Dünyanın en acayip insanları

Bir tarafta birbirine güvenen ve akraba olmadığı insanlarla iş yapabilen, ortak beyni oluşturabilen medenî toplum; diğer tarafta, “İnsan siyasette akrabalarına, kendi adamlarına kıyak geçemeyecekse niye siyaset yapsın ki? Bir liyakat tutturmuşlar.” diye düşünen ve katiyen acayip olmayan cins!...


Dünyanın En Acayip İnsanları, Joseph Heinrich’in kitabının adı. Geçen yazımda bahsetmiştim; Heinrich hem ekonomi hem psikoloji hem de şimdi Harvard’da evrim biyolojisi profesörü. Kitap 2020’de çıkmış. Aslında başlık, İngilizce yazanların pek sevdiği cinsten bir kelime oyunu: “En acayip”i, “WEIRDest” diye yazıyor, çünkü WEIRD, İngilizcede “White (Beyaz), Educated (Eğitimli), Industrialized (Endüstrileşmiş), Rich (Zengin) ve Democratic (Demokratik)” kelimelerinin baş harfleri. Hadi biz de bundan sonra BEEZD diyelim. Aslı kadar şık değil ama her seferinde uzun uzun “Beyaz, Eğitimli…” falan yazmak da insanı BEEZDirir. 

Heinrich, birkaç yıl önce kitabın giriş bölümünü yazmaya başlamış. Fakat bu giriş o kadar uzamış ki onu, Başarımızın Sırrı başlığıyla, ayrı bir kitap olarak yayımlamış. Birkaç ay önce o kitaptan da bahsetmiştim. “Fakat” diyor Heinrich, “yazacağım diye yola çıktığım asıl kitap buydu.” Acayip insanlar kitabı… 

700 sayfalık bir kitabı ve 500 sayfaya yakın mukaddimesini köşe yazısında özetlemeye kalkışmak akıl kârı değil. Ama yazmasam olmaz. Onun için kemerlerinizi bağlayın ve sıkı durun sevgili okuyucularım. 

BATILILAR BINDE YEDILIK BIR AZINLIK

İddiamı biliyorsunuz: Fikir adamlarının sadece düşmanları değil, problemleri de vardır. Heinrich’in problemi şu: BEEZD’ler niçin dünyanın geri kalanından ileri gitti? Benim, Niçin Geri Kaldık? kitabımdaki problemin tersinden aynısı. Orada aslında bir geri gitmedik, Batı ileri gitti diyorum. Heinrich de dünya görece eski yerinde dururken BEEZDler ileri gitti diyor ve “Niçin?” diye soruyor. 

BEEZDler gerçekten nevi şahsına münhasır, dünyada biricik-yekta toplumlar mı? Veriler, 1200 toplumu kapsayan Etnografik Atlas’tan alınmış. Beş kriter alıyor ve bu beşin, her ülkede, endüstri devriminden önceki hâlini belirliyor. Kriterler şunlar: 1. Soyun hem baba hem ana sülalesiyle izlenmesi (%28). 2. Akraba evliliğinin olmayışı (%25). 3. Tek eşlilik (%15). 4. Çekirdek aile yapısı (%8). 5. Yeni evlilerin ayrı eve çıkmaları (%5). Yukarıda, her bir kriteri karşılayan toplum yüzdelerini parantez içinde verdim. Beş kriterin beşine de sahip toplum yüzdesi 0,7- binde yedi! Ve bunların tamamı Batılı dediğimiz toplumlar. 

BABA, OĞUL VE KUTSAL PARA

Niçin sadece o toplumlar? Çünkü onların üstünden Roma Katolik Kilisesi geçmiş. Bu kilise ve sadece bu kilise, akraba evliliklerini, çok eşliliği, boşanmayı yasaklamış. Bu yasaklar diğer toplumlarda büyük önem taşıyan sülale bağlarını koparmış. İbn-i Haldun’un asabiyesi parçalanmış. Roma Katolik Kilisesinin enjekte ettiği yaşam tarzına mecbur kılınmış toplumlar atomize çekirdek ailelerden oluşur hâle gelmiş. 

Sülale bağlarının parçalanmasının başka sonuçları da var. Akraba kayırmacılığı- nepotizm, klan, aşiret, kabile bağları- yok olmuş. Tesadüfe bakınız ki bu kopuş kiliseyi Avrupa’nın en zengin iktisadi teşebbüsü hâline getirmiş. Son bulan sülalelerin, tekrar evlenemeyen zengin dulların mirası, kiliseye kalmış. Ayrıca, halasın- kurtuluşun- yolu malını mülkünü kiliseye bağışlamakmış. Roma Katolik Kilisesi, bu bağışları kolaylaştırmak için veraset kurallarının yanına, onlardan üstün vasiyetname hukukunu koymuş. Bundan başka, günahlardan arınıp kurtuluşa ermeyi satın almak da mümkünmüş. Böylelikle Avrupa Ortaçağının sonuna doğru o kıtada en büyük servet de en büyük gayrı menkul birikimi de kilisenin eline geçmiş. İşte Luther’i isyan ettirip Protestanlığı başlatan bu tatlı zenginleşme çarkı imiş. 

Reform denilen şey de kilisenin bu hâlini düzeltmekti.

SÜLALE, AKRABA, AŞIRET YOKSA

Bu özelliklerin endüstri devrimi ile, kalkınma ile ne ilgisi var diyeceksiniz. Güçlü ilgisi var ve bu ilgiyi Heinrich, veri madenciliği sayesinde, on binlerce deneği kapsayan psikoloji testleriyle ve düzinelerle kriter üzerinden ülkeleri karşılaştırarak elde ediyor. Özetle şöyle: Klan, sülale, aşiret, kabile bağları kopunca sicimi kopmuş tespih taneleri gibi çekirdek ailelere dağılan toplum, yeni bağlar, yeni toplum birimleri arayışına giriyor. Çünkü toplum içinde yaşamak, toplumlara bağlanarak yaşamak, insanın genetiğinde var. Akrabalık olmadan sosyal ilişki kurmak, tanımadığına güvenebilmek ve tanımadığıyla şehir, üniversite, manastır, dernek, şirket kurabilmek. Ve tabiî en büyük toplum birimine, millete mensubiyeti hissetmek… Bunlar yoğun olarak, neredeyse sadece, BEEZD toplumlarda gelişiyor. Ekonomik kalkınmanın temelinde yattığı daha önceki araştırmalarla belirlenen güven endeksi, sadece bu toplumlarda yükseliyor. Hani on yıllardır yapılan ve bizim sonlarda yer aldığımız güven indeksi… Hani araştırmacıların, sosyolog ve iktisatçıların “Toplum Sermayesi” dedikleri temel değer! (Kendime atıf: Üst Akıl- Aptallar ve Diktatörler, III. Bölüm – Sosyal Sermaye.)

Bir tarafta birbirine güvenen ve akraba olmadığı insanlarla iş yapabilen, ortak beyni oluşturabilen medenî toplum; diğer tarafta, “İnsan siyasette akrabalarına, kendi adamlarına kıyak geçemeyecekse niye siyaset yapsın ki? Bir liyakat tutturmuşlar.” diye düşünen ve katiyen acayip olmayan cins!… Size yabancı gelmedi, değil mi?

Sonra geçen hafta, gazetede bir haber: Falan ilin milletvekili, 11 akrabasını o ilde müdür yaptırdı!

Galiba bu konuya devam etmek zorundayım. Sıkıcılık gerekçesiyle gazeteden kovulmazsam.

– – – – — – – – — – – – — – – – — – – – — – – – –

Not: Bugün, 14.11.2021 Pazar günü, saat 11:10’dan itibaren TVNet’te, Sayın Ayşe Böhürler’in Türk Kahvesi programında olacağım. Okuyucularımı da beklerim.

Yazar

İskender Öksüz

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.