“Yeni Anayasa”, bambaşka Türkiye demektir! – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

“Yeni Anayasa”, bambaşka Türkiye demektir!

Devletimiz sihirli formül olan “eşit birey/vatandaş” esası üzerine kurulmuştur. Bu bakımdan, hiçbir yasamızda herhangi bir vatandaş, bir gruba mensup olmakla imtiyaz veya ayrıma tâbi tutulamaz. Uluslararası hukuk da böyle demektedir.

25 Ağustos 2020
Hakan Paksoy

Çok hızlı değişen ülke gündeminin içinde demirbaş hâline gelen bir konu var: “Yeni Anayasa”. Gerek Türk siyaseti (Türkiye siyaseti değil) gerekse memleket meselesi üzerine fikir yürütenler “Demokratik bir yeni anayasa yapılmalı” diyorlar. Yeni anayasa somut bir teklif ancak “Demokratik anayasa” dendiğinde rengi değişiyor. Demokratik tanımı oldukça göreceli. İçi doldurulmayınca tutanın elinde kalıyor. Eşitlik, birey ve insan hakları, devletin özelliklerine yüklenen anlamlar ve daha da önemlisi doğrudan Türk Milletinin egemenliğine yönelen talepler… hepsi de demokratik diye başlayan cümlelerle anlatılıyor. Tıpkı körün fili tarifi gibi. Kiminin bacağını tutup bacağa göre, kiminin hortuma veya dişine dokunarak fil tarifi yapmasına benziyor.

Anayasada 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 referandumları ile çok önemli değişiklikler yapıldığı doğru. Ama özellikle 12 Eylül değişiklikleri daha sonra yapılan değişikliklerle yeniden değişti. Son yirmi yılda anayasa ile o kadar çok oynandı ki, insanların başı döndü.

16 Nisan 2017’de yapılan değişiklikten bir yıl sonra genel seçimlere gittik. Artık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) ile yönetilmeye başladık. Ancak iki yıl içerisinde gittikçe artan yoğunlukta, tekrar parlamenter sisteme geçiş tartışmaları yapılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı da “Yönetim yapımızda köklü değişikliklere gittik. Daha iyisini bulduğumuzda, her türlü değişime gönlümüz de siyasetimiz de hazırdır.” diyerek bu tartışmalara katıldı.

CHS’nin işlerken büyük sıkıntılar yaşandığı, devlet çarkının dönmekte zorlandığı, Meclis’in fonksiyonlarının iyice azaldığı bir dönemden geçiliyor.

İktidar ne âlemde?

Türkiye 18 yıldır Türk kimliği ile problemi olan düşünce sahipleri tarafından yönetiliyor. “Kürt, Türk, Çerkez, Laz… 26 (bazen 36) etnik grup var” veya “Dağa taşa ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ diye yazdınız” düşünceleri kamuoyunun malumu.

On sekiz yıllık iktidarın ideolojik düşünceleri dış politikası üzerinde de etkili oldu. İhvancı ideolojik yaklaşımla, en güçlü söyleme sahip oldukları Filistin dâhil Irak, Suriye, İsrail, Ürdün, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, BAE ile araya uçurum girdi. Batılı ülkelerle aradaki sıkıntılar devasa boyutlara ulaştı. Yapayalnız bir Türkiye manzarası ortaya çıktı.

Bütün bu iç ve dış problemlerin sebeplerinden birisi olarak anayasa gösterildi. 12 Eylül vesayet anayasası değişirse Türkiye’nin yönetilememe sorunu ortadan kalkacaktı. Zaten 2010 referandumu da CHS’de bu söylemlerle Türk Milletine sunulmuştu.

CHS’ye “Fiilî durumun hukukileştirilmesi” için geçtik. Fakat her geçen gün yeni fiilî durumlar ortaya çıkmaya da devam ediyor.

Ana muhalefet farklı mı?

CHP Genel Başkanı son genel kurulda yaklaşık bir saat süren ve içinde hiç TÜRK adının geçmediği bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında gelecekte yapacaklarını anlatan 13 maddelik bir beyannameyi genel kurulun oylamasına sundu. Kurulun onayladığı bu beyannamenin ilk maddesi “Birinci hedefimiz; Yeni bir Anayasa ile güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme geçilecektir.” oldu. “…bütün tarafların katılımıyla vesayetten uzak, darbe hukukundan arınmış yeni bir anayasa yapacağız. dedi.

İstiklâl Harbi’ni yapan ve Türkiye Cumhuriyetini kurarak Türk Milletini yeniden şahlandıranların, yani Türk Devletinin kurucularının partisinin Türk adını telaffuz etmemesi çok üzücüdür. Anlaşılan ya kurucuların izinde değildirler veya bugünkü sorunların çözümü için böyle davranmaktadırlar. Eğer bu davranış sorun çözmek içinse, sorunları çözmek bir yana daha da ağırlaştırır ve içinden çıkılmaz hâle getirir.  

Çıkış yolu yeni anayasa mı?

Devletimiz sihirli formül olan “eşit birey/vatandaş” esası üzerine kurulmuştur. Bu bakımdan, hiçbir yasamızda herhangi bir vatandaş, bir gruba mensup olmakla imtiyaz veya ayrıma tâbi tutulamaz. Uluslararası hukuk da böyle demektedir.

Anayasamız Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü…” ifadeleriyle başlar. Başlangıç bölümünde; Her Türk vatandaşının … temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak… onurlu bir hayat sürdürme… hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu” hükmü vardır. Tamamında ise; insanlığın üzerinde mutabık kaldığı hangi hak ve özgürlük var ise onlar belirlenmiştir. Bahsedilen bütün bu haklar, tarif edilmeye başlanırken de “Vatandaşlar, herkes, kimse, hiç kimse” gibi kesinlik arz eden ve bütünü kapsayan ifadeler kullanılmıştır.

Temel hak ve hürriyetlerin nitelikleri; “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” şeklinde belirlenmiştir.

Ve, Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” denerek bireyin eşitliği hükme bağlanmıştır. Devletin “Temel Amaç ve Görevleri”ni de; Türk Milletinin bağımsızlığı ve bütünlüğü … kişinin temel hak ve hürriyetleri … insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi…” olarak belirlemektedir.

Bu kısa açıklamalarla bile, Anayasamızı; yazılışında ayrı ayrı yerlerde kullandığı ifadeleri bir araya getirerek, tek bir cümle ile özetleyebiliriz;

“Türk Milleti bütündür ve herkes, insan, birey, vatandaş, eşit ve Türk’tür”

Tam tersine, eğer denge bu şekilde birey/vatandaş temelinde değil de, bölücülerin iddia ettiği gibi grup temelinde kurulacak olursa, eşitlik ortadan kalkacak ve büyük bir dengesizlik açığa çıkacaktır. Dolayısıyla kalıcı ve sağlıklı bir düzen için her hâlükârda bireyin eşitliği vazgeçilmez şarttır.

Yeni anayasa yazmaya kalktığınızda, değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek maddeler olan Başlangıç, Devletin şekli” belirlenen 1, Cumhuriyetin nitelikleri”ni ortaya koyan 2, 3 ve 4 maddeler ile “Egemenlik”in sahibini açıklayan 6 maddesi ve Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” diyen 66. maddesi tartışmaya açılacaktır. Hiç kimse bunlara dokunulamaz dese bile, unutulmamalıdır ki, artık “Yeni bir anayasa yazılmaktadır”. Ne istendiğinin farkına varmak gerekir.

Çözüm yeni anayasada değil, bakış açılarının değişmesinde, Atatürk ve arkadaşları gibi dünyaya Türk’ün penceresinden bakmaktadır.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları