Yükleniyor...
Şerefname, Şeref Han tarafından Bitlis’te 1597 yılında Farsça yazılmıştır. Kitabın elyazmasının orijinali Oxford Üniversitesinin Bodleian Kütüphanesi’nde 312 numarada kayıtlıdır. Kitabın 1669 yılında Bitlis beylerinden Ahmet Mirza oğlu Muhammed Bey tarafından yayımlanan nüshası İstanbul Belediyesi Kütüphanesindedir.
Şerefname 1860 yılında Rusçaya ve 1868’de Fransızcaya çevrilmiştir. Mısır’da yaşayan Iraklı M. Ali Avni tarafından 1948 yılında Arapçaya çevrilmiş olan Şerefname’nin; birinci cildi 1958’de, ikinci cildi 1962’de Kahire’de basılmıştır. Türkiye’de yaygın olan M. Emin Bozarslan’ın çevirisi, 1971 yılında, M. Ali Avni’nin Kahire’deki Arapça baskısından yapılmıştır.
Bölücü istismarların ve ayrışmaların aracı olarak kullanılan Şerefname’nin orijinal baskısına uygun olarak, ilmî hassasiyetle, dürüstçe ve objektif çevrisinin yapılması elzemdir. Çünkü, zihinleri önyargılarla şartlanmış ve kararmış olan ve dolayısıyla mesnetsiz iddialarda bulunan çevirmenler, yalan beyanlarla doğru bilgileri örtbas etmeye çalışmakta ve kirli bilgileri yaymaktadırlar.
Önceleri Şerefname’ye çok önem veren, âdeta kutsayan bölücüler; Kürtlerin Türk milletinin bir kolu olduğunu ortaya koyan önemli ifadelerden dolayı rahatsız oldular, Şerefname’yi görmemeye ve unutturmaya çalıştılar. Oysa, Şerefname’yi çeviren M. Emin Bozarslan, hakkındaki Kürtçülük iddialarından dolayı yargılanmış, müftülükten uzaklaştırılmış bir kişidir.
Durmadılar, Şerefname’nin tahrif edilmiş çevirilerini yaptılar. Şerefname isimli (Kürt Tarihi) kitabının 1 ve 2. cilt hâlinde çevirisi 2015 yılında Rıza Katı ile François Bernard Charmoy tarafından; 3’üncü cildin çevirisini ise Vedii İlmen yapmış, kitap Yaba Yayınları tarafından basılmıştır.
Kitabın her üç cildinin tanıtımında, dikkat çeken aşağıdaki ifadeler yazılmıştır:
“Yunanlılar ve Romalılar gibi başka uluslar da sanatta, bilimde, yasaları ve politik kurumlarıyla bizim hayranlığımızı kazanmışlardır. Yalnızca yıkıcı dehalarıyla ve kana susamış, yağmacı ordularının ayakları altında ezilen bütün ülkelere uyguladıkları kıyımlarla bilinen uluslar da vardır:
“Attila komutasındaki Hunlar ile ünlü fatihleriyle Cengiz Han ve Batu Han önderliğinde muzaffer olarak geçtikleri geniş topraklarda kanlı izler bırakan Moğollar ya da Tatarlar böyle uluslardı.” (Tatarlar demekle, Türkleri kastetmektedirler)
“Öte yanda, böyle kötü üne sahip olmadan, savaşçı dehalarıyla birçok Asya ve Afrika ülkesini yönetme onurunu kazanan bazı büyük komutanlarının yiğitlikleriyle bilinen uluslar da vardır; Kürtler böyleydi işte…
“Perslerin Herkül’ü diye adlandırılan Rüstem’in kahramanlıkları ve ikinci Haçlı Ordusu’nun Avrupalı kahramanları Philippe Auguste’ler, Aslan Yürekli Richard’lar ve Luzinyen’ler Hıristiyanlık tarihinde parlak yerlerini almıştır.
“Birçok başka savaşçı arasında adları geçen Selahaddin Eyyubi ve onun saygıdeğer kardeşi Melik Adil’in yüksek başarılarıyla Kürtlerin adı ünlenmişti.”
Özetle: “Kürtler, Farslar kahraman, Hıristiyanlar kahraman ve iyilik meleğidir. Türkler çok kötü (!)..” diyorlar.
“Haçlı Ordusu’nun Avrupalı kahramanları Philippe Auguste’ler, Aslan Yürekli Richard’lar ve Luzinyen’ler Hıristiyanlık tarihinde parlak yerlerini almış…” diyebilecek kadar, insafsızca ifadeleri kullanabiliyorlar.
“Hristiyanlık tarihinde parlak yerlerini almış birçok başka savaşçı” diyerek övdükleri kişiler hakikatte öyle midir?..
1- “Ünlü Kahramanlar” dedikleri Philippe Auguste’ler, Aslan Yürekli Richardların başında olduğu Haçlı Orduları Kudüs’e ulaşıncaya kadar Anadolu’da ve Suriye’de az mı kan akıttılar? O Haçlı Ordularının 100 binlerce askeri Anadolu topraklarına gömüldü; sadece 20 bin askeri Kudüs’e varabilmiştir.
2- Japonya’ya atom bombası atan ve sivilleri hedef alan ABD’nin vahşetinden daha zalim, daha ağır bir insanlık suçu var mıdır? Böyle kafalar için, Amerika’nın yaptığı zulümler sayılmaz!
3- ABD ve İngilizlerin Afrika’da acımasızca yaptıkları soykırımların mağduru Afrikalı zenciler insan sayılıyor mu? Peki, ya Amerika’nın yerlileri olan Kızılderililer insan sayılmazlar mı?
Merak ediyorum: Çeviriyi yapanlar İncil’de yer alan ve ırkçılığın temelini oluşturan: “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.” Ayetine mi inanıyorlar? Yani, “Beyazlar dışındaki insanları Allah yaratmadı, onlar insan değil” görüşüne mi inanıyorlar?
Vahşi Batı’nın zalimliğini, katliamlarını niçin örtüyorlar?
4- Türk ve Müslümanların yer almadığı İkinci Dünya Savaşı’nda 70 milyon insanı katledenler kimlerdir? Onlar Türk değil; çeviriyi yapanların hayran olduğu, yani bağnazların övgülerine mazhar olan Avrupalılardır.
5- Atilla’dan, Cengiz Han’dan, Batu Han’dan ve Altın Ordu Devleti’nden şikâyetçiler… Tamam da! Peki, Korkunç İvan’ın Rusya’da yaptığı katliamları, akıttığı kanı neden görmüyorlar? İvan’a bir sözleri olmaz değil mi?
Şayet Cengiz Han veya Batu Han; Korkunç İvan gibi katliam yapsaydı, bugün yeryüzünde bir Rus milleti, Rusya diye bir devlet veya bir Rus varlığı kalır mıydı?
6- Bizanslılar ile Perslerin Milat’tan önce ve sonra (4. yüzyılda) başta “Kilikya” dedikleri bölgede olmak üzere Anadolu’dan Ermenileri nerelere, ne şekilde sürgün ettiklerini yukarıdaki satırları çevirenler bilmiyorlar mı?
7- Bu zihniyete sahip olanlara sormak lazım: Gazze soykırımını görüyor musunuz? Size göre, Benjamin Netanyahu da Aslan Yürekli Richard’lar gibi tarihte parlak yerini mi alacak!..
Anlaşılan, ideolojik bağnazlık birilerinin algısını karartmış, gözlerine kara perde indirmiştir. İnadına gerçek dışı görüşleri savunanlar hakikati görmek istemezler.
Tarihi böyle çarpıtan zihniyete sahip olanların yaptıkları çeviriye asla güven olmaz!
Herkes kendi ideolojik ve dogmatik yalanlarını genç dimağlara böyle enjekte ederse, yetişmekte olan gençler birbirinin gözünü oymaya çalışan, şiddete meyilli, aşırı fanatik bir nesil olarak yetişmezler mi? Böyle yetiştirilen nesillerin hoşgörüden nasibini alabilmeleri mümkün müdür?
Türkiye’de toplam 208 üniversite, yüzlerce tarih bölümü ve Fars dili bölümleri vardır; fakat bu konuya el atan olmamıştır. Önemli eserlerin çevirisi yapılmıyor; dolayısıyla vatandaş doğru bilgileri öğrenemiyor, yalanlara teslim oluyor. Şerefname isimli kitapta veya benzer kitapların orijinallerinde yazılı olmayan uydurma bilgilerle vatandaşlarımızın kafası bulandırılıyor. Vatandaşlar kutuplaşıp, kamplaştırılıyor ve düşmanlaştırılıyor. Örneğin “Yavuz Sultan Selim Alevileri katletti.” efsanesi ise İdris-i Bitlisi’nin kitaplarına dayandırılıyor. Bu tür yayınlarla ülkemizin birlik-bütünlüğü tahrip ediliyor.
Yaptıkları zulüm ve katliamlar ortada olan Haçlı ordularının komutanlarını öven bir adamın sözüne güven, itimat mümkün müdür? Haçlı komutanlarını övenlerin yaptığı çeviriye güvenilir mi?
12 Eylül öncesinde örgütler, bildiriler yayımlardı. Fakat, şimdiki gibi yalan yazmaya cesaret edemezlerdi. Çünkü bir gün sonra, başka bir örgütün karşı bilgilerle kendilerinin yalanlarını ortaya koyacağını bildikleri için çekinirlerdi.
Birileri, “Kürdistan’ın zenginlik kaynakları, Barajları” diye sözde akademik(!) makale yazmışlar. Lakin, referans gösterdikleri hiçbir kaynak akademik, güvenilir değil. Bölücü örgütlerin fanatik liderlerinin taraflı anlatımlarından alıntı yaparak yazılmış… Ve doğudaki barajların sadece Kürtlere ait olduğunu ve gelirlerinin bölge halkına verilmesini, Türklerin baraj gelirlerinde haklarının olmadığını yazabiliyor. Böyle makaleler “Akademik” (!) yayın olarak literatürde yer alabiliyor. Merhum İlber Ortaylı: “O barajlara yapılan harcamalar yüzünden üç nesil enflasyon sıkıntısı çekti.” diyordu.
Hâlbuki, Kürtler Doğu Bölgemizin otokton halkı değildir. Kürtlerin Anadolu’ya yerleşmeleri, tarihleriyle bellidir:
1-İslam ordularının fetihlerinden sonra Kürtler, İran ve Irak’tan gelip Doğu Bölgemizin dağlarına/yayalarına yerleşmişlerdir.
2- 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Müslüman Kürtlerin İran ve Irak bölgesinden Türkiye topraklarına göçleri artmıştır.
3- Moğol akınlarının etkisiyle kitleler hâlinde yoğun Kürt göçleri olmuştur.
4-Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in Safevi Devleti’nin Şahı olan Şah İsmail’i yenmesi neticesinde; Şia taraftarı olan Türkmen aşiretleri Anadolu’yu terk edip İran’a göçmüş, Ehli Sünnet inancına mensup Kürtler İran ve Irak’tan göçerek Anadolu topraklarına geçmişlerdir.
En çok istismar edilen konuların başında Malazgirt Zaferi gelmektedir. Malazgirt Zaferi hakkında uydurulan yalanlara bakmanız kâfidir!.. Bilhassa, Prof. Faruk Sümer, Prof. Ali Sevim gibi saygın ilim insanlarının yazdıkları “İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt” kitabına (1971) bakılmalıdır! Prof. Dr. Osman Turan’ın yazdığı eserler de dikkate alınmalıdır…
Bu mesnetsiz hikâyeleri anlatanların hepsi toplansa dahi D. Ahsen Batur’un büyük emeklerle yazdığı “Kürdoloji Yalanları” gibi dev esere cevap yazabilirler mi? İzbelerde ıslık çalacaklarına cevap yazsınlar, hodri meydan!
“Yazacağız” diyenler olmuştu, fakat yazamadılar… Hatta, Dr. Arslan Tekin kitaptan bazı bilgileri Yeniçağ gazetesinde aktarınca arayıp, “cevap yazacağız” diyen profesörler cevap yazamadılar.
Şerefname ve benzeri kitapların orijinalinde kesinlikle yazılı olmayan olayları çarpıtan çevirmenleri dinleyerek yetişen genç nesiller ajite ediliyor. Sosyal medyada yazılanlara bakmak kafidir. Ve dahası “Yaşayan Diller” ve “Kürt Tarihi – Kürt Dili” bölümlerinden çıkan yayınlara, sunulara göz attığınızda hangi yalanlarla karşılaşırsınız… Yalanlarla zihinler iğfal edilmektedir.
Yalan bilgilerle bölücülüğe teorik zemin oluşturanlara müsaade edilmemelidir. 50 binden fazla insanımızı şehit verdiğimiz teröre bilim ve akıl yoluyla yani doğru bilgilerle çözüm bulmak en emin yoldur.