ABD Mektubu ve Ateşkes(!) – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Panele Davet (İstanbul MDM Şubesi)

ABD Mektubu ve Ateşkes(!)

Türk Milleti için kara kış bastırmadan tedbirlerin alınması gerekir. Türkiye yeni Osmanlıcıların elinde rüzgârın önünde havada uçuşan yaprak misali dönüp duruyor. Nerede toprağa düşeceği belli değil…

19 Ekim 2019
Hakan Paksoy
“Trump’u etrafı yanıltıyor” dendi ama yanlış bilgi ile beslenen(!) Trump’un, çok ama çok kaba, nobran, saygısız ve terbiyesiz bir dille yazdığı tehdit dolu mektup basına sızıverdi.
“Trump’u etrafı yanıltıyor” dendi ama yanlış bilgi ile beslenen(!) Trump’un, çok ama çok kaba, nobran, saygısız ve terbiyesiz bir dille yazdığı tehdit dolu mektup basına sızıverdi.

Türkiye yeni Osmanlıcıların elinde rüzgârın önünde havada uçuşan yaprak misali dönüp duruyor. Nerede toprağa düşeceği belli değil.

9 Ekim’de gönderilmiş olmasına rağmen, 17 Ekim’de önce varlığı açıklanan ve ardından kendisi sızdırılan bir mektup, bu rüzgârın daha da hızlı ve karışık estiğini ortaya çıkardı.

Seçildiğinde, Türkiye’de, –neredeyse- sevinç çığlıkları atılan Trump, son mektubu ile çok sert bir yumruk daha attı. Üslupta her türlü diplomatik nezaket kuralları bir yana bırakılmıştı. Önceleri “Trump’u etrafı yanıltıyor” dendi ama yanlış bilgi ile beslenen(!) Trump’un, çok ama çok kaba, nobran, saygısız ve terbiyesiz bir dille yazdığı tehdit dolu mektup basına sızıverdi. Hem de Yardımcısı ve ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye geldiği gün, çok önemli bir koz olarak ortaya sürüldü. Kim sızdırdı ise, görüşmeler öncesi manidar bir hamle idi ve sonucunu da aldılar.

Tarihteki Türkler ve bugünküler

Lehistan (bugünkü Polonya) kralı varisi olmadan ölür. Bunun üzerine Avrupa’nın bütün hanedanlarına mensup kişiler kral olmak için faaliyete girişirler. Lehistan, kral belli olana kadar naipler meclisi tarafından yönetilmektedir. Taliplilerin bu meclise müracaat etmesi beklenir değil mi? Doğal ve normal olanı budur çünkü. Ama öyle olmaz. Dersaadet’in (İstanbul’un) kapısını çalarlar. “İstida eylerler” ve talepleri divanda görüşülür. Bunların içinden Fransa Kralı’nın kardeşi Henri uygun bulunduktan sonra, II. Selim Han tarafından “Lehistan’a kral olmak için reca vü istida eyleyen Henri nam kişinin kral seçilmesi fermanımdır. Mucibince davranıla…” diye naipler meclisine ferman edilir. Henri kral olmuştur. Daha sonra kardeşi ölünce Fransa tahtına geçer.

O günün yöneticileri, hem de, Devlet-i Âliye duraklama dönemindeyken böyledir.

Ya bugünküler… ben Türk’üm demekten daha fazla Türkiyeliyim demeyi tercih etmekteler. Çünkü devleti dar ideolojik kalıpları içinde yönetiyorlar. Türk’üm demek onlara göre kavmiyetçilik ve dine aykırı olduğunu iddia ediyorlar. Yani milletin kimliği hakkında çok farklı düşünceleri var. Adının yanlış konulduğuna inanıyorlar. İdeolojileri böyle ve bunu neredeyse her gün tekrar ettiler… “Türk, Kürt Çerkez, Laz… tek millet… hepimiz birlikte Türkiye’yiz” cümlelerini binlerce kez duyduk.

Trump’un mektubu

AKP Genel Başkanı, 16 Ekim tarihli AKP grup toplantısında, önemli sözler sarf etti. “Teröristlerle arabuluculuğa kalkanlara [ABD’yi kast ediyor olsa gerek H.P.] siz ne zaman terör örgütleri ile devletlerin masaya oturduğunu duydunuz. Bu tür devletler varsa bile Türkiye’nin tarihinde bir devlet olarak terör örgütüyle masaya oturmak yoktur, bizden böyle bir şey beklemeyin” dedi. Bu cümleler duyulduğu anda Habur rezaleti, Oslo görüşmeleri, İmralı pazarlıkları ve mutabakatı, 28 Şubat 2015 Dolmabahçe’deki fotoğraf akıllara geldi ve çok acı dolu tebessümlere yol açtı. O zamanlarda da bugünküne benzer uyarılar yapıldığında, bu yapılanlar doğru değil tutulan yol yanlış diyenler, yine bugünkü gibi sert tepkilerle karşılaşmıştı.

ABD Başkanı 9 Ekim (2019) tarihinde bir mektup gönderdiğini açıkladı ve bu mektubu basına sızdı. Tam da yardımcısı başkanlığındaki heyet Türkiye’ye gelirken ve heyetin uçağı da havadayken bu açıklama yapılmıştı. Yani her şey planlıydı.

Söz konusu mektubun her kelimesinde saygısızlık, terbiyesizlik ve tehditler vardı. Keşke bu mektup geldiğini gün açıklansa ve İsmet Paşa’nın “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye yerini alır” denseydi. Türk Milletinin Barış Pınarı Harekâtında gösterdiği birlik ve beraberlik çok daha sağlam hâle gelirdi. Çok büyük bir fırsat daha kaçtı. Elbette ileride bir gün, bu gizliliğin sebepleri ortaya çıkacaktır.

Türkiye ABD ortak açıklaması

Varılan anlaşma sonucunda 30 km’den aşağıda PKK-PYD bölgesinin varlığı kabul edilmiş durumda. Bu aynı zamanda bir devletçiğin başlangıç hâli de denebilir. Suriye’nin bütünlüğü önemlidir ve parça devletler Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit edecektir.

Ortak açıklamanın en can alıcı maddelerinden birisi 3’üncü maddesidir. Madde aynen: “Türkiye ve ABD ‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ anlayışıyla, NATO topraklarını ve halklarını tüm tehditlere karşı koruma taahhütlerini muhafaza eder.” şeklindedir. Oldukça romantik(!) ama ondan daha fazla dikkatsiz bir üslupla yazılan bu madde büyük bir yanlışı barındırmaktadır.

Toprak sahipliği egemenliği ilgilendirir. Egemen bir ülkenin toprakları üzerinde egemenliğe ortaklık anlamına gelebilecek bir anlaşma olamaz. NATO antlaşmasında böyle bir madde de yoktur. Türkiye toprakları Türk Milletinin ve onun devletinindir. NATO ancak üye ülkelerin toprak bütünlüğüne yapılacak bir saldırıda, o devlete yardım edecektir. Dolayısıyla ABD ile Türkiye arasında varılan ikili mutabakat –ki anlaşma veya antlaşma değil- açıklamasında böyle denmesi, dışişlerinin ne hâle düştüğünün acı bir göstergesidir. Ya da –ancak- var olduğu söylenen bekâ probleminin yüreklere saldığı korku ile açıklanabilir.

Astana Süreci garantörlerinden birisi olan Türkiye, bu süreçte Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenlik yapısının ve toprak bütünlüğünün korunacağına ve saygılı olunacağına hep vurgu yapmıştır. Ancak ABD ile Suriye’nin bir bölümü üzerine müzakereler yapmakla, Astana Sürecinin dışında ve farklı bir tarafla -hatta zımnen de olsa- bir terör örgütüyle yeni bir angajmana girmiştir. Buna Suriye Yönetiminden derhal karşılık geldi.  17 Ekim gece yarısına doğru Suriye Arap Haber Ajansı SANA, Esad’ın, “Suriye krizine çıkış yolu bulmak için akan bütün çabalara sert bir darbe indirdiğini dolayısıyla, Türk rejiminin başta saldırganlığının Astana prensipleri ve kararları ile çeliştiğinden dolayı Astana çerçevesinde garantörlüğünü düşürdüğüne dikkat çekti.” şeklindeki açıklamasını yayınlamıştır. Bu açıklamayı Rusya’dan çok ayrı düşünmemek gerekir.

Mektubun metni ve içerdiği tehditlerden sonra anlaşılan o ki Suriye’de Türkiye için hazan mevsimi başlıyor. Geçmişten bu yana izlenen kayıt dışı diplomasi bugün sonuçlarını vermeye devam ediyor. Suriye’den esecek hazan rüzgârları Ankara’daki ağaçların yapraklarını savuracak gibi duruyor. Türk Milleti için kara kış bastırmadan tedbirlerin alınması gerekir.

Türkiye bir iktidar değişikliğine doğru yol almakta.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları