Türk’ün yakın tarihi ve “Altay Kazakları” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______2 Mayıs 2019_______

Türk’ün yakın tarihi ve “Altay Kazakları”

Ahmet Bican Ercilasun
Paylaş:
Altay Kazakları
Belge ve kayıtların neredeyse hiç olmadığı dönem ve olaylar için sözlü tarih ve hatıralar son derece önemlidir.

Türk tarihi bir bütündür. Başlangıçtan bugüne kadar ve Kadırkan dağlarından Hindistan, Afrika ve Avrupa içlerine kadar. Dünyanın dört bir yanına yayılan, çok geniş coğrafyalarda hâkimiyetler kuran Türk’ün tarihini yazmak zordur. Zordur, fakat bu tarih yazılmaktadır ve yazılacaktır.

Belki tuhaftır ama Türk’ün en az bilinen tarihi, 20. yüzyıl tarihidir. Tabii Türkiye Cumhuriyeti’ni kastetmiyorum. Türkiye’den uzakta bulunan kardeşlerimizin tarihinden söz ediyorum. Sahalardan, Tuvalardan, Uygurlardan, Kazaklardan, Tatarlardan, Gagavuzlardan söz ediyorum. Türk’ün Asya ve Avrupa’ya dal budak salmış kollarından söz ediyorum.

Hızırbek Gayretullah’ın “Altay Kazakları” dediği de bu kollardan biri. Çin tutsaklığında yaşayan, 20. yüzyılda Çinlilere karşı ölüm kalım mücadelesi veren, bir yandan Çinlilerle, bir yandan çöl sıcağıyla, bir yandan Himalaya dağlarının ciğerleri patlatan soğuğu ile mücadele ederek efsanevi bir göç hareketi gerçekleştiren Abak Kerey Kazaklarının yakın tarihini ne kadar biliyoruz? Kapılarını dünyaya kapatmış olan Çin’de, 20. yüzyılda neler yaşandığını ne kadar biliyoruz? Bugün bile Uygur Türkleri üzerinde uygulanan zulüm ve baskıların ne kadarı dış dünyaya yansıyor?

20. yüzyıl Türk Dünyası için bir facialar tarihidir. Kırım Türklerinin, İran, Irak ve Suriye Türklerinin, Balkan Türklerinin yaşadıkları facialar, yüzlerce romana, yüzlerce senaryoya konu olacak insanlık dramlarıyla doludur. Bu dramların en acıklıları Doğu Türkistan’da yaşanmıştır ve hâlâ yaşanmaktadır.

Türk’ün başından geçen bu faciaların, bu dramların ne kadarı kayıtlara geçmiştir? Ne kadarı belgelenmiş ve arşivlenmiştir? Arşivlenenlerin ne kadarına ulaşmak mümkündür? Belge ve kayıtların neredeyse hiç olmadığı, arşivlere ulaşmanın mümkün olmadığı dönem ve olaylar için sözlü tarih ve hatıralar son derece önemlidir. İşte bunun için Hızırbek Gayretullah’ın 2019’da Yazıgen Yayıncılık tarafından basılan Altay Kazakları – Doğu Türkistan’dan Göçen Türkler kitabını önemsiyorum.

Doğu Türkistan’ın yakın tarihini öğrenmek için Mehmet Emin Buğra’nın, İsa Yusuf Alptekin’in, Hasan Oraltay’ın, Halife Altay’ın ve diğer Doğu Türkistanlıların kitap ve hatıraları okunmalıdır. Hızırbek’in Altaylarda Kanlı Günler ve yakın zamanlarda çıkmış Uzaklara Balam kitapları da önemlidir. 2019’da Tarih ve Kuram yayınları arasında çıkmış bulunan Alihan Töre’nin Türkistan Kaygısı da kaybolmuş sanılan hatıraları gün yüzüne çıkarmıştır.

Bütün bu eserler, hadiseleri yaşayanların birebir şahitliklerine veya şahit olanlardan dinlediklerine dayanmaktadır. Bir kısmında araştırmalara da girişilmiştir.

1930’ların ilk yıllarındayız. Çin’in Doğu Türkistan genel valisi Jin Şu-rin’dir. O da Kumul’un Hotuntama beldesine bir Çinliyi atamıştır. Belde başkanının ilk işlerinden biri, Uygur eşrafından Salih Dorga’nın kızını istemektir. Kız verilmezse işkenceler gelecektir. Sal Dorga çaresizdir. Biricik kızını, Türk ve Müslüman kızını bu Çinli zalime nasıl verecektir? Belde başkanını 50 adamıyla birlikte evine çağırır. Sözde bu bir nişan ziyafetidir. Belde başkanı ve adamları, ziyafet sırasında ani bir baskınla yok edilir. Olay üzerine Çin askerleri bölgeye sevk edilir ve tarihe “Kumul olayları” diye geçen, Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar giden olaylar başlar.

İşte aziz okuyucular, bu başlı başına bir roman, bir film konusu değil midir? Hızırbek Gayretullah’ın kitabında buna benzer daha pek çok olay var. Osman Batur, Alibek Hakim, Elishan Batur ve daha birçok kahramanın yiğitlikleri var. Osman Batur’un o zamanki Moğol devlet başkanı ile görüşmelerinin fotoğrafları var. Aslında Doğu Türkistan göçmenlerinin ellerinde bulunan bütün fotoğraflar belgedir. Kahramanların yüzleri, bedenleri, giysileri bu fotoğraflardadır ve günün birinde filmcilerimiz Türk Dünyası’nın bu karanlıkta kalmış olaylarına eğilirse kullanılacak dekor ve kostümler için gerekli olacaktır.

1960’ların İstanbul’unda Türkçüler Derneği’nin ve Millî Yol dergisinin faal elemanlarından olan Hızırbek Gayretullah’ın eserinde, el yazması hâlinde bulunan, yayımlanmamış bazı eserlerden de bahis vardır. Onlar da yakın tarih için son derece önemlidir ve bence millî konulara ilgi duyan yayıncılarımız bunların yayımlanması için harekete geçmelidir.

 

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları