Gayya Kuyusundaki Türkiye!

Yaşanacak süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemine büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Kuruluşta gösterilen özen bugün için de elzemdir. Hatta gelecekte benzer durumların yaşanmaması için tedbirler de alınmalıdır.


Türkiye, tarihinin önemli seçimlerinden birisine doğru hızla yol alıyor. Bu sefer binlerce yıllık tecrübesini terk ederek girdiği tek adam sisteminin devamını ya da sonlandırılmasını da oylayacak. Dolayısıyla önemi daha da artan bir seçim söz konusu. Ya yirmi yıldır gitgide otoriterleşen Erdoğan iktidarı devam edecek veya değişecek ve “Restorasyon Dönemi” başlayacaktır.

Bilindiği üzere restorasyon, uzmanlık gerektirir. Tarihi bilmek ve sosyolojiden haberdar olmak lazımdır. Bu da yetmez, bu bilgiler bir şuur hâline gelmiş olmalıdır. Ki bu şuurla kilit taşları yerleştirilsin, sütunlar dikilebilsin.

Yaşanacak süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemine büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Kuruluşta gösterilen özen bugün için de elzemdir. Hatta gelecekte benzer durumların yaşanmaması için tedbirler de alınmalıdır.

Ancak buradan numaralı cumhuriyet anlaşılmamalıdır. Cumhuriyet’in kuruluş ayarlarından bahsediyorum. Siyasi şartların ağırlığı da bütün bu çalışmaların yeni bir anayasayla değil anayasa değişikliğiyle yapılmasını mecbur kılmaktadır. Aksi takdirde Türk kimliği tartışmaya açılabilir.

Bu düşüncelerden hareketle 21’inci yüzyılda karşı karşıya bırakıldığımız meseleleri alt alta yazdığımızda durum ortaya çıkıyor. Karşı karşıya olduğumuz devasa problemleri bütün boyutlarıyla anlaşılıyor.

İç meseleler

En başta yönetim daha doğrusu yönetilememe sorunu vardır. Devlet felsefesini kaybetmiştir. Türk devlet anlayışı terk edilerek dünyada örneği görülmeyen bir sisteme geçilmiştir. Kurumlar hem kendi içindeki ahengi, hem sektörel ilişki içindeki ahengi, hem de kamu bütünlüğü açısından ahengi kaybetmiştir.

Kamu bürokrasisi rüzgâr nereden eserse rotasını oraya çeviren gemi gibidir. Bürokraside ehliyet ve liyakat unutulmuştur. Özellikle yanlış tek adam yönetimi karşısında direnilemediği görülmüştür. İşini bilen ve biraz olsun dirayetli insanlar da kenara itilmekte veya çekilmek zorunda kalmaktadırlar.

Cumhurbaşkanı değiştiğinde devlette deprem yaratabilecek bürokratik değişiklikler yapılacaktır. Bu kaçınılmaz bir gereklilik kadar yasal bir zorunluluktur da. Dolayısıyla hazırlık çok önceden başlamalıdır.

İktidar sahipleri Türk kimliğiyle kavgalıdırlar. Kavgayı neredeyse savaş boyutuna kadar çıkmışken geri dönmeye çalışmaktalar. Yöneticilerin bu hususlarda inandırıcılığı yoktur. Bugüne kadar yapılanlar milletin arasındaki bağları zayıflatmış, toplumun gruplar hâlinde düşünmesine yol açmıştır.

Özellikle egemenlik yapısını tehlikeye atan bölücülük meselesi büyük mesafe almıştır. Kimlikle ilişkinin yeniden güçlendirilmesi en önemli ve öncelikli konular içindedir.

Din siyasetin emrine verilmiş, camiler siyasete arena yapılmıştır. Din görevlileri siyasetin emir eri gibi kullanılmaktadır. İlahiyat eğitiminde dikkatlerden kaçırılan birtakım çalışmalar yapılmaktadır. Bütün bunlar Türk Milletinin ve de Müslümanların geleceğini tehdit edecek boyuttadır.

Asker siyasetin içine çekilmiştir. TSK’nın ayakta durabilmek için gayret sarf ettiği anlaşılmaktadır. Siyaset ordudan elini çekmeli ve Türk Milletinin ordusuyla ilişkisinin yeniden ihata edilmesi gerekmektedir.

Adalet kaybolmuştur. İktidar sahiplerinin hep haklı olduğu bir dönem yaşanmaktadır.

Eğitim çökmüştür. Artık tarikatlar ve cemaatler millî eğitimde ve yüksek öğretimde neredeyse hâkim konumdadır.

Sağlık sistemi işlemez duruma gelmiştir. İnsanlar randevu alabilmek için araya hatırlı kişileri koyuyor. Buna rağmen randevu alabilmek çok da kolay değildir. Üniversite hastaneleri ağır borç yükü altında ezilmekte, ameliyat ve tedavi malzemelerinin temininde problemler olduğu basında çıkmaktadır. Daha da ağırı, doktorlarımızın yurt dışına çıkmak için yol aradığı haberleri vardır. Bu vahim bir durumdur.

Çiftçi, ekonomik şartlar yüzünden tarlasını ekmekten vazgeçmek üzeredir. Hayvan varlığımızda büyük düşüş yaşanmıştır. Süt inekleri ve gebe hayvanların kesildiği duyulmaktadır. Bunlar da yakın gelecekte beslenme problemiyle yüz yüze kalacağımızı işaret etmektedir.

Ekonomik buhran günlük hayatı doğrudan etkilemekte, Türk halkı giderek fakirleşmektedir. Milletin borcu (devletin iç ve dış borçlarıyla özel sektörün dış borcu) çevrilebilir olmaktan çıkmaya doğru gitmektedir.

İktidarı korumak için günlük hesaplarla ya da ideolojik bağnazlıkla atılan adımlar da yükü katlayarak artırmaktadır. Kur Korumalı Mevduat ve faiz politikası bunlardan bilinenlerdir.

Üretim neredeyse terk edilmiştir. Lokomotif olarak tercih edilen inşaat sektörü aşırı desteklenmektedir. Ama artık deniz bitmek üzeredir.

Şehir hastaneleri, otoyollar, havalimanları, köprüler gibi Kamu Özel İşbirliği projeleri gittikçe büyüyen kara deliklerdir.

Dış meseleler

Dünya neredeyse bir savaşın eşiğindedir. Uluslararası denge yeniden şekillenmeye çalışmaktadır. Bu ağır şartlar yaşanırken, dış politikada çok keskin dönüşlerle yürütülmektedir. Dış politika tekrar şahsiyetli diplomasi ve şahsiyetli siyasete kavuşturulmalıdır.

ABD, NATO, AB, Rusya ve İran’la ilişkiler gözden geçirilmelidir. Yeni politikalar kurgulanmalıdır.

Geçici Koruma Statüsündeki Suriyeliler ve düzensiz göç adı verilen yabancı kaçaklar geleceğimizi tehdit etmektedir. Geleceğimiz kadar çok büyük bir güvenlik tehdididir de. Demografik yapımızı bozmak üzere uluslararası bir proje olduğu görülmektedir. Dünyanın dört bir yanından kaçak yollarla gelen insanlar, ellerini kollarını sallayarak kontrolsüzce yurdun dört bir yanına dağılmıştır.

Geçici Koruma Kapsamındaki Sığınmacılar üniversitelerimize neredeyse sınavsız alınmaktadırlar. Türk halkı hastaneden randevu alamazken, sıra beklemeden ve parasız tedavi olmaktadırlar.

Çok önemli ve en öncelikli problemlerden birisi budur.

Suriye’nin kuzeyindeki İhvancı Arap parça devletçiği hazırlıkları ve PYD / PKK devlet yapılanmasının mutlaka önüne geçilmelidir. Suriye’nin egemenlik yapısına zarar verecek politikalardan vazgeçilmeli, Arap millî devleti olarak hayatına devam etmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Suriye’deki radikal İslamcı terörist unsurların Türkiye’ye gelmesi mutlaka önlenmelidir.

Irak’la ilişkilerde problemler büyümeye başlamaktadır. Türkiye’nin içindeki bölücülük meselesine karşı 2017’de Barzanilerle yapılan iş birliği derhâl terk edilmelidir.

Terörizm, terör ve PKK’yla mücadele yeniden kurgulanmalıdır.

Kıbrıs Türklüğü yirmi yıldır izlenen politikalar yüzünden Türkiye’nin yaşadıklarına benzer durumdadır.

Doğu Akdeniz ve Ege’de sular gittikçe ısınmaktadır. Ege’deki adalarımızda Yunan misafirliği artık sonlandırılmalıdır.

Patrikhane meselesi mutlaka ele alınmalıdır. Tarihî gerçeklere ve Türk millî menfaatlerine aykırı “Ekümeniklik” saçmalığından derhal vazgeçirilecek siyasete dönülmelidir.

Türk dünyasıyla ilişkilere ağırlık verilmeli, Türk Devletler Teşkilatı daha da işlerlik kazandırılmalıdır. Tarım, bilim politikaları ve bilgi üretimi gibi konularda stratejik iş birlikleri bir an önce hayata geçirilmelidir.

Asya coğrafyasından Türkiye’ye orta koridor açılarak iletişim kurulmalıdır. Bu da gerek Türk dünyası gerekse bölge devletleriyle ilişkinin yeni bir siyaset üzerine oturtulması anlamına gelmektedir.

Müslüman ülkelerle ilişkiler düzenlenmeli, onların iç işlerine karışmakla kaybettiğimiz dostlukları onarılmalıdır. Türkiye, kendi kimliğini güçlendirmiş bir şekilde yönünü Türk dünyasına ve Batı’ya döndürmelidir.

Sonuç olarak

Türk Milleti bu kadar büyük problemlerle karşı karşıyadır. Bütün bunlar bilinmeyen hususlar değildir. Ancak hepsinin bir arada görünebilmesi için kısa kısa yazılmıştır. Buradan çıkmak imkânsız değildir. Türk Milleti benzer durumları yaşamış ancak hepsinden de kurtulmuştur.

Seçimleri ve önümüzdeki dönemi bu meselelerle birlikte değerlendirmekte fayda vardır.

Yazar

Hakan Paksoy

2 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar