Bilene yollar açık

Otuz yıl içinde Moskova boyunduruğundan kurtulmak isteyen kardeşlerimizin neler yaşadıklarını anlamaya çalıştık. Nesiller boyu devam eden bir esaretten bahsediyoruz. Kanla zulümle bugünlere geldiler.


En zor ilişkiler yakınlar arasındadır. Kardeşler arası ilişkiler büsbütün hassastır. Leblebiden nem kapacak durumlar yaşanmasına şaşılmaz. Türk Cumhuriyetleri’yle yol yürürken bu kırılganlığa karşı dikkati ve davranış inceliğini hiçbir şekilde elden bırakmamak, gözden uzak tutmamak lazımdır.

Otuz yıl içinde en çok buradan imtihan edildik. Cebine bin dolar koyan oralarda kendisini milyoner gibi hissetti. Hissetmesi neyse de muhataplarına da üstten bakan bir tutuma girdi.  Hoyratça daldığımız o âlemde, ilk gerileme böyle başladı. Türkiye ve Türk deyince kalbi hızla çarpan insanların heyecanını söndürmekle kalmadı, karşı tavır alışa kadar gitti. Karşılaştığımız insanlardaki bu değişmeyi adım adım gözlemledik.

Devlet katında bu halin etkisi daha ağır oldu. “Biz bir patrondan kurtulmaya çalışıyoruz, yerini siz mi alacaksınız?” demeye başladılar. Anlayanlar için, benzer cümlelerin polis ve istihbarat devleti Sovyetlerin alışkanlığı devam eden merkezinden servis edildiğini tahmin etmek güç değildi. Hızla yayıldı. “Ağabey” tavrına karşı psikolojik duvarlar örüldü. Anlaşıldı ki asıl hazırlıksızlığımız bu psikolojik arızaları giderememekmiş. İnsan kalitemizi artıralım derken buralardan ders almayı ve maksada uygun insan donanımına erişmeyi söylüyoruz.

Anlatamadık

Yakın zamana kadar temas kanalları sınırlıydı, televizyonlarımız da seyredilmiyordu. Sadece TRT Avrasya televizyonu vardı. Pek az yerde görülüyordu ve tesirsizdi. Açılışı, Başbakan Demirel’in 27 Nisan 1992’de yapacağı seyahate denk getirilmişti. Hazırlıksızdık ve daha da önemlisi Türk Dünyası’na ilgisiz ve isteksiz bir TRT yönetimi vardı. Yıllar sonra siyasi irade de bu isteksizliğe katıldı. Haliyle iyi bir etki yaratamadık. Bazı programlarımız ilgi çekmesine rağmen yaygın bir ilgi ve tesirden bahsedemeyiz. Avrasya (sonra TrtTürk, sonra Avaz) televizyonunu seyrederek Türkiye’ye sevgi duyan çok kişiyle karşılaşmadım. Fakat Türkiye’yi görenlerden hayranlığa yakın bir sevgi duymayana da hiç rastlamadım. Bu iki durum arasındaki olumsuz makas, dizilerimiz sayesinde ve uydu yayınlarının her yere ulaştığı son yıllarda kapanmaya başladı. Gelecek hafta bu konuyu yazarak şimdilik bitireceğim.

Medya ve iletişime özel önem vermek gerektiği için bu bilgileri veriyorum. Yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı muhataplarınıza bu kanallarla da duyuracak ve kamuoyunu hazırlayacaksınız. Otuz yıla bakınca, sonuca tesir edecek bir eksikliğimiz de budur. Devlet adamlarınca yapılan hatalarla birleşince iletişimde çok zorlandık. Bizi mazur gösterecek durumları anlatacak başka bir mekanizmamız da yoktu. Görevlendirdiğimiz insanlar da iyi bir etki bırakmıyorlardı.

Etkisi bitmeyen hatalar

En fazla zorlandığımız Özbekistan’la ilgili iki örneği söyleyeyim: Demirel merhum, Cumhurbaşkanı Kerimov’a muhalif lider Muhammed Salih’i Türkiye’den çıkarma sözü verdi.  Muhammet Salih Türkiye’de milliyetçiler arasında iyi tanınıyordu.  Tepki gösterdiler ve Demirel verdiği sözü tam tutamadı. “Tam tutamadı” diyorum, çünkü ailesi Türkiye’de bırakılarak yurtdışına gönderildi. Bu da uygulanamadı. Kerimov, aldatıldığını düşündü ve tavır aldı. Rusya’nın teşvikiyle veya başka sebeplerle oluşu sonucu değiştirmez.

Tayyip Bey 2003’te Parti Genel Başkanıyken Özbekistan’a gitti.  Görüşmeler sırasında yer altı kaynakları konuşulurken, iki ay içinde Enerji Bakanını göndereceğini söyledi. Muhataplarım, görüşmelerde, yemeklerde ve özel sohbetlerde devamlı bunu hatırlatıyorlardı. Söyleyenlerin hepsi Moskova yanlısı değildi. “Niçin bu hatalarla Türkiyemizi olumsuzluklarla ağızlara sakız ediyorsunuz?” diyen iyi niyetliler çoğunluktaydı. Bunları bileceğiz.

Otuz yıl içinde Moskova boyunduruğundan kurtulmak isteyen kardeşlerimizin neler yaşadıklarını anlamaya çalıştık. Nesiller boyu devam eden bir esaretten bahsediyoruz. Kanla zulümle bugünlere geldiler. Rusların Entegresya(uyum) dedikleri asimilatsiya(eritme)ydı. Şehirlerde eriyenler, Ruslaşanlar, yarı ruslaşanlar oldu. Bu değişmelerdeki kademelenmeyi çeşitli açılardan incelemek lazım. Köyler ve kasabalarda kültür baskısı azdı. Kalabildikleri kadar sağlam kaldılar. Bağımsızlıktan sonra anladık ki toplumun ruhu zedelense de kaybolmamış. İşte uyandırılmaya aç ve açık bu ruhu doğru beslemek en önemli meselemizdir. Zorun zorudur ve ancak kılı kırk yaracak bir bilgi ve dikkatle başarılır. Yaratıcı kafalar lazımdır.

İstedikleri kadar

Hala geçiş dönemindeyiz. Bundan sonra nasıl yol yürüyeceğimizi konuşacağız. Türk Cumhuriyetleri’ne karşı tavrımızın nasıl olacağı belli. Bilgilenme açığımızı giderecek ve bilerek hareket edeceğiz. Gayet dikkatli davranacağız. Laübâlilik etmenin, yüz göz olmanın ölçüyü aşması kaçınılmazdır. Bundan kaçınacağız. Samimiyeti de samimi ölçülerde göstereceğiz

Otuz yıl sonra bir hususu anlamış olmalıyız. “Biz şunu isteriz” diyeceğimiz zamanlarda değiliz. Onlar için varsa istediklerimiz, en fazla zemin oluşturmaya çalışabiliriz. Zorlamadan, istedikleri takdirde gerekenleri yapmaya çalışacağız. Bu aşamada bize düşün görev budur. Nazarbayev teklifleri ve temaslarıyla bizi rahatlatıyor. Yerine seçtiği Cömert Tokayev de o aklı devam ettirecek değerde bir isim.

Türkiye ev içini düzenlerse, Türkler arası ilişkilerin daha fazla ilerlemesi için dünya şartları çok uygun.

Yazar

A. Yağmur Tunalı

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.