Türkiye Afganistan’da olmaya mecbur mu?

ABD’nin olduğu anlaşılan bu plan tarihî dostluğu kaybetmemize yol açar. Kaybeden sadece Türkiye Türkleri de olmaz, aynı zamanda Afganistan’daki Türklerle, komşu Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan da büyük tehdit altına girecektir.


Türkiye, 13 – 14 Haziran’da Brüksel’de yapılan NATO Liderler Zirvesine büyük beklentilerle gitti. Türkiye diyorum ancak Türkiye’yi yönetmeye çalışan Cumhurbaşkanı dense daha doğru olur elbette. Beklentiler de bozuk olduğu ayan beyan ortada olan ABD ile ilişkilerinin düzeltilmesi. Biden, başkan olduktan sonra bir türlü bekledikleri telefonu açmadı. Aradığında da asılsız Ermeni iddialarından yana taraf alacağını söylediği anlaşıldı. Yüz yüze görüşme de 14 Haziran’da NATO Zirvesinde gerçekleşti ve 45 dakika sürdü. Cumhurbaşkanı’nın yanında dışişlerinden kimse yoktu. Tercümanlığını muhtemelen kendisi de anne ve babası gibi ABD vatandaşı olan danışmanı yaptı. Görüşmede tutanak tutulmadığına dair haberler yalanlanmadı. Anlaşılan daha önce de olduğu gibi Türkiye için önemli kararlar alınan toplantılardaki, tutanak tutmama alışkanlığı devam ettirildi. Görülen o ki kayıt dışı diplomasi yine devreydi.

Türkiye NATO Zirvesi’nden önce Kabil Havaalanının işletme ve güvenliğini sağlama isteğini açıkladı. Zirve’de de Türkiye ve ABD arasındaki en önemli konu olarak Afganistan öne çıktı. S 400, F-35, Halk Bankası Davası, Erdoğan ve ailesinin mal varlığının araştırılmasına ilişkin ABD Kongre kararı ve PYD/YPG/PKK terör örgütüne destek konuları -galiba- gündeme gelmedi. Daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde görüşme sonrasındaki basın toplantısına ait haberde bu konulara ait bilgi yer almıyor. Sözde Ermeni soykırım meselesi de hamdolsun (!) gündeme gelmemişti.

Türk Askeri’nin Afganistan geçmişi

Askerimizin Afganistan’a gönderilmesi ve görev sürelerinin uzatılması TBMM kararlarıyla. Son olarak 22 Aralık 2020 tarih ve 1274 sayılı Karar’la 2022 Temmuz’una kadar uzatılmış.

Bu kararların ilk paragrafları aynı. Özetle BM Güvenlik Konseyinin 2001 yılında aldığı 1368, 1373 ve 1386 sayılı kararları çerçevesinde Afganistan Hükümetinin güvenlik durumunun iyileştirilmesi ve kendi güvenlik kabiliyetlerinin oluşturulmasına yardımcı olmak amacıyla 2001 yılında Uluslararası Güvenlik ve Yardım Kuvveti (ISAF) oluşturulmuş. 1510 (2003) sayılı kararla da sorumluluk alanı Kabil ötesine genişletilerek* 16 Nisan 2003 tarihli NATO Daimî Konseyi kararıyla NATO tarafından üstleniliyor.

İkinci paragraf da TSK’nin ISAF Harekâtına, başlangıcından beri TBMM’nin 10 Ekim 2001 tarihli 722 sayılı kararıyla katıldığını açıklıyor.

722 sayılı karar ABD’ye yapılan terör saldırısı üzerine alınmış. Karar’da, “Amerika Birleşik Devletleri’nin uğradığı ağır saldırı karşısında, şimdi, birçok ülke, terörizm afeti karşısında uluslararası dayanışmanın gerekliliğini kavramaya başlamıştır. Bu bağlamda NATO Anlaşması’nın 5’inci maddesine işlerlik kazandırılmıştır.” ifadeleri var.

Afganistan’dan çekilen kim?

ABD eski Başkanı Trump, yirmi yıldır bulundukları Afganistan’dan askerlerini çekme kararı aldı. Orada da NATO şemsiyesi altında bulunuyorlardı. Tabi NATO deyince ABD anlamak hiç yanlış değil dolayısıyla cümleyi doğrudan ABD çekiliyor diye kurmak daha doğru. Biden de çekilme tarihini Eylül 2021 olarak açıkladı. Yirmi yıldır çok büyük paralar harcanarak kaldıkları Afganistan’dan tıpkı Kızılordu gibi yenilerek çekiliyorlar.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 27 Mayıs 2021’de AP ajansına verdiği röportajda, “Afganistan, hem güçlü ve yetenekli güvenlik güçlerinin oluşturulması hem de sosyal ve ekonomik ilerleme konusunda uzun bir yol kat etti. Artık kendi ülkelerinde barış ve istikrar için tüm sorumluluğu alan Afganlar olmalı.” dedi.

Bütün bunlarla birlikte bakıldığında uluslararası hukuk açısından çekilen NATO olarak görülmelidir. NATO’nun, BM’nin 1510 sayılı Güvenlik Konseyi Kararında tanımlanan görev sonlanmak üzeredir.

Bu durumda NATO Zirvesinde görüşülen, Türk askerinin Kabil Havaalanının işletilmesi ve güvenliğinin sağlanması için Afganistan’da kalması üzerinde biraz düşünmek gerekiyor. Öncelikle, gelişmeler Türk Askeri’nin Afganistan’daki varlığının devamının tek başına Türkiye’nin talebi olmadığını çağrıştırıyor.

Türkiye orada nasıl bulunacak?

İlk bakışta Türkiye’nin kendi talebi gibi görülen ama uluslararası ilişkiler açısından bir planın parçası olduğu anlaşılan durum görünüyor.

Türkiye Uluslararası Yardım Gücü ISAF’ın parçası olarak uzun zamandır Afganistan’da ve Kabil Havaalanını işletiyor. Ancak ISAF’ı oluşturan NATO çekilirse, egemen bir ülkede bulunmasının meşruiyeti ortadan kalkacak. Tek başına Türkiye olarak orada kalması artık hukukî dayanaktan yoksun hâle gelecek. O zaman iki yol var. Birincisi ya NATO devam ediyor görünerek tek başına devam edecek ki bunun Türk ve dünya kamuoyuna anlatılması çok mümkün değil. Bu durumda Türkiye’nin ağır baskıya maruz kaldığı daha açık ortaya çıkacaktır.

İkincisi, Türkiye’nin Afganistan Hükümeti tarafından özel bir anlaşmayla davet edilmesidir. Bu da tıpkı 1979’daki Devlet Başkanı Babrak Karmal’ın Kızılordu’yu daveti gibi algılanabilir. O davetle gelen Ruslarla mücadele eden mücahitlerin içinden çıkan Taliban, bugün Afganistan’ın en güçlü unsuru.

Başka sorular da akla geliyor. Havaalanı işletilir ve korunurken iç korumasını askerimiz yapar, peki dış korumasını kim yapacak? Asker mi özel güvenlik mi? Cevap özel güvenlik olursa insanın aklına gelen SADAT gibi ihtimâller çok rahatsız edici. Asker koruyacak olursa askerimize veya Şanlı Bayrağımıza yapılabilecek bir saldırı savaş anlamına gelmez mi? Veya orada da Süleyman Şah Türbesinin taşınması vakası benzeri bir olay daha mı yaşayacağız?

Bu durumda bir ihtimâl daha akla geliyor, o da Taliban’la ideolojik paralelliğe güveniliyor olması. Ki asla olmamalıdır. Ay yıldızlı Bayrak, Hikmetyar’ın dizi dibinde çektirilen fotoğraftaki romantizmle korunamaz.

Tarihî dostluklar ve Türk dünyası

Son bir soru da NATO’nun 2030 Strateji belgesiyle ilişkili. Yeni dönemde Çin öne çıkmış durumda. Türkiye’nin Afganistan’da olmasının bu stratejiyle ilgili olma ihtimâli nedir? Böyle bir ihtimâl, üzerinde çok ama çok düşünmeyi gerektirir. Türk devletleriyle birlikte olmadan o coğrafyadaki bir hareket Türk dünyasında onulmaz yaralar açar. BOP’un Müslümanların devletleriyle aramızdaki ilişkilerimiz üzerindeki etkisi hatırlanmalıdır.

Afganistan’la gönül bağları çok güçlü tarihî dostluğumuz vardır. 1921’de Ankara Hükümetini ilk tanıyan Afganlardır. Türk tarihinin büyük dâhisi Atatürk daha 1921’de Afganistan’a büyükelçi gönderir.  TBMM Medine Müdafaası kahramanı Fahrettin Paşa’yı görevlendirir. Dört yıl görev yapar. Yanında Medine’de Mondros’a rağmen İngiliz’e teslim olmayan kahramanlardan İdris Sabih de vardır. Sonrasında Yusuf Hikmet Bayur ve Mahmut Şevket Esendal uzun yıllar görev yapmışlardır. Afganistan’la dostlukta emek vardır, alın teri vardır. İstişare ile ve hukuk içinde kalarak verilen büyük mücâdele vardır.

ABD’nin olduğu anlaşılan bu plan tarihî dostluğu kaybetmemize yol açar. Kaybeden sadece Türkiye Türkleri de olmaz, aynı zamanda Afganistan’daki Türklerle, komşu Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan da büyük tehdit altına girecektir.

Ve hepsinden önemlisi, ABD ile beyaz sayfaya Türk Milletinin ihtiyacı yoktur.

* Buradaki “Kabil ötesine” isimlendirmesinin coğrafi anlam ifade ettiğini düşünmüyorum. İlk görevlendirme Kabil ve civarı olabilir. Dolayısıyla Kabil’in dışı olarak algıladım. Bu hususta bir bilgiye de erişemedim.

Yazar

Hakan Paksoy

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.