MİSAK
MİSAK

İletişimde adres: Televizyon mu, radyo mu, sosyal medya mı?

Televizyon geniş kitleleri bir araya getiriyor, sosyal medya siyasi mesajı kişiselleştirip hızla dolaşıma sokuyor, radyo ise daha dar fakat sürekli bir iletişim alanı yaratıyor.
Ali Doğan
Yazar: Ali Doğan MİSAK Araştırmacısı
⏱ Tahmini Okuma Süresi: 11 Dakika
Yazı Boyutu:
Satır Boşluğu:
Dışa Aktar:

Türkiye’de bir etkinin hangi mecrada daha güçlü olduğunu anlamak için artık yalnızca erişim rakamlarına değil, izleyicinin kim olduğuna, içerikle nasıl etkileşime girdiğine ve mesajın hangi koşullarda tüketildiğine bakmak gerekiyor.

Türkiye’de iletişim, başta siyasi iletişim olmak üzere son yıllarda önemli bir dönüşüm geçiriyor. Geleneksel televizyon yayıncılığı hâlâ geniş kitlelere ulaşma gücünü korurken, internet ve sosyal medya platformları aktörlere/siyasi aktörlere doğrudan hedef kitleyle/seçmenle iletişim kurma imkânı sağlıyor.

Bu dönüşüm, “Televizyon mu, sosyal medya mı daha etkili?” sorusunu da giderek daha karmaşık hâle getiriyor.

Çünkü her iki mecra aynı işi yapmıyor.

Televizyonun temel gücü geniş erişim ve gündem oluşturmak. Sosyal medyanın gücü etkileşim, kişiselleştirme ve hızlı yayılım. Radyonun gücü ise sürekli ve yerel iletişim. Dolayısıyla iletişimde tek bir “en güçlü mecra” bulunmuyor.

Televizyon: Geniş erişimin hâlâ merkezi

Türkiye’de televizyon, özellikle ileri yaş grupları açısından önemini koruyor. Haber bültenleri, siyasi tartışma programları, lider konuşmaları ve canlı yayınlar milyonlarca kişiye aynı anda ulaşabiliyor.

Bu durum televizyonu siyasi aktörler açısından önemli bir gündem belirleme aracına dönüştürüyor.

Bir siyasi liderin açıklamasının televizyonlarda gün boyunca tekrar edilmesi, yalnızca o liderin görünürlüğünü artırmıyor; açıklamanın içerdiği konunun kamuoyundaki önemini de artırabiliyor.

Televizyonun diğer önemli avantajı ise görsel iletişim. Bir liderin yalnızca söylediği sözler değil, kalabalık bir mitingin görüntüsü, devlet protokolündeki konumu, vatandaşlarla kurduğu ilişki veya kriz anındaki görüntüsü de siyasi imajın parçası hâline geliyor.

Bu nedenle televizyonun etkisi yalnızca haber verme işlevi üzerinden değerlendirilemez.

Reytingin ötesinde: “Kim izliyor?”

Televizyon izleme ölçümlerinde en önemli noktalardan biri hedef kitlenin tanımlanması.

Türkiye’deki reyting sisteminde TOTAL, AB ve 20+ABC1 gibi farklı hedef kitleler kullanılıyor. Bu ayrım siyasi iletişim açısından da önemli. Örneğin bir program TOTAL’de güçlü olabilirken AB grubunda daha düşük performans gösterebilir. Bu, programın toplumun farklı kesimlerine aynı ölçüde ulaştığı anlamına gelmez.

Aynı şekilde genç izleyiciler ile 55 yaş üzerindeki izleyicilerin televizyon alışkanlıkları arasında da önemli farklılıklar bulunabilir.

Dolayısıyla siyasi iletişim araştırmasında yalnızca “Kaç kişi izledi?”sorusu değil, “Kim izledi?”sorusu da sorulmalıdır.

Sosyal medya: İletişim modelini değiştiren mecra

Sosyal medya televizyonun aksine merkezi olmayan bir iletişim yapısı oluşturuyor. Aktörler/siyasi aktörler doğrudan takipçilerine ulaşabiliyor. Fakat asıl fark, kullanıcının da iletişim zincirinin parçası hâline gelmesi.

Bir siyasi konuşma kullanıcı tarafından kesilebiliyor, yorumlanabiliyor, başka bir içerikle birleştirilebiliyor ve farklı platformlarda yeniden paylaşılabiliyor.

Böylece siyasi mesajın ilk üreticisi ile son tüketicisi arasında çok sayıda yeni aktör ortaya çıkıyor. Bu yapı siyasi iletişimin hızını önemli ölçüde artırıyor.

Bir televizyon programında saatler sürebilecek bir tartışma, sosyal medyada birkaç dakika içinde milyonlarca kullanıcıya ulaşabilecek kısa bir videoya dönüşebiliyor.

Sosyal medyada takipçi sayısı neden yeterli değil?

Siyasi aktörlerin sosyal medya gücünü değerlendirirken en sık yapılan hatalardan biri takipçi sayısını doğrudan etkiyle eşitlemek. Oysa takipçi sayısı erişim potansiyelini gösteriyor. Siyasi etkiyi anlamak için ise etkileşim oranı, paylaşım, yorum, video izlenme süresi ve içeriğin farklı ağlarda yeniden dolaşıma girip girmediği gibi ölçütler de önem taşıyor.

Bu nedenle daha az takipçiye sahip bir siyasetçinin belirli bir mesajı, çok daha büyük bir hesabın paylaşımından daha yüksek etkileşim yaratabilir.

Sosyal medyanın bir diğer yüzü: Kutuplaşma

Sosyal medya iletişimi/siyasi iletişimi demokratikleştiren bir araç olduğu kadar, kutuplaşmayı güçlendirebilecek bir ortam da oluşturabiliyor.

Kullanıcıların kendi görüşlerine yakın içeriklerle daha fazla karşılaşması, farklı siyasi grupların birbirinden uzaklaşmasına yol açabilecek bir bilgi ortamı oluşturabiliyor.

Türkiye üzerine yapılan araştırmalarda siyasi haberleri ağırlıklı olarak sosyal medyadan takip eden kişiler ile daha yüksek duygusal kutuplaşma arasında ilişki bulunduğuna yönelik bulgular bulunuyor.

Ancak bu noktada nedensellik konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Sosyal medya kutuplaşmaya yol açıyor olabilir; ancak zaten kutuplaşmış kişilerin sosyal medyada kendi görüşlerine yakın içerikleri tercih etmesi de mümkün. Dolayısıyla sosyal medyanın etkisini değerlendirirken ilişki ile nedensellik birbirinden ayrılmalı.

Siyasi iletişim demişken Erdoğan ve muhalefet örneğine girelim.

İki farklı medya avantajı

Türkiye’deki siyasi iletişimde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile muhalefet siyasetçilerinin medya kullanım biçimleri, bu dönüşümün önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Erdoğan’ın televizyon ve geleneksel medya alanındaki görünürlüğü, iktidarın kurumsal ve siyasi görünürlüğüyle birleşiyor. Canlı yayınlar, mitingler, açıklamalar ve haber gündemi; liderlik imajının sürekli yeniden üretilmesine imkân sağlıyor. Ancak Erdoğan’ın sosyal medyadaki gücü de göz ardı edilemez.

2023 seçimleri üzerine yapılan araştırmalar, Erdoğan’ın Instagram ve X gibi platformlarda yüksek takipçi sayılarına sahip olduğunu gösteriyor.

Muhalefet tarafında ise sosyal medya, geleneksel medyaya erişimin sınırlı olduğu durumlarda doğrudan seçmene ulaşma açısından daha kritik hâle gelebiliyor.

Ekrem İmamoğlu’nun siyasi iletişimi bu açıdan dikkat çekici bir örnek. Hizmet, şehir, değişim, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi temalar; görsel ve kısa video formatlarına kolayca dönüştürülebiliyor.

Bu nedenle sosyal medya muhalefet için yalnızca propaganda aracı değil, aynı zamanda doğrudan iletişim kanalı işlevi görüyor.

Radyo neden hâlâ önemli?

Televizyon ve sosyal medya tartışmalarında radyo çoğu zaman ikinci plana atılıyor. Ancak radyo farklı bir iletişim avantajına sahip.

İnsanlar radyoyu araç kullanırken, çalışırken veya başka bir işle uğraşırken dinleyebiliyor. Bu nedenle radyo, görsel dikkatin gerekli olmadığı bir iletişim biçimi sunuyor. Özellikle yerel radyolar, belirli bölgelerde iletişim/siyasi iletişim reklam açısından önemli bir kanal olmaya devam edebiliyor.

Uluslararası saha araştırmaları da radyonun siyasi bilgi ve bazı siyasi davranışlar üzerinde etkili olabildiğini gösteriyor. Buradaki temel mekanizma televizyon veya sosyal medyadan farklı. Radyo daha çok süreklilik, tekrar ve yerel erişim üzerinden güç kazanıyor.

Üç mecra, üç farklı psikolojik mekanizma

Siyasi iletişimin bu üç temel mecrasını tek tabloda değerlendirmek mümkün:

Mecra Temel avantaj Etki mekanizması
Televizyon Geniş erişim Gündem, görünürlük, imaj
Sosyal medya Etkileşim ve hız Duygu, paylaşım, sosyal ağ
Radyo Süreklilik ve yerellik Tekrar, yakınlık, erişilebilirlik

Bu nedenle “en etkili medya hangisi?” sorusunun cevabı, ölçülen etkiye göre değişiyor. Geniş kitleye ulaşmak açısından televizyon öne çıkıyor. Siyasi mesajı hızla yaymak açısından sosyal medya avantajlı. Belirli bir yerel veya sürekli dinleyici kitlesine ulaşmak açısından radyo önemli.

Asıl mücadele mecralar arasında değil, mecraların kesişmesinde. Bugünün iletişimde/siyasi iletişiminde televizyon ile sosyal medyayı birbirinin rakibi olarak görmek giderek daha zor.

Bir televizyon haberinde yayınlanan görüntü sosyal medyaya taşınıyor. Sosyal medyada viral olan video televizyon haberlerine giriyor.

YouTube daha uzun bir siyasi anlatı sunuyor.

X gündemi anlık olarak tartışıyor.

Instagram ve TikTok içeriği kısa, görsel ve duygusal biçime dönüştürüyor.

WhatsApp ise içeriği kişisel sosyal çevrelere taşıyor.

Böylece tek bir siyasi mesaj, farklı platformlarda farklı biçimlere bürünüyor.

En kritik grup: Kararsız seçmen

Siyasi iletişimin nihai hedefi açısından en önemli soru, sadık seçmenin ne kadar etkilendiğinden çok kararsız seçmenin hangi bilgi ortamında karar verdiğidir.

Sadık seçmenlerin siyasi tercihlerini değiştirmek daha zordur. Kararsız veya siyasi ilgisi düşük seçmen ise farklı mecralardan gelen mesajlara daha açıktır.

Ancak burada da medyanın etkisini tek başına değerlendirmek yeterli değil. Seçmenin ekonomik durumu, kişisel deneyimleri, çevresi, aile ilişkileri, siyasi kimliği ve ülkenin içinde bulunduğu koşullar medya mesajıyla birlikte çalışıyor.

Bir seçmen televizyonda ekonomik göstergelerin olumlu olduğunu duyabilir. Sosyal medyada bunun tersini savunan içeriklerle karşılaşabilir. Fakat sonunda kendi maaşına, market alışverişine, kirasına ve yaşam koşullarına bakar. Medya mesajı ile gerçek hayat deneyimi karşılaştığında siyasi kanaat yeniden şekillenebilir.

Sonuç: Tek bir medya kralı yok

Türkiye’nin medya düzeninde televizyon hâlâ güçlü. Ancak televizyonun karşısında artık yalnızca başka televizyon kanalları bulunmuyor. Sosyal medya, video platformları, mesajlaşma uygulamaları ve podcastler siyasi iletişimin yeni katmanlarını oluşturuyor.

Radyo ise daha eski bir mecra olmasına rağmen belirli alanlarda işlevini sürdürüyor. Bu nedenle Türkiye’de iletişimin/siyasi iletişimin geleceğini anlamak için “Televizyon mu kazanacak, sosyal medya mı?” sorusu yerine başka bir soru sormak gerekiyor:

“Bir mesaj/siyasi mesaj hangi mecrada doğuyor, hangi mecrada büyüyor, hangi mecrada duygusal hâle geliyor ve sonunda seçmenin gerçek hayatına nasıl ulaşıyor?”

Bugünün iletişimde/siyasi iletişiminde güç, tek bir ekranın elinde değil. Güç, ekranlar arasındaki geçişte.

Kaynakça

1. Maxwell McCombs & Donald Shaw — The Agenda-Setting Function of Mass Media (1972)

2. 2. Maxwell McCombs & Sebastian Valenzuela — Setting the Agenda: Mass Media and Public Opinion

3. Pablo Barberá — “Social Media, Echo Chambers, and Political Polarization”

4. Cristian Vaccari & Augusto Valeriani — Outside the Bubble: Social Media and Political Participation in Western Democracies

5. Bilge Yeşil — Media in New Turkey: The Origins of an Authoritarian Neoliberal State (2016)

6. Eylem Yanardağoğlu — The Transformation of the Media System in Turkey: Citizenship, Communication, and Convergence (2021)

7. Yeşim Kaptan & Ece Algan (ed.) — Television in Turkey: Local Production, Transnational Expansion and Political Aspirations

8. Geniş kaynak: Media Ownership and Concentration in Turkey

9. Reuters Institute — Digital News Report 2026: Turkey,Digital News Report 2025 — Turkey⁠

10. Emre Vadi Balcı & Melis Karakuş — “Populist discourses of political leaders in Turkey on Twitter: ‘you can’t, I will’” (2023)

11. Ömer Faruk Zararsız & Emrah Ayaşlıoğlu — “Populist politicians’ representations of the people: A comparative visual content analysis of candidates’ Instagram posts in 2023 Turkish general elections”

12. “Sosyal Medyanın Seçmenlerin Siyasal Kararlarına Etkileri…” — 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Türkiye’deki seçim bağlamında doğrudan Twitter/X verisi kullanan araştırmalardan.

13. İnci Secem Avcı — “Echoes of Division: Social Media, Disinformation, and Emotional Politics in Turkey’s 2023 Elections” (2024)

14. “Political Polarisation on Social Media: Competing Understandings of Democracy in Turkey”

Bu çalışma özellikle ilginç çünkü 2019 İstanbul seçimlerinin tekrarı üzerinden yaklaşık 116.000 tweeti inceliyor.

15. Chris Bail — Breaking the Social Media Prism: How to Make Our Platforms Less Polarizing

16. RTÜK radyo/televizyon izleme-dinleme araştırmaları.

17. TÜİK medya kullanım verileri ve akademik radyo dinleme araştırmaları.

18. Türkiye resmi televizyon izleme TİAK’ın kamuya açık verileri

19. RİAK Temmuz 2026 Radyo Dinleyici Ölçüm Sonuçları

Ali Doğan
Yazar: Ali Doğan

Millî Strateji Araştırma Kurulu (MİSAK) araştırmacısı ve yazarı.

Diğer Ali Doğan Analizleri

07 Ekim 2026

Kardeşlik sınavda: Ankara ile Bakü birbirine değil, aralarındaki fİtneye bakmalı

03 Ekim 2026

Azerbaycan’da Şah İsmail tartışmaları 

28 Eylül 2026

Kardeşlik sınavda: Türkiye ve Azerbaycan

Genel Kategorisinden İlgili Analizler

Ali Doğan • 07 Ekim 2026

Kardeşlik sınavda: Ankara ile Bakü birbirine değil, aralarındaki fİtneye bakmalı

Şerif Budak • 06 Ekim 2026

1980 Darbesinin örtülü amaçları ve sonuçları 

Ali Doğan • 03 Ekim 2026

Azerbaycan’da Şah İsmail tartışmaları 

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!