Türk Dünyası

Türk, Türkçe ve Türklük kavramlarından bugün ne anlaşıldığı araştırılırken bugünkü anlayışların hangi tarihî süreçler sonucunda ortaya çıktığı da araştırılmalıdır. Türk ve Türkçe kavramlarının sadece Türkiye ile sınırlandırılması anlayışı kendiliğinden, tabii bir şekilde mi oluşmuştur?


“Doğru bilgi” önemlidir. Siyasette, ekonomide, sporda… Her alanda “doğru bilgi” ile yol almak gerekir. Yanlış bilgi, propaganda amacıyla belki bir süre için işe yarayabilir. Ancak eninde sonunda işin doğrusu anlaşılır ve işler ters gider. Yanlış bilgiye dayanan politikalar da başarısız olmaya mahkûmdur. Savaşlarda dost güçlerle düşman güçlerin avantaj ve dezavantajlarının iyice hesaplanmasının sebebi budur. Hayat da bir tür savaştır ve bu savaşta doğru bilgilerle ilerlemek gerekir.

Türklük ve Türk Dünyası hakkında da mutlaka “doğru bilgi”leri edinmemiz gerekir. Türk devlet ve topluluklarının nüfusları; siyasi, ekonomik, askerî potansiyelleri; fikrî yapıları; dilleri, edebiyatları, coğrafyaları doğru olarak bilinmelidir.

Özellikle sosyal medyada doğru bilgi kavramı umursanmamaktadır. İnsanlar sağdan soldan duyduklarını doğru diye hemen paylaşmaktadırlar. Akademik unvanlı kişiler bile bazen bu yola başvurmaktadırlar. Herhangi bir kaynak göstermeden “şu doğrudur, şu yanlıştır” diye yargı cümleleri kurmaktadırlar. Oysa akademik tutumun esası şüpheye dayanır. Kendi bilginizden de daima şüphe edecek ve “Acaba doğru mu?” diye güvenilir kaynaklardan araştırma yapacaksınız.

Türk Dünyası ile ilgili en önemli yanlışlardan biri nüfus hakkındadır. Dünyadaki Türklerin nüfusu genellikle 300 milyon olarak ifade edilmektedir. Bu doğru değildir. Doğru sayı, 220 veya 230-235 milyondur. İkili sonucun sebebi, Çin’de yaşayan Türkler konusunda resmî verilere güven duyulmamasıdır. Çin’in 2012 resmî verilerine göre Uygurların sayısı 10 milyondur. Ülkelerinden dışarıda yaşamak zorunda kalan Uygur aydınlarına göre bu sayı 20-25 milyon olmalıdır. İşte bu iki farklı sayı, toplam sayıda da farklılık yaratmaktadır.

Dünyadaki Türklerin sayısını ayrıntılı öğrenmek isteyenler, benim hazırladığım ve yakın bir zaman önce Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından basılmış olan Türk Dili Temel Kitabı – Herkes İçin Türk Dili adlı kitaba bakmalıdırlar. Kitabın birinci bölümü, “Türkçenin Kolları ve Yayılma Alanları – Nüfuslar” başlığını taşımaktadır. O bölümde nüfuslar, ülkelerin resmî nüfus sayımlarına ve bağımsız cumhuriyetlerdeki Devlet İstatistik Komitelerinin son verilerine göre gösterilmiştir. Her Türk boy ve topluluğunun kendi ülkesinde ve diğer ülkelerdeki nüfusları ayrı ayrı belirtilmiştir. Resmî veri bulunmayan durumlarda hangi kaynağın niçin esas alındığı da yazılmıştır.

Dünyanın neresinde, ne kadar Türk var? Dünyanın neresinde Türkçe veya Türk dilinin bir kolu resmî dildir? Bütün bunların cevapları bu bölümde bulunabilir. Mesela Azerbaycan Türkçesi, Azerbaycan’ın resmî dili olduğu gibi Dağıstan Cumhuriyetinde de resmî dil statüsündedir. Mesela Kazakça, Kazakistan’da “devlet dili”, Altay Cumhuriyetinde “resmî dil” statüsündedir.

Elbette bu araştırmada da birçok eksikler vardır. Ancak ilk ve temel bilgiler için bir başvuru kaynağı olarak kullanılabilir. Genç araştırıcılar sağlam yöntemlerle eksikleri tamamlamalıdırlar. Tabii nüfus sürekli arttığı için birkaç yılda bir veriler yeniden değerlendirilmelidir. Ayrıca kitaptaki bazı nüfus sayımları 2010 civarına aittir. Yeni nüfus sayımları yapıldıkça da sayıların yenilenmesi gerekir.

Çeşitli konularda uzun zamandan beri uygulanan kamuoyu araştırmaları gittikçe daha güvenilir yöntemlerle daha güvenilir sonuçlara ulaşmayı başarıyor. Türk Dünyası’nın çeşitli coğrafyalarında yaşayan Türkler arasında Türklük kavramından ne anlaşıldığı, Türklük bilincinin hangi seviyelerde olduğu da araştırılmalıdır. Hareket tarzları, ulaşılan sonuçlara göre belirlenmelidir. Şimdilik rastgele gidiyoruz. Fena da gitmiyoruz; çünkü Türklük, ortak tarih ve hatta ortak efsane ve destanlardan gelen bir gerçekliktir. Bu gerçeklik açıkça bilinmese de insanların yüreklerinde bir duygu olarak yaşamaktadır. Bu duygu da bizi ortak bir geleceğe doğru yürütmektedir. İşin ilmî araştırmalara dayanması elbette daha sağlam ve daha hızlı yol almamızı sağlayacaktır.

Türk, Türkçe ve Türklük kavramlarından bugün ne anlaşıldığı araştırılırken bugünkü anlayışların hangi tarihî süreçler sonucunda ortaya çıktığı da araştırılmalıdır. Türk ve Türkçe kavramlarının sadece Türkiye ile sınırlandırılması anlayışı kendiliğinden, tabii bir şekilde mi oluşmuştur? Yoksa bu sonuçta yabancı güçlerin etkisi var mıdır? Bunlar da tarihî araştırmalarla, belgelere dayanılarak ortaya konulmalıdır.

Her şeyin başı doğru bilgidir; doğru bilgiye de ancak bilimle ulaşılabilir. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözü, bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmelidir.  

 

 

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.