Ablam – Ustam Emine Işınsu

Bana abla yakınlığı gösteren bir usta bulmuştum. Elimden tuttu.Mektuplarında, imzaladığı kitaplarda, konuşmalarında candan ciğerden; “değerli kardeşim, Hasan kardeşim, kardeşçiğim, sevgili kardeşim Kallimci, sevgili kardeşim, sevgili çocuk, çocuk, evlatlarımın en vefalısına…” hitaplarında bulundu.


Ablam – Ustam Emine Işınsu ile yüz yüze konuştuğum ilk günü hatırlamıyorum. Töre Devlet Yayınevi’nin açtığı tiyatro eserleri yarışmasında, “Düşünme Odası” adlı eserimin teşvik ödülü almasından sonra olmalı. Ancak öncesi de var. Bizim Anadolu gazetesine Oğuz Soylu mahlâsıyla yazdığım (çünkü askerdim) “Onlar da İnsandı” başlıklı yazımla 5.8.1970 tarihinde Türk Milliyetçilerinin arasına ilk adımı atmıştım. Bozkurt dergisinin Şubat 1973 tarihli 5. sayısında da “Sav Kalınız” adlı yazım kendi adımla yayımlandı. Sonraları yazı ve şiirlerimi Bozkurt dergisine “Oğuz Soylu” mahlâsıyla gönderdim çünkü öğretmendim, devlet memuruydum ve ekseriyeti siyasî yazılardı. Birkaç yazım da Töre ve Devlet dergilerinde yer aldı. Ben daha çok Bozkurt’ta yazmayı tercih ettim. “Dilaver Cebeci, Abdürrrahim Karakoç gibi ustaların yanında şiirimsilerime de yer veriliyordu. Üç dergiyle, eli kalem tutanlar için bir ortam hazırlanmıştı. Hem Türkiye sathındaki gençlere Türk Milliyetçiliği anlatılıyor hem de kabiliyetli olanların yazılarına yer verilerek yetişmeleri sağlanıyordu.

O günlerde kendimi Töre dergisinin bürosunda buldum. Emine Işınsu ablamla, İskender Öksüz ağabeyimle tanıştım. Güler yüzlüydüler, tatlı dilliydiler. Bana bir şair ve yazar gözüyle bakıyorlardı. Ankara’ya her gittiğimde Töre’ye uğramaya başladım. Başka gidecek bir yerim de yoktu. Orada sevgi ve ilgi görüyordum.

Emine Işınsu ablamın kitaplarını okuyor, okuduktan sonra “Ablamın bu kitabı hakkında kim ne yazmış?” diye bakıyordum. Bir-iki yazının dışında göremeyince, “Bu kadar çok okuyucusu var, onlardan bazıları neden yazmaz?” diye üzülüyordum. Kendimi bu konuda görevlendirdim. Münekkit / eleştirmen değildim, haddimi biliyordum. Hemen hemen her kitabı ile ilgili tanıtım yazısı yazdım.

*Bir Milyon İğne’yi 1975 yılında, Denizli’nin yerel gazetesi Meydan’da;

*Atlıkarınca’yı Türk edebiyatı dergisinin Mart 1992 tarihli 221. sayısında;

*Nisan Yağmuru’nu Türk Yurdu dergisinin Aralık 1997 tarihli 124. sayısında;

*Havva’yı 28 Temmuz 1999 tarihinde Denizli’nin yerel gazetesi Yeni Gazete’de;

*Bir Ben Vardır Benden İçeri’yi Türk Yurdu’nun Temmuz 1992 tarihli 179. sayısında;

*Bukağı’yı, Türk Yurdu’nun Ağustos 2004 tarihli, 204. sayısında;

*Bayram’ı, Türk Yurdu’nun Mart 2006 tarihli 223. sayısında;

*Hacı Bektaş-ı Veli’yi, www.akishaber.com sitesinde;

*Bir Aile’yi de Türk Yurdu’nun Eylül 2013 tarihli sayı: 313. sayısında tanıttım. Bu yazımın dergi sayfalarındaki fotoğrafını çekerek İskender ağabeyime gönderdim. Yazıyı birlikte okudular.

Bana abla yakınlığı gösteren bir usta bulmuştum. Elimden tuttu. O yoğun meşgalesi içinde zaman ayırarak, Türk Edebiyatı dergisinin Kasım 1990 tarihli sayısında, beni ve Mustafa Ruhi Şirin’i, o tarihe kadar yayımlanmış birkaç kitabımızı tanıtan “Çocuklar, Kitaplar, Kallimci ve Şirin” başlıklı bir yazı neşretti. Gönderdiğim hikâyeleri okuyup tenkit ve tavsiyelerde bulundu. Denizli Halk Eğitimi Merkezi’nde müdür yardımcısı olarak görev yaparken edebiyat sohbeti yapmaları için davet ettim. 12 Mayıs 1990 tarihinde İskender ağabeyimle birlikte geldiler. Konuşmalarını yaptılar. Ablam kitaplarını imzaladı. Misafirimiz oldular. Denizli’den sonra Aydın’da da tertiplenen programda da yanlarında bulundum.

Mektuplarında, imzaladığı kitaplarda, konuşmalarında candan ciğerden; “değerli kardeşim, Hasan kardeşim, kardeşçiğim, sevgili kardeşim Kallimci, sevgili kardeşim, sevgili çocuk, çocuk, evlatlarımın en vefalısına…” hitaplarında bulundu.

Gençlere ve daha üst yaştakilere hitap eden “Önce Hürriyet” ve “Güdüklerin Vedat” adlı romanlarımı göndermiştim (Bunlara sonraki yıllarda bir de Merkezefendi eklenecekti.). Bana, “Roman yazsana!” dedi. Çırağının kendi dalında yürümesini istiyordu. O yıllarda köşe yazıları dahil her dalda yazıyor, her yaştaki insana hitap etmeye çalışıyordum. İlkokul öğretmeni olmamın tesiriyle, İskender ağabeyimin “Dalını seç Hasan!” ikazına ve Başbuğ Türkeş’in “Çok çocuk kitabı yazacaksın Hasan!” buyruğuna uyarak çocuk edebiyatına yöneldim. Romanları çocuklarımız için yazdım. Töre-Devlet-Bozkurt dergisi üçleminde oluşturulan ortamda yetişen bir yazar olarak eserler verdim.

2004 yılıydı. Bir üniversitede, değerli bir hocamızla ilgili armağan kitap hazırlığı yapılıyordu. O profesörün öğretim üyesi arkadaşları bu işi üstlenmişlerdi. Sağlığında profesör hocam sevindirilecekti. Peki, yazarlar için sağlıklarında armağan kitaplar niçin hazırlanmıyordu? Hazırlanmalıydı. Ben böyle bir kitabı, Emine Işınsu ustamla ilgili hazırlayabilirdim. Arşivimde onunla ilgili ne varsa elden geçirdim ve yazmaya koyuldum, mektupları, edebî tavsiyeleri, hatıralarımız… Ortaya kitap adayı bir dosya çıktı. O bana “Kardeşçiğim, evlatlarımın en vefalısına…” derken, kitabın adını “Ustam Emine Işınsu” koymak pek resmi gelmişti. ABLAM USTAM EMİNE IŞINSU[1] adını verdim. Bu eser, sağlığında hakkında hazırlanan, eline alıp okuduğu tek armağan kitap oldu. Haklı olarak seviniyorum fakat “Keşke hakkında daha çok kitap yazılsaydı…” demekten de kendimi alamıyorum.

Millî Düşünce Merkezi, 2015 yılında, “Yahya Kemal Fikir Sanat Edebiyat Armağanı”nı Ablam Ustam Emine Işınsu’ya verdi. 2018’de de aynı armağan bana, çırağına lâyık görüldü. Bana verilen armağan da aslında onundu. Ablamın salonda bulunamayışı, çırağına sevgi ve sevinç dolu bakamayışı duygulandırmış, doğru düzgün konuşamamıştım.

Ablam, Denizli’de ve Aydın’da tertiplenen konferans programlarından memnun kalmıştı. Okuyucuları ile buluşmayı seviyordu ve bizleri, evlâtlarını özlüyordu… Hastalığının ilerlemeye başladığı günlerin birinde; “İskender beni gezmeye getirecek Hasan… Denizli’ye geleceğim.” demişti. Son konuşmamızda da, “Her şey güzel olacak Hasan, her şey güzel olacak…” dedi.

5 Mayıs günü sabaha karşı, İskender ağabeyimin dediği gibi “Gitti…”. Korona virüsü salgını dolayısıyla cenaze törenine az sayıda kişi katıldı. Ülkemizin dört bir yanındaki sevenleri, okurları, kendi tabiriyle evlatları onu, sosyal paylaşım sitelerinde yaptıkları binlerce paylaşımda, dualarıyla uğurladılar. Sanki her paylaşım, gönüllerde kurulan bir taziye çadırıydı, taziye eviydi.

O, Mevlâ’nın hep güzel eylediğini bilen insandı. Nereden gelip nereye gittiğini bilen insandı. Bu dünyadaki görevini hakkıyla yaparak “Gitti.”… Eserleriyle yaşayacak… Gönlümüzde yaşayacak… Hep dualarımızda olacak… Mekânı cennet olsun. (11.05.2021)

 

[1] Ablam Ustam Emine Işınsu, Hasan KALLİMCİ, Hikmet Neşriyat, İstanbul 2006

Avatar
Yazar

Hasan Kallimci

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.