Atsız’ı Anlamak – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Atsız’ı Anlamak

Tabii insanın dünyaya bakışına göre durum değişir. Herkes kendi penceresinden insanları değerlendirir. Fakat objektif bir değerlendirme yapmak istiyorsak bir insanın fikirleriyle yaşayışı arasındaki ilişkiye bakmamız gerekir.

16 Mayıs 2020
Ahmet Bican Ercilasun

Son zamanlarda önüne gelen konuşuyor. Ağzı olan konuşuyor derler ya, şimdi bu söze şunları da eklemek gerek: Kalemi olan, bilgisayarı olan yazıyor.

Atsız’ı anlamak için onun bütün yazılarını, bütün eserlerini okumak gerekir. Bu da yetmez. Onun hadiseler karşısındaki tutumunu izlemek gerekir. Cumhuriyet tarihinde üzerine bir zerre toz kondurulamayacak adam varsa o da Atsız’dır.

Tabii insanın dünyaya bakışına göre durum değişir. Herkes kendi penceresinden insanları değerlendirir. Fakat objektif bir değerlendirme yapmak istiyorsak bir insanın fikirleriyle yaşayışı arasındaki ilişkiye bakmamız gerekir. Bir kişinin fikirlerini beğenmeyebiliriz. Eğer bir insan hakkındaki değerlendirmeyi onun fikirleri üzerinden yaparsak değerlendirdiğimiz o insan değil onun taşıdığı fikirlerdir. O zaman bu insan kötüdür demek yerine bu fikirler kötüdür veya yanlıştır dememiz gerekir.

Bir kişiyi değerlendirmek için o kişinin ahlakına, maddi ve manevi gücüne, karakterine, zekâsına, bilgisine, kültürüne ve bunun gibi şeylere bakmak gerekir. Bir de değerlendirdiğiniz kişinin fikirleriyle yaşayışı arasındaki tutarlılığa veya tutarsızlığa. Eğer böyle değerlendirirseniz Atsız bir mücevher gibi parlar. Zekidir, kültürlüdür, inançlıdır, yüreklidir. Hiçbir şeyden korkmaz ve asla dönmez. Romanlarında anlattığı kahramanlara benzer. O, 20. yüzyılın Kür Şad’ıdır.

Pervasızdır. Ne Amerika dinler, ne Rusya, ne Çin. Yalın kılıç bir savaşçıdır o. 1960’ların ilk yıllarından beri her ay onun yazılarını bekledik. Onun açık, duru, lafı dolandırmayan yazılarını heyecanla bekledik.

Ötüken dergisinin Eylül 1964 sayısı da elimize ulaşınca ilk önce Atsız ne yazmış diye baktık. Makalenin başlığı “Mendebur Amerikalı” idi. En beklenmedik, en umulmadık kelimeyi bulmak Atsız’a has bir özellikti. Herkesin ağzında sakız olan kelimeleri kullanmazdı o. Çirkin Amerikalı, Yanki, pis emperyalist… Bunlar herkesin ağzında idi. Atsız’ın üslubu özgündür. Öyle bir kelime bulur ki insanı çarpar. Biz de o zaman bu başlıkla çarpılmıştık.

Kıbrıs olayları vardı ve ABD Türkiye’ye karşı Yunanistan’ı destekleyen bir siyaset güdüyordu. Şöyle diyordu Atsız:

“Dost bilerek lüzumundan pek fazla içimize soktuğumuz Amerikalılar bize en âdi şekilde ihanet ettiler. İhanetlerinde kendi menfaatleri olsa bir dereceye kadar mazur görülür, ahlâk bakımından olmasa bile mantık bakımından haklı olurlardı. Fakat bize karşı ihanetleriyle kendi menfaatlerini dahi çiğnemeleri onların yalnız hain değil, ahmak olduklarını da göstermektedir.”

Açık ve pervasız. Lafı dolandırmak yok. Amerikalılar bize ihanet ettikleri için haindirler, kendi menfaatlerini düşünmedikleri için de ahmaktırlar.

Gericilik mi dediniz? Bu konuda hiçbir alıntı yapmayacağım. Sadece birkaç yazısının başlığını vereceğim: “Türkçülüğe Karşı Yobazlık”, “Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir”, “Nurculuk Denen Sayıklama”.

“Müstehase” nedir diye sorabilirsiniz. Gökalp’ı ve dilde sadeleşme hareketini izleyenler bu kelimeyi iyi bilirler. Müstehase, “ölü” demektir. Ömer Seyfettin, Ali Canip, Ziya Gökalp gibi Türkçülerin dilde sadeleşme hareketinin bir ilkesi de şuydu: Müstehaseler diriltilemez. Yani ölmüş olan kelimeler diriltilemez. Yobazlık da ölmüş bir fikirdir ve diriltilmesi mümkün değildir. Yazının başlığı işte bu çağrışımı yapıyordu.

Nurculuk Denen Sayıklama” yazısı, o zamanın muhafazakâr çevrelerinde çok tepki çekmişti. Bu yazı yüzünden Ötüken dergisini tezgâh altında saklayan milliyetçiler vardı. Fakat Atsız tepki mepki dinleyecek adam değildi. Doğru bildiğini çekinmeden söylerdi. Öyle kefen mefen edebiyatına sığınarak sahte kahramanlık da yapmazdı. O, gerçek bir kahramandı. Bu yazısıyla Nurculuk tehlikesine daha 1960’larda dikkat çekmişti.

Bölücülük tehlikesini ilk haber veren de Atsız’dır. Kürtçülük ve bölücülük tehlikesini anlatan “Konuşmalar” başlıklı yazılarından dolayı 70 yaşında hapse girmiştir. Şu kadar hapis yattım diye de ortalığı velveleye vermiş değildir.

Eğer birileri Atsız hakkında kalem oynatacaksa bütün bunları bilmelidir. O, sadece Türk’e ve Türklüğe bağlı olarak yaşadı. Türklük ateşi içinde eridi. İşte bu “karakter” sebebiyledir ki bugün milyonlarca genç Atsız’ın peşinden gidiyor. İşte bu sebepledir ki Atsız’ın eserleri yok satıyor.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları