MİSAK
MİSAK

Kardeşlik sınavda: Ankara ile Bakü birbirine değil, aralarındaki fİtneye bakmalı

Bugün yapılması gereken, birbirine bağırmak değil; birbirini dinlemektir. Ankara ile Bakü'nün stratejik iletişim mekanizmalarını güçlendirmesi gerekiyor.
Ali Doğan
Yazar: Ali Doğan MİSAK Araştırmacısı
⏱ Tahmini Okuma Süresi: 17 Dakika
Yazı Boyutu:
Satır Boşluğu:
Dışa Aktar:

Karabağ’dan sosyal medyaya uzanan tartışma: İki Türk devleti kendi çıkarlarını savunabilir; ama birbirini düşmanlaştırarak değil.

Türkiye ile Azerbaycan arasında son günlerde sosyal medyada yükselen tartışmalar artık sıradan bir polemik olarak görülemez. Çünkü birkaç paylaşımın, birkaç cümlenin ve birkaç sert tepkinin ötesinde, iki ülkenin kamuoyunda karşılıklı güvensizlik üreten bir dil oluşmaya başladı.

Bir tarafta “Azerbaycan Türkiye’den uzaklaşıyor” diyenler var. Diğer tarafta “Türkiye Azerbaycan’ı kullanıyor” diyenler. Karabağ üzerinden birbirinin tarihini sorgulayanlar, İsrail-Azerbaycan ilişkisini Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin karşısına koyanlar, liderlerin açıklamalarından iki ülkenin bütün ilişkilerine dair sonuç çıkartanlar…

Ve daha kötüsü:

Türkiye’de Azerbaycan’a, Azerbaycan’da Türkiye’ye karşı hakareti milliyetçilik zannedenler. Burada durmak gerekiyor. Çünkü milliyetçilik, kardeş Türk devletine hakaret etmek değildir. Devlet aklı, sosyal medya öfkesiyle hareket etmek değildir. Ve Türk dünyasının geleceği, birkaç saat içinde “trend topic” olan tartışmaların insafına bırakılamaz.

Önce gerçeği konuşalım

Türkiye ile Azerbaycan iki bağımsız devlettir. Türkiye’nin kendi çıkarları vardır. Azerbaycan’ın kendi çıkarları vardır. Azerbaycan’ın başka ülkelerle ilişki kurması Azerbaycan’ın egemenlik hakkıdır. Türkiye’nin de kendi dış politika tercihlerini belirlemesi Türkiye’nin egemenlik hakkıdır.

Fakat bu iki devletin bağımsız olması, birbirlerine karşı stratejik rakip olmalarını gerektirmez.

Tam tersine, mevcut resmî belgeler Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin sıradan bir diplomatik ilişki olmadığını açıkça gösteriyor. Türkiye, bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ı 9 Kasım 1991’de tanıyan ilk devlet oldu. Diplomatik ilişkiler 14 Ocak 1992’de kuruldu. 15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi ile ilişkiler resmen müttefiklik seviyesine yükseltildi. Yani bugün yaşanan tartışmayı değerlendirirken elimizde yalnızca sloganlar yok. Elimizde devletlerarası anlaşmalar var. Diplomatik mekanizmalar var. Savunma iş birlikleri var. Ekonomik ve enerji bağlantıları var. Ve hepsinden önemlisi, onlarca yıllık ortak tarih var. Bütün bunları birkaç sosyal medya paylaşımından daha değersiz gören bir yaklaşım, ne Ankara’nın ne Bakü’nün çıkarına hizmet eder.

Saldırılar aynı anda iki ülkede başlıyor.

2 ülkede de 5.kol faaliyeti yürüten kişi ve gruplar var. Türkiye’dekileri tekrar hatırlatayım; Başta siyasal islamcılar, ümmetçiler, Marksistler, bölücü Kürtler, Rusperestler, Ermeniperestler, İrancılar, İsrailciler, gayri Türk unsurlar…

Azerbaycan’da ise Rusperestler İranperestler, gayri Türk unsurlar, SSCB özlemiyle yaşayanlar.

Türkiye Azerbaycan ilişkileri ne zaman üst seviyeye çıktıysa bu saldırılar hemen çift taraflı olarak hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da aynı anda başlıyor. Bir merkezden idare ediliyor gibi. Bence bu saldırıların amacı Türklerin birlik olmasını engellemeye yönelik. Çünkü Türkiye Azerbaycan iş birliği ne kadar güçlenirse Turana giden yol o kadar kısalır. Türk’e, Türk birliğine karşı olanlar bunu bildiği için her fırsatta 2 ülkenin iş birliğini bozmaya yönelirler. Bugüne kadar başarılı olamadılar. Bundan sonra da olmayacaklar.

Aliyev’in “tek başımıza” sözü neydi?

Tartışmanın merkezine oturan en önemli gelişmelerden biri, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2 Ekim 2026’da Yeni Azerbaycan Partisi’nin VIII. Kurultayı’nda yaptığı konuşma oldu.

Aliyev, Azerbaycan’ın İkinci Karabağ Savaşı’ndaki zaferini anlatırken, ülkesinin büyük güçlerin desteği olmadan kendi iradesiyle mücadele ettiğini ve zafer kazandığını vurguladı. Resmî konuşma metninde Azerbaycan’ın 1990’larda da yalnız kaldığı, 2020 savaşında büyük baskılarla karşılaştığı ve buna rağmen kendi siyasi iradesiyle yoluna devam ettiği anlatılıyor.

Bu sözlerin Türkiye’de “Azerbaycan Türkiye’nin yardımını inkâr ediyor” biçiminde yorumlanması ise tartışmanın başka bir boyutu. Çünkü bir sözün anlamını belirleyen yalnızca sosyal medyada seçilip dolaşıma sokulan birkaç cümle değildir; sözün tamamı ve söylendiği bağlamdır.

Aliyev’in konuşmasında Türkiye’ye yönelik açık bir suçlama bulunmadığı halde, bazı yorumlarda sözler doğrudan Ankara’ya yöneltilmiş gibi sunuldu. Burada gazetecilik açısından yapılması gereken bellidir:

Önce metnin tamamını okuyacaksın. Sonra bağlamına bakacaksın. Ondan sonra yorum yapacaksın. Aksi hâlde gazetecilik yapmış olmazsın. Algoritmaya malzeme üretmiş olursun.

Ama Türkiye’deki rahatsızlığı da yok sayamayız

Bununla birlikte Türkiye’de ortaya çıkan rahatsızlığı da “her şey normal, kimse konuşmasın” diyerek geçiştirmek de doğru değildir. Çünkü 2020 Karabağ Savaşı sonrasında Türkiye ile Azerbaycan arasındaki askerî ve siyasi dayanışmanın kamuoyunda oluşturduğu güçlü bir ortak hafıza var.

Türkiye, Azerbaycan’ın zaferini resmî olarak kutladı ve bunu iki devlet arasındaki “iki devlet, bir millet” anlayışının bir parçası olarak tanımladı. Dışişleri Bakanlığı, Karabağ zaferinin ardından Türkiye’nin Azerbaycan’la dayanışmasının devam edeceğini açıkça ilan etti.

Türkiye’de milyonlarca insanın Azerbaycan’ın zaferini kendi zaferi gibi görmesinin arkasında da bu tarihsel ve siyasi bağ bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye kamuoyunun “biz bu mücadelede neredeydik?” sorusunu sorması anlaşılabilir. Ancak bu sorunun cevabı Azerbaycan’a hakaret etmek değildir.

Karabağ kimsenin kupası değildir

Karabağ meselesinde en tehlikeli yaklaşım, zaferi bir “katkı yarışı”na dönüştürmektir.

“Azerbaycan aldı.”

“Türkiye aldı.”

“Türkiye olmasaydı alınamazdı.”

“Azerbaycan zaten tek başına aldı.”

Bunların her biri kendi bağlamından koparıldığında gerçeğin yalnızca bir bölümünü anlatır. Azerbaycan ordusu savaştı. Azerbaycan askerleri öldü. Azerbaycan halkı ağır bedeller ödedi.

Türkiye ise Azerbaycan’la yıllardır sürdürdüğü askerî eğitim, savunma iş birliği, diplomatik destek ve stratejik ilişkilerle önemli bir ortaklık ortaya koydu. 2.Karabağ savaşında “Türk Ordusunun Kurmay zekasının” savaşın kazanılmasında ne kadar etkili olduğunu askerî çevreler çok iyi bilir. Bu gerçeklerden herhangi birini silmeye çalışmak tarihi eksiltir.

Azerbaycan askerinin fedakârlığını anlatmak Türkiye’nin rolünü küçültmez. Türkiye’nin desteğini anlatmak da Azerbaycan askerinin şehadetini küçültmez. İki gerçek aynı anda doğru olabilir.

Olmalıdır da. Çünkü Karabağ bir kupa değildir. Kimsenin elinden alıp diğerinin vitrinine koyacağı bir ödül değildir. Karabağ, Azerbaycan’ın toprağıdır; zafer ise Azerbaycan halkının tarihidir. Türkiye’nin desteği de bu tarihin dışında tutulamaz.

Erdoğan’ın “Karabağ’a girdik” sözü de doğru yerine konulmalı

Bir başka tartışma da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik 2024 tarihli açıklamasından çıktı.

Burada önemli bir tarih düzeltmesi yapmak gerekiyor. Erdoğan bu ifadeyi 28 Temmuz 2024’te Rize’de AK Parti Rize İl Teşkilatı toplantısında kullandı. Erdoğan, İsrail’e yönelik konuşmasında, Türkiye’nin Karabağ ve Libya’da attığı adımlara atıf yaparak benzer adımlar atabileceklerini söyledi.

Bu ifade sonrasında Azerbaycan’da da tartışmalar yaşandı ve bazı yorumlarda Karabağ zaferinin yalnızca Azerbaycan ordusunun mücadelesi olduğu vurgulandı. Burada da yapılması gereken basittir:

Erdoğan’ın cümlesini bağlamından koparmayacaksın. Azerbaycan’ın tepkisini de bağlamından koparmayacaksın. Sonra iki ülkenin bütün ilişkilerine “ihanet” veya “satış” etiketi yapıştırmayacaksın.

Bir devlet başkanının bir cümlesi, iki ülkenin otuz yıllık ilişkilerinin tamamından daha büyük değildir.

Asıl tehlike sosyal medyada

Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı’nın Mart 2026’da yaptığı açıklama bu açıdan dikkat çekicidir.

Başkanlık, Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ve Azerbaycan hakkında sosyal medyada “dezenformasyon ve provokasyon” içeren paylaşımların yayıldığını belirterek kamuoyunu dikkatli olmaya çağırmıştı.

Bu açıklamayı bugün yeniden okumakta fayda var. Çünkü sosyal medya artık yalnızca insanların düşüncelerini paylaştığı bir alan değildir. Aynı zamanda algıların hızla büyütüldüğü bir ortamdır.

Bir video kesilir. Bir cümle başından ve sonundan koparılır. Bir fotoğraf üzerine yanlış bir başlık yazılır.

Sonra binlerce kişi bunu gerçek zanneder. Birkaç saat sonra insanlar birbirine “hain”, “satılmış”, “düşman” demeye başlar. İşte asıl tehlike budur. Bir tweet ile devletlerarası kriz çıkarılabilir hâle gelmişse, devletlerin iletişim mekanizmaları sosyal medyadan daha hızlı çalışmak zorundadır.

Bakü’nün bağımsızlık vurgusu, Ankara’ya düşmanlık demek değildir

Azerbaycan yönetiminin bağımsız dış politika vurgusu da ayrıca değerlendirilmelidir. 2 Ekim’deki konuşmasında Aliyev, Azerbaycan’ın dış politikada kendi kararlarını vereceğini ve ülkenin iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini vurguladı. Bu, bağımsız bir devletin doğal pozisyonudur.

Azerbaycan’ın bağımsızlık vurgusu Türkiye’ye düşmanlık olarak okunmamalıdır. Aynı şekilde Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarını savunması da Azerbaycan’a düşmanlık olarak okunmamalıdır.

Kardeşlik, egemenlikten vazgeçmek değildir. Tam tersine, iki egemen devletin birbirinin egemenliğine saygı göstermesi kardeşliği daha sağlam hale getirir.

Bugünün en çarpıcı gerçeği: Tartışırken bile iş birliği sürüyor

Sosyal medyada Ankara-Bakü ilişkileri tartışılırken sahadaki tabloya da bakmak gerekiyor. 2 Ekim 2026’da Şuşa’da Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Savunma Bakanları Toplantısı gerçekleştirildi.

Türkiye Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Azerbaycan Savunma Bakanı Zakir Hasanov ayrıca ikili görüşme yaptı. Toplantının sonunda üç ülke tarafından ortak bildiri imzalandı.

Daha da önemlisi, 1 Ekim’de Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan askerleri Şuşa’da “Birliğin Gücü-2026” tatbikatında birlikte faaliyet yürüttü. 2 ülke arasında 30 Eylülde;

ANTIDOT: Baykar ile ilgili savunma sistemi tedarik sözleşmesi,

BARBAROS Kıyı Savunma Sistemi: Roketsan ile tedarik sözleşmesi,

ALP-100 radarı: ASELSAN ile tedarik konusunda mutabakat zaptı,

Ayrıca ASELSAN ile NOVASİS MMC arasında Nahçıvan’da fabrika kurulmasına yönelik bir ön protokol ve ortak üretim alanında çeşitli anlaşmalar imzalandı. Ayrıca Bakü’de Türk Devletleri Teşkilatı Savunma Sanayi İşbirliği Komitesi toplantısı yapıldı.

Şimdi sosyal medyadaki tabloyla sahadaki tabloyu yan yana koyalım.

Sosyal medya:

“Türkiye ile Azerbaycan birbirinden kopuyor.”

Saha:

Türk ve Azerbaycanlı askerler Şuşa’da birlikte tatbikat yapıyor.

Sosyal medya:

“İlişkiler bitiyor.”

Saha:

Savunma bakanları Şuşa’da ortak toplantı yapıyor.

Çok sayıda anlaşmaya imza atılıyor. Bu çelişki bize önemli bir şey söylüyor:

Sosyal medyanın gürültüsü ile devletlerin gerçek ilişkilerini birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Türk dünyası için asıl sınav burada

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki yalnızca Ankara ve Bakü’nün meselesi değildir. Çünkü bu ilişkinin Türk dünyasının ulaştırma, enerji, savunma, ekonomi ve siyasi iş birliği bakımından geniş sonuçları vardır. Şuşa Beyannamesi’nin kendisi de Türk dünyasının birliğini ve ortak değerlerin korunmasını açık biçimde vurgulamaktadır. Bu nedenle iki ülke arasındaki her tartışmanın Türk dünyasının tamamına etkisi vardır. Burada romantik sloganlardan daha fazlasına ihtiyaç var.

Gerçekçi bir kardeşlik anlayışına ihtiyaç var. Türkiye Azerbaycan’ın egemenliğine saygı duyacak.

Azerbaycan Türkiye’nin egemenliğine saygı duyacak. İki ülke kendi çıkarlarını savunacak.

Ama anlaşmazlıklar doğrudan iletişim kanallarıyla çözülecek. Sosyal medya mahkemelerinde değil.

Sert eleştiri olabilir, hakaret olamaz

Türkiye’de Azerbaycan hükümetini eleştiren herkes Azerbaycan düşmanı değildir. Azerbaycan’da Türkiye hükümetini eleştiren herkes Türkiye düşmanı değildir. Bunu birbirinden ayırmak zorundayız.

Demokratik ve sağlıklı ilişkilerde eleştiri olacaktır. Devletler zaman zaman farklı pozisyonlar alacaktır.

Çıkar farklılıkları ortaya çıkacaktır. Bunların hiçbirisi tek başına kardeşliğin sona erdiği anlamına gelmez. Ama eleştiriyi halk düşmanlığına dönüştürmek başka bir şeydir. Türk’e hakaret ederek Azerbaycan ve Türkiye savunulmaz. Bu kadar basit.

40 Yıllık gazetecilik hissiyatım

Azerbaycan-Türkiye arasında sosyal medyada yürütülen tartışmaları izlediğimde benim 40 yıllık gazetecilik sezgilerim gösteriyor ki Tayyip Erdoğan ile İlham Aliyev arasında bir sorun var.

Ne olduğunu şimdilik bilmiyoruz. Çünkü Erdoğan istese nasıl İran ve İsrail yanlısı sosyal medya hesaplarını askıya aldırdıysa Azerbaycan’a saldıran hesapları da askıya aldırırdı. Ayrıca, Erdoğan’ın haberi ve izni olmadan Azerbaycan’ın İstanbul konsolosluğu önünde gösteri yapılamaz, istese buna izin vermezdi. Aynı şekilde İlham Aliyev de istese Türkiye’yi suçlayan sosyal medya hesaplarına kısıtlama getirtirdi. İki lider de bunları yapmadığına göre bir sorun var. Benim tahminim sorun devletlerarasında değil, 2 Cumhurbaşkanı arasında. (Azerbaycan’ın Avrupa’ya sattığı doğal gaz konusunda 2 Cumhurbaşkanı arasında daha önce tartışma yaşandığını biliyoruz) Ama bu günkü sorun ne ise ( ki biz şimdilik bilmiyoruz) bir an önce halletmezlerse devletlerarası soruna dönüşebilir.

Azerbaycan yönetimi şunu iyi bilmeli

Türkiye’de Azerbaycan’ı kalpten seven, sonuna kadar destekleyen Türk milliyetçisi ve Türkçülerden başka kimse yoktur. Azerbaycan hâkimiyeti Türkiye’de bu grupları destekleyeceğine maalesef Türkiye Azerbaycan kardeşliğine zarar veren kişi ve grupları desteklemektedir. Azerbaycan hakimiyeti kendine şu soruyu sormalı; Türkiye’de o kadar para verip desteklediğim kişi ve gruplar, kurdurduğum strateji kuruluşları, para verip kitap yazdırdığım gazeteciler, kurdurduğum televizyon, her fırsatta Azerbaycan -Türkiye kardeşliğini bozmaya yeltenen kişi ve grupların söylemlerine karşı neden etkisiz kalıyorlar?

Türk milliyetçiliği öfke değil, sorumluluktur

Ben bir Türk milliyetçisi olarak şuna inanıyorum: Türk milliyetçiliği, sosyal medyada en fazla bağıran olmak değildir. Türk milliyetçiliği, kardeş Türk devletlerinden birine hakaret ederek diğerini savunmak hiç değildir. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin ve Türk devletlerinin uzun vadeli çıkarlarını günlük öfkenin üzerinde tutabilmektir. Bazen susmayı bilmektir. Bazen “Burada yanlış yapıyorsun” diyebilmektir. Bazen kendi devletinin hatasını da görebilmektir. Ve en önemlisi, iki kardeş devlet arasındaki anlaşmazlığın düşmanlığa dönüşmesine engel olmaktır. Bugün Türkiye’deki bazı çevreler Azerbaycan’a yönelik ölçüsüz ifadeler kullanıyor. Azerbaycan’da da Türkiye’ye yönelik ölçüsüz ifadeler kullanılıyor. Her iki tarafta da aynı yanlışı yapanlara aynı mesafede durmak gerekiyor.

Kardeşlik, taraf tutmak değil; kardeşliği korumaktır.

Ankara ve Bakü’nün yapması gereken

Bugün yapılması gereken, birbirine bağırmak değil; birbirini dinlemektir. Ankara ile Bakü’nün stratejik iletişim mekanizmalarını güçlendirmesi gerekiyor. Özellikle sosyal medya kaynaklı dezenformasyonlarda iki ülkenin resmi makamlarının hızlı biçimde iletişim kurması önem taşıyor.

Yanlış anlaşılmalar büyümeden giderilmeli. Kritik açıklamalar doğrudan birbirine aktarılmalı.

Kamuoyuna da mümkün olduğunca açık ve doğru bilgi verilmelidir. Çünkü boşluk bırakılırsa o boşluğu sosyal medya dolduruyor. Ve sosyal medya boşlukları çoğu zaman bilgiyle değil, öfkeyle dolduruyor.

Son söz: tarih bizi bu günlerle de yargılayacak

Türkiye ve Azerbaycan’ın bugün bir tercihle karşı karşıya olduğunu söylemek abartı olmaz.

Birinci yol:

Her açıklamayı düşmanlık olarak okumak. Her farklı görüşü ihanet saymak. Karabağ üzerinden birbirine hesap sormak. Sosyal medyada karşılıklı hakaret etmek. Geçmişin fedakârlıklarını birbirinin yüzüne silah gibi doğrultmak…

İkinci yol ise:

İki devletin de kendi egemenliğine ve çıkarlarına saygı duymak. Farklılıkları konuşmak. Karabağ zaferindeki gerçekleri çarpıtmadan kabul etmek. Türkiye’nin desteğini de Azerbaycan askerinin fedakârlığını da aynı anda hatırlamak. Ve bütün bunların üzerinde, iki ülkenin ortak stratejik çıkarlarını korumak.

Hangisinin daha sağlıklı olduğu konusunda hüküm vermek yerine şu gerçeği tespit etmek yeterlidir:

Türkiye ile Azerbaycan’ın anlaşmazlıklarını yönetme biçimi, ilişkilerin geleceği açısından tartışmanın kendisi kadar önemlidir. Çünkü iki ülkenin çıkarlarının her konuda yüzde yüz aynı olması beklenemez.

Ama çıkarların farklılaştığı her noktada düşmanlaşmak da kaçınılmaz değildir. Türkiye güçlü bir Azerbaycan’ın bölgesel istikrar açısından önemini görmelidir. Azerbaycan da Türkiye’nin kendi güvenlik ve dış politika öncelikleri bulunan bağımsız bir devlet olduğunu hesaba katmalıdır. Ve her iki taraf şunu unutmamalıdır:

Kardeşlik, “hiç tartışmayacağız” demek değildir. Kardeşlik, tartışırken birbirimizi düşmanlaştırmamaktır. Bugün sosyal medyada birbirine saldıranların yarın silinecek hesaplarından çok, Türkiye ile Azerbaycan’ın yarınki stratejik ilişkileri önemlidir. Çünkü sosyal medya unutabilir.

Algoritma değişebilir. Gündem değişebilir. Ama devletler ve milletler arasındaki ilişkilerin sonuçları onlarca yıl yaşayabilir. Bu nedenle bugün Ankara’nın da Bakü’nün de, Türkiye’deki Azerbaycanlı kardeşlerin de Azerbaycan’daki Türkiye’ye gönül vermiş insanların da aynı soruyu sorması gerekiyor:

Biz bu tartışmadan sonra birbirimize daha mı yakın olacağız, daha mı uzak? Eğer cevap uzaklaşmaksa, herkes bir kez daha düşünmelidir. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan’ın birbirleriyle rekabet ettiği, birbirini suçladığı ve birbirinden uzaklaştığı bir ortamın kazananını şimdiden ilan etmek mümkün değildir.

Ama kaybedilecek şey bellidir: Güven.

Ve güven bir kez kaybedildiğinde, onu yeniden kurmak bir sosyal medya paylaşımı kadar kolay değildir. Bu yazımda “iki tarafın çıkarları her konuda aynıdır” gibi gerçekçi olmayan bir iddiadan kaçındım. Daha güçlü savunduğum tez şu: çıkar farklılıkları olabilir; fakat bunların düşmanlığa dönüştürülmesi iki ülkenin stratejik ilişkisine zarar verir.

 

 

Ali Doğan
Yazar: Ali Doğan

Millî Strateji Araştırma Kurulu (MİSAK) araştırmacısı ve yazarı.

Diğer Ali Doğan Analizleri

03 Ekim 2026

Azerbaycan’da Şah İsmail tartışmaları 

28 Eylül 2026

Kardeşlik sınavda: Türkiye ve Azerbaycan

06 Eylül 2026

İletişimde adres: Televizyon mu, radyo mu, sosyal medya mı?

Genel Kategorisinden İlgili Analizler

Şerif Budak • 06 Ekim 2026

1980 Darbesinin örtülü amaçları ve sonuçları 

Ali Doğan • 03 Ekim 2026

Azerbaycan’da Şah İsmail tartışmaları 

Halil Akıncı • 27 Eylül 2026

Victor Orban, Peter Magyar, Macaristan-Türkler ve Türk Devletleri Teşkilatı

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!