Aslanlar ve tilkiler – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Program İptali   • Açık Oturum: Söz Konusu-3

Aslanlar ve tilkiler

Türk milletini, bu Pareto tilkileri değil, bize istiklali armağan eden aslanlar, kuvvacılar, başkomutan, komutanlar, zabit savaşını veren subaylar, kaçaklardan kat kat fazla askerimiz ve binlerce şehidimiz temsil eder.

9 Nisan 2020
İskender Öksüz

Geçen yazımda Ağaoğlu Ahmet Bey’in Üç Medeniyet kitabından bahsetmiştim. O ve başka kaynaklar bizde 19. asrın sonu ilâ 20. asrın başındaki Orta Doğu tipi ahlaksızlığı anlatıyordu. Ve yüz yıl sonra bugün de zaman zaman aynı hâle şahit oluyorduk l! Bu beni hüzünlendiriyordu.

Ne demişti Namık Kemal?

Ölürsem görmeden millette ümmid ettiğim feyzi
Yazılsın sengi kabrime ‘vatan mahzun, ben mahzun’.

İşte böyle bir hüzün.

Başka hüzünlenenler

Mehmet Âkif’in 1913’te yazdığı mısralarda da hüznü ve isyanı görürsünüz:

Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!
Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir:
Rûh-i izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.
Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli :
Bir halâs imkânı var: Ahlâkımız yükselmeli,
Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız…
Çünkü hem dünyâ gider, hem din, eğer yapmazsanız.

Veya Sultan II. Mustafa’nın şu mısralarında:

Yıkılupdur bu cihan sanma ki bizde düzele
Devleti çarh-ı deni verdi kamu müptezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele
İşimiz kaldı heman merhameti Lemyezel’e

Bu hüzün ve öfke içindeyken millidusunce.com yazarı arkadaşım Hakan Paksoy’un şu tenkidi beni sarstı: “Sen“, dedi Paksoy, “bir Türkçüsün. Yani bu milleti çok seviyorsun. Bu sevgi ile bu düşünceleri nasıl bağdaştırıyorsun?

Bu haklı tenkit beni yıllar öncesine götürdü. Sene 1982 veya o civar olmalıydı. Kafa dengi birkaç arkadaşımla Çankaya Caddesi’nde, Botanik Parkı civarında oturuyorduk. Önümüzde Ankara uzanıyordu. Sevdiğim Ankara 12 Eylül darbesinin insanlık kaçkını, “bizim çocuklar” denilen liderleri, hukuk canisi işkenceci savcılarının elinde düşman işgaline uğramış gibiydi. Ve kürsülerde, televizyonda, her şeyi, ama her şeyi bilen, bilen bir megaloman diktatör ve ona hulus çakan, olmadık methiyeler düzen sözde yazarlar vardı. Öbür tarafta da tepkisiz yığınlar. Aslında o kadar suçlamamak lazım. Kenan Evren denilen hükümlü, ortamı “olgunlaştırdıklarını” övünerek itiraf etmiş, şecaat arz etmişti. Arkadaşlarıma döndüm ve sordum, “Biz bu milleti çok seviyorduk. Bir hatırlatır mısınız lütfen, niçin seviyorduk?” Bu saçma sorunun da altında o öfke ve o hüzün vardı.

Sonra çözdüm meseleyi!

Çözüm geçen iki asrın dehalarından Wilfredo Pareto’nun aslanlar ve tilkiler hikâyesinde yatıyor. Karakterler Makyavel’den, hikâye Pareto’dan…

İki tip insan vardır. İdealleri uğruna kendiliğinden harekete geçen, kendini sorumlu hisseden, birisi bizi kurtarsın diye beklemeyen, iş başa düşünce davranan, başarıyı pençeleriyle vuup alan tip. Bu tipe aslan diyorlar. Bir de yaltaklanmayı, kendini pazarlamayı, devletlûlara yanaşmayı, doğrudan yanaşamıyorsa, yanaşanlara yanaşmayı beceren tip. Buna da tilki diyor bu iki siyaset bilimci.

Hikâyenin can alıcı noktası şu: Devletlerin ve kurumların kuruluşunda, öne atılan ve başarıyı söke söke alanlar aslanlardır. Bu sırada devlet veya parti için çalışmak tehlikelidir. Risk doludur. Tilkiler arazi olmuştur.

Fakaaat… Kuruluştan sonra bir rahat dönem gelir. Artık devlet veya parti yönetimine gelmek risk bir tarafa, kârlıdır. Abad olursunuz. “İşte“, diyor Pareto, “bu aşamada, aslanlar ortalıktan çekilir ve meydan tilkilere kalır.”

Tilkileri değil aslanları düşünelim

Ağaoğlu Ahmet Bey’in anlattığı Damat Feritler, Ali Kemaller, sözde din adamları Mustafa Sabri, Hoca Vasfi ve Sait Molla’lar, “Yunan ordusu halifenin ordusudur” diyen, Milli Mücadele’nin başkomutanına idam fetvası yazanlar… Tıpkı bugünküler gibi. Ve böylelerine “Büyük ilim adamı” methiyesi düzüp hediyeler götürenler, millî mücadele hiç olmadı diyenler gibi… Bunlara Ağaoğlu’nun bahsetmediği, sayıları on binleri bulan asker kaçaklarını da ekleyiniz.

Türk milletini, bu Pareto tilkileri değil, bize istiklali armağan eden aslanlar, kuvvacılar, başkomutan, komutanlar, zabit savaşını veren subaylar, kaçaklardan kat kat fazla askerimiz ve binlerce şehidimiz temsil eder. O aslanlardır Türk milleti.

İşte benim çarpık düşüncem, iki uçtaki, tilkilere odaklanmamdan kaynaklanıyordu. Bugünlerin parantez söyleminin iki ucundaki tilkilere… İlelebet payidar olacak Türkiye Cumhuriyeti parantezi açılırken onun sonunda kalanları ve bugün o şerefli parantezi kapatmaya çalışan ve asla başaramayacak olan tilkileri.

Hâlbuki parantezin sağında, gerçekten Türklüğü temsil eden aslanlar var. Her şey ve herkes aleyhte gibi görünürken, vatanseverler bile mandalar arasında seçim yapmaya çabalarken pençeleriyle istiklali söküp alanlar var. Ve gençlikleri cephede geçmişken, kardeşini, arkadaşını on yıllardır devam eden mağlubiyetlerde kaybetmişken, eşini, evladını son bir defa kucaklayıp vatan müdafaasına koşan yorgun ama yılgın olmayan savaşçılarımız var. İşte biz onların yüzü suyu hürmetine Türk milliyetçisiyiz. Milletimizin asıl temsilcileri onlardır. Öbürleri değil, çok şükür.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları