<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Reyhan Özçiftçi, Milli Düşünce Merkezi sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/author/reyhanozciftci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/author/reyhanozciftci/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Jan 2022 20:47:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>İnsan Neden İntihar Eder?</title>
		<link>https://millidusunce.com/insan-neden-intihar-eder/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/insan-neden-intihar-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2022 16:13:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İNTİHAR]]></category>
		<category><![CDATA[sevgisizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her insan sevgiyi hak ediyor. Ancak insanı, sevgisizliğe karşı da hazırlamak gerek. Maalesef ailelerin birçoğu bu görevden habersiz. Ve yine maalesef Devlet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/insan-neden-intihar-eder/">İnsan Neden İntihar Eder?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Finsan-neden-intihar-eder%2F&amp;linkname=%C4%B0nsan%20Neden%20%C4%B0ntihar%20Eder%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Finsan-neden-intihar-eder%2F&amp;linkname=%C4%B0nsan%20Neden%20%C4%B0ntihar%20Eder%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Finsan-neden-intihar-eder%2F&amp;linkname=%C4%B0nsan%20Neden%20%C4%B0ntihar%20Eder%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Finsan-neden-intihar-eder%2F&amp;linkname=%C4%B0nsan%20Neden%20%C4%B0ntihar%20Eder%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Finsan-neden-intihar-eder%2F&#038;title=%C4%B0nsan%20Neden%20%C4%B0ntihar%20Eder%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/insan-neden-intihar-eder/" data-a2a-title="İnsan Neden İntihar Eder?"></a></p><p>İnsan umudunu yitirince intihar eder. Ve ne yazık ki sorgulayan beyinlerde bu eğilim daha fazladır. Çevresindeki insanlardan kendini farklı hissediyorsa, düşündükleri-hayal ettikleri bulunduğu ortama uyumsuzsa hatta aykırıysa ve kendini ait hissetmediği ortamdan çıkacak gücü bulamıyorsa, yok olma arzusu kuvvetlenir. Kendini yok ederek kendi gibi düşünmeyenlere bir mesaj göndermek ister. Sevilmediğini düşünse de varlığından faydalanmak isteyenlerden öç alır aslında. Ve sorumlu olduğu, önem verdiği, kendisine muhtaç kişiler de yoksa hayatında bu eyleme karar vermesi kolaylaşır.</p>
<p>İntihar etme düşüncesi yaşlı ya da genç, yoksul ya da zengin her insanda görülebilir. Çünkü temelinde sevgiden yoksunluk, kendini güvende hissetmeme hâli yatmaktadır. Nasılsa beni kimse sevmiyor, ölürsem kimse üzülmez, etrafımdaki kişilere bir faydam yok, böyle bir hayat yaşamak istemiyorum ve beni bu hayattan kurtaracak kimse yok, çalışsam da emeklerimin değer bulduğu adaletli bir dünya yok, istediklerimi yapmak için param yok-param var ama beni anlayan yok, gibi cümlelere sıklıkla rastlanır intihar edenlerin ardında bıraktığı mesajlarda.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/01/89c2bc3e14eac17b87157671b5b58c56.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-37350 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/01/89c2bc3e14eac17b87157671b5b58c56.jpg" alt="" width="650" height="330" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/01/89c2bc3e14eac17b87157671b5b58c56.jpg 650w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/01/89c2bc3e14eac17b87157671b5b58c56-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a></p>
<p>Beden ve ruh olgunluğuna ulaşmamış kişilerde yani genç olarak tanımladığımız bireylerde intihar vakası daha sık görülür. Neden? Çünkü yaşam yaşandıkça öğreniliyor. Yaşamı çözümlemek için kitap okumak, film izlemek, nasihat dinlemek yetmez. Bizzat yaşamak lazım! Düşünce ayağa kalkan kişi, bir sonraki tökezlemede kendini daha çabuk toparlar. Hayat bitmek bilmeyen engellerle doludur. Bir atletin olimpiyatlara yıllarca hazırlandığı düşünüldüğünde, bir çocuğu hayata hazırlamanın uzmanlık işi olduğu kabul edilmelidir. Bir genç kendini öldürebiliyorsa toplumdaki herkes bundan bir parça sorumludur. Her insan sevgiyi hak ediyor. Ancak insanı, sevgisizliğe karşı da hazırlamak gerek. Tozpembe bir dünyanın olmadığını elinden tutarak göstermek gerek. Küçük düşüşler yaşamasına müsaade etmeli, her kalkışın onu güçlü kılacağını bilerek. Kendi gibi düşünmeyen insanlarla nasıl baş edeceğini ona anlatmalı. Genç, sorunlarla karşılaşmaya hazır olduğuna ve böyle anlarda ona uzanacak ellerin varlığına inanmalıdır. Sağlıklı nesillere ancak bu yol ile ulaşılabilir. Bu görevi üstlenecek en doğal kurum ailedir. Daha sonra da devlet&#8230; Maalesef ailelerin birçoğu bu görevden habersiz. Bazıları aşırı korumacılıkla çocuklarını dış ortama dirençsiz, bazıları da onları acımasız gerçeklerle bir başına bırakıyor. Bu durumlarda devreye girecek olan devlet de son yıllarda sorumluğundan uzak.</p>
<p>Bir başka varsayım da maddi imkânsızlık içinde bulunan topluluklarda intihar vakasının daha fazla görüldüğüdür. Doğrudur. Çünkü para birçok çıkmazı çıkar hâle getirir. Örneğin ruhsal çöküntü yaşadığını fark eden bir birey bu durumdan psikolojik destek alarak kurtulabilir. Bugün sıradan bir psikoloğun seansının 300 liradan başladığı düşünülürse paranın işlevi tartışılmaz sanırım. Ya da kişi; yaşadığı şehrin sahip olduğu yetenekleri ortaya koymak için yeterli olmadığını görüyor ve oradan çıkma isteği duyuyorsa bu isteği gerçekleştirmek için yine paraya ihtiyaç duyar. Bu ve benzeri dürtülere karşılık bulamamak her insanda olmasa bile bazı insanların ruhunda aşılamaz çöküntülere sebep olabilir. Çünkü ruh sağlığı yerinde olan ya da bu tarz sorunları aşabilecek güçlü karakterlerde-güçlü devletlerde kendini öldürme eylemine daha az rastlanır.</p>
<p>Her işin çözüm yolu eğitimden geçtiğine ve eğitimin birkaç nesil sonra tam amacına ulaşabildiği bilindiğine göre kişilerin geleceğe umutla bakabileceği bir ülke yaratmak için uzun yıllar çalışılması gerekir. Devletimizde eğitim politikaları çocuk ve gençlerin eğitimleri üzerinde yoğunlaşıyor. Oysa eğitim programlarına en az bir kuşak geriden başlanmalıdır. Aileleri eğitmezsek, deneme yanılmayla sağlıksız nesiller ortaya çıkacaktır. Ve bu olumsuz durum, ulaşılmak istenen sağlıklı toplumun oluşması için gerekli süreci uzatacaktır. İnsan oyun hamuru değildir. İnsan çelik heykele benzer, yanlışı düzeltmek bazen imkânsız olabilir. Devlet, bir bireye, anne babasından sonra en yakınında olandır. Hatta bir çocuğu korumak için onu anne babasından çekip alacak güce sahiptir. Maalesef devletimiz, bu görevden de kendini uzaklaştırdı. Yaşanan yüzlerce acı olaya rağmen üç maymunu oynamaya devam ediyor. Yükseköğretim ve özellikle orta öğretim öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarını çözme işinin vakıflara bırakması bunun bir göstergesidir. <em>“Almadan vermek Allah’a mahsustur.”</em>, atasözünü herkesin çok iyi bilmesine rağmen ücretsiz-az ücretli barınma hizmeti veren kurumlara teslimiyet anlaşılır gibi değildir.</p>
<p>Tahlil etmekte zorlandığımız sorunları devletin acizliğine bağlayarak sorumluluğu üzerimizden atmamız da doğru değildir. Çünkü devlet taştan topraktan değil, etten ve kemikten oluşur. Devlete can veren; insan zekâsı ve karakteridir. Bugün devleti oluşturan kurumların işleyişi tamamen onu yöneten insanların zihniyetinden ibarettir ve bu insanlar uzaydan düşmemiş, bizim içimizden çıkmıştır. O zaman yaşadıklarımız, içinde bulunduğumuz toplumun kurumlara ve bireylere yansımasından ibarettir demeliyiz. Her kurum ve zihin; karmaşık, çoğu kirli, kötülüğe meyilli… Her birimiz kendi kapımızın önünü süpürmeye başlasak nasıl olur. Her insan ahlaklı yaşamaya mecburdur. Temasta olduğumuz insanları doğru, adaletli, ahlaklı düşünmeye zorlamalıyız mesela. Hiç kimse adaletten daha üstün bir güce sahip değildir. Doğruluğu savunduğumuz için yanlışı uygulayanlar tarafından dışlansak da, bu davranışımıza tanık olanların içinde saklı duran adalet duygusunu ateşleyeceğimizi ve onlara cesaret vereceğimizi unutmamalıyız.</p>
<p>Sıkça tekrarlayalım ki, sinerjisi yayılsın:</p>
<p>Haksızlığa uğradığını düşünen insanlar, doğruluğa ve iyiliğe olan inancını, umudunu, mücadele gücünü ve dolayısıyla yaşama sevincini kaybeder.</p>
<p>Ve sadece hayal kuramayan insanlar kendini öldürür.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/insan-neden-intihar-eder/">İnsan Neden İntihar Eder?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/insan-neden-intihar-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınları zihniyet öldürüyor, erkekler değil</title>
		<link>https://millidusunce.com/kadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2021 10:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[kadın olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=30616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir anne gelinini döven oğluna ellerine sağlık diyorsa! Suçu kadında mı, erkekte mi aramak gerekir?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil/">Kadınları zihniyet öldürüyor, erkekler değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil%2F&amp;linkname=Kad%C4%B1nlar%C4%B1%20zihniyet%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCyor%2C%20erkekler%20de%C4%9Fil" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil%2F&amp;linkname=Kad%C4%B1nlar%C4%B1%20zihniyet%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCyor%2C%20erkekler%20de%C4%9Fil" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil%2F&amp;linkname=Kad%C4%B1nlar%C4%B1%20zihniyet%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCyor%2C%20erkekler%20de%C4%9Fil" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil%2F&amp;linkname=Kad%C4%B1nlar%C4%B1%20zihniyet%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCyor%2C%20erkekler%20de%C4%9Fil" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil%2F&#038;title=Kad%C4%B1nlar%C4%B1%20zihniyet%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCyor%2C%20erkekler%20de%C4%9Fil" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil/" data-a2a-title="Kadınları zihniyet öldürüyor, erkekler değil"></a></p><p><img decoding="async" class="size-medium_large wp-image-30570 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/2-768x768.jpg" alt="" width="768" height="768" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/2-768x768.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/2-300x300.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/2-1024x1024.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/2-150x150.jpg 150w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/2-1536x1536.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/2.jpg 2000w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Kadınlar Günü münasebetiyle bir yazı kaleme almam istendi. Kadın-Erkek eşitliğini her fırsatta dile getirirken kadınlara özel bir günün varlığına çok sıcak baktığımı söyleyemeyeceğim. Fakat inkâr edilemeyecek bir şey de var ki, bu tarz günler toplumun sorunları üzerine eğilmek adına faydalı oluyor.</p>
<p>Bundan yirmi, otuz yıl önce Kadınlar Günü&#8217;ne özel kutlamalarda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiği, iş hayatında, siyasette ve toplum yaşamında onlarla yan yana yürümeleri için neler yapılmalı gibi konular konuşulurdu. Bugün bunları bıraktık. Niçin? Özel sektör ve kamudaki idarecilerin % 50 si kadın mı? Türk Milletini temsil eden TBMM’nin % 50 si kadınlardan mı oluşuyor? Yoksa artık kadın, kadın olduğunu düşünmeden rahat yürüyebiliyor, gülebiliyor ve konuşabiliyor mu? Hayır, bunların hiç biri olmadı. Sadece eskiye göre az bir iyileşme var, hepsi bu. Buna rağmen neredeyse son on yıldır 8 Martta kadın ve erkeğin toplumdaki eşitliği üzerinde pek konuşulmuyor. Çünkü artık daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız.</p>
<p>Kadınlarımız öldürülüyor!</p>
<p>Kadınlarımız neden öldürülüyor?</p>
<p>Biz bu soruyu nasıl ve niçin öldürülüyor olarak algılıyoruz hep.</p>
<p>Ve “Kadın Cinayetleri” diye adlandırarak toplumu çepçevre sarmalayan bu şiddet eğilimine cinsiyet kavramı yüklüyoruz.</p>
<p>Oysa şiddet sadece kadınlara uygulanmıyor, erkekler de hayvanlar da şiddet eğilimi gösteren bireylerden nasibini alıyor.</p>
<p>Neden “Kadına Şiddet” söylemi üzerine yoğunlaşıyoruz o zaman?</p>
<p>Kadının fiziksel olarak erkekten güçsüz oluşu ve feodal yapı, kadınların şiddet eğilimli bireylerden erkeklere ve hayvanlara göre daha fazla zarar görmesiyle sonuçlanıyor. Bu, bir toplum sorunu haline dönüşecek kadar artınca da kadınlar masum – bazı çevrelere göre o kadar da masum değil tabii ki–  erkekler cani algısı hâkim oluyor. Bunun tam doğru olduğunu düşünmeyenlerdenim.</p>
<p>Çünkü  sorunları sadece sonuçları ile değil sebepleri ile birlikte konuşursak çözebiliriz. Kadınların maruz kaldığı şiddet olayları ve akabinde yaşanan kadın ölümleri-cinayetleri ülkemizin çok büyük yarasıdır. Bu yaranın derhal iyileştirilmesi gerekir. Ama biz bu büyük soruna cinsiyet kavramı üzerinden yaklaşarak yarayı durmadan kanatıyoruz. Öldürülen kadın anamız, bacımız, kızımız ise öldüren erkek de babamız, ağabeyimiz ve oğlumuzdur. Yani ölen de öldüren de aynı toplumun bireyleri. Eğer sorunumuz şiddete eğilimli erkeklerin çoğalmasıysa bunda kadınların da sorumlu olduğunu unutmamak gerekir. Nihayetinde erkekleri bir kadın doğuruyor ve büyütürken ilk eğitimi o veriyor. Bir erkeğin ölünceye kadar annesini hayatının merkezinde bulundurduğu bilinen bir gerçektir. Ataerkil bir toplum olsak da kadının aile içindeki baskın rolü  inkâr edilemez. Kırsalda bu daha belirgindir. Özellikle orta yaş üstü kadınlar sadece kendi evini değil çocuklarının evini de yönetir. Bunu bazen açıktan açığa yapamaz ama burada da kadının kıvrak zekâsı devreye girer. Ben inanıyorum ki, kadın cinayetlerini ancak kadınlar durdurabilir. Bir anne gelinini döven oğluna ellerine sağlık diyorsa, suçu kadında mı erkekte mi aramak gerekir? Veya bir genç kızımız yerli yersiz her ortamda sen bana karışamazsın demeyi kimden öğrenmiş olabilir?</p>
<p>Tabii ki bireysel çabalarla çözülmeyecek kadar büyük bir sorun ile karşı karşıyayız. Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu Sosyo-Ekonomik sıkıntılar şiddet olaylarını körüklüyor. Bunun doğurduğu ruhsal buhranlar da şiddet olaylarını arttırıyor. Eğer bugün bir erkek, eşi ile birlikte çocuğunu da öldürmüş ise bu olaya kadın cinayeti olarak bakmak ne kadar doğrudur? Ve benzer başka olaylara…</p>
<p>Bir canlıya zarar veren birey ister kadın ister erkek olsun en ağır cezaya çarptırılmalı. Aslında tüm suçlar dolaylı da olsa canlılara zarar veriyor. O zaman ceza kanunumuz yeniden düzenlenmeli, caydırıcılık özelliği kuvvetlendirilmelidir. Belki o zaman kadına şiddet, hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, tecavüz suçları son bulmasa da azalır. Kanunları değiştirmek mümkün olur mu bilmem ama değişse de kesin çözüm olmayacaktır.</p>
<p>Eğer bir toplumda suç işleyenlerin sayısı artıyorsa o toplum kendi öz varlığını kaybediyor demektir. Türk gelenek görenekleri ile Arap kültürü arasına sıkıştıktan sonra teknoloji ile içimize giren batılılaşma hevesi zihinleri iyice bulandırdı. Var olan sorunu bir de bu açıdan değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Sanırım yazıyı daha da uzatmama gerek yok. Demem o ki, kadınlarımızı engel olamadığımız kültürel yozlaşma öldürüyor, erkekler değil.</p>
<p>Söz Konusu 8 Mart Özel Yayını: <a href="https://www.youtube.com/watch?v=vDyx37gOjlU">https://www.youtube.com/watch?v=vDyx37gOjlU</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil/">Kadınları zihniyet öldürüyor, erkekler değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kadinlari-zihniyet-olduruyor-erkekler-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şu yazarlar mazoşist mi kardeşim!</title>
		<link>https://millidusunce.com/su-yazarlar-mazosist-mi-kardesim/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/su-yazarlar-mazosist-mi-kardesim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 21:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=25104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazmak için çabaladığıma göre rahatım mı kaçtı acaba Hocam? Gülme! Bana bir şeyler olduğu kesin. Kalemi yeniden elime alışımdan belli. Hani sevinmiyor da değilim acı çekişime. Baksanıza yazmaya başladım.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/su-yazarlar-mazosist-mi-kardesim/">Şu yazarlar mazoşist mi kardeşim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsu-yazarlar-mazosist-mi-kardesim%2F&amp;linkname=%C5%9Eu%20yazarlar%20mazo%C5%9Fist%20mi%20karde%C5%9Fim%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsu-yazarlar-mazosist-mi-kardesim%2F&amp;linkname=%C5%9Eu%20yazarlar%20mazo%C5%9Fist%20mi%20karde%C5%9Fim%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsu-yazarlar-mazosist-mi-kardesim%2F&amp;linkname=%C5%9Eu%20yazarlar%20mazo%C5%9Fist%20mi%20karde%C5%9Fim%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsu-yazarlar-mazosist-mi-kardesim%2F&amp;linkname=%C5%9Eu%20yazarlar%20mazo%C5%9Fist%20mi%20karde%C5%9Fim%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsu-yazarlar-mazosist-mi-kardesim%2F&#038;title=%C5%9Eu%20yazarlar%20mazo%C5%9Fist%20mi%20karde%C5%9Fim%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/su-yazarlar-mazosist-mi-kardesim/" data-a2a-title="Şu yazarlar mazoşist mi kardeşim!"></a></p><p><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/09/19108-en-iyi-25-yol-filmi_d620.jpg"><img decoding="async" class="size-full wp-image-25106 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/09/19108-en-iyi-25-yol-filmi_d620.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/09/19108-en-iyi-25-yol-filmi_d620.jpg 620w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/09/19108-en-iyi-25-yol-filmi_d620-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a>Geçtiğimiz yıl uzun zamandır görüşmediğim bir yazar arkadaşım yanıma uğramıştı. İsmini de vereyim Erdoğan Baysal. Sokağın Umudu, Tütün Parası, Tutku, Yüzbaşı Gavur Mümin, Bey Ana isimli romanların yazarı. Üretkenliğine ve çalışkanlığına hayran olduğum ender insanlardan biridir ve benim ilk romanıma yön veren kişi. -Gerçi ben topu topu bir roman yazdım. Herhâlde günün birinde yine yazacağım ki Gönül’den Şilan’a isimli romanımdan bahsederken hep ilk romanım diyorum.- Daha sonraları başkaları da okudu ama onun bana verdiği cesaret ve güç üzerine yeniden kaleme aldığım şekliyle.</p>
<p>Kız kardeşimin komşusu, onu görmek için katıldığım bir konferansta ayaküstü tanıştırmıştı bizi. Bahsetmişlerdi benden, ortam kalabalıktı, hiç uzatmadan rulo yaptığım bir tomar kağıt sıkıştırmıştım eline, alelacele telefon numaramı ve adımı yazıp üzerine ararım demişti gülümseyerek ve ayrılmıştık. O zamanlar otuzun sonu yaşlarda idim. O da emekliliğine iyice alışmış, tamamını beyazlattığı saçlarının huzurlu yıllarını yaşıyordu. Abartmıyorum üç gün sonra aramıştı. Roman taslağında beğendiği cümlelere değinmişti önce, sonra da kurgusu üzerine konuşmuştuk uzun uzun. O günkü sohbetin yazım hayatıma etkilerini hâlâ yaşıyorum. Ve o günkü sohbet hâlâ cevabını bulamadığım bir soru hediye etti bana; duygular nasıl betimlenir? Bu nasıl oldu anlatayım. “<em>Gönül’den Şilan’a</em>” nın birinci baskısının 221. sayfasında bulunan bir cümleye açıklık kazandırmamı istiyordu. Cümle şöyleydi; &#8220;<em>Bir erkek tarafından beğenildiğini hissetmenin nasıl bir duygu olduğunu ancak kadınlar anlayabilir.”</em></p>
<p>Erdoğan Baysal,<em> “O nasıl bir duyguysa anlat!”</em> diyordu ısrarla. Ne demek istediğini çok iyi anlamıştım ama nasıl anlatacağımı bilemiyordum. Paragrafa birkaç cümle ilave ederek açıklık getirmeye çalışmıştım. Fakat yaptığım bir bilinmezi başka bilinmezler ile çözmeye çalışmak olmuştu. Yani ben o duyguyu betimlemek için, betimleyemediğim başka duyguları peş peşe sıralamıştım. Olmamıştı tabii… Erdoğan Hocamın o soru ile hayatıma kattığı denklemi hâlâ çözebilmiş değilim. Duygular nasıl ifade edilir? Nasıl hissettirilir? Ve yazıya, en iyi şekilde nasıl aktarılır?</p>
<p>Erdoğan Baysal son ziyareti sırasında hayatıma yeni bir denklem daha kattı farkında olmadan, ben de farkında değildim. Onun o felsefi cümlesini sıradan sohbetlerin orta yerine bir yazar arkadaşım şöyle demişti diye sokmaya başlayınca fark ettim.</p>
<p>Ankara’nın en güzel ayıdır Eylül. Yurdun bahçesine oturmuştuk. Yeşillikler tam yeşildi, tepemizdeki ağacın yaprakları usul usul sallanıyordu. Çaylar, kahveler… Hani kişiler koro şeklinde konuşur ya anlatacakları biriktiğinde, işte öyle bir sohbet hâli bizde. Beni yazarlık yönümle tanıdığı için konumuz daha çok yazıp çizmek üzerineydi.</p>
<p>“Var mı yeni bir roman?&#8221;</p>
<p>“Yok, yazamıyorum Hocam bu aralar.”</p>
<p>“Yazamazsın tabii, rahata ermişsin.”</p>
<p>Sözüne hüzünlü bir gülümsemeyle cevap vermiştim. Biliyordu eski günlerimi, eskileri konuştuk biraz, zor günlerimi… Misafir ettiğim zaman tanıştığı küçük oğlumu sordu. İzmir’de iş ararken elimden tutuşunu anımsattım ona, Ankara’ya geldiğim günlerde uzaklardan benim için çırpınışlarını… Roman taslağı tanıştırmıştı bizi, sonra üzüntülü günlerimi paylaştığım nadir insanlardan olmuştu. Rahata ermiştim, gözüyle görünce sevinmişti durumuma, yazamayışıma üzülmüştü ama o da biliyordu zamanı gelince yeniden yazacağımı. Yazar anlardı yazarın halinden. Kalemi yeniden ele almak öyle sanıldığı kadar kolay olmuyordu.</p>
<p>O günkü sohbetin üzerinden bir yıl geçti. O günden bu yana yazmak adına kayda değer pek bir şey yaptığımı söyleyemeyeceğim. İşte aylardan yine Eylül ve ben klavyenin başına oturdum. Ne yazayım diye düşünürken Erdoğan Baysal’ın “<em>Yazamazsın tabii, rahata ermişsin</em>.” sözünü hatırladım.</p>
<p>Yazmak için çabaladığıma göre rahatım mı kaçtı acaba Hocam? Rahatımda bir sorun yok şükür ama üzüntülüyüm bu aralar. Sebep sorarsan sebebi tek değil ki, hangisini anlatsam. Oysa güzel bir Eylül yaşanıyor yine bugün Ankara’da. Yeşiller yine tam yeşil, ağaçlarda yine usul usul sallanıyor yapraklar, güneş tatlı tatlı ısıtıyor yakmadan, lakin öyle bir hüzün çökmüş ki üzerine, sanırsınız Ankara ağlıyor. Ben mi? Ankaram ağlar da ben nasıl gülerim. Üstelik kalbim de ağrıyor. Bu defaki daha bir başka. İyileşmesine izin vermiyorum ki, koparıp duruyorum kabuğunu ha bire. Eee kolay değil yıllar devriliyor birbiri üstüne. Kalp taşıyamıyor artık onca yükü… Umutları ha o zaman, ha bu zaman derken harcamışız hiç anlamadan. Bir de şu Covid belası… Sokakta kime rastlasam bakışları donuk donuk. Sevdikler uzakta… Biz eski toprağız, öyle telefon mesajlarına sığdıramıyoruz içimizdekileri. Sonra asilik de var ruhumuzda, sözde kafa tutuyoruz yalnızlığa. Nasılsın? diye mesajla sorulan hâl hatırlara küfür edesim geliyor.</p>
<p>Gülme! Bana bir şeyler olduğu kesin. Kalemi yeniden elime alışımdan belli. Hani sevinmiyor da değilim acı çekişime. Baksanıza yazmaya başladım. Nice şairler bilirim güzel bir şiir uğruna ağlaya ağlaya sevgiliyi terk etmiş. Gülmece yazarlarının hikâyelerinden bile keder damlıyor. Ya Hocam söyle Allah aşkına şu yazarlar mazoşist midir? Kalemlerini acıyla mı beslerler?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/su-yazarlar-mazosist-mi-kardesim/">Şu yazarlar mazoşist mi kardeşim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/su-yazarlar-mazosist-mi-kardesim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polis Korkusu</title>
		<link>https://millidusunce.com/polis-korkusu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/polis-korkusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2020 12:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Polis]]></category>
		<category><![CDATA[polis korkusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=22763</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Birileri korkmadan doğruları söylemeli artık Ali Bey!" dedi Şevki Bey. Ama söyleyebildi mi? Söyleyemedi... O tekti, susturdular. Ve bu hikâye hep böyle devam edip durdu. Şevkiler konuşmaya çalıştı, Aliler izin vermedi.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/polis-korkusu/">Polis Korkusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpolis-korkusu%2F&amp;linkname=Polis%20Korkusu" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpolis-korkusu%2F&amp;linkname=Polis%20Korkusu" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpolis-korkusu%2F&amp;linkname=Polis%20Korkusu" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpolis-korkusu%2F&amp;linkname=Polis%20Korkusu" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpolis-korkusu%2F&#038;title=Polis%20Korkusu" data-a2a-url="https://millidusunce.com/polis-korkusu/" data-a2a-title="Polis Korkusu"></a></p><p style="text-align: center"><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/06/öğr..jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-22780" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/06/öğr..jpg" alt="" width="640" height="350" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/06/öğr..jpg 640w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/06/öğr.-300x164.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></p>
<p style="text-align: left">Yüksek tavanlı bekleme salonunun sağ köşesindeki tahta kanepede oturan öğretmen Şevki Bey, sol bacağının üstüne attığı sağ dizinin üzerine yaydığı gazetesini büyük bir dikkatle okuyordu. Elli, elli beş yaşlarındaydı. İş değil de görev olduğunu düşündüğü yazarlığına zaman ayırabilmek, daha çok da özgür yazabilmek için dokuz ay önce emekli olmuştu. Ve yazın bitmeye başladığı günlerde yıllardır hayalini kurduğu şeyi yapmak için yollara düşmüştü. Öğretmenlik hayatı boyunca görev yaptığı şehir ve kasabaları dolaşıp eskilerden kalan dostları –ne kaldıysa- ziyaret edecekti. Ulaşım aracı olarak hem geçmiş günleri yeniden hatırlamak hem de ekonomik olması babında treni seçmişti. Bir hafta önce yaşamakta olduğu Uşak’tan yola çıkmış, önce Eskişehir, Ankara, Aksaray derken Niğde’ye gelip 1997-2001 yılları arasında görev yaptığı Bor 29 Ekim İlköğretim Okulunu ziyaret etmiş, daha çok Nevşehir merkezde dolanıp durmuş, bulabildiği arkadaşlarıyla sohbet edip hasret gidermişti. Bu seyahat düşüncesinin çok da iyi bir fikir olmadığını Niğde Tren garında Adana’ya gidecek olan treni beklerken anlamıştı. Yıllardır hayaliyle yaşadığı mekânların eski ahengini kaybetmiş olduğunu görmek, dostum diye tanımladığı şahsiyetlerin samimiyetlerini yitirdiğine tanık olmak yüreğini dağlamıştı. Bunun yanında hiç ummadığı mutlulukları da yaşamıştı fakat geçmişin yaşandığı yerlerde hatırlandığı gibi kalması gerektiğini anladığında yolu çoktan yarılamıştı. Başladığı işi yarım bırakmayı sevmeyenlerdendi. Velhasıl, sonuç ne olursa olsun çıktığı bu yolculuğu planladığı gibi bitirme kararındaydı.</p>
<p>Gazetesinin sayfasını çevirdi, kâğıdın şıkırtısı istasyon salonunun yüksek tavanlı duvarlarına çarptı, çoğaldı, sustu. Trenin hareket saatine daha vardı, ortalıkta pek ayak işlemiyordu. O ara, bir istasyon görevlisi salonun ön kapısından girip arka kapısından çıkıp gitti. Kapı açılınca aylardan kasım olmasına rağmen kışa ait bir rüzgâr kafasını içeriye sokuverdi. Şevki Bey ve karşısında uyur halde oturan Hacı Hasan kapıdan oldukça uzakta oldukları için rüzgârın soğuğunu hissetmediler.</p>
<p>Şevki Bey, okuduklarından sıkılmıştı gözlerini gazeteden aldı, tam karşısındaki pencereden görünen ağacın, sabah güneşiyle bambaşka renklere bürünmüş yapraklarına dikti. Ağacın üzerinde, bin bir hikâye yaşanıyordu. Yeşilken sararıp turunculaşan sonra kırmızılaşarak kahverengiye dönen ve nihayetinde toprağa karışan yaprakların hikâyeleri&#8230; Her biri aynı evreleri farklı zamanlarda yaşadıktan sonra toprakta buluşuyorlardı. Tıpkı insanlar gibi&#8230; Vuvvv diye ses çıkararak geldi yaprakların Azrail’i. İçlerinden belki on belki yirmi tanesini alıp sonsuzluğa götürdü. Gitme zamanları gelmişti kimsenin yapacak bir şeyi yoktu&#8230; Gözlerini biraz beriye alarak sonsuzluğu seyrettiği pencerenin önünde oturan “Seksen yıllı aşkın bir ömre damgasını vurmuş efsane!” yakıştırmasını yaptığı, sarı üstlüğünü sarık gibi doladığı başını, bastonunu kavrayan nasırlı ellerine dayamış, uyuklamakta olan Hacı Hasan’ın üzerine koydu.</p>
<p>Hacı Hasan aslında uyuklamıyor, aklından geçen eski günlerin görüntülerini kaybetmemek için kapatıyordu gözlerini. Çünkü arada bir açıp ayakları dibine koyduğu bir sepet dolusu öküzgözü üzüme gülümseyerek bakıyor, gurur ve huzurla yeniden kapıyordu. Hacı Hasan’ın üzerinde beyaz, yakasız gömlek ve gömleğin üzerinde yine yakasız bir ceket vardı. Dar paçalı kahverengi yün pantolonunun beline kırmızı siyah çizgili bir kuşak sarmıştı. Uyuklar durumda olmasına rağmen lastik mest giydiği ayaklarını sanki hemen kalkacakmış gibi yere sağlam basmış, yarı açık bacakları arasına dim dik koyduğu bastonunu da elinden alacaklarmış gibi sıkıca kavramıştı. İnce yapılıydı, aynı zamanda kuvvetliydi, hem de koskoca bir aileyi yönetebilecek kadar&#8230;</p>
<p>Açılırken ses çıkarmayan yaylı kapı tak diye kapandı. Şevki Bey, gayri ihtiyarı olarak kapıya doğru çevirdi bakışlarını. Sonra kolundaki saate bir göz attı ve başını yeniden dizinin üzerindeki gazetesine eğdi.</p>
<p>İçeriye Kadriye Hanım ile kızı Nevin girmişti. Kadriye Hanım, kısa denebilecek boyda, tombul bacaklı, güleç yüzlü bir kadındı. Yere değmesin diye yukarıya kaldırmaya çalışarak taşıyordu elindeki valizi, Nevin’in bir elinde büyükçe bir çanta diğer elinde ise küçük bir koli vardı. Ellerindeki eşyaları ihtiyarın oturduğu sıradaki kahverengi kanepelerin kapıya en yakın olanının ucuna bıraktılar sonra Nevin dışarıya çıkıp büyükçe bir koliyi sürükleye sürükleye diğer eşyaların yanına taşıdı. Henüz on yedi yaşındaydı. Derin bir nefes aldı. Belli ki epeyce yorulmuştu. Kadriye kanepenin yan tarafına koydukları eşyaları gözleriyle saydıktan sonra omzundaki çantayı kanepeye koydu ve tombul vücudunu çantasının yanına salıverdi. Nevin annesinden önce oturmuştu zaten. İkisi de bir süre konuşmadan öylece oturdular. Sanki o tahta kanepe günlerdir içlerini kemiren heyecan ve korkuyu onlardan alıp ahşap dokusunun içine emmişti. Ana kız binecekleri trenle yaşadıkları tüm kötü günleri bu şehirde bırakıp yeni bir başlangıca yol alacakları umudu taşımaktaydılar. Kendilerine göre huzura giden yolu yarılamışlar, bunun verdiği rahatlıkla da gevşemişlerdi. O gevşeklikle bir süreliğine de olsa hiçbir şey düşünmemeye ant içmiş gibi gözlerini bekleme salonunun tarihi dokusu içinde gezdirmeye başladılar.</p>
<p>Bekleme salonunu kalın duvarlar içine gömülmüş, demir parmaklıklı genişçe ve yüksek bir pencere aydınlatıyordu. Kadriye Hanım, pencere önündeki ağacın yapraklarına sürtünerek içeriye süzülen sabah güneşinin duvarın uçuk pembe badanası üzerinde dans edişini izlemeye dalmışken, Nevin’in gözü kapının üstünde asılı saateydi. Saat 09.05’i gösteriyordu. Genç kız kafasından yaptığı küçük hesaptan sonra annesine döndü.</p>
<p>&#8220;Daha yarım saat var, boşuna acele ettik.&#8221;</p>
<p>Kadriye Hanım çenesinin altında çözülmeye yüz tutmuş eşarbının düğümünü sıkıştırırken kendinden emin bir ses tonuyla cevap verdi.</p>
<p>&#8220;Trenin arkasından koşturmaktan iyidir.&#8221;</p>
<p>O arada elinde saplı fırçası ve faraşıyla bir temizlik görevlisi salonun ön kapısından girdi, karo taşlar üzerinde gözünü gezdirdi, kıyıda köşede faraşın üzerine alabileceği bir şey bulamayınca sessizce arka kapıdan çıkıp gitti. Temizlik görevlisinin çıktığı kapıdan koşarak, beş yaşlarında bir erkek çocuğu girdi. İstasyonun bir anda hareketlenmesi Kayseri-Adana arası işleyen Erciyes Eksperinin geliş saatine az kaldığının göstergesiydi. Çocuğun hemen arkasından elinde bebek arabası ile giren genç kadının gözleriyle çocuğu takip edişinden onun annesi olduğu anlaşılıyordu. Onların içeri girmesiyle, sessizlik utanarak salonu terk etti. Genç kadın, bebek arabasını ana kızın yanına doğru yaklaştırdı. Arabadaki bebek mızıklıyordu. Kadın bir yandan arabayı sallarken, bir yandan da elindeki tabancayı sağda solda gördüğü nesneleri hedef alarak çuv çuv diye sesler çıkaran çocuğu “Yapma oğlum, buraya gel!” diyerek kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Bekleme salonunun yeni misafirleri ihtiyarı rahatsız etmişlerdi. Hacı Hasan gözlerini araladı, çocuğa şöyle bir baktı, içinden ona “Yaramaz velet!” dediğini sezmek çok kolaydı, sonra üzümlere bir göz attı ve tekrar gözlerini yumdu. Öğretmen Şevki Bey’in tepkisi, gözlerini gazetesinden alıp, salon içinde durmadan hareket eden çocuğunu gülümseyerek izlemek oldu. Kadriye Hanım ile Nevin kendilerinde mızıklayan bebeği oyalama görevini hissettiler nedense… Bebek arabasının üzerine eğilip el göz hareketleri ve çeşitli mimiklerle bebeği susturmaya çalıştılar bir süre fakat çabaları tam ters sonuç verdi, bebek onlardan korkup çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Genç kadın, çevreyi rahatsız etmenin korkusuyla yere çömelerek bebek arabasının altına yerleştirdiği çantayı telaşla karıştırmaya başladı. Kadriye bebeğin üzerinden geri çekildi, kızını dürtükledi, yerine oturmasını işaret etti.</p>
<p>Genç kadın, elindeki biberonu, şaşkın bakışlarla onu izleyen Nevin’in eline tutuşturduktan sonra bebeğini kucağına yatırdı, kızın elindeki biberonu alıp bebeğin ağzına dayadı. Bebek aynı anda sustu. Ana kız birbirlerine bakıp gülümsediler, sonra büyük bir zevkle, yanaklarını şişire şişire biberonu emen bebeği izlemeye koyuldular. Bebek susmuştu, üç kadın samimi bir havada muhabbete koyuldu, çocuk Şevki Bey’e yaklaştı, onlar da kısa sözcüklerle sohbet etmeye başladı. Tüm bunlar olurken Hacı Hasan istifini bozmadan uyuklamasına devam ediyordu ki kapının tak sesi yeniden duyuldu. Bütün gözler kapıya çevrildi, içeriye giren güneşten esmerleşmiş, uzun boylu, ince yapılı bir askerdi. Çocuk “Asker amca geldi!” diye bağırdı, içeri giren sanki babasıymış gibi askere doğru koştu. Başını yukarıya doğru kaldırıp, gözlerini yirmi yaşlarındaki ince yüzlü kara gözlü askerin gözlerine dikti. Asker kendisine sevgiyle bakan mavi gözlü sarı saçlı çocuğun başını okşadı.</p>
<p>Salondaki herkes başını kapıya doğru çevirmiş, elinde yarıya kadar dolu bir çuval ile öylece ayakta duran askere bakıyordu. Hacı Hasan ondan beklenemeyecek bir çeviklikle ayağa kalkmıştı. Saatlerdir kıpırdamadan uyuklayan ihtiyarın canlanması Şevki Bey’i şaşırtmış, aynı zamanda da gururlandırmıştı.</p>
<p>Hacı Hasan yanı başını gösterdi.</p>
<p>&#8220;Gel asker, gel şöyle otur.&#8221;</p>
<p>Asker bir an için yere bıraktığı çuvalını kolayca kaldırıp, ağır postallarını taşımakta güçlük çeker gibi sürükleyerek ihtiyarın gösterdiği yere oturdu. Çocuk hiç tereddütsüz askeri takip etti. Şevki Bey’i, kardeşini hatta annesini unutmuştu. İrice açtığı gözleriyle askeri izlemeye koyuldu.</p>
<p>İhtiyarın gözleri ise bir başka parlıyordu. Kim bilir belki de onda gençliğini görmüştü. Yüzündeki sevinç ifadesi de büyük ihtimalle ondandı. Delikanlı gibi çevik bir hareketle, yanında oturan askerin omuzuna vurdu.</p>
<p>&#8220;Asker! Memleket neresi?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hatay.&#8221;</p>
<p>&#8220;Terhis mi?&#8221;</p>
<p>&#8220;Anam hastaymış. İzin verdi komutan.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah, şifa versin.&#8221;</p>
<p>Bakmaya kıyamadığı kara üzümlerine uzandı ihtiyar, bir salkım alıp askere uzattı.</p>
<p>&#8220;Al, afiyetle ye. Dedem anlatır Kurtuluş Savaşında üzümü katık yaparak doyurmuş askerler karnını. Ninem bütün üzümleri pekmez yapmış burdan taa Kocatepe’ye göndermiş.&#8221;</p>
<p>Asker, salkımdan bir fiske koparıp çocuğa uzattı. Çocuk üzüm fiskesini eline aldı ama yemiyor pür dikkat konuşulanları dinliyordu.</p>
<p>İhtiyar, sevgiyle bakıyordu askerin yüzüne.</p>
<p>&#8220;Ye aslanım ye! Gâni gâni helâl olsun.&#8221;</p>
<p>&#8220;Üzümler güzelmiş.&#8221;</p>
<p>&#8220;Güzeldir ya, kendi ellerimle yetiştirdim. Adana’da kızım var. Hemşire, ona götürürüm.&#8221;</p>
<p>&#8220;Demek Kurtuluş savaşını biliyorsun dede.&#8221;</p>
<p>Hacı Hasan’ın gözleri salonun tabanındaki karo taşlar üzerinde bir noktaya kilitlendi. Acının hâkim olduğu bir ses tonuyla anlatmaya başladı aklındakileri.</p>
<p>&#8220;He ya, ben daha bebekmişim o zamanlar ama dedem durmadan anlatırdı. Sanki ben savaşmış gibi bilirim. Bubam yirmi senesinde sütçü imamı bastırırken, koca emmim de bir sene sonra Fransız gâvurunu Adana’dan kovarken şehit düşmüş. Düşman bizim buralara kadar girememiş pek. Amma yunan gâvuru bastırınca garptan, dedem küçük emmime &#8216;Hadi oğul, Mustafa Kemal yunan gâvuruyla çarpışırmış, bize burada yatmak yakışmaz.&#8217; deyip koşmuş yardıma. Küçük emmimi Kocatepe’de bırakmış dedem. Elleriyle gömmüş toprağa. “Olsun&#8230; Vatan bizim oldu ya!” derdi hep, gözleri dolu dolu anlatırken o günleri.&#8221;</p>
<p>Hacı Hasan dalgın gözlerini yeniden askerin yüzüne çevirdi. En ciddi halini takınarak,</p>
<p>&#8220;Bu vatanı kimseye vermen emi!&#8221;</p>
<p>&#8220;Vermem dedem, vermem, merak etme sen.&#8221;</p>
<p>&#8220;Al aslanım üzüm ye!”</p>
<p>Şevki Bey okunacak yeri kalmayan gazetesini katlamış, yanına, tahta kanepenin üzerine koymuş, keyifle asker ile ihtiyarın sohbetini dinliyordu.  Salona öyle bir sükûnet öyle bir huzur hâkimdi ki! Orada olsaydınız bu ortamın asırlarca hiç bozulmadan devam edeceğini sanırdınız. Ama öyle olmadı.</p>
<p>Bekleme salonunun kapısı tak diye kapandı. Salondaki herkes kulaklarına verilen emirle aynı anda başını yine kapıya doğru çevirdi. İçeriye uzun boylu iki adam girmişti. Göbekli olan önde duruyordu, arkadaki daha zayıftı, uzun kıvırcık saçları vardı. Belli ki oturmaya gelmemişlerdi, hal ve hareketlerinden birazdan kalkacak olan trenin yolcuları olmadıkları da belliydi. Birini arıyorlardı besbelli, gözlerini salondakiler üzerinde tek tek gezdirdiler. O anda salonda yankılanan telsiz sesi de içeriye girenlerin kim olabilecekleri sorusunu cevaplamaya yardımcı oldu. Nedense herkesin huzuru kaçmıştı. Oturdukları yerde belli belirsiz bir kıpırdanmadan sonra gözlerini salonun tam ortasında dikilen polislerden alıp onlar içeriye girmeden önceki pozisyonlarına döndüler. Sadece Öğretmen Şevki Bey içeriye giren sivil polislerden başını çevirmedi, göbekli olanı tanıyordu ama adını bir türlü çıkaramıyordu.</p>
<p>Hacı Hasan askere doğru döndü fakat sohbete kaldıkları yerden devam edemiyordu, aklı üç gün önce tarla komşusu Galip Efendi ile kahvehanenin önünde yaptıkları kavgaya kaymıştı. Çok fazla küfür ve hakaret etmişti. Galip Efendi kahvehanedekilere doğru dönüp “Hepiniz şahitsiniz dava açacağım buna, bana hakaret etti.” diye bağırmıştı. Besbelli polisler beni almaya geldiler diye geçirdi aklından. Kızdı kendine, bu yaştan sonra üç ceviz ağacı için mahpusa gireceğim diye de söylendi. Bastonunu sıkıca kavradı, ayağa kalkmak için gerekli olan gücü ondan almalıydı, bastonu dimdik karo zemine dayadı fakat yerinden kıpırdamadı, teslim olup olmama konusunda karar veremiyordu. Kuşağının altına soktuğu ruhsatsız tabancası geldi aklına, eliyle yokladı. Orada duruyordu. Hacı Hasan yeniden kaçamak bakışlarla polislere baktı.</p>
<p>Asker Hacı Hasan’ın suskunluğunun farkına varmamıştı. Polisleri görünce yüreğine kocaman bir yumruk inmişti çünkü. Ne yapacağını bilmez bir halde utançla başını önüne eğdi. Annesi hasta olduğu için memlekete gidiyordu, bu doğruydu. Fakat komutanından izin almadan gidiyordu. Çarşı izni için ayrılmıştı bölükten ve doğruca gara gelmişti. Ben bir asker kaçağıyım diye inledi kendi kendine. Hacı Hasan’a baktı, biraz önce ona verdiği sözü hatırladı. Onun asker kaçağı olduğunu bilseydi yedirdiği üzümleri haram ederdi. Kimse yokluğunu fark etmeden bölüğüne geri dönmeliydi.  Annesine götürmek için aldığı öteberiyi koyduğu çuvalı eliyle kavradı, tam ayağa kalkıp salondan çıkıp gideceği sırada Şevki Bey’in sesi yankılandı.</p>
<p>&#8220;Ali Bey! Sizsiniz değil mi?&#8221;</p>
<p>Göbekli polis, Şevki Bey’e doğru bir adım attı.</p>
<p>&#8220;Şevki Hocam! Nasılsınız?…&#8221;</p>
<p>Şevki Bey ayağa kalktı. Önce el sıkıştılar sonra kucaklaştılar.</p>
<p>&#8220;Benzettim diye düşündüm ilk anda. Hayırdır ne arıyorsunuz burada?&#8221;</p>
<p>&#8220;Emekli olduktan sonra söyle bir dolaşıp eski arkadaşları göreyim dedim. Demek sen hala burada görev yapıyorsun? Burada olabileceğin aklıma gelmedi yoksa uğrardım karakola.&#8221;</p>
<p>&#8220;Hanım Adanalı biliyorsun, öyle olunca gitmedik kaldık burada.&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi yapmışsınız buradan güzel yer mi bulacaksınız. Hayırdır? Bir şey mi oldu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Önemli bişi yok. Rutin görev işte&#8230;&#8221;</p>
<p>Polis Ali, Öğretmen Şevki&#8217;nin yanına oturdu. Kıvırcık saçlı poliste hemen yanlarındaki kanepeye, koyu bir sohbete koyuldular. Onlar sohbete başlayınca, Kadriye Hanım derin bir nefes alıp kızına baktı. Ana kız sadece birbirlerinin anlayacağı dille, bakışlarıyla konuşmaya başladılar. Kadriye kızına “Ağabeyini sormaya geldiler sandım.” dedi, Nevin’de endişeli bakışlarınla “Ben de öyle sandım, çok korktum anne, inşallah ağabeyimi bulamazlar.”, “Babanı bıçakladıktan sonra nereye gizlendi? Ne durumda acaba yavrum?” derken hafif hafif sallandı Kadriye Hanım, Nevin gözleriyle polisleri işaret ederek “Anne, babam bizi buldurmak için göndermesin polisleri?” dedi. Kadriye Hanım’ın gözleri öfkeyle yandı polislere bakarken “Baban bizi döverken gelmediler ama.” diye söylendi.</p>
<p>Çocuk telsiz sesinden ürkmüştü annesinin yanına sokuldu. Kadınlar sohbetlerini bırakmışlardı. Şevki Bey ve Polis Ali öyle yüksek sesle konuşuyorlardı ki ister istemez herkes onları dinlemeye koyuldu.</p>
<p>&#8220;Demek emekli oldunuz Hocam. Bizim oğlan hala sizi unutamadı. Anar durur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bende unutamadım çocuklarımı. Hepsi hatırımda.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu arada köşe yazıları falan yazıyorsunuz galiba internet sitelerinde gördük, isim benzerliği sandık önce.&#8221;</p>
<p>&#8220;Emekli olmadan önce takma isimle yazdım bir süre, malum devlet memurluğu düşüncelerimizi özgürce ifade etmemizi yasaklıyor. Valla sırf gizlenmemek için emekli oldum diyebilirim.&#8221;</p>
<p>Polis Ali kıvırcık saçlı arkadaşına doğru baktı, doğru adamı bulduklarına dair birbirlerini bakışlarıyla onayladılar sonra Şevki Bey’e doğru döndü.</p>
<p>&#8220;Hocam, maşallah diliniz de oldukça sivri…&#8221;</p>
<p>&#8220;Birileri korkmadan doğruları söylemeli artık Ali Bey! Herkes ihanetin peşinde, seçenler iyi niyetli ve saf, seçilenler hain. Temiz yürekli iyi niyetli milletimize seçtikleri adamların iç yüzlerini anlatmak vatan borcumuz. Karşıda oturan dedenin babası, amcaları vatan düşmanlara peşkeş çekilsin diye ölmedi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bir kitap yazmışsınız sanırım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet, yazdım ama daha baskıda. Nasipse bu ay sonu piyasaya çıkacak. 2001 yılında buradan tayinim Bingöl’e çıkmıştı biliyorsun. Orada şahit olduğum olayları kaleme aldım o kitapta.&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi yapmışsınız diyemeyeceğim Hocam. Şu an elimde sizi tutuklama kararı var. Gerekçe olarak yazdığınız o kitap gösteriliyor.&#8221;</p>
<p>Emekli Öğretmen Şevki Bey, etrafına şöyle bir göz gezdirdi, kimseyi görmüyordu. Acı acı gülümsedi. Kitapta yazılanlar aklından geçti. Hiç değilse yazdıklarını birkaç yüz kişi okuyabilseydi. İçi en çok bunun için yandı. Ali Bey’e baktı.</p>
<p>&#8220;Hocam, sizi emniyete götürmek zorundayım.&#8221;</p>
<p>Şevki Bey, böyle bir sonucu bekliyor muydu? Hiç tereddütsüz ayağa kalktı. Onlar dışarıya çıkarken, salonda kalanlar derin bir oh çektiler. Şevki Bey’in tutuklanma sebebi onları hiç ilgilendirmemişti. Polisler o salona kendileri için gelmemişti ya! Gerisinin bir önemi yoktu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/polis-korkusu/">Polis Korkusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/polis-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu</title>
		<link>https://millidusunce.com/besiktasta-sirtlan-pususu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/besiktasta-sirtlan-pususu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2020 11:30:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ/PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Fettullah Gülen Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Önsel]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Yetkili Savcılar]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Öz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=21242</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ellerinden silahları alınan komutanlar atılan iftiraları, uğradıkları zulmü, kıymetli vatanlarının içine düştüğü çıkmazı kalemlerine sarılarak yazmaya başladı. Ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin en acı tecrübesi kendi mensupları tarafından kayda alındı. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/besiktasta-sirtlan-pususu/">Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbesiktasta-sirtlan-pususu%2F&amp;linkname=Be%C5%9Fikta%C5%9F%E2%80%99ta%20S%C4%B1rtlan%20Pususu" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbesiktasta-sirtlan-pususu%2F&amp;linkname=Be%C5%9Fikta%C5%9F%E2%80%99ta%20S%C4%B1rtlan%20Pususu" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbesiktasta-sirtlan-pususu%2F&amp;linkname=Be%C5%9Fikta%C5%9F%E2%80%99ta%20S%C4%B1rtlan%20Pususu" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbesiktasta-sirtlan-pususu%2F&amp;linkname=Be%C5%9Fikta%C5%9F%E2%80%99ta%20S%C4%B1rtlan%20Pususu" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbesiktasta-sirtlan-pususu%2F&#038;title=Be%C5%9Fikta%C5%9F%E2%80%99ta%20S%C4%B1rtlan%20Pususu" data-a2a-url="https://millidusunce.com/besiktasta-sirtlan-pususu/" data-a2a-title="Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu"></a></p><p><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/sırtlan.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-21256 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/sırtlan.jpg" alt="" width="891" height="1159" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/sırtlan.jpg 891w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/sırtlan-231x300.jpg 231w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/sırtlan-787x1024.jpg 787w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/sırtlan-768x999.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 891px) 100vw, 891px" /></a>Öyle bir pusu kurulmuştu ki, hem de sırtlanlar tarafından sinsice. Kime mi? Vatan sevgisiyle canını hiçe saymış gözü kara kahramanlara. Kimdi bu kahramanlar? Teğmeninden generaline kadar her rütbeden muvazzaf ve emekli askerler, devletin üst düzey yönetiminde görev almış bürokratlar, emniyet görevlileri, akademisyenler, gazeteciler… Hepsinin tek ortak özelliği vardı, vatan ve millet sevgisini ailelerinden canlarından üstün tutmaları. Suçları çok büyüktü sırtlanlara göre; onlar vatanın bölünmez bütünlüğüne inanıyorlardı, bu yüzden hainlere savaş açmışlardı. Ve ölünceye kadar da savaşacaklardı. Bunu biliyorlardı…</p>
<p>Yazar Mustafa Önsel, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Albay rütbesinde muvazzaf subay iken 22 Şubat’ta tutuklandı, 24 Şubat 2010 günü, kendi anlatısında olduğu gibi, derdest edilerek içeriye tıkıldı. Neden mi? Nedeni yoktu. Bunu yapanların ellerinde düzmece olanlar dışında hiçbir delil de yoktu . Delilleri yoktu ama vicdansız yürekleri vardı, arsız ve utanmazdılar, arkalarına oldukça büyük bir güç aldıkları belliydi. Güçlerinin büyüklüğü tozu dumana katarak korkusuzca yürümelerinden anlaşılıyordu. Hak, hukuk, kanun gibi bir dertleri yoktu. Onlar kendilerine söyleneni yapıyor, sahte belgelerle hukuksuz tutuklamalar gerçekleştiriliyordu. Arkalarındaki güç, kanunu onlara göre düzenliyor, hukuksuzlukları kılıfına uydurup ört bas ediyordu. Toplumun durun demesini engel olmak için sözde gazeteler, gazeteciler, sözde televizyonlar, sözde haberciler tarafından algıları yönetiyor, halk ve TSK etkisiz hale getiriliyordu. Asıl hedef Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarsızlaştırılmasıydı.</p>
<p>Ağırlıklı olarak 2009 ve 2010 yılında devam eden tutuklamalar, Ergenekon ve Balyoz gibi uydurma senaryolar ile ilişkilendiriliyordu. Haksız yere ceza evlerine konulan bu insanlara kimse yardım edemiyordu. Ellerinden silahları alınan komutanlar atılan iftiraları, uğradıkları zulmü, kıymetli vatanlarının içine düştüğü çıkmazı kalemlerine sarılarak duyurmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Birçok makale ve kitap yazıldı o dönemde. Böylece Türk Tarihinin en acı tecrübesi bizzat birinci eller tarafından kayda alındı.</p>
<p><strong>Beşiktaş’ta kurulan pusu…</strong></p>
<p>Albay Mustafa Önsel’in <em>“Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu”</em> isimli eserinin, bu arşivin en kıymetli parçalarından biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazar kitabında sadece kendi uğradığı haksızlığı değil, pek çoğu silah arkadaşı ve sonrasında da kader ortağı olacağı dostlarının yaşadıklarını da aktarmıştır okurlara. Tek tek isim isim… Dinleyerek, belgeleri inceleyerek. Onlar yalnız değildiler, yalnız bırakılmışlardı&#8230;</p>
<p>Üzülerek, öfkelenerek ve merak içinde ve süratle okuduğum az sayıda kitaptan birisidir <em>“Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu”</em>. Duygusal bir üslup ile anı türünde yazılmıştı. Tasvir, betimleme ve benzetmeler ile zenginleştirilmiş, akıcı dili, mükemmel Türkçesi ve dil bilgisi kurallarına uygunluğu ile de oldukça dikkat çekicidir. 443 sayfadan oluşan kitabın kusursuz bir edebi eser olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.</p>
<p>Sizlere kitabın dili ve konusu hakkında bilgi vermek için iki paragraf aktarıyorum. Kitaplığınızda bulunmasından gurur duyacağınız bu eseri okumanızı öneririm. Siz Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu’na başlarken ben Mustafa Önsel’in kitaplığımda bulunan “Casusluk Kumpası” kitabına başlayacağım.</p>
<p><em>“Bu onurunu kaybetmişler bilirler ki: sizin dedenizin, sizin annenizin seccadesini serdiği yer, sadece özgürce yaşadığımız, bedeli asil şehit kanlarıyla ödenmiş, vatan denen mukaddes yerdir ve serilen seccadenin üzerinde bu milletin dirliğine, vatanın birliğine, yüce Atatürk’e Türk Silahlı kuvvetlerine dua edilir. </em></p>
<p><em>…………………</em></p>
<p><em>Aziz Türk Milleti bilsin ki, biz onları savunmak, bütün değerlerini korumak için silah ve bayrak üzerine yemin ettik, Allah’a ve vatana iman ettik. Bırakın kendi mabedimizi bombalamayı, başka dinlerin mabetleri bile bize emanettir. Emanete ihanet, bu toprakların çocuklarında olamaz!” </em></p>
<p><em>Eline yüreğine sağlık Mustafa Önsel…</em></p>
<p>Tanıtım yazımı bitirdikten sonra Hakan Paksoy&#8217;un kitapla ilgili düşüncelerini <a href="https://millidusunce.com/bozkurtlara-bektata-sirtlan-pususu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">&#8220;Bozkurtlara &#8216;Beşiktaş&#8217;ta Sırtlan Pususu'&#8221; </a>başlığıyla, 2013 yılında kaleme aldığı yazısına ulaştım. Kitabın içeriğini ve yazıldığı dönemi  çok güzel ve kapsamlı anlatmış. Bağlantısını paylaşıyorum ve okumanızı ısrarla öneriyorum. Teşekkürler.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/besiktasta-sirtlan-pususu/">Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/besiktasta-sirtlan-pususu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen Türk’sün!</title>
		<link>https://millidusunce.com/sen-turksun/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/sen-turksun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2020 14:14:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[100. yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sen Türk'sün]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=20750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sen Türk'sün! Bağımsızlık senin binlerce yıllık geçmişinin en belirgin özelliği. İşte bu yüzden son dakikaya kadar mücadeleden vazgeçmeyeceksin. Çalışacaksın, övüneceksin ve kendine güveneceksin.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sen-turksun/">Sen Türk’sün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsen-turksun%2F&amp;linkname=Sen%20T%C3%BCrk%E2%80%99s%C3%BCn%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsen-turksun%2F&amp;linkname=Sen%20T%C3%BCrk%E2%80%99s%C3%BCn%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsen-turksun%2F&amp;linkname=Sen%20T%C3%BCrk%E2%80%99s%C3%BCn%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsen-turksun%2F&amp;linkname=Sen%20T%C3%BCrk%E2%80%99s%C3%BCn%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsen-turksun%2F&#038;title=Sen%20T%C3%BCrk%E2%80%99s%C3%BCn%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/sen-turksun/" data-a2a-title="Sen Türk’sün!"></a></p><p><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/kahramantürk.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-20752" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/kahramantürk.jpg" alt="" width="1200" height="756" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/kahramantürk.jpg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/kahramantürk-300x189.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/kahramantürk-1024x645.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/kahramantürk-768x484.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a>Sen benim hayallerimi yıkamazsın!</p>
<p>Benim umutlarım dalgaların köpüğü olmayacak, sana varınca çoğalıp uzaklaşınca yok olup gidemez.</p>
<p>Her daim benden sorumlusun. Varlığının verdiği emniyet, rüyalarımda bile yanımda olacak.</p>
<p>Sabahları pırıl pırıl uyanacağım, enerjik, dinç ve kararlı. Daima seni yanımda hissedeceğim. Yol açacaksın önüme, karanlık bulutları dağıtıp geleceği aydınlık görmemi sağlayacaksın. Sen, &#8220;Ben varım!&#8221; derken sana inananları yarı yolda bırakamazsın. Kişiliğin ve kararların adaletli, şeffaf ve ahlaklı olacak, olmak zorunda.</p>
<p>Sen bir komutansın!</p>
<p>Sen bir savaşçısın!</p>
<p>Sen bir lidersin!</p>
<p>Sen Türk’sün!</p>
<blockquote><p>Hayatın boyunca kim olduğunu bilerek yaşamaya mecbursun. Tanrı’nın asil kulusun. Dirliğini ve huzurunu bozacakları bozguna uğratmakla görevlisin. Üzerine çökmüş nice ihanetlerin altından silkelenerek kalktığını, yazdığın destanları unutmayacaksın. Boynu bükük gezmedin, hiçbir zaman da gezmeyeceksin.</p></blockquote>
<p>Sen Yolbaşçısın!</p>
<p>Açtığın yolda ilerleyenleri hayal kırıklığına uğratamazsın. Yetiştirdiğin savaşçıların yüzünü kara çıkartamazsın, layıkıyla ve kahramanca yaşamalısın. Heykellerin dikilecek ardından, bunu hak ettin. Kendine de sana inananlara da yazık edemezsin.</p>
<p>Seni düşkün görmek istemiyorum. Sen, kimsenin oyuncağı olmayacaksın. Sen, &#8220;Hayır!&#8221; deme yetisine sahip, yokluğu da varlığı da layıkıyla yaşamayı bilmiş, asaletinden taviz vermeyen, menfaatçi ve hainlerin tuzaklarına rağmen ayakta kalmayı başarmış bir geçmişe sahipsin.</p>
<p>Sen Türk evladısın!</p>
<p>Sen Türk anasısın!</p>
<p>Sen Türk babasısın!</p>
<p>Sen Türk vatandaşısın!</p>
<p>İşte bunlar seni dik durmaya mecbur kılan sebeplerdir. Anana, babana, çocuklarına, vatanına ve Türk Milleti&#8217;ne karşı sorumluluğun gereği çok çalışmak gibi ulvi bir görevin olduğunu asla unutma!</p>
<p>NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!</p>
<p>ULUSAL EGEMENLİĞİMİZİN YÜZÜNCÜ YILI KUTLU OLSUN.</p>
<div id="attachment_20757" style="width: 522px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/kahramantürk.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-20757" class="wp-image-20757 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/unnamed.png" alt="" width="512" height="512" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/unnamed.png 512w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/unnamed-300x300.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/04/unnamed-150x150.png 150w" sizes="auto, (max-width: 512px) 100vw, 512px" /></a><p id="caption-attachment-20757" class="wp-caption-text">23 Nisan kutlu olsun&#8230;.</p></div>
<p><a href="https://millidusunce.com/sen-turksun/">Sen Türk’sün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/sen-turksun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizi de mi bu havalar mahvetti?</title>
		<link>https://millidusunce.com/bizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jan 2020 14:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Emek]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli]]></category>
		<category><![CDATA[Sait Faik Abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Tecrübe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=18181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ey! Tanıdığım insanlar!</p>
<p>Sizi öyle çok seviyorum ki,</p>
<p>En kötü olanınızı bile</p>
<p>Hiç ayırt etmeden.</p>
<p>Ne ettiyseniz iyi ettiniz,</p>
<p>Elbirliği ile beni ben ettiniz.</p>
<p>Hele bir de sabrı öğrettiniz ya!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti/">Bizi de mi bu havalar mahvetti?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti%2F&amp;linkname=Bizi%20de%20mi%20bu%20havalar%20mahvetti%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti%2F&amp;linkname=Bizi%20de%20mi%20bu%20havalar%20mahvetti%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti%2F&amp;linkname=Bizi%20de%20mi%20bu%20havalar%20mahvetti%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti%2F&amp;linkname=Bizi%20de%20mi%20bu%20havalar%20mahvetti%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti%2F&#038;title=Bizi%20de%20mi%20bu%20havalar%20mahvetti%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti/" data-a2a-title="Bizi de mi bu havalar mahvetti?"></a></p><p><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/01/tanımak.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-18193 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/01/tanımak.jpeg" alt="" width="1000" height="667" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/01/tanımak.jpeg 1000w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/01/tanımak-300x200.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/01/tanımak-768x512.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a>Olayların içinde tanımalı insanları. Dokunarak, birlikte ağlayarak, gülerek, sabırla dinleyerek… Başkalarının yargılarına göre hüküm giydirmek insafsızlık olur. Sonra yargımıza yön verecek olan aradaki kişiyi ne kadar tanıdığımız konusu da var. Öyle ya, bir insan nasıl herkes için kötü olamaz ise aynı insan herkes için iyi olamaz. Tabii ki toplum suçu işlemiş kişiler ile bilim insanları konu dışı. Bir de insanın insana yaklaşımında etki tepki meselesi var. İyiliklere iyilikle, kötülüklere kötülükle cevap verilmesi gibi. Haddini aşan bir genelleme olsa da, güzel düşünceler bunlar.</p>
<p>İnsanları tanımak çok da kolay değil elbet. Yine de iyi olduklarını düşünerek yaklaşmaktan yanayım. Hayalperest duygular içinde miyim bilmiyorum. İşte, bu pembe duygular beni ben yaptı diyorum. Orhan Veli’nin “Beni bu güzel havalar mahvetti.” dediği gibi. Bu unutulmaz şiirde Orhan Veli, güzel havaların kendisine kötülük yaptığını söylerken tariz sanatıyla okuyanı gülümsetiyor.</p>
<p>Orhan Veli’yi kıskanıverince, şöyle bir şiir döküldü zihnimden; hani şu olayların içinde tanıdığım insanlara izafen.</p>
<p>Ey! Tanıdığım insanlar!</p>
<p>Sizi öyle çok seviyorum ki,</p>
<p>En kötü olanınızı bile</p>
<p>Hiç ayırt etmeden.</p>
<p>Ne ettiyseniz iyi ettiniz,</p>
<p>Elbirliği ile beni ben ettiniz.</p>
<p>Hele bir de sabrı öğrettiniz ya!</p>
<h2>Sevgi, emek ve tecrübe üzerine birkaç kelam</h2>
<p>İnsanların kötü olacağına inanmadım, en kötü insanın yüreğinin bir kıyısında mutlaka iyi bir şeyler vardı bana göre. Saçları pislikten yapağı gibi olmuş bir çocuğunun kararmış yüzünde ışıl ışıl parlayan gözleri gibi. Bu yüzden sevmekten kaçmadım hiç. Sevince ne güzel görünüyor dünya…</p>
<p>Mesela Ankara’yı çok sevdim ben. Nerede bir köpek görsem başını okşamadan geçmedim. Her sabah küçük bir tomurcuk görme umuduyla yapraklarının arasında gezindim menekşelerin. Kar tanelerini elimle yakalamayı sevdim, yağmurlu havalarda koşuşan bulutları izlemeyi&#8230; Tatlı dilli insanları çok sevdim. Belki de sevmeyi seviyordum kim bilir. Sevmek insanın içine yumuşacık tatlı tatlı akıyor. Neşeli yapıyor, güzelleştiriyor, gözlerine parıltı olarak yansıyor.</p>
<p>Aynanın karşısına geçip en yakışanı buluncaya kadar defalarca giyinip soyunmak gibi bir şey sevmek. Yorsa da insanı, umut verici. Elbette yakışanı ilk defa da bulmak en güzeli ama ne yapalım, bazen de yorulmayı göze almak lazım. Mutluluk öyle sıradan bir duygu değil ki! Hele hesaba kitaba hiç gelmez.</p>
<p>Sait Faik da aynı düşünceyi savunmuş olmalı ki;</p>
<p>“Dünyayı güzellik kurtaracak,</p>
<p>Bir insanı sevmekle başlayacak her şey!” demiş. Bence mesaj tam tamına şöyle; önce sev, sonra tanı…</p>
<p>Kendine yakışanı buluncaya kadar çok defa sevmek işte bu yüzden. Sevmek iyilikle eş. Sevenden kötülük yapmasını beklemek yanlış olur. Asitli bir duygudur nefret, kezzap gibi değdiği yeri yakar. Başkasına zarar vereceğim derken kendini nasıl zehirlediğini bilmez insan.</p>
<p>Ve insan edindiği tecrübeler sayesinde farkında olmadan yönetir bilinçaltını. Bu yüzden merhaba diyerek uzanan bir elin sahibi, hisler haritasına tak diye raptiyeleniverir. Ondan sonraya çok bir şey kalmaz zaten. Herkesin yeri bellidir haritada, raptiye kolay kolay kıpırdamaz yerinden. Sadece arada bir söküp attığımız olur hayatımızdan.</p>
<p>Evet, ne demiştik bir insanı olayların içinde tanımalı, doğrusu da bu, kolayı da&#8230; Ama tanımak için mesai harcamalı. Mesela birinin dedikoducu olduğunu nasıl anlarsınız? Aman ondan uzak dur dedikoducudur, deseler uzak durur musunuz? Eğer çok garantici iseniz, çevrenizde kimse kalmaz. Yine de ateş olmayan yerden duman çıkmaz, atasözünü hafife almamak lazım. Yandıktan sonra kaçsanız da faydası yok.</p>
<p>Çünkü bazı insanlar en vahşi hayvandan daha tehlikelidir. Vahşi hayvan öyle yanı başımızda değildir. Bulunduğu yerden ya uzak durursunuz, ya da tedbirli gezersiniz. Ama insan öyle mi? Sokağa çıktığınızda binlercesiyle karşılaşırsınız, hangisinin zararlı olduğunu tespit etmek ne zor iş. Kimi sözle sataşır, kimi kalbinizi çalar, kimi iftira atar, kimi arabasıyla çarpar, kimi de canım birini öldürmek istedi deyip gencecik bir kızı sokak ortasında bıçaklar. Tezimi çürüttüğümün farkındayım. Yine de ısrar ediyorum, insanları kendi değer yargılarımıza göre nitelendirmek için çaba sarf etmeliyiz.</p>
<p>Böyle düşünürken kendimizi yanılttığımız zamanlar olabilir. Canımızı yakanlar da olur. Dudağımın ucuna ilişen küçük gülümsemelerle anımsarım şahsıma zarar vermiş olanları. Lakin affetmem mümkün olmadı, bayrak gibi devlet gibi vatan gibi kutsal bildiklerime zarar verenleri.</p>
<p>Ne zor şeymiş değil mi yaşamak, zor ve karma karışık. Acı ama gerçek, insana en çok zararı yine insan veriyor. Hem de çok zaman sevgi yüzünden. Adam karısını çok sevdiği için öldürüyor. Vatanını çok seviyor, korumak için öldürüyor, koruduğu için öldürülüyor. Milletini çok seviyor, Türküm dediği için öldürülüyor, Karabağ’da, Kerkük’te, Doğu Türkistan’da.</p>
<p>Demek ki bir insanı tanıyınca bitmiyor süreç. Tanıdıktan sonra bir tavır bir duruş sergilemenin zorunluluğu açık ve net. İyi ile el ele vermek, kötünün karşısına duvar olmak gerekir. Hele bir de bu kişi toplulukları yönetmeye talip olmuş ise. Kimi insan imkânsızı başarır yoktan var eder, umutları yeşertir, yüzleri güldürür. Kimi darmadağın olmuş bir milleti toplar, toprakları vatan yapar. Bir başkası binlerce insanın ölümüne sebep olur, ormanları yok eder, hayatı cehenneme çevirir, yardan yurttan eder.</p>
<p>Maalesef insan bu işte! Kavun değil ki, koklayınca anlaşılsın hamı, olgunu…</p>
<p>Hepimiz insanız! Sözünün içine sakladığımız hümanizmin, ne kadar yerinde olduğunu tartışmaya açıyorum.</p>
<p>İnsanları tanımaya kendimizden başlayalım!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti/">Bizi de mi bu havalar mahvetti?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bizi-de-mi-bu-havalar-mahvetti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Cevizlik Hikâyesi</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-cevizlik-hikayesi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-cevizlik-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Dec 2019 10:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[avrupalı]]></category>
		<category><![CDATA[cevizlik]]></category>
		<category><![CDATA[danimarka]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma derneği]]></category>
		<category><![CDATA[kasaba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=17221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir cevizlik hikayesi yaşandı Yaşarın Ali’nin köyünde. Kışın üzgün, yazın neşeli olan bu köyün, sararmış otların arasına kondurulmuştu hayalet villaları, yedi devlet öteye gidip gelmesine karşın hâlâ köy meydanındaki kahvenin önünden geçerken başını öne eğen sıkılgan kadınları vardı.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-cevizlik-hikayesi/">Bir Cevizlik Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-cevizlik-hikayesi%2F&amp;linkname=Bir%20Cevizlik%20Hik%C3%A2yesi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-cevizlik-hikayesi%2F&amp;linkname=Bir%20Cevizlik%20Hik%C3%A2yesi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-cevizlik-hikayesi%2F&amp;linkname=Bir%20Cevizlik%20Hik%C3%A2yesi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-cevizlik-hikayesi%2F&amp;linkname=Bir%20Cevizlik%20Hik%C3%A2yesi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-cevizlik-hikayesi%2F&#038;title=Bir%20Cevizlik%20Hik%C3%A2yesi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-cevizlik-hikayesi/" data-a2a-title="Bir Cevizlik Hikâyesi"></a></p><p><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/12/ceviz.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-17242 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/12/ceviz.jpg" alt="" width="2048" height="1152" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/12/ceviz.jpg 2048w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/12/ceviz-300x169.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/12/ceviz-1024x576.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/12/ceviz-768x432.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/12/ceviz-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></a>“İşte burası.” dedi Yaşarın Ali. Koluyla yarım ay şekli çizerek gösterdi alabildiğince uzanan fidanlığı. Altı yedi yaşlarındaki taze ağaçlara evlat sevgisiyle bakıyordu. Boyunu geçmiş ceviz fidanlarının üzerlerinde çocuk yumruğu büyüklüğünde cevizler vardı. Bakarken kendinden geçti, sustu. Yanı başındaki ağaçtan bir yaprak koparıp parmakları ile avucu arasında ezdi, yaprağın suyuyla ıslanan elini kokladı, avucu siyaha yakın bir yeşile boyanmıştı.</p>
<p>“Cevizliğin burdan başka yere gidecee yok da ciğerimi söküyor bizim diyememek.”</p>
<p>Uzun boyluydu, inceydi de, iri kemikleri vardı ellerinde, yüzünde. Esmerdi teni, biraz da güneşten. Yıllar kalınlaştırmıştı derisini, derindi çizgileri. Gözleri, kısıla kısıla kalemle çizilmiş birer çizgi gibi duruyordu yüzünde. Biçimli dudaklarının üzerinde ince bir bıyığı vardı, şakakları hafiften beyazlasa da siyahtı bıyığı. Elli yaşlarında kadardı. Genç olsaydı yakışıklı denebilirdi de, Anadolu’da belli yaşı almış erkekler için bu kavram pek uygun düşmezdi.</p>
<p>Yüzü cevizliğe dönük çömeldi, yol kenarındaki tümseğin üzerine.</p>
<p>“Otuz dönüm burası, üç kamyon daş çıktı içinden. Ellerimizle temizledik daşları. Suyu yoğdu, tam 120 metre indik, ne su çıktı emme, kandı toprak. Sonra ceviz fidanlarını diktik. Fidanlar büyüyene gadar çilek yetiştiriciliği yapıldı altında, her bir işçilikte kendi köylümüz çalıştı, kendi insanımız sebeplendi, para kazandırdık köylümüze. Gelin gibiydi o zaman fidanlar. Şimdi bizden aldılar burayı. Aha bak da gör halini. Şu otlara bak needeyse boyunu aşacak fidanların, sürülsün ister, dipleri çapalansın ister, bak nasıl sararmış yaprakları…”</p>
<p>Sustu bir süre, sonra dayanamayıp yine konuşmaya başladı.</p>
<p>“Ne zararımız oldu ki köylüye, on yıl sona ceviz ormanı olacak aha burası, cevizlerden elde edilen gelirle okula yardım edip öğrencilere burs verecedik. Biz de verecez diyor da Ünal, ha biz verseydik kıyamet mi kopardı? Sona duyduk ki olmayacak paraya on yıllığına başkasına kiralamış cevizliği, üstüne üstük kiraladığı adam bizim köylü değel, ondan da geçtim, memleketlimiz bile değel. Bari hemşerimize veeseydi.” dedi genç adama, ona bakmadan, kendisiyle konuşur gibi.</p>
<p>Genç adam kaymakamın görevlendirdiği kâtipti. Kaymakam, “Git de yerinde öğren bakalım, nedir bu Cevizlik meselesi.” deyip onu kasabaya göndermişti. Eline kalem, kâğıt, fotoğraf makinesi alıp gelmişti Kasaba’ya katip, delil toplayacaktı ya!</p>
<p>Yaşarın Ali’nin söylediklerini elindeki deftere yetişebildiği kadar yazdı, fakat duygularını hangi deftere yazıp hangi fotoğraf makinesine çekebilirdi? Hadi yazdı, hadi çekti diyelim, delil olarak kullanılabilir miydi?</p>
<p>Yaşarın Ali, yan gözle baktı, ışığını patlata patlata fotoğraf çeken çelimsiz delikanlıya.</p>
<p>“Kendine hayrı yok bunun, nasıl derman olur derdimize? Milletin koskoca vekili, devletin koskoca Kaymakamı bir çare bulamamışken&#8230; Zaten bizim başkanın çalmadığı kapı, derdini anlatmadığı adam kalmadı ki. Her biri sabırla, saygıyla dinledikten sonra ‘Biz Belediye Başkanınızla konuşuruz’ diyerek, bir anlamda sorunu çözeceklerine dair söz vermemişler miydi? Şimdi de yeni Kaymakam tutup bunu göndermiş, bir şeyin değişeceği yok da, çocukcağızın görevini yapması lazım. Oğlum, ‘Kimi kime şikâyet edeceksin, boşuna uğraşma!’ demek de olmaz ki, diye geçirdi aklından.</p>
<p>Yaşarın Ali, Dayanışma Derneği’nin büyük çoğunluk üyeleri gibi uzun yıllardır Danimarka’da yaşamaktaydı. Önce karısı, kardeşlerinin çağrısıyla işçi olarak gitmişti Avrupa’ya, sonra onu aldırmıştı yanına. Çocukları orada doğmuştu, torunları da… Avrupalı olmuştu hepsi. O da diğer Avrupalılar gibi köylüleri tarafından gıpta ile izlenirken içten içe ötelenmişti. Onun da ezikti yüreği, öz anası tarafından iteklenen evlat gibi kendini koyacak yer bulamıyor, hiçbir suç işlememesine rağmen kendini affettirmek için ne yapacağını bilemeyenlerdendi. Ona benzerdi kasabadaki Avrupalılar, geldikleri gün içlerine karabasan gibi çökerdi dönecekleri gün. Döndüklerinde de memleketlerinden götürdükleri yemişleri yer, sohbetlerinde memleket toprağını eşeler, ağaçlarını sular, ekinlerini biçerlerdi. İşte Dayanışma Derneği, Yaşarın Ali gibilerin kurduğu dernekti. Onlar kara gurbetlerde, horlanarak, gâvurun beğenmediği işleri yaparak kazandıkları üç beş kuruştan ayırdıkları dernek paylarıyla ötelendikleri vatanlarına bir çivi çakma derdindeydiler.</p>
<p>Onlar rüya gibi anlatılan bilinmeze doğru çoğu çocuk yaştayken birilerinin peşi sıra sürüklenmişlerdi. Giderken bilememişlerdi dönemeyeceklerini, bilememişlerdi gurbetin nasıl bir illet olduğunu. Yok yere suçlandılar Avrupalı olmakla, ana-babaları, ebeleri-dedeleri onları hiç anlamadı, affetmedi ölene kadar, onlar öldü ama gurbetçilere öfke, bir gelenek gibi sürdü gitti…</p>
<p>İşte böyle bir köydü Yaşarın Ali’nin köyü. Yarısı boş, yarısı dolu… Kışın üzgün, yazın neşeli… Sararmış otların arasına kondurulmuş hayalet villalarıyla…  Yan yana dizilmiş damları yıkık, demir kapılı kerpiç evleriyle… Yedi devlet öteye gidip gelmesine karşın hâlâ köy meydanındaki kahvenin önünden geçerken başını öne eğen sıkılgan kadınlarıyla… Eşeğiyle, son model Mercedes’iyle… Otuz yıldır Avrupa ile iç içe yaşamasına rağmen örtüsünü-entarisini, düğününü-bayramını, tarhanasını-fasulye aşını, gelene-gidene sahiplenmeyi bilmiş insanıyla bambaşkaydı. Orada Anadolu’nun birçok köyüne göre daha koyuydu vatan sevgisi…</p>
<p>Hüzünlüydü Yaşarın Ali, öylece bakıyordu otlara, eline çapayı alsa, dalsa cevizliğin içine, bir bir çapalasa cevizlerin dibini, aldırmazdı yorgunluğa, temizlendikçe otlar, onun da içi hüzünden temizlenirdi. Yorgunluk neydi ki, on bir ay boyunca bu toprağın kokusunu sayıklayıp durmamış mıydı, onu avuçlamak için izninin başladığı gün atlamamış mıydı uçağa ve izninin son gününe kadar köyünden ayrılmamaya yemin etmemiş miydi? Onun gibi değil miydi Aşağı Köylü Yusuf, Kara Musa, İpsiz Mehmet, Tıknazın Bekir, Almancı Salim, Bitoğlu Rafet… Suyu bulduklarında çocuklar gibi çamura bulamışlardı ellerini yüzlerini. Toprağın tozuyla çamurlaşan terlerini silerken izlemişlerdi fidanların serpilişini, meyveye duruşunu. Ve şimdi dokunamıyorlardı, siyasi çıkarlar nedeniyle ellerinden alınan ağaçlarına.</p>
<p>Kâtip, Yaşarın Ali’nin yanında, hendeğin kenarında, ayakta, Bozdağdan esen rüzgârla sallanan yeşil yaprakları izledi uzunca bir süre, sessizce… Sonra sarıldı makinesine, delil olsun diye değil, Ali’nin gözüyle baktığında şahit olduğu güzelliği kayda geçirmek için bastı düğmesine.</p>
<p>“Bu arazi kime ait?” dedi kâtip.</p>
<p>“Belediye’nin.”</p>
<p>“Kiraladınız mı?”</p>
<p>“Önceki başkanla yirmi beş yıllığına protokol yaptık.”</p>
<p>“Peki, protokol niye bozuldu, yasal haklarınız olmalı?”</p>
<p>“Belediye Başkanı’nın elinde her şey herhalde, biz uzun yıllardır yokuz Türkiye’de, bilmiyoruz ki nasıl olur bu işler. Sonra herkese anlattık kimse bir çare bulamadı.”</p>
<p>“Köylü ne der bu duruma?”</p>
<p>“Kimi öyle der, kimi böyle… Bilmez misin, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın misali&#8230;”</p>
<p>Genç Adam başını üzgün, kızgın ve çaresiz salladı. Ama haksızlığa tahammülü yoktu, bir şeyler yapmalıydı.</p>
<p>“Beni Belediye’ye götürür müsünüz?</p>
<p>“Tabii de ne edecen orda?”</p>
<p>“Belediye Başkanı’na da sormak lazım, bakalım ne cevap verecek bunlara.”</p>
<p>Yaşarın Ali, kâtibin sesindeki öfkeyi hissetmişti.</p>
<p>“Oğlum, sen pek karışma, akrabam benim Ünal, o kadar anlattım anlamadı, işinden ederler seni.”</p>
<p>Kâtip gülümsemeye çalıştı.</p>
<p>“Ali Bey, siz endişelenmeyin ben görevimi yapıyorum. Kaymakam Bey, Belediye Başkanını da dinle diye talimat verdi.” dedi.</p>
<p>Oysa ayrıntılı bir talimat almamıştı kasabaya gelirken. Yavaş adımlarla yürüdüler belediyeye kadar. Kâh sohbet edip kâh susaraktan…</p>
<p>Belediye Başkanı odasındaydı, bekletmeden hemen içeriye buyur etti genç adamı. Pür ilgi… Çaylar söylendi, hal hatır soruldu. Niye haber vermediniz efendimler, aldırırdık sizi, demeler&#8230; Şunun şurasında daha iki ay olmuştu Kaymakam’ın özel kalemi olalı, koskoca Belediye Başkanı’ndan gördüğü bu ilgi karşısında şaşırıp kalmıştı. Gururlandı önce, sonra ilginin şahsıyla değil kasabaya geliş nedeniyle bağlantılı olduğunu anladı. Demek ki bu Cevizlik meselesi sandığından da önemli, düşündüğünden de çetrefilliydi. Nereden başlasam, konuya nasıl girsem diye düşünürken,</p>
<p>“Cevizliği gidip görmüşsünüz?” dedi başkan.</p>
<p>“Evet, Derneğin Başkan Yardımcı Ali Bey ile gittik.”</p>
<p>“Size ne anlattı bilmiyorum ama bir de beni dinlemelisiniz.”</p>
<p>“Onun için geldim Başkanım.”</p>
<p>“Önce şunu söyleyeyim, bunlar dernek falan sayılmazlar, ne tüzüğe göre hareket ediyor, ne de makbuz kesiyorlar. Kasa Veli Dayı! Hesabı kitabı sadece o biliyor.”</p>
<p>“Ama tüzükleri var, sonra birlikte hareket ediyorlar, köye yaptıkları yatırımlar küçümsenecek gibi değil. Cevizliğin yanı sıra köy yolunu ağaçlandırmışlar, okulun tüm bakım ve masraflarını üstlenmişler, okulun bahçesine bir anaokulu inşa etmişler.”</p>
<p>“Yapmasalardı, onlara yap diyen mi oldu. Çok paraları varsa Belediye’ye verselerdi biz yapardık. Belediye arazisini zapt etmişler, gelip kendi bildiklerine ceviz dikmişler, şimdi de bizim cevizliğimiz diye tutturuyorlar.”</p>
<p>“Ama Başkanım, önceki Belediye Başkanı ile protokolleri var.”</p>
<p>“Protokol dedikleri, yasal dayanağı olmayan, helvacı kâğıdı…”</p>
<p>“O kâğıt elimde ve burada verilmiş sözler altına atılmış imzalar var. Üstelik imza atan bu Kasabanın Belediye Başkanı ve Meclis üyeleri.”</p>
<p>“Belediye devlet arazisini bağış yapamaz, ancak kiralayabilir. Protokol dedikleri o kâğıtta ne kira sözü geçiyor, ne de kira bedeli belirtiliyor.”</p>
<p>“Yani o kâğıtta on lira karşılığında kiraya verilmiştir şeklinde bir ibare olsaydı, bu gün o cevizliği siz başkasına kiralayamayacaktınız değil mi?”</p>
<p>“Ayyynen öyle!” dedi başkan, yüzündeki yayvan gülümsemeyle yüksek arkalıklı siyah deri koltuğuna yaslanırken.</p>
<p>Mevcut durum karşısında güçlü olduğunu hissetse de tedirgindi. Kaymakam mensubu olduğu partinin ataması olsa da hakkında farklı iddialar vardı, onu karşısına almaktan çekiniyordu. Zaten derneğin yüzünden kasaba içinde kendisine karşı bir gurup oluşmuştu. Bu durum üzerindeki siyasilerin hoşuna gitmemiş bir sonraki seçimdeki adaylık sürecini tehlikeye sokmuştu.</p>
<p>“Af buyurun Başkanım, Cevizliği kaça kiraya verdiniz?”</p>
<p>“Beş bin liraya!”</p>
<p>“Kaç yıllığına?”</p>
<p>“On.”</p>
<p>“Az değil mi?”</p>
<p>“Ağaçlar küçük, ancak on yıl sonra adam akıllı meyve verir. Bakımları masraflı.”</p>
<p>“Bu parayı size dernek de verirdi, hem de seve seve, neden onlara teklif etmediniz.”</p>
<p>“Cevizliğin gelirini okula vereceklermiş, sanki okul derneğin okulu, biz neciyiz burda, okulumuzun ihtiyaçlarını karşılarız.”</p>
<p>“Ne fark eder ki Başkanım, ha onlar yapmış ha siz! Onlar gurbet özlemiyle çırpınan bir avuç insan, sizin insanınız, sizin köylünüz, hatta birçoğu akrabanız, keşke bıraksaydınız da içlerindeki bu özlemi o ağaçlara, okula, toprağa dökselerdi.”</p>
<p>“Sizin bilmediğiniz şeyler var, sandığınız kadar iyi niyetli değil onlar. Yirmi beş bin lira borçları var Belediye’ye ödemiyorlar.”</p>
<p>“Ne borcu bu?”</p>
<p>“Cevizlikteki elektrik saati belediye üzerine kayıtlı, Cevizlik bizim diyorlar ama borcunu ödemiyorlar.”</p>
<p>“Çok para!”.</p>
<p>Borç meselesi kâtibi şaşırtmıştı. Aynı zamanda üzmüştü de, başını öne eğdi, durmadan konuşan Belediye Başkanını duymaz oldu. Köye girdiğinden beri karşılaştığı insanlar geçmeye başladı gözünün önünden. Ona çay ısmarlayan kahveci, bulup getirdikleri Dernek Başkanı, bir kenarda sessizce konuşulanları dinleyen başı sarıklı yaşlı amca, az ileride meşe oynayan bir gurup köylü çocuğu&#8230; Onlara inanmış, inandığı için küçücük haliyle koskoca belediye başkanına kafa tutmaya kalkmıştı. Yanılmış olamam, bir yanlış olmalı bu işte, diye düşünürken süzülerek sallanan ceviz ağaçları, Başkan Yardımcısı Ali’nin temiz, saf ve kederli duruşu, hendeğin az ilerisindeki ağaç direğe takılı elektrik saati, saatin altındaki artezyen, artezyenden tarlanın dışına doğru giden geniş su boruları sıra sıra dizelendi önüne. İşte o an durdu geri sardı filmi, su borularına dikkatlice baktı yeniden, şimşekler çaktı aynı anda genç adamın beyninde, Yaşar’ın Ali ile yaptığı konuşmayı tekrarladı içinden.</p>
<p>“Ali Bey, bu borular ne?”</p>
<p>“Kuraklık oluvedi ya geçen yıl, köylümüz susuz kalmış, Ünal, bizim başkana tel etmiş, taa Danimarka’ya, bizim sudan istemiş köye dağıtmak için, biz de verdik. Allah’ın suyunu köylümüzden mi sakınacağız.”</p>
<p>Kâtip gülümsedi içinden, başını kaldırdı, oturduğu koltuğa yaslandı, ses tonunu olabildiğince yumuşattı. Durum itibariyle bir adım öne çıkmıştı.</p>
<p>“Başkanım siz geçen yıl Cevizlikteki kuyudan köye su dağıtmamış mıydınız? O elektrik borcu hangi döneme ait?”</p>
<p>Belediye Başkanı’nın yuvarlak kırmızı yüzü daha bir kırmızı oldu, gözlerini olabildiğince açtı. Masasına, sanki kâtibin üzerine atlayacakmış gibi abandı.</p>
<p>“Kâtip efendi, siz taraf mı tutuyorsunuz?”</p>
<p>Kâtip, Başkan’ın hiddetinden ürktü, işi geldi aklına ve biricik kızı…</p>
<p>“Yok Başkanım! Ne haddime! Ama böyle güzel bir köyde, böyle güzel insanların yaşadığı bir köyde, bu tatsız olayı güzele bağlamak gerekir, diye düşündüm sadece.”</p>
<p>***</p>
<p>İki gün sonra…</p>
<p>Kâtip, yaptığı işin güzelliği nedeniyle kendinden emin ve mutlu bir yüz ifadesiyle; kasabada çektiği fotoğraflar, Belediye Başkanı, Gurbetçi Dayanışma Derneği Başkanı, üyeleri ve birkaç köylü ile yaptığı görüşme detayları ile gözlemleri sonucunda edindiği yargılardan oluşan raporu, ceketinin önünü ilikleyerek Kaymakam’ın masasına koydu. Koyarken de adaletiyle ün yapmış eski bir hâkim olan Kaymakam Bey’in bu soruna layıkıyla çözüm üreteceğinden emindi.</p>
<p>Kaymakam pembe karton dosyanın kapağını parmağının ucuyla kaldırdı, sonra bıraktı. İçindekileri fazlasıyla merak ettiği belliydi, ama okumaya niyetli görünmüyordu. Bezgin insanların ifadesi vardı yüzünde. Sesi oldukça sakindi.</p>
<p>“Teşekkür ederim Ahmet Bey, görevinizi layıkıyla yerine getirdiniz. Emeğiniz nazarımda değerlendirilecektir. Şimdi sizden istediğim, gidip gördüğünüz ve öğrendiğiniz her şeyi unutun.”</p>
<p>“Ama Kaymakamım çok büyük bir haksızlık var, gurbetçi vatandaşlarımızın dişinden tırnağından arttırdıklarına el konulmuş. Zavallılara ancak siz yardım edebilirsiniz.”</p>
<p>“Ahmet Bey, burası sizin memleketiniz sanırım, buradan çok uzaklara tayininizin çıkmasını istemezsiniz öyle değil mi? Bunu ben de istemem, şimdi görevinizin başına dönebilirsiniz.”</p>
<p>Kâtip dişlerini sıkarak, sağ eli ceketinin düğmesinde Kaymakama sırtını dönmemeye çalışarak odadan dışarı çıktı. Belli ki emir büyük yerdendi&#8230;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-cevizlik-hikayesi/">Bir Cevizlik Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-cevizlik-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Turan’a Giden Yol</title>
		<link>https://millidusunce.com/turana-giden-yol/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turana-giden-yol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Nov 2019 18:13:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk dünyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=16530</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün Ankara’da EkoAvrasya Derneği’nin düzenlediği “Türk Devletleri Birliğine Giden Yolda Bilge Lider Nursultan Nazarbayev” konulu panel gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turana-giden-yol/">Turan’a Giden Yol</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturana-giden-yol%2F&amp;linkname=Turan%E2%80%99a%20Giden%20Yol" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturana-giden-yol%2F&amp;linkname=Turan%E2%80%99a%20Giden%20Yol" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturana-giden-yol%2F&amp;linkname=Turan%E2%80%99a%20Giden%20Yol" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturana-giden-yol%2F&amp;linkname=Turan%E2%80%99a%20Giden%20Yol" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturana-giden-yol%2F&#038;title=Turan%E2%80%99a%20Giden%20Yol" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turana-giden-yol/" data-a2a-title="Turan’a Giden Yol"></a></p><p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16532" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-5-300x225.jpeg" alt="" width="481" height="361" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-5-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-5-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-5.jpeg 1024w" sizes="auto, (max-width: 481px) 100vw, 481px" /></p>
<p>Bugün Ankara’da EkoAvrasya Derneği’nin düzenlediği “Türk Devletleri Birliğine Giden Yolda Bilge Lider Nursultan Nazarbayev” konulu panel gerçekleşti. Panele katılan konuşmacılar, Kazakistan Cumhuriyetinin kurucu lideri Nursultan Nazarbayev’i anlatırken Kazakistan Cumhuriyetinin hangi aşamalardan geçerek gelişip büyüdüğüne, Avrasya ve dünya barışı için Nazarbayev’in nasıl bir yol izlediğine değindiler. Türk Dünyasının aksakalı olarak nitelendirdikleri Nursultan Nazarbayev’in ve Kazakistan Cumhuriyetinin, Atatürk’ün en büyük emeli olan Turan Birliğinin kurulması için üstlendiği görevi uzun uzun anlattılar.</p>
<p>Ülkenin değişik illerinden ve her kesiminden yoğun bir katılımın olduğu panelde, Büyükelçi Abzal Saparbekuly’in, EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Eren’e, bozkurt figürlü altın plaket takdim etmesi dikkat çekici idi.</p>
<p>Milli Düşünce Merkezi Derneğini temsilen panele Eşref Baysal, Rıfat Uğrar, Hasan Çekiç, Aydın Koloğlu, Veli Taş, Süleyman Karahan, Savaş Ünal, Halil Şener, Reyhan Özçiftçi, Aydın Uzunay, Birnur Kayaalp, Sami Öztürk, Umut Berhan Şen isimli üyelerimiz katılmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16533" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-4-300x225.jpeg" alt="" width="483" height="362" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-4-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-4-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/turana-giden-yol-4.jpeg 1024w" sizes="auto, (max-width: 483px) 100vw, 483px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk Devletleri Birliğine Giden Yolda</p>
<p>Bilge Lider Nursultan Nazarbayev</p>
<p>Panel</p>
<p>30 Kasım 2019 / Ankara</p>
<p>11.00 – 11.45         Açılış ve Protokol Konuşmaları</p>
<p>Hikmet EREN</p>
<p>EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı</p>
<p>Prof. Dr. Hasan Ali KARASAR</p>
<p>Kapadokya Üniversitesi Rektörü</p>
<p>Abzal SAPARBEKULY</p>
<p>Kazakistan Ankara Büyükelçisi</p>
<p>11.45 – 13.00         I. Oturum   Asyanın Yükselişi ve Nursultan Nazarbayev</p>
<p>Başkan: Prof. Dr. Şenol KANTARCI</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi ERen</p>
<p>Prof. Dr. Orhan KAVUNCU</p>
<p>Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı</p>
<p>Prof. Dr. Celalettin YAVUZ</p>
<p>İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Öğretim Üyesi</p>
<p>Prof. Dr. Toğrul İSMAYİL</p>
<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi</p>
<p>Dr. Serdar YILMAZ</p>
<p>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>11.45 – 13.00         II. Oturum   Kültürel Öze Dönüş ve Nursultan Nazarbayev</p>
<p>Başkan: Prof. Dr. Ramazan KORKMAZ</p>
<p>Kafkasya üniversiteler Birliği başkanı</p>
<p>Prof. Dr. Abdullah GÜNDOĞDU</p>
<p>Ankara üniversitesi Öğretim Üyesi</p>
<p>Prof. Dr. Abdulvahap KARA</p>
<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi</p>
<p>Prof. Dr. Toğrul İSMAYİL</p>
<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim üyesi</p>
<p>Prof. Dr. Celalettin YAVUZ</p>
<p>İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Öğretim Üyesi</p>
<p>Doç. Dr. Cemile KINACI</p>
<p>Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim üyesi</p>
<p>Dr. Turgay Düğen</p>
<p>Niğde Ömer Halis Üniversitesi Öğretim üyesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turana-giden-yol/">Turan’a Giden Yol</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turana-giden-yol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deneme: Cilvesiyim Ben Hayatın&#8230;</title>
		<link>https://millidusunce.com/deneme-cilvesiyim-ben-hayatin/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/deneme-cilvesiyim-ben-hayatin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN]]></category>
		<category><![CDATA[kadın olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=16256&#038;preview=true&#038;preview_id=16256</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik fedâkârlığı, pamuk gibi yüreğiyle yaşayan, bir teneke buğdayı kaldırıp taşıyamayan ama bir milletin nesillerini karnında taşıyan kadını anlatıyor Reyhan Özçiftçi.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/deneme-cilvesiyim-ben-hayatin/">Deneme: Cilvesiyim Ben Hayatın&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeneme-cilvesiyim-ben-hayatin%2F&amp;linkname=Deneme%3A%20Cilvesiyim%20Ben%20Hayat%C4%B1n%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeneme-cilvesiyim-ben-hayatin%2F&amp;linkname=Deneme%3A%20Cilvesiyim%20Ben%20Hayat%C4%B1n%E2%80%A6" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeneme-cilvesiyim-ben-hayatin%2F&amp;linkname=Deneme%3A%20Cilvesiyim%20Ben%20Hayat%C4%B1n%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeneme-cilvesiyim-ben-hayatin%2F&amp;linkname=Deneme%3A%20Cilvesiyim%20Ben%20Hayat%C4%B1n%E2%80%A6" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeneme-cilvesiyim-ben-hayatin%2F&#038;title=Deneme%3A%20Cilvesiyim%20Ben%20Hayat%C4%B1n%E2%80%A6" data-a2a-url="https://millidusunce.com/deneme-cilvesiyim-ben-hayatin/" data-a2a-title="Deneme: Cilvesiyim Ben Hayatın…"></a></p><div id="attachment_16259" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-16259" class="wp-image-16259 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/tomris-hatun.jpg" alt="eski türklerde kadın" width="566" height="385" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/tomris-hatun.jpg 566w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/11/tomris-hatun-300x204.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 566px) 100vw, 566px" /><p id="caption-attachment-16259" class="wp-caption-text">Tomris Hatun</p></div>
<h2>Ben bir kadınım, kendimi anlatabilir miyim?</h2>
<p>Ben bir kadınım, kendimi anlatabilir miyim size, bilmiyorum. Karmaşığım biraz. Zormuşum; öyle diyorlar. Belki de haklılar… Kendimi anlamakta zorlandığım zamanlar olur. Gelgitlerin arasına sıkışırım bazen. Böyle anlarda ya bir köşeye sessizce büzülür, ya çılgın kahkahalar ya da hırçın öfkeler savururum etrafa. Kahkahayı belki ama hırçınlığı yakıştıramıyor bana toplum. Söz dinler olmam bekleniyor. Sessizce bir köşeye büzülmem yani. Ama onu da ben sevmiyorum. Eğer boyun eğersem ezileceğim korkusu had safhada… Ne ıstıraplıdır yapmak istediklerim ile yapmak zorunda olduklarım arasındaki gelgitler.</p>
<h2>Kadınım ben; ıstırabı severim biraz</h2>
<p>Kadınım ben; ıstırabı severim biraz, sevdalarımı da acılarımı da içimde yaşarım bu yüzden. Çok konuşurum, olmadık yerde olmadık laflar ettiğim çok olur, bendekiler bende kalsın diye. Sinsi planlar yaptığım da söylenir; bir bakıma doğrudur. Çaresizliğin halatlarını dermansız parmaklarımla çözemeyince aklımdan öyle şeyler geçer ki ben bile inanamam. Zekâmla kurtulmak, sıyrılıp çıkmak isterim kıskacın içinden. İnce ince düşünür, ilmek ilmek karar veririm. Başarır mıyım? Çok zaman evet… Herkesten çok kendime güvenirim çünkü inandım mı yolumdan kimse döndüremez. Dev olup karşıma dikilse de yargılar, kendim olarak yaşamama engel olamaz.</p>
<h2>Bir teneke buğdayı kucaklayıp kaldıramam ama</h2>
<p>İnce ve narin yaratılmışım. Bir teneke buğdayı kucaklayıp kaldıramam ama bir çocuğum karnımda, biri kucağımda diğeri sırtımda kilometrelerce yürüyebilirim. Umutsuzluğa yenik düşmem kolay kolay, yaşatmak için yaşamak zorunda olduğumu bilirim. Yıkıntıların altından silkelenerek kalkarım. Ezilirsem geleceği yok olur sevdiklerimin. Ben düşersem, bir değil bin nesil düşer. Bu korkularla bilmediğim bir yaşta öğrendim, gül kadar yumuşakken demir kadar katı olmayı. “Sakın inanma!” diye başlayan cümlelerin fısıltılarıyla büyüdüm ben. Sakın sana şeker vereceğim diyenlerin peşine takılma, yolda yürürken asla arkana bakma, tanımadığın insanlarla konuşma, sokakta gülme, sakız çiğneme… Bu kadar tembihe rağmen ben inadına inanır, inadına kanarım. Nerede kaldı şeytanlığım? “Kadının olduğu yerde şeytan şaşırır kalır.” diyenler, şaşırın. Şeker vereceğim diyenlerin peşine takılmadım belki ama çocuk saflığımdan da ödün vermedim hiç. Panter gibi gerildiğim anda bile tatlı bir çift sözle gevşeyip, saçımı okşayanın dizleri dibine kedi gibi kıvrılıveririm ben. Hani öyle topuklarına basa basa yürüyüşlerime aldanmayın, güçlü olmayı ben istemedim.</p>
<h2>Pamuk gibidir kalbim benim</h2>
<p>Kendimi anlatamadım kimselere; kaşlarımı çattığıma bakmayın, pamuk gibidir kalbim benim fakat bilmemeliler duygusallığımı, hafiflik sanırlar, merhametimi de aptallık… Gülemedim gönlümce, ağladım çok zaman. Gülersem ahlaksızlık damgası yapışır üzerime. Giyimim kuşamım göze batar hep. İyi giyinmez isem pasaklı olurum, biraz süslensem “Hayırdır?” derler. Kısa etek giydiğim için dayak yedim. Yalnız geziyorum diye kaçırıldım, güzel olduğum için tecavüze uğradım, kötü muameleye hayır dediğim için de öldürüldüm ben. Öldüğümde bile soru işaretleri bıraktım ardımda, birbirlerine baktılar cenazemde. Acaba ne yaptı da öldürüldü?</p>
<p>Sonra derler ki Allah erkeği bedenen güçlü, kadını da aklen güçlü yarattı. Doğru mu bu bilemiyorum, anlayamadığım çok şey var. Mesela; madem ben akıllıyım, niye sahnedekilerde az, alkışlayanlarda çokum?</p>
<p>Bütün bunlara rağmen yine de ben daha çok kucaklarım, ezilmişi, dara düşmüşü, zorda olanı. Nihayetinde anayım ben! Doğurganım. Beni tabiata benzetirler. “Tabiat ana” derler. Belki de bu yüzden sevmek herkesten çok bana yakışır. Yakıştı ama ayıplanırım korkusuyla dillendiremedim ki! Onun için edebiyatta azım ben.</p>
<p>Fakat deli gibi âşık olurum, kolay kolay vazgeçmem, gözüm karadır. Korkuturum sevgimle. Kaçarlar benden yalnız kalırım, bir el uzansın diye beklerim günlerce. Vefayı çok iyi bilirim ben, yüreğimin köşesini sokak lambaları gibi aydınlatır en karanlık gecelerimde. Asla unutamam iyilikleri, ihanetleri, kendimce ödüllerim, intikamlarım vardır benim.</p>
<h2>Genetiktir fedakârlığım</h2>
<p>Genetiktir fedakârlığım. Emeğime acımam, hiç yorulmam. Hele bir de anne olmuşsam… Hasta olmam, uyku uyumam, aç kalırım, aç bırakmam. Üşürüm ama ısıtırım. Pamuk kadar yumuşacık, nefes kadar sıcak, toprak gibi bereketliyim. Karınca gibi çalışkan, arı gibi üretkenim. Ben çiçekler gibi hayatın süsüyüm. Ben, kendim gibi olmaz isem, yavan olur yaşamak.</p>
<p>Ben kadınım, insanım, insan gibi yaşamak istiyorum. Gelin el ele verip yaşatalım beni.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/deneme-cilvesiyim-ben-hayatin/">Deneme: Cilvesiyim Ben Hayatın&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/deneme-cilvesiyim-ben-hayatin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
