Yükleniyor...
Prekaryalık, genel hatlarıyla tanımlayacak olursam güvencesiz ve istikrarsız iş koşullarında çalışan bireyleri tanımlayan bir kavramdır. İngiliz çalışma ekonomisti Guy Standing’in tanımıyla prekarya, yalnızca ekonomik anlamda değil sosyal ve siyasi anlamda da oldukça büyük ve geniş bir sınıfı ifade eder. Bu sınıfın yükselişi, özellikle 1980’lerden itibaren küresel çapta hız kazanmış ve pek çok ülkede piyasayı deyim yerindeyse yeniden şekillendirmiştir. Türkiye’de prekaryanın oluşumu, sanayileşme süreci ve özellikle 1980 sonrası uygulanan ekonomi politikaları bağlamında incelenmelidir. Aynı zamanda bu durum küresel çapta refahın eşitsiz dağılımı ve iş güvencesinin zayıflaması gibi faktörlerle de ilişkilidir. Bu yazımda, tarihsel süreci ele alarak, Türkiye’de prekaryalığın durumuna değineceğim ve özünde ekonomik bir mesele olan prekaryalığın sosyal ve siyasi yönlerini de inceleyeceğim.
Prekaryalık; belirsizlik, güvencesizlik ve istikrarsızlıkla tanımlanan bir çalışma halidir. Çalışanlar, gelir ve iş güvencesizliği gibi temel haklardan yoksun, genellikle kısa süreli, düşük ücretli ve sosyal güvenceden mahrum işlerde çalışmaktadırlar. Bu durum, ekonomik ve toplumsal açıdan daha geniş bir güvencesizlik halini ifade eder. Prekarya, sadece iş dünyasında değil, aynı zamanda toplumsal yaşamda da daha geniş bir belirsizliği ve güvencesizliği anlatan bir kavram olarak literatüre giriş yapmıştır. Prekaryalığın temel özelliklerinden biri, çalışanların genellikle geçici işlerde veya sözleşmeli, kısa süreli işlerde çalışıyor olmalarıdır. Çalışanlar, geçimlerini zor sağlayacak kadar düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalabilirler. Aynı zamanda, iş güvencelerinin olmayışı, bir işten diğerine geçiş yapmalarını zorlaştırabilir. Ayrıca “prekaryal” işlerde çalışanlar, genellikle sağlık sigortası, emeklilik gibi sosyal güvencelere sahip olamazlar veya sahiplerse de oldukça yetersizdir. Prekaryalığın bir diğer etkisi de toplumsal yapı üzerinde derin değişim ve dönüşümlere sebebiyet vermesidir. Güvencesiz çalışma, sosyal ve psikolojik durumları olumsuz manada etkiler ve çalışanlar sürekli bir belirsizlik ve gelecek kaygısı içinde yaşamak zorunda kalırlar.
Türkiye’deki prekaryalık oranı özellikle son yıllarda ciddi artış göstermektedir. 2023 yılı itibarıyla yapılan bazı araştırmalara göre, Türkiye’deki iş gücünün yaklaşık %30’u “prekaryal” bir durumda çalışmaktadır. Bu oran özellikle gençler, kadınlar ve düşük eğitim seviyesine sahip bireyler arasında daha yüksek ölçülmektedir.⁶ Türkiye’deki iş piyasasında, geçici işlerde çalışan ve sosyal güvenlikten yoksun olanların oranı yıllara bağlı olarak ciddi şekilde artış göstermektedir. Özellikle geçici işçiler, serbest meslek sahipleri ve mevsimlik çalışanlar arasında prekaryalık çok daha yaygındır. Bu veriler Türkiye’deki iş güvencesizliğinin giderek arttığını ve bunun, sosyal ve ekonomik eşitsizliklere yol açtığını göstermektedir. Yüksek işsizlik oranları, düşük ücretli işlerin yaygınlaşması ve sosyal güvenlik sisteminin eksiklikleri, prekaryalığın büyümesini etkileyen faktörler arasında yer alır.
Prekaryalığın tarih sahnesine çıkması ve tarihsel gelişimi, iş gücünün değişen yapılarıyla doğrudan ilişkilidir. Sanayi Devrimi ile geleneksel üretimin yerini fabrikalarda yoğunlaşan ve zamanla otomasyona dayanan büyük ölçekli bir üretim aldı. Bu dönemde, işçiler güvencesiz ve ağır çalışma koşullarına maruz kalıyorlardı. Marksist literatürün “proletarya” olarak tanımladığı bu sınıf, üretim araçlarına sahip olmaması nedeniyle emek gücünü satmak zorunda kalan bireylerden oluşuyordu. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası refah devleti politikalarının yaygınlaşması, güvencesiz çalışma koşullarında önemli bir azalmaya yol açtı. İşçilerin sendikalaşma hakkı kazanması, sosyal güvenlik sistemlerinin geliştirilmesi ve iş güvencesine yönelik yasaların uygulanması bu dönemin belirgin özelliklerindendi. İngiliz profesör David Harvey’e göre bu “altın çağ” uzun sürmedi ve 1970’lerde yaşanan petrol krizleri ile gelen ekonomik durgunluk, kapitalizmin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kıldı. Harvey, bu sürecin neoliberalizmin yükselişine ve esnek üretim biçimlerinin benimsenmesine yol açtığını ifade eder. 1980 sonrası dönemde, özellikle esnek üretim modelleri ve küreselleşme, prekaryanın yeniden yükselmesine neden oldu. Çalışanlar arasında sözleşmeli, yarı zamanlı ve kayıt dışı istihdam oranları arttı. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramıyla ifade ettiği üzere, çalışanlar artık iş güvencesinden yoksun ve sürekli değişen bir dünyada yaşamaya başladı.
1980’lerden itibaren incelemeye başlarsak Türkiye’de, çalışma hayatında ciddi esnekleşme politikaları izlendi. Bu süreçte sendikalaşma oranları hızla düşerken, kayıt dışı ekonomi yaygınlaştı. Meryem Koray’a göre, neoliberal politikalar Türkiye’de güvencesiz çalışmayı yaygınlaştıran en önemli faktörlerden biri olmuştur. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren ekonomik büyümeye odaklanan politikaların iş gücü piyasasına etkisi, güvencesiz ve esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasını hızlandırmıştır. TÜİK’in 2024 yılı işgücü istatistiklerine göre, Türkiye’de kayıt dışı çalışanların oranı hâlâ %30’un üzerinde seyretmektedir. Prekaryalığın Türkiye’deki en belirgin görünümlerinden biri sektörel dağılımda ortaya çıkar. İnşaat, tarım, hizmet ve lojistik gibi sektörlerde geçici ve sözleşmeli çalışma biçimleri yaygındır. Özellikle pandemi sonrası dönemde e-ticaretin ve teslimat sektörünün büyümesi, güvencesiz işçiliğin yaygınlaştığı bir başka alan olarak öne çıkmıştır. Bu sektörlerde çalışan bireylerin çoğu, sosyal güvenlikten yoksun, uzun çalışma saatlerine ve düşük ücretlere maruz kalmaktadır.
Günümüzde Türkiye’de prekarya, kayıt dışı çalışanlar, mevsimlik işçiler, sözleşmeli çalışanlar ve özellikle gençler arasında artık yaygın bir sınıf haline gelmiştir. TÜİK verilerine göre, Türkiye’de işsizliğin yanı sıra genç işsizlik oranlarının yüksek olması, prekaryayı daha görünür kılmaktadır. Ayrıca kadınlar, özellikle bakım sektörü gibi güvencesiz alanlarda daha yoğun şekilde prekaryanın bir parçası haline gelmektedir. Bu durum sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi sonuçlar da doğurmuştur. Standing’in belirttiği gibi prekaryanın belirsizlik ve güvencesizlik duygusu, popülist ve tepkisel politikaların yükselmesine katkıda bulunabilir. Bu bağlamda Türkiye’de de prekaryanın, sosyal politikaların yetersizliği ve çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle siyasi yönelimler üzerinde oldukça etkili olduğunu söyleyebilirim. Standing, prekaryanın “tepkisel siyaseti” destekleyebileceğini ve bu durumun otoriter liderlik biçimlerini besleyerek demokrasi kültürünü yok edebileceğini ifade eder. Prekaryalık ayrıca sosyal bölünmeleri de derinleştirebilir. Türkiye’de özellikle gençler ve kadınlar arasında artan işsizlik ve güvencesiz çalışma, kimlik siyasetiyle birleşerek, belirli grupların daha fazla dışlanmasına neden olabilir. Özellikle gençlerin ve kadınların iş gücü piyasalarındaki zorlu durumları üzerinden kimlik politikaları yeniden şekillenebilir. Bu durum, sosyal kutuplaşmayı artırabilir ve politik kutuplaşmanın temelinde yeni bir “usul değişimi” veya “yeniden paylaşım” talepleri doğurabilir. Ayrıca güvencesiz çalışma koşullarında çalışanların haklarını savunabilme kapasitesi sınırlıdır, çünkü çoğu kişi işini kaybetmekten korkar ve bu da toplumsal mücadelelerin güçsüzleşmesine neden olabilir.
Kadınlar, istatistiki verilere göre Türkiye’de prekaryanın en savunmasız kesimlerinden biridir. Özellikle bakım hizmetleri, tekstil ve ev içi çalışma gibi sektörlerde kayıt dışı ve güvencesiz istihdam oranı oldukça yüksektir. Kadınların iş gücüne katılım oranı hâlâ OECD ülkelerinin ortalamasının çok altındadır ve bu durum, prekaryanın toplumsal cinsiyet boyutunu da ortaya koymaktadır. Gençler ise başka bir kırılgan grup olarak dikkat çekmekte. TÜİK’in genç işsizlik verilerine göre, 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı %25’in üzerinde. Bu durum, gençlerin çoğunlukla kısa vadeli, düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmasına yol açmaktadır. Üniversite mezunları arasında yaygınlaşan “beyaz yakalı prekarya” kavramı, nitelikli gençlerin dahi güvencesiz çalışma biçimlerinden kaçamadığını göstermektedir. Türkiye’de dijitalleşmenin ve dijital pazarın genişlemesi, prekaryalığın yeni biçimlerini ortaya çıkarmıştır. Örneğin yemek teslimatı ve taşımacılık gibi alanlarda çalışan genç çalışanlar, işverenleriyle bir işçi-işveren ilişkisi kurmak yerine “bağımsız sözleşmeci” olarak görünmek durumunda kalmakta ve bu da onların işçi haklarından faydalanmasını engellemektedir. Türkiye’de prekarya, özellikle kayıt dışı ekonomi, genç işsizlik ve kadınların iş gücüne sınırlı katılımı gibi sorunlarla daha da derinleşmeye devam etmektedir.
Özellikle şu günlerde, Türkiye siyasi anlamda çok ciddi tartışmalar yaşıyor. Suriye’de rejimin değişmesi, yeni “açılım” tartışması ve bununla birlikte tekrar konuşulmaya başlanan terör gündemi hepimizi doğrudan ilgilendirse de atlamamız gereken çok önemli bir mesele var. Her ne kadar ana akım siyaset görmezden gelmeye devam etse de millet olarak çok ciddi bir ekonomik darboğazla mücadele ediyoruz ve refah kaybı yaşıyoruz. Yazıda da bahsettiğim üzere nüfusumuzun çok önemli bir kısmı, bir yandan ciddi şekilde gelecek kaygısı yaşarken bir yandan da güvencesiz iş koşullarında hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Tüm siyasi meselelerin bir ekonomik altyapısı olduğunu unutmadan güncel tartışmalara katılırsak, birçok insana daha sağlıklı ve doğru şeyler söyleyebileceğimiz kanaatindeyim. Türk milletinin hassasiyetlerinin ve değerlerinin, siyasi ve ekonomik ajandalar uğruna araçsallaştırılarak Türk milletini yoksulluğa mahkûm etmek için birer enstrüman olarak kullanılmasına izin vermeyelim, her fırsatta meselenin özüne değinmeye devam edelim.
Guy Standing, The Precariat: The New Dangerous Class (Bloomsbury Academic, 2011), 1-5.
Guy Standing, The Precariat: The New Dangerous Class (London: Bloomsbury Academic, 2011), 11-12.
Ahmet Yıldız, Türkiye’de Prekaryalık ve Politik Yansımaları (İstanbul: Altın Kitaplar, 2022), 30-34.
DİSK-AR, Türkiye’de Prekaryalık ve Sosyal Politikalar (2023), 12-15.
Hakan Yılmaz, “Prekaryalık ve Sosyal Güvenceler: Türkiye Üzerine Bir İnceleme,” Sosyal Güvenlik Dergisi 5, no. 1 (2022): 7-9.
Ayşe Çelik, “Prekarya ve Toplumsal Yapı: Sosyal Güvencesizlik ve Psikolojik Etkiler,” Sosyal Psikoloji ve Toplumsal Değişim 4, no. 2 (2022): 45-50.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İş Gücü İstatistikleri 2023 (Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu, 2023), 5.
Okan Taşdemir, “Sosyal Güvenlik Eksiklikleri ve Prekarya,” Sosyal Politika ve Ekonomik Eşitsizlikler 12, no. 3 (2021): 80-85.
Karl Marx, Capital: A Critique of Political Economy, Volume 1 (Penguin Books, 1990), 273-279.
Ayşe Buğra ve Çağlar Keyder, New Poverty and the Changing Welfare Regime of Turkey (UNRISD, 2006), 15-20.
David Harvey, A Brief History of Neoliberalism (Oxford University Press, 2005), 40-45.
Zygmunt Bauman, Liquid Modernity (Polity Press, 2000), 120-125.
Meryem Koray ve Ayşe Çelik, Türkiye’de Esnek Çalışma ve Prekarya (İletişim Yayınları, 2018), 45-50.
TÜİK, “2024 İşgücü İstatistikleri Raporu.”
ILO Türkiye Ofisi, Türkiye’de Çalışma Yaşamı ve Güvencesizlik Raporu (2023), 25-30.
TÜİK, “2024 İşgücü İstatistikleri Raporu.”
Ayşe Buğra, Türkiye’de Sosyal Politika (Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2021), 78-85.
Guy Standing, A Precariat Charter: From Denizens to Citizens (Bloomsbury Academic, 2014), 10-15.
Charles Tilly, Durable Inequality (University of California Press, 1998), 150-155.
Guy Standing, A Precariat Charter: From Denizens to Citizens (Bloomsbury Academic, 2014), 20-25.
Ayşe Buğra, Türkiye’de Sosyal Politika (Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2021), 78-85.
TÜİK, “Genç İşsizlik Oranı: 2024 Verileri.”
Meryem Koray ve Ayşe Çelik, Türkiye’de Esnek Çalışma ve Prekarya (İletişim Yayınları, 2018), 120-125.