GÖNLÜ KIRIK ALMİLA

Bu toprakların her bir karışını severken, destanın ta kendisini yaşarsınız. Acısından tatlısına onlarca hatırayı, heybenizde taşırsınız. Kimi zaman heybenizi omuzlarınızdan atmak istersiniz. Kimi zaman da başınızda taşımak... Tıpkı Almila gibi... Almila’nın kalbi kırık.


Paylaşın:

Bu toprakların her bir karışını severken, destanın ta kendisini yaşarsınız. Acısından tatlısına onlarca hatırayı, heybenizde taşırsınız. Kimi zaman heybenizi omuzlarınızdan atmak istersiniz.

Kimi zaman da başınızda taşımak…

Tıpkı Almila gibi…

Almila’nın kalbi kırık.

Neden, kime, niye o da bilmiyor…

*

Seher vakti, heybesini omuzlarına atıp yola çıkan Almila; karın, kışın, kıyametin tam ortasına atmıştır kendisini, çıkmıştır yola. Baharın çiçekleriyle heybesini doldurmak için yola çıkmıştır Almila ama bahanesidir çiçekler, o aslında ulu çınarın yanına gitmek için çıkmıştır bu yola, hasrettir çünkü heybesindeki taşları ulu çınarın eteklerine koymaya…

Hâlbuki mevsimlerden kıştır, henüz çiçekler açmamıştır, bahara daha vardır. Nedir Almila’ya mevsimleri şaşırtan şey acaba? Düşünürken kara toprak, gökyüzü usulca seslenir. “Üzerine biraz güneşten bulut kondurdum, sen de bağrındaki karı erit biraz, yolunu aç Almila’nın varsın hele bakalım.

Ulu çınarın yanına, demek ki bu sefer heybesi erken dolmuş…”

*

Nefes nefese, karın kışın ortasında hızlı hızlı yürüyen Almila bir bakar ki güneş açmış, yolundaki karlar erimeye başlamış. Sırtındaki heybenin ağırlığına aldırış etmeden birden koşmaya başlamış Almila ulu çınarın bağrına…

Obasına çaşıtların attığı taşları, yerden toplayıp heybesine doldurmuştur Almila. Aslında obasındaki görevi bu değildir Almila’nın fakat doğduğu günden beri ulu çınarın gölgesinde büyüdüğü için ulu çınar onu böyle yetiştirmiştir. “Obana atılan taşları benim eteğime dökeceksin Almila, ardından dallarımdaki çiçekleri tek tek toplayıp obana götüreceksin. Bu senin ömrünün sonuna kadar vazifendir.

Gök, yer, sen ve ben bileceğiz bu vazifeyi. Sen, Türk töresinin bir sırrı olarak kalacaksın, bilesin…”

*

Ulu çınar; ayazın tam ortasından Almila’nın koşarak kendisine doğru geldiğini görür, neye uğradığını şaşırır.

“Almila! Almila! Senin ne işin var burada, kışın tam ayazında?” diye avazı çıkana kadar bağırır ulu çınar.

-Ulu çınar! Ulu çınar! Heybem taş, obam çaşıt dolu. Baharı bekleyemedim, ıstırabım ruhuma dokunur oldu artık dayanamadım, koştum geldim eteklerine…”

Ulu çınar, dönüp şöyle bir dallarına bakar. Kupkurudur. Hay Allah bu kız çocuğunun heybesini neyle dolduracağım, peşindeki çaşıtlardan koruyacak gölgem de yok der kendi kendine.

“Almila! Geri dön gelme buraya, git buradan!” der ulu çınar.

-Delirdin mi sen ulu çınar? Ben senden başka nereye giderim?

“Obana geri dön, erken vakitte tez gelmişsin. Çaşıtlar peşine düşmüştür çoktan, seni burada saklayamam Almila, arka yoldan git. Kara toprak seni saklayacak, yağız gök sana gölge olacak,

Git buradan Almila!”

*

Almila, büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Gözlerinde biriken yaşlar, al yanaklarına

Düşmesin diye yumruklarını sıkar boğazını düğüm düğüm yapar. Heybesindeki taşların ağırlığından düşen omuzlarıyla, dizlerinin üstüne çöker.

Ulu çınarın içi paramparça olur, dalları bir bir önüne dökülür, çaresizce Almila’nın gözlerinin içine bakar.

“Almila, hadi kalk kızım ayağa! Bak çaşıtların yamacımızda, öylece durma burada.”

-Ulu çınar gücüm kalmadı, ben heybemdeki bu taşlarla nasıl geri döneyim? Hani benim çiçeklerim? Hiç mi kalmadı dalında tomurcuk nergislerim?

“Almila, git buradan. Bak seni kara toprakla, yağız göğe emanet ettim, hadi git…”

Almila, heybesindeki taşlarla, gönlündeki kırgınlıklarla geldiği yolun başına gider. Geri dönerek ulu çınara son bir kez seslenir:

-Artık heybemdeki taşları senin eteğine dökmeyeceğim. O taşları yağız yerin yedi kat dibine gömeceğim bilesin.

Ulu çınar öylece bakakalır Almila’nın ardından ve usulca kara toprağa eğilerek seslenir:

“Almila’nın, bağrına gömeceği heybesindeki taşlardan çiçekler bitsin.”

‘O taşlardan, hangi çiçek bitsin ey ulu çınar?’ der kara toprak.

“Nergis… Almila onun kokusunu çok sever. Nergislerin burcu burcu kokusu Almila’nın burnuna gelirse, dayanamaz eğilir alır senden, heybesini doldurur.” der ulu çınar.

 

Almila çoktan ufuk çizgisinden kaybolmuştur, heybesindeki taşlarla ve gönlündeki kırgınlıklarla…

Bir gün elbet gelecektir vatanı için ulu çınara…

İçi kanaya kanaya…

Yazar

Ayşenaz Çimen

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar