13 Temmuz 2026

Ülkücü Hareket

...Bu tür eserleri baştan sona okusanız da zaman zaman bakma ihtiyacını duyarsınız. Adı üstünde müracaat eserleri sınıfındandır...
A. Yağmur Tunalı
⏱ Tahmini Okuma Süresi: 10 Dakika
Yazı Boyutu: Satır Boşluğu:

Dokuz büyük ciltlik bir eser bu. Daha önce altı cilt halinde yayınlanan eserin genişletilmiş hali. Her cildin sayfa sayısı bin civarında. Tamamı dokuz bin sayfadan fazla. Muazzam bir iş. Eserin bazı yönlerine girmeden yazarı Hakkı Öznur’un gayretini ve sabrını alkışlamak gerekiyor. Öyle kolayına yapılacak işlerden değildir. Ansiklopedik bir bakış isteyen ömürlük bir çalışmadır.
Eserin önsöz mahiyetinde uzun bir girişi var. Oradan anlıyoruz ki yazar 35 yılını vermiş. Sayfaları karıştırdıkça daha otuz beş yıllar devam edecek tamamlama çalışmalarını davet eden bir iş olduğunu görüyorsunuz. Dokuz cildi okumuş değilim. Sayfalarını karıştırdım. Bazı bölümleri okudum. Bu tür eserleri baştan sona okusanız da zaman zaman bakma ihtiyacını duyarsınız. Adı üstünde müracaat eserleri sınıfındandır.

Yazarın Hazırlanışı

Bu tip eserlerin hazırlığının uzun yıllar alması konu gereğidir ve yorucu-yıpratıcı bir iştir. Kaynak tararsınız. İşin zorluğunu daha baştan burada, derinden hissedersiniz. Yazılmış çok az eser vardır. Ülkücülüğün mensupları pek az yazmışlardır. Yazılanların ne olduğu ayrı bir bahistir. Yazanlarla sınırlı hususların ön planda olmasına şaşılmaz. Yazanların belli bir düşünce derinliği ve yorumlama gücü olmayabilir. Olanları ve olayları anlama ve anlatmada yetersizlikler yanında şahsilikler görülmesine de şaşılmaz. Dolayısıyle yazılanların barındırdığı ârızaları belli ölçüde de olsa yazacağınız esere taşımaktan kurtulamazsınız.
Yazarın kullandığı ve ulaşamadığı için kullanamadığı kaynaklar da olabilir. Bu gayet normaldir. Bu tür ansiklopedik eserler her zaman eksiktir. Tabiati gereğidir. Yılmaz Öztuna, ansiklopedik eserlerinin önsözünde “Ben bu kadarını yaptım. Eksikleri zaman içinde tamamlanacaktır. Benden sonra daha iyileri yazılacaktır.” meâlinde sözler eder. O büyük ansiklopedistimizin sözü bu tür konuları çalışan amatör isimler için misliyle geçerlidir. Hakkı Öznur, çalışmayı yürüten kişi sıfatıyla bu gerçeği yaşayarak bilenlerdendir. Söylediklerinden anladığım kadarıyla yazılacaklara, gelecek düzeltme ve açıklamalara açıktır.

Yazara Küçük Bir Not

Bunu söylemişken çok örneğe girmeden bazı hususlara dokunayım. Eserde, yazarının bazı değerlendirmelere girdiği de elbette olur. Yorumlarında eleştirilecek hususlar bulunabilir. Doğrudan kişilerle ilgili olan yorumlarda aşırılıklar olabilir. Gördüklerim arasında Âgâh Oktay Güner’in Mamak mahkemesinde ettiği sözle ilgili değerlendirme buna örnektir: “Kendimiz içerde, fikrimiz iktidarda” demişti. O sözün, ihtilal hükumetinin Başbakan yardımcısı Turgut Özal’ın ekonomik uygulamaları için söylendiği ve çarpıcı bir savunma ve dikkate getiriş olduğu o zaman çok konuşulmuştu. Yazarın yorumunun tam tersini söyleyenler olmuştu.
Bu vesileyle hatırlayalım ve hatırlatalım: Fikri eleştirmek ayrı, kişinin kendisiyle ilgili fikirler ve hükümler ayrıdır. Bu konularda dikkatli bir dil ve hassasiyet beklenir. Yazarın bu tür yorumlarının eleştirilmesi de normaldir. Kendisi de bunlardan faydalanacaktır.
Sanırım, bunlardan çok konuşulan kişilerden ve kaynaklardan gelenlerin yarattığı kafa karışıklığı ile karşı karşıya kalınabiliyor. Konuşulan kaynak kişilerin anlattıklarına ihtiyatla yaklaşmak gerekecek durumlar ve bir bakışla ârızalar çoktur. “Ârıza” dediklerimden bazılarının bakılacak sebepleri şunlardır: Eksik hatırlarlar, yanlış hatırlarlar. Zaman içinde yaşananlar hafızada değişikliğe uğrar. Aradan kırk elli yıl geçmiştir. Bu zaman zarfında içeriye girenler vardır. Hapishane farklı etkiler bırakır. Dışarda kalanların yaşadıkları da zihni değişmelere yol açabilir. Gadre uğramanın verdiği duyguyla hadiseleri yorumlamakta değil hatırlamakta bile bozulmalar olur.

Farklı Kişilikler Farklı Yorumları Getirir

Bazılarında bir sorgulama başlar. Normaldir ve gereklidir. İşte asıl sıkıntı burada doğabilir. Tekrar edeyim, olanları yorumlamak herkesin yapabileceği bir iş değildir. Çoğu zihinler toptancıdır. “Kullanıldık” diyenler çıkar. Falan veya filan kişi, fikir, uygulama yanlıştı diyenler çıkar. Zihinlerde yaşanan bölünmenin sığlığı veya derinliği buralarda ortaya çıkar. Yazan bu kafa karışıklığından uzakta kalamaz. Mesafeli davranması bile zorlaşır. Değerlendirmeye girdiği yerlerde bunu açıkça görürsünüz.
Bunları görerek, anlayarak ve bilerek okuyan, yorumlardan ziyade olaylara ve olanlara odaklanmak ihtiyacı duyar.
Yazarın, çapraz okuma ve değerlendirmelere imkân verecek kaynak çeşitliliği verdiği yerlerde zihin eleştirici bakışa hazırdır. Söylenenleri süzersiniz. Tam doğruyu bulamayabilirsiniz. Boşluklar kalabilir. Okuduğum kısımlarda dikkatimi çeken böyle çok şey vardı.
Birkaç konuyu seçerek yapılacak inceleme dikkat çekici sonuçlar verir ve eserin beklediği anlama gayretini davet eder. Benimle ilgili olanlar da bu durumlara örnekti. En iyi bildiğim konular olduğu için misali oradan vermek doğrudur. “En iyi bildiğim” derken, benden alıntılarda görüldüğü gibi, net hatırlamadığım kısımları “hatırladığım kadarıyla”, “hâfızam beni yanıltmıyorsa” gibi ifadelerle vermişim. Net bildiğim hususlarda bazı maddi hataların olabileceğini de, hafıza yanılmasını da elbette kabul ederim. Yeter ki bilgi ve belgeyle karşı karşıya gelebileyim. Elbette eserin tamamında adı geçen şahıslarla konular için de aynı ölçüyü geçerli sayarız.

Sosyal Faaliyetler Merkezi Etrafında

Ülkü Ocakları Sosyal Faaliyetler Merkezi, Tömfed, Divan ve Çağlar Sanat Tiyatrosu’yla ilgili bilgilerde, başvurulan kişi ve kaynaklarda çok yanlışlık var. Sebebi başvurulan kişilerle ilgili. Yukarda saydığım hatırlama zaafları ve diğer sebepler göz önünde bulundurularak anlaşılabilir bir meseledir. Bu tarafı yazarla ilgili bir yanlışlık olarak değerlendirilemez.
Bir kere Sosyal Faaliyetler Merkezi’nin kuruluşu, eserde adı sık geçen iki başkan arkadaşımızdan önceydi. Eksik bilmeleri, yanlış bilmeleri veya yanlış hatırlamaları normaldir. Tömfed de Sosyal Faaliyetler’den ayrı bir kuruluş halindeydi. Yaşayanlar arasında, Muzaffer Kılıç Tömfed’i en iyi bilen arkadaşımızdır. O, başka isimleri de verebilir.
Sosyal Faaliyetler Merkezi’nde, Ülkü Ocakları Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi bir kişinin başkan olması Haşim Akten’le beraber başladı. Dediğim gibi kuruluş ondan öncedir. İlk başkan Nuri Öz’dür. Müzik, tiyatro ve organizasyon bölümleri o zaman kuruldu. Kavga Günleri’nde anlattığım gibi ben tiyatro başkanıydım ve kuruluştan beri içindeydim.
Nuri Öz, Şaban Karataş’ın Genel Müdür oluşuyla TRT’ye geçti ve Haşim Akten başkan oldu. Haşim Akten zamanında Sosyal Faaliyetler Merkezi’nin faaliyetleri denebilir ki kurumlaşacak hale geldi. Onun kurduğu yapıda çok güzel çalışmalar yaptık. Konserler ve geceler öne çıktı. Türkiye’nin hemen bütün âşıkları bizimle temastaydı ve gecelerimize çıkmak istiyorlardı. Feyzi Halıcı durumdan rahatsızdı. Konya Âşıklar Bayramı’nı etkilemesinden endişe duyuyordu. Bizi de davet etti. Haşim Başkan’la gittik. Konya’da evlerinde kaldık ve Âşıklar Bayramı’nda Haşim Başkan’a büyük ilgi gösterildi.
Hâşim Akten’den sonra, Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi Muzaffer Şenduran başkan oldu. Onun döneminde de aynı başarı devam etti. Müzik ve konser organizasyonları bu dönemde arttı. 12 Eylül’e kadar başkan Muzaffer’di.
Bizim Çağlar Sanat Tiyatrosu’nun kuruluşu ve işleyişini de Kavga Günleri’nde anlattım. Çekirdek ekibimizden Rahmi Keleş, Ramazan Erginer, Erol Akşen ve Nurdan Öztürk yazdıklarımı okudular. Bazıları yayınlanmadan önce okudu. Yazdıklarımı doğruladılar. Eksik anlattıklarımı söylediler. Muzaffer Şenduran dostumun tiyatro hakkında anlattıklarında epeyce hata var. İsmet Hürmüzlü tiyatro başkanı değildi. Galip Erdem vasıtasıyla biz davet ettik ve hocamız oldu. Mahir Canova ve diğer birkaç rejisör ve oyuncuyu da faaliyetlerimizi anlatmak için biz davet ettik. Rahmetli Ensar Kılıç, Atsız Karaduman, Mehmet Atay ve Recai Topaç, o sırada konservatuar öğrencisiydiler. Bizim oyunlarımızda oynamaları söz konusu olamazdı. Ensar, ben ayrıldıktan sonra, 1979 başında Tiyatro Başkanlığına geldi. Hamalın Dramı’nı o zaman sahnelediler.
Bunları örnek olması için söyledim. Bu gibi hususlar maddi hatalardır. Yanlış hatırlanabilir ama düzeltecekler varken gereği yapılabilir.
Hüzün ve gurur
Hakkı Öznur’un çalışmasında beni düşündüren ve hüzünlendiren çok şey var. Ne yazık ki yaşadıklarımızı tespitte gösterdiğimiz ihmali de sayfalarda görüyoruz. Yapıp ettiklerimizi kaydetmediğimizi hep söyleriz. Devlet işlerinde evrak düzenlemede ve arşivlemede gösterdiğimiz titizlikten hayatımızda eser yoktur. Yapar ve yaşarız. Ne yaptığımızı, nasıl yaptığımızı, nasıl bir ortamda ve kimler eliyle yaptığımızı bilmemizi sağlayan belgeler yoktur.
Bunlar milletimiz için söyleyeceğimiz eksiklerimizdir. Milliyetçilerde bu ârıza daha derin işler. “Neden böyleyiz?” sorusu önemlidir. Cevabını ararsak, noksanlarımız yanında yetersizliklerimizi de görürüz. Komplekse kapılmaya gerek yoktur. Yol yürüyenler için üzerinde durulacak hususlardandır.
Türkiye’nin solunda bu ihmalin daha az görüldüğünü biliyoruz. Onlarda saydığım cinsten yanlışlıkların az olması da anında kayıt altına almalarından ve türlü şekillerde yazmalarından dolayıdır. Yazanların sesi de haliyle daha fazla çıkıyor. Bizim nesillerin adanmış milliyetçileri bundan dolayı olmadıkları şekilde de gösterilebiliyor.
Bunca zaman sonra her cenahın durumunu objektif ölçülerle verecek eserlere ihtiyaç var. Bunun yolu da olanların her açıdan yazılmasını gerektirir. Bilim adamı soğukkanlılığıyla değerlendirecek olanlar bu malzemeden faydalanırlar. Bu tip eserlerin objektif değerlendirmeleri doğurması beklenir. Herkesin rahatlıkla kullanabileceği ansiklopedik çalışmaları tetiklemesi de umulur.
Hakkı Öznur’un derlemeleri büve daha birçok açıdan da düşünülmelidir. Fikirlerine ve yorumlarına tam katılmayabilirsiniz. Fakat bu büyük emeğin hakkını vereceksiniz. 9 ciltlik eserden öğrenilecekler çoktur. Her başvuranın, merakına ve düşünme derecesine göre alacağı çok şey olacağı da muhakkaktır.

A. Yağmur Tunalı
A. Yağmur Tunalı

Yazarımız Ol!

Yazınızın Millî Düşünce Merkezinde yayınlanmasını ister misiniz? Yazınızı gönderin, değerlendirelim, yayımlayalım.

Yazını Gönder!

Bağışta Bulun!

Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye düşünüyor musunuz? Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha etkili olacaktır.

Tıkla!

“Ülkücü Hareket” için 3 yanıt

  1. 1965 – 1980 olaylarının birçoğunun tanığı oldum. Genel olarak da, basından takip etmeye çalıştım. Sonradan – hem sağdan, hem soldan – yazılanları da takip etmeye çalıştım. Yağmur Tunalı Bey’in “Kavga Günleri” ni de okudum. Hakkı Öznur Bey’in çalışmasından haberim yoktu; Yağmur Bey’in yazısından öğrenmiş oldum. Merhum Yaşar Okuyan Bey’in kitabını da almıştım ama, henüz okumadım. Gördüğüm kadarıyla, sol bu işin edebiyatını çok güzel yapıyor. Sağın eksik tarafı bu. Yağmur Bey’in “Kavga Günleri”nde anlattığı tiyatro çalışmaları güzel bir şey ama, yetersiz. Bugüne kadar bu işi en güzel yapan rahmetli Nihâl Atsız idi. “BOZKURTLAR”, olağanüstü güzelliktedir ve entelektüel derinliktedir. Şiirleri de öyle. Ayrıca, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu da unutmamak lâzım.
    Ben, hiçbir zaman – fıtratım gereği – sol’a sıcak bakmadım. Fakat, itiraf edeyim, edebiyatı sol’dan öğrendim. Sol, bu işi profesyonelce yapıyor. Önce şunu bilmemiz lâzım : Daha önce Facebook’taki sahifemde yazmıştım ama, burada tekrar edeyim : Ezelî ve ebedî bir gerçek var : Zehri, hiçbir zaman teneke maşrapayla sunmazlar, altın kâse içinde sunarlar; teneke maşrapayla sunarsanız kimse içmez; altın kâseyle sunarsanız, içmeyen çok az bulunur. Güzel san’atlar sihirli bir deynek gibidir, dokunduğunun şeklini değiştirir. Dünya kurulduğundan beri, bütün ideolojiler güzel san’atların bu gücünü kullanmışlardır, kullanmaya da devam ediyorlar. İnsan fıtratına ters bir ideoloji olan komünizm de, başta edebiyat olmak üzere; resim, müzik, mimarî, tiyatro, sinema vs… güzel san’atların bütün dallarını kullanarak bu işi profesyonelce yapıyor. Sonra, müthiş bir dayanışma var. Meselâ, bir sol yazarın bir kitabı mı yayımlandı; anında bütün dillere çevrilip o ülkelerde de yayımlanıyor. Sağ’da ise, hasetlik ve çekememezlik var; “yengeç sepeti” düşüncesi hâkim. Sağ’ın en büyük eksikliği bu. Bir de, dediğim gibi, güzel san’atların bu gücünün farkında değiller ve onu yeteri kadar kullanamıyorlar.

  2. Hakkı öznur ne yazarsa yas hiç önemi yok Küreselin vede menzilin dümenine girip ülkücü hareketin filizlerini kıranlarlar dünya Türklüğünün umudunu söndüreler 500 cilt yazsalar boş boş

  3. Allah hepinizden razı olsun.Yeniçağ’ı matbu olarak çıkarken devamlı olmasa da alıyordum.Bir okuyucu köşesi olmamasına çok hayıflanırdım maalesef. Dostlar 80 öncesinin gazete ve dergilerini mutlaka tetkik etmelidirler.Ben Hergün Gazetesi’nin okuyucu köşesi aracılığıyla Doğu Türkistan’dan gelip Kayseri’ye yerleşen Doğu Türkistanlıların ileri gelenlerinden Hamit Göktürk Beyefendi ile 80 öncesinde tanışma şerefine gazete sayesinde eriştim.Hamit Ağabey sonrada yaşadığım memleketim Erzincan’da kısa dönem askerlik görevini iafa ederken yüz yüze de karşılaşıp dostluğu pekiştirdik.Tam kaybettim derken yine bir yorum sayesinde bulduk birbirimizi.Tabii ki feyste de.Diyeceğim sanat ve edebiyat asla ihmal edilmemeli,gençlere yardımcı olunmalıdır.Üstadlarımızdan mutlaka faydalanılmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla yazı yüklemek için kaydırın ➔