Kategoriler: SİYASET-TARİH

Siyasi okumalar: 2025-2050

Önce ilk yazımızın kısa bir özetini yapalım ki konu daha iyi anlaşılsın. Önceki yazımızda Türk siyasi tarihini yirmi beşer yıllık dönemlere (+ 5 , -5) ayırmış ve yine bu dönemleri partiler açısından değil Yusuf Akçura’nın “üç tarz-ı siyaset” dediği Türkçülük, batıcılık ve siyasal İslamcılık ideolojileri ile bağlantılı olarak analiz etmiştik. Partilere odaklanan analizlerin, ağaçlara odaklanıp gerideki ormanı görmemizi engellediğini yazmıştık.

1923-1944 dönemini Türkçülüğün, 1944-1975 dönemini ise Batıcılık akımının iki fraksiyonu olarak gördüğümüz liberal sağın ve sosyal demokrasinin siyasi ağırlıkları olduğu dönem olarak yazmıştık. Bu döneme ait çok önemli bir olay olarak da ilk defa siyasal İslamcı akımın temsilcisi MSP’nin koalisyonla da olsa iktidara gelmiş olmasıdır demiştik.

1975-2000 dönemini ise Batıcılık akımının fraksiyonları dediğimiz sağ liberaller ile sol sosyal demokratların baskın olduğu dönem olarak görüyoruz demiştik. Yine bu dönemde Sovyetler Birliğinin dağılması ile birlikte sol dünya görüşünün komünizmden, sosyalizme oradan da sosyal demokrasi ye kadar sönümlendiğini yazdık. 2000-2025 dönemini ise kapitalizmin insanlığın problemlerini çözememesi nedeniyle bir kriz içine girdiğini küresel ölçekte batıcılığın hem sol hem sağ fraksiyonlarının siyaseten gerilemesi ile dünya çapında siyasal İslamcı hareketlerin göreceli olarak daha önemli hâle geldiği ve Türkiye’de de AKP adıyla iktidara gelen siyasal İslamcı hareketin Türk siyasetindeki tek baskın güç olduğunu yazdık. En sonunda da 25 yıllık siyasal İslamcı hareketin iktidarda kalmaya devam etmesi hâlinde Türkiye’de cumhuriyet, demokrasi, adalet, ekonomi, laiklik başlıklarında çok ciddi tartışmalar yaşanacağını ve eğer AKP bu tartışmadan kazanarak çıkarsa Türkiye Cumhuriyeti’nin evrilerek bir İslamcı monarşiye dönüşeceğini söyleyerek yazımızı bitirmiştik.

2025-2050

Şimdi gelelim 2025-2050 dönemine  ait öngörümüze. Yüzyıllık Cumhuriyetimizi kuran Türkçülük-Türk milliyetçiliği neredeyse Atatürk’ün ölümünden sonra birkaç yıllık kısa dönemli koalisyonlar dönemi hariç iktidar olamamıştır. Kalan sürede Batıcıların sağ ve sol fraksiyonları ile siyasal İslamcılar iktidarda idiler ve ülkeyi hoyratça yönettiler. “Peki Türkçülerin iktidar olamaması sadece kendilerini ideolojik olarak Türk milliyetçisi olarak tanımlayanlara mı kaybettirdi?” sorusunun cevabı çok “hayır”dır. Yaklaşık seksen yıldır sadece milliyetçiler kaybetmedi; ülke kaybetti, özellikle fakirler kaybetti, Aleviler, işçiler, esnaf, çiftçi, sabit gelirliler… Toplumun her kesimi kaybetti. Siyasal İslamcı AKP iktidarında emekliler kaybetti, modern dünyada çocuklarını çağcıl bir eğitim sistemiyle bilimin ışığında yetiştirmek isteyen veliler kaybetti. Hayatı boyunca bir üniversite bitirip iş sahibi olmak için emek harcayan ama sonunda torpili olmadığı için işe giremeyen milyonlarca genç kaybetti. Bir başka ifadeyle Türklüğünden gurur duyan, İslama iman etmiş samimi Müslümanlar, sanatın ve sporun insana dokunduğu çağcıl bir hayat yaşamak isteyenler kaybetti. Hayatın her alanının politize olması, her yolun sonunda particiliğin liyakati diskalifiye etmesinden dolayı hakkını alamayan milyonlar kaybetti. Buna yüzlerce ilave yapabiliriz ama özetle Türk devleti kaybetti ve Türk milleti kaybetti. Öyleyse olması gereken siyasi gelişme Cumhuriyeti kuran Türkçü-Milliyetçilerin bu yeni dönem de mutlaka siyasal iktidara gelmesi ve ülkenin enerjisini kısır siyasi iç çekişmeler yerine toplumun potansiyelini küresel ölçekteki milletler mücadelesi için harcamasıdır. Bu noktada kimsenin kılığı ve kıyafeti ile uğraşmadan, kimsenin inancına saldırmadan, “Ne Mutlu Türküm diyene!” diyebilen herkesi bir gören anlayışla iktidar olmasıdır. Bu bize sadece iç şartlardan dolayı değil aynı zamanda dünya jeopolitiğinin 3.Dünya savaşını konuştuğu bu günlerde uluslararası konjonktürün de bir gerekliliğidir. Artık Türkiye’nin, dış politika ve güvenlik, eğitim, adalet, ekonomi ve siyasi alanlarda gerekli reformları yapmaması, enerjisini dünyada daha güçlü bir devlet olmak için harcamaması gibi bir lüksü kalmamıştır.

Özcümle mesele bir siyasi parti meselesi değil topyekûn milletin ve devletin beka meselesidir. Onun için Türkçüler-Milliyetçiler akılcı, çağcıl, dayanışmacı ilkelerle harekete geçmeli ve gelecek 25 yıla damgalarını vurmalıdırlar. Bunu onlar başaramazsa ne olur? Siyasal iktidara Batıcılık akımının sol kanadı gelir ama bu küresel kaostan ülkeyi salimen çıkarmaları ihtimalleri çok düşüktür.

Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin!

Ali Koray

Yazar:
Ali Koray

Son Yazılar

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur 

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026

Ege’ye dikkat!

Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku

25.03.2026

Taştaki söz, bozkırdaki ruh: Atalarımın izinde bir diriliş

Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku

24.03.2026