Belediyeler ve Tarihimiz – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Belediyeler ve Tarihimiz

Artık yavaş yavaş salgın felaketinden çıkmak üzereyiz. Belediye başkanlarımız artık şehirlerini, beldelerini güzelleştirmenin, onların tabii ve tarihî dokularını görünür hâle getirmenin yolları üzerinde düşünmeye başlamalıdırlar.

30 Mayıs 2020
Ahmet Bican Ercilasun

Belediye Başkanı için vaktiyle şehremini terimi kullanılırdı. Şehir emîni yani şehrin emanet edildiği kimse. Şehirde yaşayan insanlar, şehrin dokusu, şehrin tarihi… Bütün bunlar belediye başkanına emanet edildiği için ona şehremini demişlerdi. Şimdi şehirler yanında, belediyeleri olan ilçelerimiz ve beldelerimiz de var. Belediye başkanlarımız, başında bulundukları yerleşim bölgelerinden sorumlu olan insanlardır.

Belediye başkanlarımız birçok hizmet yanında şehirlerimizin yapısını korumak ve onları geliştirmekle de görevlidir. Malum salgının yaşandığı bu son aylarda büyük şehir belediyelerimiz olağanüstü hizmetler gördüler; bütün engellemelere rağmen ihtiyaç içindeki vatandaşlarımıza ulaşmayı başardılar.

Artık yavaş yavaş salgın felaketinden çıkmak üzereyiz. Belediye başkanlarımız artık şehirlerini, beldelerini güzelleştirmenin, onların tabii ve tarihî dokularını görünür hâle getirmenin yolları üzerinde düşünmeye başlamalıdırlar.

Belediye sorumlularımız epeyi bir zamandan beri Avrupa ve Amerika şehirlerini ziyaret ediyorlar. Oralardaki şehirlerin düzenini, tarihî yapıların nasıl korunduğunu gözleriyle görüyorlar. Bazıları, onları örnek almak isteyen çalışmalar da yapıyor.

Tabii en büyük sıkıntı büyük şehirlerimizde. Özellikle İstanbul’da. Yılların hoyrat birikimi bu şehrimizin üstünde kara bir bulut gibi duruyor. Osmanlı döneminin güzel sivil mimarisi gözlerimizin önünde yok olup gitti. Ağızlarını Osmanlı diye açanlar, ne yalı, ne köşk, ne de konak bıraktılar. Bahçeleriyle birlikte yeşil bir doku oluşturan ahşap evlerimiz birer birer tahrip edildi, yakılıp yıkıldı. Boğazın maviliğine karışan yeşil yamaçlar betona gömüldü. Başta camilerimiz olmak üzere birçok anıt eserimizin çevresi gökdelenlerle dolduruldu.

Çevresi kuşatılan anıtlarımızdan biri de Ok Meydanı’ndaki Âbide-i Hürriyet’tir. 31 Mart vakası şehitlerinin defnedildiği, İkinci Meşrutiyet paşalarının yattığı tarihî anıt. Orası hem İkinci Meşrutiyet devri anıt mimarisinin tipik bir örneğidir, hem de bu döneme ait nice hatıraların izlerini taşıyan tarihî bir mekândır.

Abidenin bulunduğu alan, İstanbul’un önceki belediyesi tarafından Adalet Bakanlığı’na devredilmiş ve şehirde başka yer yokmuş gibi bu alanda bir Adalet Sarayı inşa edilmiştir. Bir şehri hoyratça kullanmanın en önemli yollarından biri de zaten budur. Anıtın çevresindeki geniş alanları boş bırakmak, daha doğrusu çevreyi anıtın dokusuna uygun şekilde yeşillendirmek gerekirken yüksek binalarla anıtı gölgelemek. Bunu anlamak için İstanbul’da Süleymaniye Camii’nin veya Ankara Ulus’ta Atatürk anıtının çevresine bakınız.

Değerli şehir mimarımız Ahmet Vefik Alp 2009 yılında çırpındı ama bir işe yaramadı. Şehitler tepesinde koca bir adalet sarayı yükseldi. Bugün adaleti ne kadar sağlıyoruz bilmiyorum ama şehitlerimize karşı hiç âdil olmadığımız ortada.

Adalet Sarayı’na rağmen Âbide-i Hürriyet için bugün de yapılacak işler var. 2006 yılında hazırlanmış bir Âbide-i Hürriyet Restorasyon Planı var. İstanbul belediyemiz vakit geçirmeden bu planı uygulamaya başlamalıdır. Anıtın çevresi temizlenmeli, ziyaret güzergâhı ve ziyaret saatleri ayarlanmalıdır. Anıtın durumu hakkında geniş bilgi Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Celâl Öcal’dan alınabilir. Dernek, İstanbul Belediye Başkanına 25 Şubat 2020 tarihinde bir dilekçe de yazmıştır. Celâl Öcal’a 0536 296 39 88 numaralı telefondan veya turkdunyasihaklari@yahoo.com adresinden ulaşılabilir.

Yapılacak çevre düzenlemeleriyle Fatih semtinde 15., Süleymaniye’de 16., Sultan Ahmet’te 17., Saraçhane’de 19. yüzyıl İstanbul’u canlandırılabilir. Mümkün olduğu kadar az bir trafik girişi yaratarak surlar içi İstanbul’u bir müze, eğitim, kültür ve turizm alanı hâline getirilebilir.

Belediyelerimiz, şehirlerimize kişilik kazandıracak çevre düzenlemesi ve kültür faaliyetlerine bir an önce başlamalıdır.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları