Hem hoşgörü hem şahsiyet

İdeal hâl, siyah beyaz olmayan, şu tezde de bu tezde de doğruluk payları bulunduğunu kavrayan ancak… Ancak bu kavrayıştan sonra kendi değerler sistemini keşfeden ve o sistemi sıkı sıkı, tavizsiz savunan, o değerler üzerinde düşünce hayatını yükselten karakter.


Geçen yazımda William Perry adlı eğitimcinin, üniversite öğrencisinin gelişimi için verdiği şemayı anlatmıştım. Bu aslında genel bir yetişkin gelişimi şemasıydı. Üniversite öğrencilerinde bu gelişimi gerçekleştirebiliyorsa ne mutlu. Fakat ister üniversitede ister zihin hayatımızın başka alanlarında olsun Perry’nin şeması geçerli.

Önce ikici yaklaşım, düalizmle işe başlıyoruz. Siyah- beyaz hastalığı ile. Grilerin bulunmadığı bir dünya bu. Sonra izafiyetçi aşama geliyor. O da doğru, öteki de doğru. Kısmen biri, az buçuk da öbürü…  Nasrettin Hoca’nın kadılığı gibi. Hani bir yargılamada davacıyı dinliyor ve “Haklısın.” diyor. Sonra davalının savunmasını dinliyor ve ona da “Haklısın.” diyor. Kadılık kâtibi, “Aman Hocam, ikisi de haklı olamaz.” deyince, Hoca dönüp ona da “Sen de haklısın.” diyor ya.

Nasıl bir şahsiyet?

Perry bu izafiyetçiliği de sağlıklı bulmuyor. Böyle öğrenciler her hocaya uyar, her renge bürünür. Sonra “Herkes haklıysa, ne dersem diyeyim, ben de haklıyım.” diye düşünürler. Bu bukalemun davranışı ile yükselebilirler ama topluma özgün katkıları olmaz. Bunlar entelektüel kumaşı değildir…

İdeal hâl, siyah beyaz olmayan, şu tezde de bu tezde de doğruluk payları bulunduğunu kavrayan ancak… Ancak bu kavrayıştan sonra kendi değerler sistemini keşfeden ve o sistemi sıkı sıkı, tavizsiz savunan, o değerler üzerinde düşünce hayatını yükselten karakter. Tavizsiz savunan fakat dayandığı varsayımlardan birinin, tenkide dayanamayıp yıkıldığı açık seçik ortaya çıktığında, ne kadar acı verici olursa olsun, o varsayımı terk etmesini de bilen bir kişilik seviyesi.

Siyasetten ideolojiye, Perry’nin şemasından yararlanabilmemiz lazım:

Ya Türk ya Osmanlı!

Ya Osmanlıcısın ya Cumhuriyetçi!

Ya Öz Türkçe ya “Osmanlıca”!

Ya yerli ya Batıcı!

Ya şeriatçı ya ateist!

Bunlar bol bol rastladığımız düalist, ikici tuzaklar.

Ya Osmanlı ya Cumhuriyet mi?

Osmanlı’yla Cumhuriyet, aynı milletin, aynı devletin rejim değiştirmesinden ibarettir. Tıpkı Türk tarihindeki  hanedan değişiklikleri gibi. Ancak bu sefer bir hanedandan diğerine değil, hanedan egemenliğinden millî egemenliğe geçilmiştir. Fransız ihtilali ile Fransa’daki millet veya devlet nasıl değişmediyse Türk Devrimi ile de ne millet ne de devlet değişmiştir. Değişen rejimden ibarettir.

Osmanlı padişahları yabancı kadınlarla evlendiler, onun için Türk değillerdi demek de ilkel bir ırkçılıktır. Dünya hanedanlarla yönetilirken milletlerarası siyasette hanedanlar arası evlilikler barışın dayanak noktalarından biriydi. Bu yalnız bizde değil, bütün dünyada böyleydi. Hatta Avrupa’da iş evlilikle bitmedi. Mesela Kraliçe Viktorya döneminde, Avrupa’nın önemli bir kısmında, egemenlik Viktorya’nın akrabalarınca temsil edildi. Bu hâl ancak egemenliğin şahıslar aracılığıyla değil, doğrudan milletin kendisi tarafından temsiliyle son buldu.

Saf kültür mü?

Başta dil olmak üzere kültür ögelerine gelelim. Dünyanın önde gelen kültürleri, tarihleri boyunca hiç etki almamış, kendi içine kapanıp kalmış yapılar değildir. Tersine, etkileme ve etkilenme sahası ne kadar genişse zenginlik de o derece artar. Türk kültürünün yükseldiği ana sütun, Türkçedir. Sonra, İslam kültür dairesinde başı çektiğimiz, mimari ve musiki gelir. Mutfağımızı da bunlara ilave edebiliriz. Kültürün her cephesinde tarihin derinliklerinden getirdiğimiz ögeler, bir omurga vardır. Fakat bu omurgaya çevreden ve yeni ulaştığımız toprakların kültürlerinden de katkılar almışız. Bütün yüksek kültürler böyledir.

Yukarıda verdiğim listedeki “Ya o ya öteki.” şeklindeki düalist maddelerden her biri, bir köşe yazısından epey fazla yer ister. Kitaplar gerekebilir. Lisan hakkında bir gerçeği işaret edip bitireyim.

Ya saf dil?

İngilizce şu anda dünyanın Lingua Franca’sı. Bilimden diplomasiye uluslararası anlaşma dili. Linguist John McWhorter İngilizce’deki kelimelerin ne kadarı Öz İngilizce olduğunu merak etmiş (Öz İngilizce diye bir söz yok, Öz Türkçe’ye benzetmek için icat ettim.). İngilizce’nin en büyük sözlüğü Oksford Sözlüğü’dür. Onu almış, daha doğrusu herhalde dijitalini almış ve kelimelerin kökenini, yani etimolojisini de veren bu sözlükteki Öz İngilizce kelimeleri saymış. Sonuç: İngiliz dilindeki kelimelerden Öz İngilizce olanlar %1’in altında! Ancak günlük konuşmanın %70’i, bu %1 ile yapılıyor. (McWhorter, Power of Babel, sayfa 95, Harper Perennial 2003)

Türkçe’de de İngilizce’de de eline kalemi alan- doğrusu klavye başına geçen- anlaşılır ve güzel, edepli yazmayı hedeflemelidir. Kelimelerin ırklarına göre yazmayı değil.

Lisan konusunda da bu adımlardan geçebiliriz:  Ya Osmanlıca ya Öz Türkçe ikiciliğinden hem Osmanlıca hem Öz Türkçe’ye; sonunda doğru değere, anlaşılır ve akıcı dile, Türkçe’nin edebi diline yükselebiliriz. Bu yükselişte belki herkes her basamağa basmak zorunda da değildir.

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar