Çalmak ayıp mı?

Rektörleriniz atıfsızsa, torpil, iltimas gırlaysa, vaz geçin! Bazı yapılar tamir edilemez; yıkılmadan yapılmaz. Dürüst olmayan ortamda niteliği değerlendirmek zordur. Niceliklere mecbur kalırsınız. Sonra onlar da ihlal edilir. Artık 200 değil 2000 üniversite ancak birilerinin maaş almasına yarar.


Ne demek yanlış? Hepsi kopya!

Flickr.com’dan ücretsiz karikatür

Kubbealtı Lügati’ne göre intihal kelimesi, “birine başkasının sözünü isnat etmek” anlamındaki Arapça ‘nahl’ kökünden geliyormuş. Türkçede fikir hırsızlığı demek; başkasından apardığı alıntıları, kaynak göstermeden, kendisininmiş gibi kullanmak demek. Düpedüz hırsızlık yani. İngilizcede plagiarism diyorlar. Latincede, başkasının çocuğunu kaçırmak anlamındaki kökten geliyor.

İntihal günümüzde çok kolay. Eskiden bi’zahmet, çaldığınız pasajı oturup yeniden yazmanız gerekirdi. Şimdi kopyala-yapıştır var. Saniyeler içinde çalmak mümkün. Biraz ciddiyeti olan yayınlar ve akademik makamlar, buna karşı önlemler geliştirdi. Tezler, makaleler için ücretli programlar kullanılıyor. Turnitin, iThenticate gibi… Bunlara makaleyi veriyorsunuz. Size, dakikalar içinde yüzde kaçının, nerelerinin, nerelerden alıntı olduğunu bildiriyor. Ucuz programlar değil. Bizim üniversitelerin birçoğunda bunlardan biri veya ikisi birden mevcut.

Et tekraru ahsen

Geçen yazılarımda anlattığım sınavda kopya çeken, ödevi intihalle yapan 300 kişilik bir sınıfın hikayesi vardı. İntihallerini belirlemek için WCopyFind adlı bedava, ancak sadece kendi bilgisayarınızda arama yapabilen, İnternet’e çıkamayan programı kullandım. Fakat sınıf kalabalık ve hırsızlık da sayılı birkaç siteden yapıldığı için dedektörü çalıştırır çalıştırmaz, sayfa havaî fişek gösterisi gibi aydınlandı. Programın aklınca, öğrenciler birbirlerinden çalmıştı. 300 öğrenciden hırsızlık yapmayan, yanlış hatırlamıyorsam sadece iki kişiydi.

Diyebilirsiniz ki olağan dışı bir sınıf yakalamışsın, anlatıp duruyorsun, bıktık. Eminim ki olağan dışı bendim, sınıf değil. Hocaların büyük bir kısmı ödevleri açmıyor, “Ödev verdi mi? Verdi” diye öğrenciye tam not veriyormuş.

İntihal programları meseleyi çözüyor mu? Tam değil. İşi karıştıran birkaç nokta var.

Biri şu: Aslolan yazarın kendi fikirlerini yazması, kendi fikri değilse, mutlaka atıf yapmasıdır. Bir kere intihal programlarının çoğu, atıf yapılmış alıntıları da intihal sayar ve körü körüne bu programın sonuçlarına göre hareket eden bir kurum, insanları normal dışı makaleler yazmaya zorlar. Mesela hukuk konusunda yazan biri, yorumladığı, karşılaştırdığı kanun metinlerini makalesinde bolca alıntılamak ister. Otomatik ölçme buna izin vermez. Edebiyat tenkidi yazan biri, yazarlardan uzunca parçalar alıntılayabilir, normaldir. Otomatik programa göre bunlar da intihaldir.

Üniversitede hırsızlık eğitimi

Bir başka sıkıntı, öğrencilerin, yazarların süratle intihal programlarını aldatma yollarını keşfedip uygulaması. Aklımın almadığı ve maksadı çöpe atan bir davranış da, koca koca hocaların, “Tez nasıl yazılır?” başlığı altında öğrencilere bu hileleri öğretmesi. Tavsiyeleri şöyle:

Çaldığınız metinde:

  1. Kelimeleri eş anlamlılarıyla değiştirin.
  2. Kelimelerin yerlerini değiştirin.
  3. Cümlelerin yerlerini değiştirin. Mesela bu yazıyı çalacaksanız, verdiğim maddelerin sırasını değiştirin.
  4. Harflerin arasında boşluk koyun. Makine boşluklu kelimeyi iki farklı kelime olarak algılar. Sadece bu hileli boşluklarda puntoyu sonuna kadar küçültün ki yüzünden bakan anlamasın.

Bunlar zahmetli işler ama bilim kolay değil, değil mi! Üstelik gelişmiş intihal dedektörleri bu hileleri de bulmaya başlamış.

Çok zor geldi ve paranız da varsa, geçen yazımdaki gibi bir tez yazma, hırsızlık gizleme şirketine başvurun.

Nitelik diye de bir şey var

Problem şu ki, akademik değerlendirmelerin nicel, yani sayılarla ölçülebilen yönleri olduğu kadar, nitel, sayılarla ölçülemeyen yönleri de vardır. Bir araştırmanın özgünlüğü, bilime katkısı ve bilhassa bilim dünyasında yarattığı tepkiyi basit saymalarla ölçemezsiniz. Belki aldığı atıf sayısı bunun bir ölçüsüdür. Fakat atıf sayısı çalışmanın özgünlüğü kadar alanın yoğunluğuna, alanda çalışan araştırmacı sayısına da bağlıdır. FETÖ’lü yıllarda, birbirlerine atıf yapan atıf çeteleri vardı. Eminim şimdi de vardır. Menzilimiz bir ya, metotlarımız da bir.

Hakemli, indekslenen dergilerde yayın sayısı güzel bir ölçü. Fakat dergiler arasında dağlar kadar fark var ve sırf kazanç maksadıyla kurulmuş ve indekse girmeyi başarmış dergiler mevcut. Bu sözde dergiler, akademik dünyada başlı başına bir iş sahası ve en iyi müşteriler Türkiye gibi parmak hesabıyla değerlendirmeyi esas alan ülkeler.

Öğretim üyesi terfilerinde, dürüst bir bilim ortamında en iyi ölçü adayın alanındaki bilim adamlarının kanaatidir. Şu, “peer evaluation” (akran değerlendirmesi) dedikleri. Aslında alanda uzman bir bilim adamı, doktora ve üstü seviyede bir tezin intihal olup olmadığını program kullanmadan anlar.

Üniversite nasıl kurtulur?

Sonuç olarak terfilerde:

  1. Atıf sayısını, hakemli, indeksli dergide makale sayısını ölçmeye devam ettirilmeli ancak derginin etki gücüne de (impact) bakılmalıdır.
  2. Aynı alanda çalışan yerli ve yabancı bilim adamlarının öğretim üyesi hakkındaki kanaatleri sorulmalıdır.
  3. Dürüst bir bilim ortamı dedim… Eğer rektörleriniz atıfsızsa, birilerine uygulanan kurallar başkalarında uygulanmıyorsa vaz geçin! Bazı yapılar tamir kabul etmez; yıkılmadan yapılmaz. Kentsel değil de akademik dönüşüm lazım.

Dürüst olmayan ortamlarda niteliğe dayanan değerlendirmeler yapılamaz. Sistem niceliklere mecbur kalır. Ardından onlar da ihlal edilir. Bu çöküşten sonra 200 değil 2000 üniversite bile işe yaramaz. Birilerine maaş verdirmekten başka.

İskender Öksüz
Yazar

İskender Öksüz

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.