İmam Mâturîdî, yaşadığı bölgedeki dinî anlayışlar ve felsefî akımların temsilcileri ile tartışabilecek bir zemin ve tutarlı bir bilgi kuramı oluşturmakla işe başlamış; kendi din anlayışını, genel kabul gören vahiy ve akıl esaslarına bağlı kalarak savunmuştur. Onun doğru dinî bilgiye ulaşma ve dinî-toplumsal sorunları çözümlemedeki yöntem ve yaklaşımının oluşmasında;
Bilindiği üzere ayet ve hadisler sınırlı, hayatın akışı içinde ortaya çıkan olay ve olgular ise sınırsızdır. İmam Mâturîdî, ortaya çıkan yeni olay ve olgulara çözüm üretme için mevcut dinî bilgilerin ışığında aklın kullanılmasını önermiştir. Onun bu yaklaşımı, sosyal yapıların ve kurumların sürekli değiştiği, insanlar ve toplumlar arası ilişkilerin çeşitlendiği dünyamızda,
Mâturîdî, bu ayette geçen
Verilen bu bilgilerden ve Kitâbü’t-Tevhîd‘deki açıklamalarından Mâturîdî’nin, kalpler ile akıl yürütmeyi işaret etmekte; işitmeyi haberlere, görmeyi duyulara karşılık kullandığı anlaşılmaktadır. Buradan hareketle geliştirdiği bilgi kuramında bilgi edinme yollarını (esbab-ı marifet) duyular (ıyan), haber (nakil) ve akıl yürütme (nazar) şeklinde açıklar. Duyuyla ve haberle edinilen bilginin doğrulamasını akıl yapar. Ortaya çıkan sorunları çözümlemede mevcut dini bilgilerin ışığında aklın kullanılmasını önerir. Ona göre:
1) Akıl yürütme: Akıl yürütme ve derinlemesine analizler (tefekkür) ile bilgiye ulaşmayı, alternatifli tahminlerde bulunmayı ve ortaya atılan fikirlerde değerlendirmeler yapmayı kapsar. Bu suretle tevhidi (Allah’ın birliğini ve benzerinin olmamasını), risaleti (peygamberlik makamını) ve benzerlerini bilmeye götürecek türden tecrübelere ve tefekkürle ortaya konan kanıtlara ulaşılır.
2) Haberler: Dini bilgiye ulaşmada haberler (1) İlahî hitap yolu [Vahiy (Kur’an)] ile duyurulanlar ve (2) Peygamberimize atıf yapılarak ulaştırılanlar (hadisler)dir. Semî olarak isimlendirilen bu iki haber kaynağı, genel olarak şeriatın ve bilemediğimiz ahiret gibi gaip âleminin bilgilerini kapsar. Bunlar; Allah elçilerinin getirdiği ve ancak haber verilme yolu ile öğrenilebilen veya hakikatleri sadece Allah tarafından bilinebilen haberleri içerirler. İnsanlar, Allah’ın emir ve yasaklarını, şeriatın ve bilemediğimiz ahiret gibi gaip âleminin bilgilerini bu haberlerle öğrenirler ve kendileri için bunu bir delil olarak kabul ederler.
3) Dış ve İç Duyular (Beş duyular, kanaat ve tepkiler): Sağlıklı duyu organlarıyla (beş duyuyla) ve iç duyuyla yapılan gözlemler, idrak ile eşyanın ve varlıkların bilgisine ulaşmayı (duyuyla gelen algıyı) ihtiva eder. Mâturîdî, duyuların kendine has bilgi alanları arasında dünya ve içindeki varlıkları, gök cisimleri; gözle görülen yaratılmış diğer fiziksel varlıkları; lezzet, zevk ve şehvet; acı ve hayret; açlık ve susuzluk, sesler ve renkler; cisimlerin hareketi, sükunu, birleşmesi, dağılması, şekli ve görüntüsü gibi şeyleri saymaktadır.
Dış ve iç duyularla ulaşılan bilgiler;
Her bilgi kaynağının yukarıda verilen kendilerine has alanlarının olması, diğer alanlar hakkında bilgi sağlamayacakları anlamına gelmez. Bir bilginin doğruluğuna insanları iknada bazen birden fazla kaynaktan yararlanılabilir. Bir konuda bazen bir, bazen iki, bazen da üç bilgi kaynağından da yararlanılabilir. Mâturîdî, bu üç yolla elde edilen dinî bilgileri, Allah’ın ayetleri (işaretleri) ve kanıtları (delilleri) kapsamında değerlendirir. Mâturîdî’ye göre, gerekli şartları taşıdıkları sürece, bu üç grup kanıttan birisi, ikisi veya üçü ile doğrulanan bilgi kesindir. Yukarıda verilen işaret ve delillerden oluşan Allah’ın kanıtlarını inkâr edenler “Allah’ın ayetlerini inkâr eden” kimselerdir. Allah, üç bilgi kaynağıyla ulaşılan delillerin tamamını Peygamberlere kanıtlar (mucizeler/ayetler) olarak vermiştir. Bu bilgi kaynakları ile sunulan deliller insanları inanmaya zorlamak için değil, ikna içindirler. İmana zorlayan deliller, kişinin irade ve isteğini devre dışı bıraktığı için, kişi inanmış gibi gözükse de, gerçekte ikna olmadıkça (kalben tasdik etmedikçe) inanmış olmaz. Mâturîdî’ye göre “her inananın, tefekkürle ulaştığı ve/veya akıl süzgecinden geçirdiği sağlam bilgi ve delillerle inancını desteklemesi şarttır”. Bunu başaramayan kimsenin taklit yoluyla inanması, mazur görülmez. Çünkü taklit, taklit edenin vicdanında dinlerin ve mezheplerin doğruluğunun ölçüsü olamaz.
Günümüz bilimsel araştırmalarında İmam Mâturîdî’nin geliştirdiği bilgi kuramının benzeri uygulanmaktadır. Planlanan bir bilimsel araştırmada konu hakkında literatür taraması yapılarak geçmişte yapılan çalışmalar ortaya konmakta. Uygun materyal ve yöntem kullanılarak deney/deneme yapılmakta. Deneyden/denemeden elde edilen gözlemler ve veriler literatürde verilenlerle karşı-laştırılıp akılla yorumlandıktan sonra bir sonuca varılmaktadır. Mâturîdî’nin “bilgi kuramı”ndaki “haberler”, literatür taramasına; “beş duyuyla ve iç duyuyla yapılan gözlemler ve idrak”, deneylerden/ denemelerden elde edilen gözlemler ve verilere; “akıl yürütme” de deney/denemelerden elde edilen bulguların literatürde verilen bilgiler ile karşılaştırılarak yorumlanmasına karşılık gelmektedir.
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku
Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku
Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku
Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku
Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku
Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku