Türkiye–Azerbaycan gerilimi, beşinci kol tartışmaları ve Türk dünyasının geleceği üzerine bir uyarı !
Bir Türk’ün diğer Türk’e düşman edildiği yerde kazanan hiçbir zaman hiçbir şartta Türk olmaz. Kazananlar, Türk’ün gücünü birbirine karşı kullanmak isteyenlerdir.
Kardeşlik bir telefon görüşmesiyle kurtulur mu?
Türkiye ile Azerbaycan arasında son günlerde yaşanan tartışmalar, iki ülkenin cumhurbaşkanları arasındaki temasla yatışma sürecine girmiş olabilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 21 Ekim 2026’daki telefon görüşmesi ve Aliyev’in Ankara’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne davet edilmesi, ilişkileri koruma iradesinin önemli bir göstergesidir.
Ancak siyasi tansiyonun düşmesi, toplumların hafızasında biriken öfke ve kuşkuların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bunun için devlet aklına, açık iletişime ve sorumluluk sahibi bir kamuoyu anlayışına ihtiyaç vardır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki mesele, sıradan bir diplomatik anlaşmazlık değildir. Tarihî, kültürel, askerî ve stratejik boyutları bulunan bu ilişki, bütün Türk dünyasının geleceğini yakından ilgilendirmektedir.
Türk milliyetçiliğinin sorumluluğu da tam burada başlar. Milliyetçilik, öfkeyle hareket ederek kardeşini karşısına almak değil, milletin uzun vadeli menfaatini günlük tartışmaların üzerinde tutmaktır. Gerektiğinde eleştirmek, gerektiğinde uyarmak; fakat ortak geleceği birkaç günlük siyasi tartışmaya kurban etmemektir.
1. Türk’ün meselesi, Türk’ün karşısına Türk’ü dikmek değildir
Türkiye ve Azerbaycan, kendi anayasaları, hükûmetleri, dış politika öncelikleri ve millî çıkarları bulunan iki bağımsız devlettir. Bu gerçek, kardeşliğin önünde engel değil, sağlıklı ilişkilerin temelidir.
Azerbaycan’ın Türkiye’den farklı bir dış politikayı tercih etmesi, her durumda Türkiye’ye karşı hareket ettiği anlamına gelmez. Türkiye’nin farklı bir değerlendirmede bulunması da Azerbaycan’ın çıkarlarını görmezden geldiğini göstermez.
Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri, Türkiye’nin İsrail politikasıyla aynı olmak zorunda değildir. Ancak bağımsız dış politika hakkı, iki ülkenin ortak güvenlik kaygılarını görmezden gelme hakkı olarak da yorumlanmamalıdır. Türkiye’nin hassasiyetleri Bakü’de, Azerbaycan’ın şartları ve kaygıları da Ankara’da anlaşılmalıdır.
Azerbaycan’ı İsrail’le ilişkileri nedeniyle bütünüyle Türkiye karşıtı ilan etmek ne kadar yanlışsa, Türkiye’nin her itirazını Azerbaycan düşmanlığı olarak sunmak da o kadar yanlıştır.
Bir Türk milliyetçisi, Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve egemenliğini savunurken Türkiye’nin millî menfaatlerini de savunur. Bu iki tutum arasında çelişki yoktur.
Kardeşlik, bütün konularda aynı düşünmek değil; farklı düşündüğümüzde birbirimizi düşman ilan etmemektir.
2. Karabağ zaferini, kardeşlik yarışına dönüştürmekten vazgeçin
Karabağ’ın işgalden kurtarılması, Azerbaycan’ın yakın tarihindeki en büyük millî dönüm noktalarından biridir. Azerbaycan ordusunun mücadelesi, şehitlerin fedakârlığı ve Azerbaycan halkının iradesi bu zaferin temel unsurlarıdır. Türkiye’nin siyasi desteği, Türk subayının kurmay zekası, askerî iş birliği ve diplomatik dayanışması da bu tarihî sürecin önemli parçalarıdır.
Bu iki gerçeği birbirine karşı kullanmanın kime ne faydası vardır?
Azerbaycan’ın zaferini küçümsemek kabul edilemez. Türkiye’nin desteğini yok saymak da tarihî gerçekliğin eksik anlatılmasıdır. Birinin hakkını teslim etmek, diğerinin hakkını elinden almaz.
Son tartışmalarda Karabağ zaferinin kimin başarısı olduğu üzerinden bir rekabet oluşturulması, tarihî bir başarıyı karşılıklı hesaplaşma malzemesine dönüştürme tehlikesi taşımaktadır.
Türkiye, Azerbaycan’ın zaferini kendi zaferi gibi sevinçle karşılamıştır. Azerbaycan da Türkiye’nin desteğinin siyasi ve stratejik önemini görmezden gelmemelidir. Fakat bu ilişkinin değeri, geçmişte kimin ne kadar katkıda bulunduğunu her gün yeniden hesaplamakla ölçülemez.
Şuşa Beyannamesi ile müttefiklik düzeyine taşınan ilişkiler; güvenlik, savunma, enerji, ulaştırma ve ekonomi alanlarında ortak bir çerçeveye sahiptir. Türkiye’nin güçlü olması Azerbaycan’ın aleyhine değildir. Azerbaycan’ın güçlenmesi de Türkiye’nin aleyhine değildir.
Karabağ zaferi, Türk’ün Türk’e üstünlük taslama gerekçesi değil; Türk devletlerinin dayanışmayla neler başarabileceğinin tarihî kanıtıdır.
3. Egemenlik, eleştiriyi yasaklayan bir kalkan değildir
Azerbaycan’da ilk, orta ve liselerdeki okul kıyafetleri yönetmenliği ve uygulamaları da son tartışmaların önemli başlıkları arasında yer almaktadır. Eylül 2026’da kabul edilen okul kıyafeti düzenlemesi çerçevesinde bazı okullarda başörtülü öğrencilerin eğitimlerine erişiminin engellendiğine ilişkin haberler ve görüntüler kamuoyuna yansımıştır.
Bu meselede iki temel ilke birlikte değerlendirilmelidir.
Birincisi, Azerbaycan egemen bir devlettir. Eğitim sistemini düzenlemek ve okul kıyafetlerine ilişkin kurallar belirlemek Azerbaycan devletinin yetkisindedir. Türkiye’deki siyasi çevrelerin Bakü’ye emir verir gibi konuşması veya Azerbaycan’ın iç siyasetini kendi gündemlerine göre şekillendirmeye çalışması doğru değildir.
İkincisi, egemenlik ilkesi; insan hakları, eğitim hakkı ve inanç özgürlüğü konularındaki her türlü eleştiriyi geçersiz kılmaz. Bir uygulama çocukların eğitim hakkını etkiliyorsa hukuki dayanakları ve sonuçları tartışılabilir. Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını savunmak, Azerbaycan’ın bağımsızlığına karşı çıkmak değildirler.
Aynı şekilde, Azerbaycan’daki her uygulamayı eleştiren kişiyi Türkiye düşmanı veya Azerbaycan karşıtı ilan etmek de doğru değildir.
Bu düzenlemenin doğrudan İran’a karşı hazırlandığı yönündeki değerlendirmeler de somut kanıtlarla desteklenmelidir. İran’ın bölgesel etkisi ve Azerbaycan’ın güvenlik kaygıları ciddiye alınmalıdır ve bu kaygılar ciddiyetle incelenmelidir. Ancak bir düzenlemenin gerçek amacını ortaya koymak için resmî belgeler, yetkililerin açıklamaları ve güvenilir araştırmalar gerekir.
Türk milliyetçiliği, yalnızca duygularla değil, gerçeklerle de hareket etmek zorundadır.
4. 29–30 Ekim: Türk dünyası için tarihî fırsat
Ankara’da 29–30 Ekim tarihlerinde yapılması planlanan Türk Devletleri Teşkilatı toplantıları, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gerilimin aşılması ve Türk dünyasının ortak geleceğinin güçlendirilmesi bakımından önemli bir fırsattır.
Türk dünyası, yalnızca ortak tarihini anan ancak güncel sorunlarını çözemeyen bir topluluk mu olacak; yoksa ekonomik, siyasi, teknolojik ve stratejik kapasitesini ortak refaha dönüştüren bir iş birliği alanı mı?
Cevap, devletlerin birbirlerine duyduğu güvene bağlıdır.
Türkiye’nin coğrafi ve ekonomik kapasitesi, Azerbaycan’ın Hazar havzasındaki stratejik konumu ve Orta Asya Türk devletlerinin kaynakları birlikte düşünüldüğünde büyük bir imkân ortaya çıkmaktadır. Ulaştırma koridorları, ticaret, enerji, savunma sanayisi, eğitim ve teknoloji alanlarında geliştirilecek ortak projeler bu imkânı somutlaştırabilir.
Türk dünyasının geleceği, yalnızca ortak fotoğraflarla güvence altına alınamaz. Bunun için ortak hedefler, güçlü ekonomik bağlar ve kalıcı kurumsal iş birliği gerekir.
Ankara ile Bakü arasındaki köprü sağlam olmazsa Türk dünyasının doğusuna uzanan stratejik yolları güçlendirmek de zorlaşır.
5. Beşinci kol tehlikesi: İddia başka, kanıt başkadır
Türkiye ile Azerbaycan’ın arasının açılmasını isteyen çevreler var mıdır?
Uluslararası siyasette bazı aktörlerin başka ülkeler arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanmaya çalışması mümkündür ve bunun yapıldığı bilinmektedir. Türkiye ile Azerbaycan’ın savunma, enerji, ticaret ve ulaştırma alanlarındaki iş birliğinin zayıflamasını kendi çıkarlarına uygun gören aktörlerin bulunması da ihtimal dışı değildir.
Ancak bir gerilimden yararlanan aktörlerin bulunması, o gerilimi onların çıkardığını kanıtlamaz. Bir tartışmanın sonuçlarının başka bir ülkeye fayda sağlaması da tek başına dış müdahalenin kanıtı değildir.
Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını bozmak isteyen çevrelerin faaliyetleri, somut belgelerle ortaya konulmalıdır. Sosyal medyada yayılan içeriklerin kaynakları, eş zamanlı paylaşımlar, yanıltıcı görüntüler ve olası koordineli kampanyalar araştırılmalıdır.
Bir video eski olabilir, bir açıklama bağlamından koparılabilir, bir siyasetçinin sözü çarpıtılabilir. Bunlar araştırılmaya değer ihtimallerdir. Ancak her sert eleştiriyi yabancı istihbarat örgütlerinin faaliyeti olarak açıklamak da doğru değildir.
Beşinci kol kavramı, ancak somut delillerle desteklendiğinde anlam taşır. Azerbaycan’da bazı internet sitelerindeki ;”Dışişleri Bakanı Fidan Azerbaycan’da darbe hazırlığı yapıyor”, “Türkiye’ye vize uygulanmalı” şeklindeki yazılar, Türkiye’de Ankara ve İstanbul’daki Azerbaycan temsilcilikleri yakınında başörtüsü yasağını eleştiren gösteriler bence 5.kol faaliyetleridir. Yalnız bir insanı veya bir Kurumu Türkiye’yi eleştirdiği veya Azerbaycan’ın bir kararını savunduğu için bu tür faaliyetlerle suçlamak da kabul edilemez.
Türkiye’yi eleştiren her Azerbaycanlı Türkiye düşmanı değildir. Azerbaycan yönetimini eleştiren her Türkiyeli de Azerbaycan düşmanı değildir.
İki ülkenin bir an önce , dezenformasyonla mücadelede ortak mekanizmalar kurmalı; yanlış bilgileri belgeleriyle düzeltmeli ve doğrulanmış dış müdahale girişimlerine karşı hukuka uygun biçimde hareket etmelidir.
Kardeşliği korumak için düşman aramak yetmez; gerçek düşmanlığı kanıtlamak, yanlış suçlamaları ayıklamak ve toplumların birbirine güvenmesini sağlamak gerekir.
6. Sosyal medyada kazanan kim?
Bugün iki ülke arasındaki tartışmaların büyümesinde sosyal medyanın önemli bir etkisi oldu. Türkiye’deki bir kullanıcının Azerbaycan’a yönelik ağır sözleri Bakü’de tepki yaratabilir. Azerbaycan’daki bir kullanıcının Türkiye’ye yönelik sert ifadesi de Türkiye’de öfkeye yol açabilir.
Birkaç hesabın başlattığı tartışma, zamanla iki toplumun tamamı birbirine düşmanmış gibi gösterilebilir. Oysa sosyal medyada en yüksek sesle konuşanlar, mutlaka toplumların çoğunluğunu temsil etmez.
Gazetecilerin, siyasetçilerin, akademisyenlerin ve kanaat önderlerinin sorumluluğu büyüktür. Gazetecilik, öfkeyi çoğaltmak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır. Milliyetçilik de bir milletin mensuplarını topluca suçlamak değil, milletin ortak menfaatini korumaktır.
Bir hükûmeti eleştirmekle bir milleti hedef almak arasındaki fark gözetilmelidir. Eleştiri, bir toplumun onurunu aşağılamaya ve bütün bir halkı suçlamaya dönüştüğünde sağlıklı tartışma olmaktan çıkar.
Türkiye ile Azerbaycan’ın geleceği, sosyal medyada kimin daha sert söz söylediğine göre belirlenemez. Belirleyici olan ortak çıkarlar, devletler arası anlaşmalar, karşılıklı saygı ve uzun vadeli stratejik hedeflerdir.
7. Türk milliyetçiliği, öfkenin değil devlet aklının adıdır
Türk milliyetçiliği, Türk milletinin tarihini, kültürünü, bağımsızlığını ve geleceğini savunma iradesidir. Bu irade, kardeş devletler arasındaki her anlaşmazlığı bir varoluş krizine dönüştürmeden, krizlerin milletin geleceğine zarar vermeden çözülmesini ister.
Türkiye’nin menfaati Azerbaycan’ın zayıflamasında değildir. Azerbaycan’ın menfaati de Türkiye’nin yalnızlaşmasında değildir. İki ülke ortak hareket ettikçe Türk dünyasının uluslararası siyasetteki görünürlüğü ve etkinliği artabilir.
Bunun için Ankara ve Bakü karşılıklı sorumluluk üstlenmelidir. Türkiye’deki siyasi çevreler Azerbaycan’ın egemenliğine ve kendi kararlarını alma hakkına saygı göstermeli; Azerbaycan’daki siyasi çevreler de Türkiye’nin tarihî hassasiyetlerini ve güvenlik kaygılarını anlamaya çalışmalıdır.
Anlaşmazlıklar diplomatik kanallardan ele alınmalı, yanlış bilgiler hızla düzeltilmeli ve iki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca cumhurbaşkanlarının kişisel temaslarına bağlı kalmamalıdır. Parlamentolar, dışişleri kurumları, güvenlik birimleri, üniversiteler ve medya kuruluşları arasında kalıcı iletişim kanalları kurulmalıdır.
Bir paylaşım uğruna kardeşliği feda etmek, bir siyasi tartışma uğruna stratejik ortaklığı riske atmak, birkaç kişinin öfkesi uğruna onlarca yıllık dayanışmayı zedelemek milliyetçilik değildir.
Gerçek milliyetçilik, Türk milletinin uzun vadeli çıkarını korumaktır.
Ankara ve Bakü’ye açık çağrı: Bu gerilimden ders çıkarın
Türkiye ve Azerbaycan, yaşanan tartışmaları bir kırılma noktasına dönüştürmek yerine ilişkilerini daha sağlam bir zemine oturtmalıdır. Bunun için beş somut adım atılmalıdır:
Kalıcı kriz iletişimi kurulmalıdır. Sosyal medyada yayılan bir iddia diplomatik krize dönüşmeden önce doğrulanmalı, yanlış anlaşılmalar hızla giderilmelidir.
Dezenformasyonla ortak mücadele edilmelidir. İçeriklerin kaynağı ve olası koordinasyon ilişkileri araştırılmalı; kanıt olmadan kişi ve gruplar suçlanmamalıdır.
Ortak tarih dayanışmanın zemini yapılmalıdır. Karabağ zaferi, Şuşa Beyannamesi ve ortak tarihî miras üzerine eğitim, kültür ve medya projeleri geliştirilmelidir.
Türk Devletleri Teşkilatı somut projeler üretmelidir. Ticaret, ulaştırma, enerji, teknoloji ve güvenlik alanlarında ortak hedefler belirlenmelidir.
Eleştiri ile düşmanlık arasındaki çizgi korunmalıdır. Siyasi aktörler, gazeteciler ve kamuoyu önderleri gerçek sorunları konuşmalı, fakat bütün bir milleti hedef almamalıdır.
Bu adımların amacı sorunları gizlemek değil, büyüyerek devletler arası krize dönüşmelerini engellemektir.
Son söz: Türk dünyasının geleceği, Türk’ün Türk’e güvenmesine bağlıdır.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Türk milletinin bağımsızlık iradesini ve kendi geleceğini tayin etme kararlılığını hatırlatır. Ankara’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi de bu iradenin Türk dünyasında nasıl bir iş birliğine dönüşebileceğini gösterecek önemli bir fırsattır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gerilim yatışabilir. Cumhurbaşkanları yeniden görüşebilir, diplomatik açıklamalarla güven tazelenebilir. Fakat asıl başarı, toplumların birbirine duyduğu kuşkunun azaltılması ve benzer krizlerin yeniden yaşanmasını önleyecek kalıcı mekanizmaların kurulmasıdır.
İki devletin ilişkilerinin bozulmasını isteyen aktörler varsa faaliyetleri belgelerle ortaya çıkarılmalı ve gerekli hukuki tedbirler alınmalıdır. Ancak kanıtlanmamış suçlamalarla Türk toplumlarının birbirine düşman edilmesine de izin verilmemelidir.
Türk dünyasının birliği, bütün devletlerin aynı kararı vermesi veya bütün toplumların aynı düşünmesi demek değildir. Birlik; farklılıkları yönetebilmek, ortak menfaatleri koruyabilmek ve anlaşmazlıkları dışarıdan müdahaleye açık hâle getirmeden çözebilmektir.
Türk’ün Türk’e güvenmediği bir coğrafyada Türk birliği kurulamaz. Türk’ün Türk’e düşman edildiği bir mücadelede ise Türk milletinin tamamı kaybeder.
Bugün Ankara’ya da Bakü’ye de düşen görev açıktır: Öfkeyi değil aklı, suçlamayı değil kanıtı, ayrışmayı değil dayanışmayı büyütmek…
Ve bu büyük geleceğin temelinde şu gerçek yatıyor:
Türkiye ile Azerbaycan birbirine rakip değil, kendi bağımsızlıklarını koruyarak ortak geleceğini güçlendirebilecek iki kardeş devlettir. Bu kardeşliği korumak, yalnızca Ankara’nın ve Bakü’nün değil, Türk dünyasının tamamının sorumluluğu dur.
Çünkü mesele yalnızca Türkiye ile Azerbaycan’ın bugünkü ilişkileri değildir. Mesele, yarının Türk dünyasının hangi temeller üzerinde yükseleceğidir.
Çünkü;
1-Türkiye-Azerbaycan birlikteliği, Türk dünyasının siyasi gücünü, dayanışmasını ve uluslararası alandaki etkinliğini artıran en önemli stratejik ortaklıklardan biridir.
2- İki ülkenin ortak hareket etmesi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesine ve Türk devletleri arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliğinin derinleşmesine katkı sağlar.
3- Türkiye ile Azerbaycan arasındaki enerji, ulaşım ve ticaret koridorları, Türk dünyasını birbirine bağlayarak bölgesel refahın ve stratejik bağımsızlığın önünü açar.
4-İki devletin Karabağ başta olmak üzere kritik meselelerde sergilediği dayanışma, diğer Türk devletlerine de ortak hareket etmenin gücünü gösterir.
5- Türkiye ve Azerbaycan’ın birliği, sadece iki ülkenin çıkarı değil; Türk dünyasının geleceği, ortak güvenliği ve uluslararası arenada daha güçlü bir irade ortaya koyabilmesi açısından da hayati önemdedir.
Kardeşlik sınavını Türk kazanmalıdır!
Yorum Gönder
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!