için başka tedbirler alınsa daha iyi değil miydi? Hem tehdidi anlattığınızda millet daha güçlü bir şekilde destek vermez miydi? Bir şeylerden mi korktular ki?  Yoksa menzil mi buydu? Bu sorunun cevabı için 2002’den -hatta çok daha öncesinden- bu yana olayların birleştirilmesi gerekiyor.

Neyse, Türk Milleti’nin yüksek feraseti bu soruların cevabını verecektir mutlaka.

Temel Hedeflerdeki geçmiş

“Komisyonumuz, on yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen ve kardeşi kardeşten uzaklaştırmaya çalışanların provoke ettiği bir meseleye yeni bir gözle bakma iradesinin yansımasıdır.”

Bu cümleler 2006 Mart’ındaki başlayan ve Genelkurmay 2. Başkanı’nı da tutuklamaya çalışan, 40 civarında subay ve astsubayın tutuklu yargılandığı Şemdinli Davasını hatırlattı. Bakın İddianame’de “Terör Nedir? Kim, Ne İçin Terör Yapar?” sorusuna bir yerde, “Devlet içi birtakım organizasyonlar” başka bir yerde “Devlet içerisinden kimi ideolojik gruplaşmalar” cevabını verir. Sebebi için de “İstikrarsızlaştırma” der.

Başkaları da var.

“Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan ve Cumhuriyet’in ilanında da kabul edilerek devam ettirilen modernlik projesi, Kürt milliyetçiliğinin ve siyasal İslâm’ın devletin temel yaklaşımlarına hâkim olmasını temel tehdit unsurları olarak belirlemiştir.”

Bölgede kimlikler üzerine (…) gerçekleştirilen operasyonlar (…) devlete ve (…) siyasî iktidara (…) güvensizlik duygusu (…) ortaya çıkartmaktadır. Bu (…) operasyonlar (…) dış tehdit unsurlarının amaçlarına hizmet eder.”

Ne kadar da benziyor değil mi? Ama bu iddianame FETÖ kumpasıydı. Onların da ABD’nin maşası olduğu 15 Temmuz ihanetinde iyice açığa çıktı. Bugün FETÖ yok ama ABD bütün güçleriyle bölgemizde.

Şimdilik bunlar yeter sanırım.

Rapor’a dönelim.

“Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikteliği ve dayanışmalarının tesisi …” bir işaret fişeği gibi. Egemenliğin müstakbel ortaklarını (!) belirtiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çok sık tekrar ettiği, “Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi”  ifadesinin rapora girmiş hâli. Bunu yanına, 2017’de Başbakan Erdoğan’ın Yunanistan seyahatindeki “Lozan’ın güncellenmesi” tartışmasının “Türkiye’nin güney sınırlarıyla ilgili olduğu” bilgisini de ekleyelim. Aklınıza gelmediyse kısa bir internet gezintisi sonuç verecektir.

Bu bölümden son alıntımız: “Çatışmaların yayıldığı, kimliklere dayalı fay hatlarının kışkırtıldığı ve vekâlet düzeneklerinin devletleri içeriden zayıflatmayı hedeflediği bir dönemde, iç huzur ve demokratik bütünleşme, dış politika kapasitesinin de ana dayanağıdır.” cümleleri.

Başında, değişen dünya şartlarının mecburiyetinden bahsediliyor. İç cephe tahkiminin bir tercih değil gereklilik olduğunu söylüyor. Böyle bir zorunluluk olmasa birbirimizle kavga etmemiz sanki normalmiş gibi. ‘Ötekinin’ varlığı üzerinden iktidarın devamı artık bir siyaset tarzı olmuş görünüyor. Bu normalleşince böyle cümleler kurulabiliyor galiba.

Kalkınma ve Ekonomik Refah Artışı Hedefi

Bu bölüme de değişen küresel ve bölge şartlarının etkisiyle iç cephe tahkimi yaklaşımıyla giriliyor. En büyük dayanakları da bu çünkü tekrar ediliyor.

Ardından, “Terörsüz Türkiye’nin devlet politikası olmasıyla on yıllardır yaşanan terör ve çatışma sürecinin ülkemize maliyetinin yeniden hesaplanması gerekmiştir.” sihirli cümlesi geliyor.

Malum artık buhran hâlini alan bir ekonomik krizin içindeyiz. Millet olarak çırpınıyoruz. Millet olarak dediysem de büyük bir kısmı. Gelir dağılımı iyice bozulmuş durumda. Milletin çoğunluğu beslenemiyor. Barınma güçlüğü çekiyor. Daha az bir kesimin gelirden aldığı pay onları gayet mutlu ve mesut yaşatıyor.

En önemlisi de itibardan hiç taviz vermeden devam ediliyor. Fukaralığın yükü büyük ölçüde terörün üstüne yıkılıyor. İnsanın aklına “acaba özellikle mi?” sorusu gelmiyor değil. Ama hemen yok canım, git başımdan diye bu fikri kovalıyor.

“Komisyonun önemini anlamak, terör eylemlerinin yarım asır boyunca ülkemizin toplumsal enerjisini tüketen, kalkınma ufkunu daraltan ve vicdanı yoran bir engel olarak karşımıza çıktığını teslim etmek anlamına da gelmektedir” cümlesi de böyle bir şey.

Yarım asrın 24 yılında idare edenler tarafından kurulmuş bir cümle. Bu 24 yıl halkın gerginliği hiç bitmedi. Biri bitmeden diğer başladı. Çoğu zaman gerginlik kaynağı birden fazlaydı. Ve en fenası da 2018’den bu yana hakemlik fonksiyonunu yapacak bir makam da kalmadı. Artık partili cumhurbaşkanlığı var çünkü. Artık gerilimin taraflarından birisi.

Devam edecek…

* Bu kavram iki defa kullanılmış. Örn. “Gayet açıktır ki Türk-Kürt-Arap kardeşliği coğrafyamızın asli kodudur. Kaderdaşlık, savaş meydanlarında, alın terinde, acıda ve umutta birlikte yürümektir.”

Hakan Paksoy
Hakan Paksoy

Yazarımız Ol!

Yazınızın Millî Düşünce Merkezinde yayınlanmasını ister misiniz? Yazınızı gönderin, değerlendirelim, yayımlayalım.

Yazını Gönder!

Bağışta Bulun!

Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye düşünüyor musunuz? Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha etkili olacaktır.

Tıkla!

“Yeni bir devlet kurma hazırlığı: Komisyon raporu-1” için 2 yanıt

  1. Yapılan her şey, BOP’un gereği olduğunu ispat etmektedir. Zira BOP projesi kapsamında çalışmalarına devam eden ABD, 2004 yılı Ekim ayında projeye destek verdiğini açıklayan Pakistan’a uyguladığı askerî ambargoyu kaldırdı. ABD’nin Eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “Fas’tan Pakistan’a kadar 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini ve yeni bir dünya haritasının oluşacağını, bunun da Afganistan ile Irak’ın işgalleriyle ve Suriye’nin ve İran’ın yönetimimlerinin değişimiyle Rice’nin …Tanımı: ”BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ(BOP) İLE TÜRKİYE DAHİL 22 ÜLKENİN SINIRLARI DEĞİŞECEK”. İfadesi yaşananlarla nasıl örtüştüğü ortadadır ve BOP devam etmektedir. BOP Eş Başkanlığı da malum bellidir. Saygılarımla…

  2. Sözün özeti; Siyasal ilamla, bölücü terörün ortak hedefi Milli temel üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyeti devletini çökertmek, bu aynı zamanda emperyalizminde hedefi; ABD Türkiye elçisi Tom Barak açık, açık, söylüyor ulus devlet istemiyoruz bu bölgede, çünkü ulus devletler bizim bölge çıkarlarımızı engelliyor derken aslında apaçık kast ettiği, ülke Türkiye’dir.

    Birinci Kürt açılımında Erdoğan’ın şu sözü asla unutulmamalıdır; Tarihte ilk kez resmi ağızdan terör sorununun adı Kürt sorunu olarak lanse ediyor ve arkasından ” … Kürt sorununu çözmek bizim görevimizdir, ama bu ha diye olmaz, yavaş yavaş alıştıra, alıştıra, bu sorunu çözeceğiz..” diyor.

    Siyasi olarak içeride sıkışınca bu sözlerini inkar edip, halkın yeniden desteğini almak için “Kürt sorunu diye bir sorun yoktur” diyerek halkı aldatırken, açılım paketi dedikleri çalışmaları içeren dosyayı buz dolabına kaldırdık demeyi de ihmal etmiyor… Bağlı olduğu BOP eş başkanlığının as başkanlığına da mesaj vermeyi önemli görüyordu. Ben o zaman sosyal medya da sormuştum bir şey neden buz dolabına kaldırılır? Diye cevap olarak ta zamanı geldiğinde tekrar kullanmak için olduğunu açıklamıştım…. Hatta bu ve benzer sosyal medya
    paylaşımlarımdan dolayı Cumhur başkanına hakaretten yargılandım ve beraat ettim.

    Sonuç olarak her ne kadar Devlet Bahçeli önde gösteriliyorsa da işin esası Bu ihanet süreci Milli Orduya kurulan kahpe kumpaslarla alakalıdır ve ABD nin BOP Ponjesinin Türkiye ayağıdır. Gerisi boş laf. saygılar Hakan ağabey

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla yazı yüklemek için kaydırın ➔