Türkçe Nedir? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • İki Gözüm Türkçe (Canlı Yayın)   • Taziye Mesajı: Fatma Halilbeyoğlu

Türkçe Nedir?

“Geliniz Canib Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim. Ah, büyük fikir! Sây, sebat ister.”

4 Nisan 2020
Ahmet Bican Ercilasun

Sorunun cevabı açıktır: Türkçe Türklerin kullandığı dildir. Nasıl Fransızların kullandığı dile Fransızca, Arapların kullandığı dile Arapça denirse Türklerin kullandığı dile de Türkçe denir.

Yukarıdaki tanımda bulunan “kullanmak” kelimesi önemlidir. Ömer Seyfettin “kullanmak” anlamında “tasarruf” kelimesini kullanarak bunu şöyle anlatır: “Lisan, kendi cezirlerinden değil kendi tasarruflarından mürekkeptir.”

Bugün için anlaşılması güç olan bu cümlede söylenen, bir genel dil bilimi kuralıdır. Ömer Seyfettin, dönemindeki Avrupa dil bilimini az çok biliyordu; bu cümleyi de oradan aldı. Bugünkü Türkçe ile şöyle: “Dil, kendi köklerinden değil, kendi kullanımlarından oluşmuştur.”

Bu kuralın en açık tanığı dillerin sözlükleridir. Sözlükler dilde kullanılan bütün kelimeleri içine alır. Söz gelişi İngilizcenin büyük sözlükleri Redhouse veya Webster, İngilizce kökenli olmayan fakat İngilizcede kullanılan kelimeleri sözlük dışında bırakmazlar.

“Korona virüs dolayısıyla İstanbul vapur seferleri iptal edildi.” Dil bilimine göre bu cümle Türkçedir. Kökenlere bakarsak sadece dolayısıyla ve edildi kelimeleri Türkçedir. Bir de –leri eki. Diğer kelimelerin tamamı alıntıdır. Ancak kural evrenseldir; dili kökenler değil kullanım belirler.

Yukarıdaki cümle başka hiçbir dilde bu şekilde kurulamaz. Her dil cümleyi kendi kurallarına göre kurar. İngilizce bilenler İngilizceye, Arapça bilenler Arapçaya, Rusça bilenler Rusçaya çevirip görebilirler. Sadece Türkçede bu cümle böyle kurulabilir.

İşte cümlenin İngilizcesi: “Istanbul ferry services are cancelled due to the corona virus.” Bu cümle İngilizcedir; “Korona virüs dolayısıyla İstanbul vapur seferleri iptal edildi.” cümlesi Türkçedir.

Tabii ki bugünkü Türkiye Türkçesinden söz ediyorum. Dil bilimine göre dillerin sürekli olarak değişmesi de bir olgudur. Nitekim dil bilimi incelemelerinde eş zamanlı (synchronic) ve art zamanlı (diachronic) olmak üzere iki türlü yaklaşım vardır. Art zamanlı incelemelerde dilin tarihî gelişimi ele alınır.

Ömer Seyfettin’in yazılarını yazdığı 1910’lu yıllarda lisan, cezir, tasarruf gibi kelimelerin kullanılması olağandı. Bugün, sıklığı daha çok olan dil, kök(en), kullanım kelimelerini tercih ediyoruz. Çok iyi bilindiği gibi Ömer Seyfettin, “yeni lisan” dediği dilde sadeleşme akımını başlatan adamdı. Bakınız, bu akımı başlatmak için Ali Canib’e yazdığı mektupta ne diyor: “Geliniz Canib Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim. Ah, büyük fikir! Sây, sebat ister.”

Bugünkü Türkiye Türkçesinde isteklerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi anlatırken bugünün dilini kullanırız. O anda dilimize, kalemimize geliveren kelimeleri kullanırız. Bunlar çoğunlukla sıklığı en fazla olan, en rahat anlaşılabilecek kelimelerdir. Tabii ki her insan kendi bilgi ve kültür birikimine, bulunduğu sosyal gruba göre kelimeler kullanır. Dil biliminde buna grup dili (sosyolekt) denir.

“Kullanım” ölçütüne göre alıntı kelimeler de, yeni yapılmış kelimeler de Türkçedir. Yani kalem, can, radyo da Türkçedir; bağımsızlık, ilginç, kural da Türkçedir. İngilizce-Türkçe veya Almanca-Türkçe sözlüklere bakarsanız söz konusu kavramların İngilizcesine, Almancasına Türkçe olarak bu karşılıkların verildiğini görürsünüz. Yani hiçbir iki dilli sözlük, kökenleri Türkçe değildir veya yanlış türetilmiştir diye bunları almamazlık etmez.

Elbette her şair ve yazar istediği kelimeyi kullanmakta serbesttir. Yazar ve şairler eserlerini yazarken çeşitli amaçlar güderler: Açıklık, duruluk, anlaşılırlık gibi. Bazı şairler veya hikâyeciler de tam tersine kapalılığı, belirsizliği tercih edebilirler. Ahmet Haşim’i hatırlayınız; o özellikle belirsizliğe vurgundu.

Bazı şairler de şiirlerindeki bütün kelimelerin köken bakımından Türkçe olmasını isteyebilirler. Bunun için güzel denemeler yapan şairler de vardır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar’ındaki “Yakarış” da böyle bir mensur şiir denemesidir.

Anlatımda çalar (nüans) da çok önemlidir. Yazar ve şairlerin birçoğu kelime kullanırken onların ince farklarına, uyandıracakları çağrışımlara dikkat ederler. Edebiyatta bediiliği sağlamanın bir yolu da çalar ve çağrışımları iyi kullanmaktır.

Ben de köken bakımından Türkçe olan bazı kelimelerin yaygınlaşmasını istiyorum. Mesela Azerbaycanlı kardeşlerimizin ürettiği çalar sözünü kullanıyorum. Ama gördüğünüz gibi ayraç içinde de anlamını yazıyorum.

Güzel Türkçe için bence anlaşılırlık ve akıcılık yanında, çalar ve çağrışımlara, kelimelerin anlam yüklerine, üsluba da dikkat etmek gerekir.       

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları