Hesap kimden sorulacak? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Hesap kimden sorulacak?

Türk Milletine hiçbir fayda sağlamayacak bir savaş hâlinde de bir ve bütün olarak desteği tam olacaktır. Başına örülen tüm çoraplara, TSK’ya yapılan büyük itibar suikastlarına rağmen yanındadır. Hesap sorma zamanı olmadığını biliyorum. Ve hesap sormak için de bu başlığı atmadım.

29 Şubat 2020
Hakan Paksoy

Hesap sorma zamanı olmadığını biliyorum. Ve hesap sormak için de bu başlığı atmadım. Sadece ve sadece karınca kararınca tarihe not düşmek için tercih ettim.

***

Bu yazı için bilgisayarın başına oturduğumda İdlib’ten haberler düşmeye başladı. Askerlerimizin üzerine uçaklar bomba yağdırmıştı. Şehit sayımız çok yüksek olarak sosyal medyada konuşulmaya başladı. Güvenilir gazeteci, siyasetçi askerler de olayı doğrulayan haberleri geçmeye başlamıştı. Cumhurbaşkanlığında da güvenlik toplantısı yapıldığına dair haberler de geldiğine göre durum önemliydi. Fakat çok ama çok can sıkıcı bir haber daha, aynı anda bütün, haber kanallarına düştü. Bilmem kaç “rejim unsuru etkisiz hâle getirildi.” Anlaşılan o ki Türkiye’yi yöneten zihniyet yaşananlara bir maç skoru olarak bakmakta. Kimin yaptığı açıklanmıyordu ancak herkes biliyordu ki bombalayan Rus uçaklarıydı.

Hatay Valisi şehit sayımız dokuz olarak duyurmuşken saat 00.35’de canlı yayında 22’ye yükseldiğini açıkladı. Gecenin sonunda 33 oldu. Şehitlerimize rahmet, yaralılarımız şifa diliyorum.

Gece yarısını beş on dakika geçe sosyal medya erişimi de durdu.

Haber kanalları, Cumhurbaşkanının MHP ve İYİ Parti Genel Başkanları ile görüştüğünü, Akşener’in programını keserek Ankara’ya dönüşe geçtiğini bildirmeye başladı. Cumhurbaşkanı CHP Genel Başkanını aramamıştı. CHP’nin, merkez yönetimini toplantıya çağırdığı da haberler arasındaydı.

Görülen o ki haberler ilk verildiği kadar sıradan ve hafif değildi. Ağır bir durum söz konusu idi. Ancak ilginç bir durum vardı. Basında, Cumhurbaşkanlığında yapılan toplantıya Millî Savunma ve Dışişleri bakanları, MİT Başkanı ile kuvvet komutanlarının katıldığı belirtiliyordu. Genelkurmay Başkanı katıldığına dair haber yoktu.

En zoru da bizim gibi haftalık yazanların bu şartlarda neyi ve nasıl yazacağımıza karar vermek olsa gerek. Fakat büyük gerginliğin yaşandığı son dönemde, bu yaşananlar göstere göstere geldi.

Tarihe küçük bir bakış

İlhan Selçuk’un “Yüzbaşı Selahaddin’in Romanı”nın önsözünde bugüne de seslenen bir paragraf çok dikkat çekicidir.

Yüzbaşı Selahattin gerçek bir kişidir. Yorgun Savaşçı’da da adı geçen bir Türk subayıdır. Bir gün İlhan Selçuk’un telefonu çalar. Yüzbaşı Selahattin’in oğludur ve babasının on beş cilt olan günlüklerinden bahseder. İlhan Selçuk bu defterleri alır ve ortaya Yüzbaşı Selahattin’in Romanı çıkar.

Önsöz’den:

“Babanız sıfatıyla hayatta en güzel başarılara götürecek yolları size göstermek görevimdir. Bunu yapmakla hem babalık ödevimi hem de benden sonraki kuşaklara bugünkü kuşağın bilgilerini vermekle Türklük görevimi yapmış bulunuyorum. Yakın tarihi okuduğunuz zaman anlayacaksınız ki, yüz yıl önce sonu felaketle bitmiş bir tutum, yüz yıl sonra bilinmediği için aynı biçimde tekrar edilmiş ve gene aynı felaketi doğurmuştur. Kafasını yormamış, dünü aramamış insanlar, bu zahmete katlanamadıklarından, bazen hayatlarını kaybetmişlerdir. Geçmiş tecrübeleri bilen ve her gün geçirilen hayattan ders alarak yaşayışlarını buna göre düzenleyebilenler güçlü adamlardır.”

Bu ifadelerde üç yüz yıl var. Birisi Selahattin Bey’in yaşadığı yüz yıl. Yani 20. Yüzyılın başı. Onun yaşadığı dönemde Trablusgarp, Balkan, Birinci Cihan ve İstiklâl harpleri yaşanmış. Bizim için ne kadar kolay değil mi? Bir cümlenin içine hepsini de sığdırdık. Tıpkı başkasının çocukları şehit olurken, “Şehitler tepesi boş kalmayacak” diye söyleyebilmek gibi. Tıpkı, bir yandan, evdeki dantelli perdelere sarılıp “Kefenimizle geldik hazırız” derken diğer yandan görev zamanı gelince bedelli askerlik için ilk sırada olmak gibi. Ama Yüzbaşı Selahattin ya da Selahattinler bizatihi cepheden cepheye koşmuşlar. Dolayısıyla onları dinlemek zorunluluğumuz var.

Selahattin Bey kendinden sonra gelenleri uyarmış ancak ne yazık ki yüz yıl sonra yine aynı hatalar yapılıyor. Yine uyarı üstüne uyarılara rağmen hiç kimse dinlenmemiş. Tarih yine tekrar ediyor. Tarihe bakmadan bugünü yönetemezsiniz. Benden öncesi yoktu, benden sonra da olmayacak yaklaşımı ile de milletin hayatını yönetmek mümkün değildir. Ve böyle bir yöntemin de bedelleri vardır. Ama bedeli devlet ve millet öder.

Türk Milleti Ordusunun yanındadır

Türk Milleti Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenir. Onunla beraber yatar onunla birlikte kalkar. Türk Milletine hiçbir fayda sağlamayacak bir savaş hâlinde de bir ve bütün olarak desteği tam olacaktır. Başına örülen tüm çoraplara, TSK’ya yapılan büyük itibar suikastlarına rağmen yanındadır.

Saldırı karşısındaki harekâtı savunma bakanının yöneterek fiili genelkurmay başkanlığı yapmasına, 2300 yıllık ordu yapımızın bozulmuş olmasına rağmen yanındadır. Ama bütün bu olanlar da Türk Milletinin hafızasına kaydolmaktadır.

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları