Videolarla savrulan Türkiye

Soylu’nun karşı çıktığını söylediği Kuzey Suriye’de başına serbest bırakılacak bölücübaşının geçeceği devlet projesi kimin? Ve bundan da yaman bir soru: yapılacak “Türkiye’de özerk bir anayasa”nın bu devletle ilişkisi ne?


Türkiye yaklaşık bir aydır Sedat Peker’in videolarına kilitlendi. Deprem fırtınası gibi. Ancak artçı sarsıntılar da en az ilk depremin büyüklüğünde. Hatta daha da artan şiddette devam ediyor. Ama bu arada devlet de iki ağır sıkletten dayak yiyen hafif sıklet boksör gibi…

Konuşulan bazı konular karanlıklara ışık tutuyor. Tutuyor tutmasına da, sadece görünmesi istenen yere tutulan bir fener var. Fakat olayları yakından takip edenler sadece fener tutulan yerleri değil karanlıkta kalması istenen yerleri de görmekteler. Türk Milleti karanlıkta kalan yerlere de bakmak zorunda.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Habertürk TV’de konuştu. Programın en önemli konuşmaları daha ilk dakikalarda gerçekleşti. Soylu 2015 yılında, 7 Haziran genel seçimleri öncesinde AKP’deki MKYK toplantısında, “Biz HDP ile anayasa yapabiliriz” sözlerinin duyulduğunu söyledi. Bu sözlerin sahibi dönemin Başbakanı, AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’ydu. Bunun sebebini de “Dert Recep Tayyip Erdoğan. Onu külliyede enterne edip, hareketsiz halde bırakan, ABD’nin Avrupa üzerinden uyguladığı politikayı Türkiye’de hâkim kılmak.” sözleriyle açıkladı.

Daha da ileri ifadeler ardından geldi. Türkiye’de uygulanmak istenen projeyi ortaya koydu. “(Bir) Apo içeriden çıkacak. İki, Suriye’de, Kuzey Suriye’de bir devlet kurulacak, başına geçecek. Üç, Türkiye’de özerk bir anayasa yapılacak, kendine ait bir anayasa yapılacak.” Bakan’ın dediğine göre bunu da HDP eşbaşkanı Mithat Sancar söylemişti.

Bir o kadar da ilginç olanı, Ahmet Davutoğlu’nun bu kadar net ifadeler karşısında ilk tepkileri, teferruata girmeden sadece, “bakan yalan söylüyor”dan ileri gitmeyen açıklamalarıydı.

Görülen en güçlü fenerlerin PKK açılımı, yeni anayasa konusu, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen Kürt devleti meselesi ve bölücübaşının cezaevinden çıkarak bu devletin başına geçirilme konuları olduğuydu.

Âlim unutsa da kalem unutmaz

Önce bahsedilen dönemde neler olmuştu bir bakalım. 7 Haziran 2015’de seçimleri 22 Ocak’ta resmen ilan edildi. Yüksek Seçim Kurulu 1 Şubat 2015’te seçim takvimini açıklamıştı. Yani Türkiye 2015 yılına seçimle girdi ve 1 Kasım seçimlerine kadar seçimle yatıp seçimle kalktı. Çok ama çok baş döndürücü bir yıldı.

PKK ile Oslo’da ilki 2007’de yapılan ve kamuoyundan gizli sürdürülen görüşmeler sonucunda varılan “Açılım (PKK) süreci”, Habur’da ortaya çıkan rezaletle uyutmaya alınmıştı. Ama aynı gizlilik içinde İmralı’daki cani ile görüşülüyordu. Seçim süreci devam ederken bir yandan da bölücübaşıyla pazarlıklar son aşamasındaydı. Ve nihayet 28 Şubat 2015’de Dolmabahçe Sarayı’nda varılan mutabakat kamuoyuna açıklandı.

Açıklanan mutabakat 10 maddeydi. Hepsinden önemlisi de yeni bir devletin açıklanmasıydı. Parçalı, her parçada farklı egemenliği ortaya koyan bir devlet ve bu devlet için de yeni bir anayasadan bahsediliyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı gün: “… bu hasretle beklediğimiz çağrıdır.  (…) Ne istendi de bu ülkede hükümet, 12 yıllık başbakanlığım döneminde verilmedi?”, HDP Genel Başkanı Selâhattin Demirtaş da: “İktidar köşeye sıkışmışsa bunu köşeye sıkıştıran kimdir? Her şeyden önce bizim mücadelemizdir.” demişti.

Bu açıklamadan hemen sonra yaptığım değerlendirme yazısı Millî Düşünce Merkezi’nin internet sayfasında “Çözüm(!) Sürecindeki şartlar ya da ‘Yeni Mondros Mütarekesi’” başlığı ile yayımlandı.

Cumhurbaşkanı’nın, 14 ve 15 Mart 2015’de Balıkesir ve Çanakkale’de “Kürt sorunu yoktur” açıklamasını yapmasıyla bu süreç de derin dondurucuya konmuş gibi göründü. Derin dondurucu diyorum çünkü her fırsatta çıkarılıyor, biraz daha mesafe alındıktan sonra tekrar dondurucuya giriyor. Tabi, yiyecek değil ne de olsa. Dolayısıyla dondurucu tekrar tekrar girmesinde bir sakınca yok. Fakat görünen, son zamanlarda artık hep dışarıda olduğu.

ABD’nin, Fırat’ın doğusunda PYD/PKK-YPG’ye devlet kurdurma çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Yazılarımı takip eden okuyucularımız bu konuda yazdığım birçok yazıyı hatırlayacaktır. Barış Pınarı Harekâtından sonra ABD ve Rusya ile imzalanan anlaşmalarda terörist olmaktan çıkan PYD’den sonra şimdi de YPG de terörist olmaktan çıkmak üzere. 28 Mayıs’ta (2021) gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısının açıkladığı ABD’nin şartları arasında YPG de var.

Cami avlusuna bırakılan proje

Bu kısacık ve yer darlığı sebebiyle oldukça da eksik olan bu kronoloji bile Süleyman Soylu’nun bahsettiği MKYK toplantısındaki konuşma ile Mithat Sancar’ın söylediklerini yeniden değerlendirelim. 2006 yılında başlayan açılım ve dönüşüm sürecinde yaşananları yeniden hatırlayalım.

Bu bilgilerin ışığında, Soylu’nun karşı çıktığını söylediği Kuzey Suriye’de başına serbest bırakılacak bölücübaşının geçeceği devlet projesi kimin? Ve bundan da yaman bir soru: yapılacak “Türkiye’de özerk bir anayasa”nın bu devletle ilişkisi ne?  Yoksa bu devlet ile bu devletin doğusu ve batısında kurulacak diğer parça devletlerin (Kürt ve Arap) taşıyıcı annesi Türkiye olacak da, yeni anayasa bu taşıyıcılığa hazırlık mı(ydı)? Son soru: İçişleri Bakanı bu konulara niçin girdi, muhatabı kim?

Bütün bu soruların cevabını Türk Milleti verecek. Cevabını veren Türk Milleti, dağıtılan devletine de sahip çıkarak geleceğe yürüyecektir. Çünkü Türk Milleti ve devleti ebed müddettir, ölümsüzdür. İçindeki veya dışındaki projelere karşı şerbetlidir. Bu şerbetin etkileri de genlerine işlemiştir.

Hakan Paksoy
Yazar

Hakan Paksoy

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.