Bakanlara çok yüklenmeyin

Öyle anlaşılıyor ki bazen bakanlar kendi bakanlıklarında sürprizlerle karşılaşabiliyor.Bir bakan, bir dost meclisinde eleştirildiğinde, kendini şöyle savunmuştu: ‘Piyaniste ateş etmeyiniz.’


Paylaşın:

Hazır haftaya internetle başlamışken, Sayın Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Adil Karaismailoğlu ile devam edelim. Niçin mi? İnternet deyince aklımıza ilk ulaştırma bakanı gelir. Gerçi şimdi “Ulaştırma ve Altyapı” diyoruz ama bu bakanlığın eski adı galiba “Muhabere ve Münakale Vekâleti” idi. Yani haberleşme ve nakliye.  Haberleşme, hâlâ bu bakanlığın ilgi alanında.

Sayın bakanı, İstanbul’un metro ağında belediyenin yaptıklarıyla yüce iktidarımızın, yani bakanlığın yaptıkları ayırt edilsin diye belediyenin yaptıklarının M işareti,   bakanlığın yaptıklarının U işaret ile gösterilmesi kararından tanıyacaksınız. 

İstanbul metrosu bir yeraltı hareketi midir?

Bunları yazarken bazı düşünceler takılıyor aklıma. Mesela, İstanbul metro hatlarının bir kısmına M, bir kısmına U denmesini, yabancı dostlarıma nasıl anlatırım. Bunun dünyada bir eşini bulabileceğimi sanmıyorum. Hadi M, “metro” demek. Peki, U ne demek? Acaba bir İngiliz rüzgârı mı? Onlar metroya “underground” derler ya. Tam tercümesi “yeraltı”dır. Klasikleşmiş 1988 filmi “Wanda Adında Bir Balık”ta Wanda’nın bir tiradında şavalak sevgilisinin yanlışını düzeltmek için söylenen nefis bir söz vardır: “Londra Yeraltısı bir siyasi hareket değildir! “(Yazıyı bitirdikten sonra “Dipnot”a bakınız.)  Ama bizim “U” için aynı şeyleri söyleyemem. Galiba İstanbul metrosu siyasî bir yeraltı hareketi. 

Şimdi, Ekrem İmamoğlu’nun yaptıkları ki diğer belediye başkanlarınınkinden birkaç kat daha çok, M olacak, iktidarımızın yaptığı da U. Peki İmamoğlu’ndan önceki belediye başkanlarının yaptığı hatlar da hâlihazırda M işaretli. Bir kanun çıkaralım ve onları bir an önce U’ya çevirelim ki yanlış anlaşılma olmasın. 

Tren hızlı mı yüksek hızlı mı?

İstanbul Hava Limanı’na giden Utro hattı (başı M değilse böyle bir şey olmalı) terminale 400 m. kısa düşmüş. Anıtsal hizmetleri göstermek içi hızlı yaptığımızdandır, böyle anıtsal hatalar oluyor. Aynı sebepten, Yüksek Hızlı Tren hattının tamamını, mesela Ankara – İstanbul hattının her iki ucunu, hızlı yaptığımız için Yüksek Hızlı Tren, otoyoldaki arabadan hızlı değil. Acelemiz vardı tamam da hiç olmazsa “Hızlı Tren” deseydik adına. Yanlış bir şey yapınca biraz alçak gönüllülük iyidir. Bizim YÜKSEK Hızlı Tren’i dünyadaki yüksek hızlılarla karşılaştırınca ayıp oluyor. Üstelik onlar, bizimkini ikiye katlayan, hızlı trenlerine sadece “hızlı tren” diyorlar. Japonya’daki “mermi tren” hariç. Bu da resmî isim değil, sonradan takılmış bir isim galiba. 

Metroyu bir tarafa bırakalım. İnternete bakalım. Geçen haftanın haberlerinden bir alıntı: 

“Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, katıldığı bir televizyon yayınında, deprem döneminde sosyal medyaya uygulanan bant daraltmasıyla ilgili, ‘Gerekli bir durum vardı ki yapıldı. Sonuçta yapılması gereken konuydu. Yanlış bir karar olsa yapılmazdı zaten. Teknik olarak izahı vardı.’ dedi.”

Her şeyi bakandan bilmeyin

Şimdi muhalefet, “Bu bant daraltmanın kaç cana mal olduğu belli değil.” diyor, “Enkaz altındaki insanlar tam internet üzerinden nerede olduklarını haber verecekken, dış dünyayla tek bağlantılarını boğuyorsunuz. İnternetin en gerekli olduğu anlarda yapılacak iş mi bu?” Ve en alındıkları nokta, “Nasıl olur da demokratik olduğunu söyleyen bir ülkede bir bakan, basının sorusuna, ‘Size ne? Siz işinize bakın. Gerekliydi ki yapıldı. Yapıldığına göre gerekliydi.’ gibisinden cevap verir.” 

Şimdi bakınız, Allah’ı var, sayın bakanın sözlerinden benim çıkardığım mana bu değil. Bir daha okuyun: “Gerekli bir durum vardı ki yapıldı.” “Ben gerekli gördüm de yaptım.“ demiyor. Cümle haber kipinder. Belki sayın bakan, bant daraltmayı sonradan öğrenmiş. Biri yapmış. Ama o biri hata yapmaz. Onun için gerekliydi. 

En güzeli de bu: “Teknik olarak izahı vardı.” Bu açıklamaya cevap veremezsiniz. Bir zamanlar telefon arızayı aradığımda “teknik bir arıza var” cevabını alırdım ve oradaki “teknik” lafını çözmeye çalışırdım. Niçin “arıza var” diye kestirip atmıyor da bir de başına “teknik” ekliyor? Acaba ben psikolojik veya siyasi bir arıza var sanmayayım diye mi?

Piyaniste ateş etmeyin

Öyle anlaşılıyor ki bazen bakanlar kendi bakanlıklarında sürprizlerle karşılaşabiliyor. Buna daha önce de rastlamıştım. Bir bakan, bir dost meclisinde eleştirildiğinde, kendini şöyle savunmuştu: “Hani kovboy filmlerinde bir ‘Saloon’ olur, kapısı iki kanatlıdır, itilip girilir. Sonra kavga çıkar. Yumruklar, sandalyeler ve nihayet mermiler uçuşur… Bütün bunlar olup biterken köşede piyano çalan bir adamcağız vardır. Piyanonun üstünde de bir levha: ‘Piyaniste ateş etmeyiniz.’ İşte benim konumum o piyanistinki gibiydi.”  

DİPNOT: 

Wanda Adında Bir Balık’taki o çok sevdiğim tiradı okuyucularımla paylaşayım. Filmde Wanda’yı oynayan Jamie Lee Curtis, salak sevgilisi Otto’ya (Kevin Kline) şöyle patlar: 

Wanda: Bak, birkaç noktada seni düzelteyim. Aristo Belçikalı değildi. Budizm’in temel mesajı, “her koyun kendi bacağından asılır” değildir. Ve Londra Yertaltısı siyasi bir hareket değildir. Bunların hepsi hatalı Otto. Tek tek kontrol ettim. 

 

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar