Anayasa Mahkemesi Kararı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______5 Ağustos 2019_______

Anayasa Mahkemesi Kararı

Talat Şalk
Paylaş:

11.01.2016 tarihinde binden fazla akademisyen tarafından “Barış İçin Akademisyenler Bildirisi” adıyla kamuoyuna açıklama yapıldı. Açıklamaya imza atan akademisyenler bildiri sebebiyle açılan davalar sonucu cezalandırıldı. Bazılarının çalıştıkları üniversitelerle ilişkileri kesildi.

Bu akademisyenler Anayasanın 26. maddesinde düzenlenen düşünceyi açıklama hürriyetlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

“Anayasa Mahkemesi 11 şehirde terör örgütüne karşı yürütülen ve milyonlarca insanın hayatını etkileyen operasyonların kamuoyu tarafından takip edilmesi ve operasyonlar hakkında değerlendirmeler yapılması normal karşılanmalıdır… Kamuoyunun ülkede meydana gelen son derece önemli olayların farklı bir bakış açısından onların büyük çoğunluğu için ne kadar zor olursa olsun öğrenme hakkına ağır bir sınırlama getirmektedir.”

“Bildirinin imzalanmasına neden olan operasyonları yürüten kamu gücüne karşı ağır eleştirilerde bulunulabileceğinin öngörülmesi demokratik çoğulculuk açısından bunlara daha fazla tahammül edilmesi gerekir. Tüm bu bilgiler dikkate alındığında başvurucuların mahkûmiyetlerinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği… zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği kabul edilen müdahalenin hedeflenen terör ve terörizmle mücadele kamu düzeninin korunması amacıyla orantılı olduğunun gösterilemediği… gerekçeleriyle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. “

Bildiride Devletin başta Kürt halkı olmak üzere bölge halklarına katliam ve sürgün politikası uyguladığı” iddia edilmektedir.

Bölgeye ulusal ve uluslararası gözlemciler gönderilmesi, müzakere şartlarının hazırlanması, Kürt siyasi isteklerini içeren bir yol haritası oluşturulması istenmektedir.

Devletten yukarıda yazılmış isteklerin ve en başta Kürt halkı olmak üzere bölge halklarına katliam ve sürgün politikası uygulandığının iddia edildiği bildirinin eleştiri amacıyla kamuoyuna açıklandığı kabul edilemez. Bildiride amaç eleştiri değildir. Bildirinin yayımlanmasının amacı her okuyanın anlayacağı gibi PKK isteklerinin duyurulmasıdır. PKK, üniversiteler örgütlenmiş akademisyen kisveli elemanları vasıtasıyla sesini duyurmuştur.

Anayasa Mahkemesi kararında: “…zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği kabul edilen müdahalenin terör örgütü ve terörizmle mücadele kapsamında kamu düzeninin korunması amacıyla orantılı olduğunun gösterilemediği sonucuna ulaşılmıştır.” denmektedir.

2015 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri, Sur, Silvan, Nusaybin, Cizre, Silopi ve Şırnak’ta niçin terör örgütü PKK’ya yönelik operasyon başlatmıştır.

Açılım süreci devam ederken, PYD Suriye’nin kuzeyinde örgütlenmiş, Suriye yönetiminden bağımsız kantonlar oluşturmaya başlamıştı. Ayn el Arap’tan sonra Afrin’i ele geçirdiler. Bu kantonları birleştirerek Suriye’nin kuzeyinde hâkimiyet kurmayı düşünüyorlardı. “Bugün Suriye’nin kuzeyinde hâkimler”. PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı bağımsız kantonlar oluşturma eylemini PKK Türkiye’de gerçekleştirmeye teşebbüs etti.

Cizre, Silopi, Şırnak, Diyarbakır, Sur, Nusaybin ve Yüksekova’da müstakil kantonlar kurmak için hendekler kazıldı. Yollar ve hendekler el yapımı patlayıcılar ve C.4’lerle tuzaklandı. Eğer başarılı olsalardı Suriye’deki PYD ile birleşmeyi düşünecekleri muhakkaktı. Devletimiz geç de olsa tehlikeyi gördü, açılım sürecini sona erdirdi.

PKK’nın uzun sürede Diyarbakır, Sur, Şırnak, Cizre, Silopi ve Yüksekova’da yaptığı hendekler, el yapımı tuzaklar ile patlayıcılar, Mehmetçiğin ve polisimizin kahramanca çarpışması sonucu yok edildi. Çok şehit verildi. Mehmetçiğin halkı koruma gayreti olmasaydı, muhakkak daha az şehit verilirdi. Ama Mehmetçiğin yaptığı doğruydu.

Ülkede cereyan eden bu vahim olayları bütün vatandaşlarımız görmüştür. Anayasa Mahkemesi’nin başkan ve üyelerinin de bu vahim olaylardan mutlaka haberleri vardır. Bu itibarla yukarıda anlatılan operasyonun zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelemediği, müdahalenin hedeflenen terör örgütü ve terörizmle mücadele kapsamında kamu düzeninin korunması amacıyla orantılı olmadığı düşünülemez.

Anayasa mahkemesinin şu düşüncesini de anlayamadım: “…başvuranların mahkûmiyetlerinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği anlaşılmıştır.” Suçlar kanunlarda tarif edilir.

Kanunda suç olarak gösterilen eylemi gerçekleştiren kişi suçu işlemiştir. Mahkûmiyetin toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediği araştırılmaz. Hâkim duruma göre cezada indirim yapabilir, cezayı erteleyebilir. Kaldı ki burada bu bildiricilerin cezalandırılması toplumsal bir ihtiyaçtır. Bildiriciler PKK’nın yanında yer almış, PKK adına bildiri yayınlamışlardır. Bu eyleme onları PKK’nın azmettirdiğinin araştırmasına da gerek yoktur. Suç açıktır.

İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/2. maddesinde düşünceyi açıklama özgürlüğünün devletlerin toprak bütünlüğünün korunması amacıyla kısıtlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasanın 26/2. Maddesinde sözleşmenin 10/2. maddesinde yazılı düşünceyi açıklama özgürlüğünü kısıtlayıcı sebepler aynen kabul edilmiştir.

Bildiriyi imzalayanların Türkiye’nin milleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğüne karşı tavır almışlardır. Cezalandırılmaları doğrudur.

AİHM terörizmi himaye etmez. Bildiricilerin AİHM’ne müracaat imkânları olsaydı, Türkiye’nin iyi savunma yapması halinde bildiricilerin taleplerinin reddedileceğini düşünüyorum.

Anayasa Mahkemesi’nin de Anayasa’nın 26/2 maddesi uyarınca bildiricilerin taleplerinin reddine karar vermesi gerekirdi.

 

 

 

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları