Kadınları zihniyet öldürüyor, erkekler değil – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Asırlık çınar Bozkurt İlham Gencer’le sanat ve siyaset bir arada   • Gündem Özel: Karadeniz’de Rus-Amerikan Rekabeti ve Montrö

Kadınları zihniyet öldürüyor, erkekler değil

Bir anne gelinini döven oğluna ellerine sağlık diyorsa! Suçu kadında mı, erkekte mi aramak gerekir?

8 Mart 2021
Reyhan Özçiftçi

Kadınlar Günü münasebetiyle bir yazı kaleme almam istendi. Kadın-Erkek eşitliğini her fırsatta dile getirirken kadınlara özel bir günün varlığına çok sıcak baktığımı söyleyemeyeceğim. Fakat inkâr edilemeyecek bir şey de var ki, bu tarz günler toplumun sorunları üzerine eğilmek adına faydalı oluyor.

Bundan yirmi, otuz yıl önce Kadınlar Günü’ne özel kutlamalarda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiği, iş hayatında, siyasette ve toplum yaşamında onlarla yan yana yürümeleri için neler yapılmalı gibi konular konuşulurdu. Bugün bunları bıraktık. Niçin? Özel sektör ve kamudaki idarecilerin % 50 si kadın mı? Türk Milletini temsil eden TBMM’nin % 50 si kadınlardan mı oluşuyor? Yoksa artık kadın, kadın olduğunu düşünmeden rahat yürüyebiliyor, gülebiliyor ve konuşabiliyor mu? Hayır, bunların hiç biri olmadı. Sadece eskiye göre az bir iyileşme var, hepsi bu. Buna rağmen neredeyse son on yıldır 8 Martta kadın ve erkeğin toplumdaki eşitliği üzerinde pek konuşulmuyor. Çünkü artık daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız.

Kadınlarımız öldürülüyor!

Kadınlarımız neden öldürülüyor?

Biz bu soruyu nasıl ve niçin öldürülüyor olarak algılıyoruz hep.

Ve “Kadın Cinayetleri” diye adlandırarak toplumu çepçevre sarmalayan bu şiddet eğilimine cinsiyet kavramı yüklüyoruz.

Oysa şiddet sadece kadınlara uygulanmıyor, erkekler de hayvanlar da şiddet eğilimi gösteren bireylerden nasibini alıyor.

Neden “Kadına Şiddet” söylemi üzerine yoğunlaşıyoruz o zaman?

Kadının fiziksel olarak erkekten güçsüz oluşu ve feodal yapı, kadınların şiddet eğilimli bireylerden erkeklere ve hayvanlara göre daha fazla zarar görmesiyle sonuçlanıyor. Bu, bir toplum sorunu haline dönüşecek kadar artınca da kadınlar masum – bazı çevrelere göre o kadar da masum değil tabii ki–  erkekler cani algısı hâkim oluyor. Bunun tam doğru olduğunu düşünmeyenlerdenim.

Çünkü  sorunları sadece sonuçları ile değil sebepleri ile birlikte konuşursak çözebiliriz. Kadınların maruz kaldığı şiddet olayları ve akabinde yaşanan kadın ölümleri-cinayetleri ülkemizin çok büyük yarasıdır. Bu yaranın derhal iyileştirilmesi gerekir. Ama biz bu büyük soruna cinsiyet kavramı üzerinden yaklaşarak yarayı durmadan kanatıyoruz. Öldürülen kadın anamız, bacımız, kızımız ise öldüren erkek de babamız, ağabeyimiz ve oğlumuzdur. Yani ölen de öldüren de aynı toplumun bireyleri. Eğer sorunumuz şiddete eğilimli erkeklerin çoğalmasıysa bunda kadınların da sorumlu olduğunu unutmamak gerekir. Nihayetinde erkekleri bir kadın doğuruyor ve büyütürken ilk eğitimi o veriyor. Bir erkeğin ölünceye kadar annesini hayatının merkezinde bulundurduğu bilinen bir gerçektir. Ataerkil bir toplum olsak da kadının aile içindeki baskın rolü  inkâr edilemez. Kırsalda bu daha belirgindir. Özellikle orta yaş üstü kadınlar sadece kendi evini değil çocuklarının evini de yönetir. Bunu bazen açıktan açığa yapamaz ama burada da kadının kıvrak zekâsı devreye girer. Ben inanıyorum ki, kadın cinayetlerini ancak kadınlar durdurabilir. Bir anne gelinini döven oğluna ellerine sağlık diyorsa, suçu kadında mı erkekte mi aramak gerekir? Veya bir genç kızımız yerli yersiz her ortamda sen bana karışamazsın demeyi kimden öğrenmiş olabilir?

Tabii ki bireysel çabalarla çözülmeyecek kadar büyük bir sorun ile karşı karşıyayız. Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu Sosyo-Ekonomik sıkıntılar şiddet olaylarını körüklüyor. Bunun doğurduğu ruhsal buhranlar da şiddet olaylarını arttırıyor. Eğer bugün bir erkek, eşi ile birlikte çocuğunu da öldürmüş ise bu olaya kadın cinayeti olarak bakmak ne kadar doğrudur? Ve benzer başka olaylara…

Bir canlıya zarar veren birey ister kadın ister erkek olsun en ağır cezaya çarptırılmalı. Aslında tüm suçlar dolaylı da olsa canlılara zarar veriyor. O zaman ceza kanunumuz yeniden düzenlenmeli, caydırıcılık özelliği kuvvetlendirilmelidir. Belki o zaman kadına şiddet, hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, tecavüz suçları son bulmasa da azalır. Kanunları değiştirmek mümkün olur mu bilmem ama değişse de kesin çözüm olmayacaktır.

Eğer bir toplumda suç işleyenlerin sayısı artıyorsa o toplum kendi öz varlığını kaybediyor demektir. Türk gelenek görenekleri ile Arap kültürü arasına sıkıştıktan sonra teknoloji ile içimize giren batılılaşma hevesi zihinleri iyice bulandırdı. Var olan sorunu bir de bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Sanırım yazıyı daha da uzatmama gerek yok. Demem o ki, kadınlarımızı engel olamadığımız kültürel yozlaşma öldürüyor, erkekler değil.

Söz Konusu 8 Mart Özel Yayını: https://www.youtube.com/watch?v=vDyx37gOjlU

 

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları