Bir vergi hikâyesi

Devleti belirli süre ile yöneten iktidarların elinde vergi gibi kontrolsüz bir güç bulunmaktadır. Bu güç ile vakti geldiğinde o gün ki iktidarlar istediği şirketlerden istedikleri her şeyi "söke söke" alabilirler.


Devletin kamu hizmetlerinde ve kamu yararına olacak şekilde, vatandaşların hizmet ya da ürün satın alırken ödedikleri miktarın üzerine koyarak topladığı paraya vergi denmektedir.

Vergilerin neye göre ve ne miktarlarda toplanacağı yasalarda belirtilmiştir. Devletler bazen bu paraları doğrudan, bazen de dolaylı olarak toplayabilirler.

Yasalarda, toplanan vergilerin kamu hizmetinde kullanılması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.

Vergi, zorunlu olmakla birlikte, herkes gücüne göre vergilendirilmektedir.

Devlet vergi toplarken anayasada belirtilen kurallar çerçevesinde vatandaşından hak kaybına uğramayacak bir şekilde toplamalıdır.

Aksi şekilde alanın elinde kontrolsüz bir güç, verenin nezdinde zulüme dönüşür. Belli bir süre sonra ise vatandaşın devlet ile olan bağının azalmasına hatta yok olmasına sebep olur.

Bu yüzden verginin kişinin gücüne göre adaletli şekilde toplanması, bireyin devlet ile olan bağının kuvvetlenmesine sebep olur.

Peki devletleri anayasalarında yazan kurallar çerçevesinde belirli süre yöneten iktidarlar vergiyi kendi çıkarları için mi kullanır yoksa ülke çıkarları için mi kullanır?

Bu soruyu irdelemek için AKP iktidarı dönemindeki Aydın Doğan hikâyesini inceleyeceğiz.

Aydın Doğan’a kesilen vergi cezasının öyküsü

AKP Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş, ‘’Partimizi gazetelerinde ağır şekilde eleştirip karalayan Doğan Medya’nın sahibi Aydın Doğan, bir sabah evinden saat 6.00’da polisler tarafından gözaltına alınıp elleri kelepçeli olarak karakola götürülürse buna hiç şaşırmam’’ dedi.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın Doğan ve Doğan grubunu açıkça hedefine almaya başladı.

‘’Hakkında bildiklerimi açıklamaya beni mecbur etmesinler’’ biçiminde sözler söylüyordu.

Erdoğan yine medyanın “hortumları kesildiği için muhalefet ettiğini” de söylüyordu.

Bu sırada Almanya’da Deniz Feneri skandalı patlak verdi.

Halkın din ve yardım duyguları sömürülerek toplanan paralar örtülü bir biçimde Türkiye’ye aktarılmıştı ve bu olayın içinde Başbakan’a yakın çevrelerin de dâhil olduğu iddia ediliyordu.

Hürriyet ve bazı gazeteler bu denli önemli bir haberin üzerine gittiler.

Dönemin Başbakanı bunun üzerine iyice kızdı; ve halka ‘’ Bu gazeteleri almayın!’’ demeye başladı ve bunu birçok kez meydanlarda dile getirdi.

Vergi dalgaları

İşte tam bu ortamda, Doğan Grubu’nu hedef alan birinci vergi cezası dalgası 2009 yılı şubat ayında geldi. Doğan Yayın Holding’in kendi bünyesindeki Doğan TV hisselerinin yüzde 25’ini 2007 yılında  Alman Axel Springer Grubu’na 375 milyon Euro’ya (yaklaşık  500 milyon dolar) satılması işlemini konu almıştı.

Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi’ne bağlı vergi müfettişleri, bu satış işleminden kaynaklanan verginin 2006 sonunda değil de, 2007 yılı başında üç ay gecikmeli ödendiği gerekçesiyle toplam 972 milyon lira (630 milyon dolar) vergi cezası tahakkuk ettirmiş, 202 milyonluk gecikme faizi ile sonuçta talep edilen toplam tutar 1 milyar 174 milyon liraya çıkmıştı. (Yaklaşık 760 milyon dolar)

Doğan Yayın Holding’e bu işlemin vergi kaçakçılığı olduğu iddiasıyla kesilen bu ceza yargıya götürüldü ve İstanbul 6’ncı Vergi Mahkemesi 29 Ocak 2010 tarihli kararıyla cezanın haksız olduğuna hükmetti. Gelir İdaresi, bu karara Danıştay nezdinde itirazda bulundu. Danıştay 4’üncü Dairesi, 17 Ocak 2011 tarihinde Gelir İdaresi’nin itirazını reddederek birinci derece mahkemenin kararını onadı.  Sonuçta cezanın haksızlığı ortaya çıktı ve Doğan Yayın Holding aklanmış oldu.

Bu sıralarda hâlâ Erdoğan yargı üzerinde istediği etkiyi kuramamıştı. Ve tabii ki vazgeçmeyecekti.

Aydın Doğan’a gelen ve faizleriyle yaklaşık bir milyara ulaşan ceza bu ortamın içinde bomba gibi patladı.

20 Şubat’ta bu vergi cezasını AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla savundu.

21 Şubat’ta Fehmi Koru, Doğan Grubu gazetelerindeki yazarlar için şöyle diyor ve cezanın gerekçesinin açıklıyordu:

‘’Kendileri değişemiyor, gazete ve televizyonlarını da değişime sımsıkı kapıyorlar; patronlarını da bu tavrın doğru olduğuna inandırıyorlar…

Vergi cezasıyla ilgili iddiaları haklıysa, bu haksız yerde durdukları içindir…’’ diye belirtiyordu.

22 Şubat günü Melih Aşık şunları yazdı: ‘’Mimar Korhan Gümüş, Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın bir danışmanından bizzat şu sözleri duymuş:

‘Bizimle uğraşanları Unakıtan’a havale ediyoruz.’’

23 Şubat tarihinde sabah gazetesindeki habere göre ‘’Erdoğan: Biz Maliye’ye ‘Dosyaları incelemeye alın’ diyemeyiz’’ dedi.

Aynı gün Sabah’ta Okan Müderrisoğlu, cezanın haklı olup olmadığı konusunda Maliye’nin görüşünü şöyle belirtiyordu:

‘’Denetim raporundaki ‘vergi kaçakçılığı suçlaması’, Maliye içinde yönetsel bazda ihmal edilmeyecek ölçüde görüş ayrılığına yol açmış.’’

24 Şubat’ta Ertuğrul Özkök şu saptamayı yaptı:

‘’Soner Gedik, haksız vergi cezalarına karşı açıklamalar yapıyor.

Peki bu açıklamalara cevap nereden geliyor?

Cezayı kesen Maliye Bakanlığı’ndan mı?

Hayır.

AKP Grup Başkanvekili’nden..

AKP Grup Başkanvekili, pervasızca çıkıp, açık açık ‘Evet arkadaş bu cezayı biz kestirdik’ demektedir.’’

Aynı gün Başbakan, Aydın Doğan’a şöyle seslendi: ‘’Sayın Doğan önce kendine gel… Sizler ikitelli’den Babıali’den iktidarları yönetmeye alışmıştınız..

Şimdi bu medya grubunun avukatlığını Baykal yapıyor. Bu medya grubu ne yapıyor. O da Bayka’ın CHP’nin taşeronluğunu yapıyor.’’ dedi

Yine aynı gün Medyatava sitesinde yer alan Radikal kaynaklı bir habere göre:

‘’ABD’nin eski Türkiye büyükelçilerinden Mark Parris, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘basından paranoya ölçüsünde korkan biri olarak görüldüğünü öne sürdü.’’

Peki sonrasında neler mi oldu?

Maliye Bakanlığı’nın Doğan Grubu’nu hedef alan ikinci ceza dalgası 2009 yılının eylül ayında geldi.  12 Haziran 2009 tarihinde beş vergi müfettişinden oluşan ikinci bir heyet bu kez yine aynı işlemde, yani Doğan TV hisselerinin Axel Springer’e satışında Doğan Yayın Holding içinde yapılan kademeli yeni hisse yapılandırma işlemlerini incelemeye aldı.  Bu inceleme, Doğan TV ile birlikte iştiraki olan Doğan Prodüksiyon ve D Yapım’ı da hedef aldı.

Müfettişler, 7 Eylül 2009 tarihinde sundukları raporda, Doğan TV, Doğan Prodüksiyon ve D Yapım’a  vergi, ceza ve gecikme faizi  olarak toplam 5 milyar 630 milyon lira ceza tahakkuk ettirdi. 2009 yılında 1.55 lira olan ortalama dolar kuru esas alındığında, bu miktar o dönemin değeriyle 3 milyar 630 milyon dolara tekabül ediyor.

İkinci dalgada tahakkuk ettirilen cezalar, hisse senedi ve ilmühaber satışları için KDV ödenmediği iddiasına dayanıyordu. Oysa yasada ve ilgili bütün mevzuatta hisse senedi ve ilmühaber satışları KDV’ye tabi değil.  Mevzuatta olmadığı hâlde böyle bir cezanın haksız bir şekilde işletilmesi Türkiye’de bir ilk oluşturdu ve sonrasında da hiçbir şirkete uygulanmadı. Yine aynı şekilde vergi dairesi, daha önce hiç örneği olmayan bir şekilde Doğan Grubu’ndan 5 milyar liranın üzerinde teminat talep etti ve ihtiyati haciz uygulamalarını başlattı.

1 milyar 100 milyon Lira haksız ödeme

Sonuçta birinci dalga (1.174 milyar TL) ile ikinci dalga (5.6 milyar TL) vergi cezalarının toplamı 6 milyar 804 milyon liraya ulaştı. Bir başka ifadeyle, 2007 başındaki yaklaşık 500 milyon dolarlık bir satış işleminden yola çıkarak iki ayrı dalga hâlinde kesilen cezaların toplamı, bu satışın değerinin tam dokuz kat üstüne çıkmış oldu.

İkinci dalgadaki cezaların kesilmesinden sonra Doğan Grubu yine yargıya giderek bu  işlemlere itiraz etti. Açılan davaların tamamı Danıştay’da Doğan Grubu lehine sonuçlandı. Bunun üzerine Gelir İdaresi, Danıştay’da tashihi karar talebinde bulundu ve süreçte Türkiye’de 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu gerçekleşti.

Ardından FETÖ, HSYK’ya hâkim olurken,  buna paralel bir şekilde Danıştay’ın üye yapısı da değişti ve 61 yeni üye atandı.  Sürecin uzaması ve teminatın büyüklüğü ve ihtiyati haciz uygulamaları ile Danıştay yapısının değişmesi karşısında Doğan Grubu 2011 yılında çıkan Vergi Barışı Kanunu’ndan yararlanma seçeneğine yönelmek zorunda bırakıldı.

Doğan Grubu’nun 2011 yılı haziran ayında bir şekilde 1 milyar 100 milyon lira ödemesiyle konu kapandı. Ödenen miktar o günkü kurla 700 milyon dolara yaklaşıyordu. 700 milyon doların bugünkü kurdan karşılığı 6 milyar liraya denk geliyor.

Aydın Doğan ile AKP İktidarının karşı karşıya gelmesi devam etti. Doğan Holding’e yönelik cezalar ve yaptırımlar farklı şekillerde devam etti. Ve Erdoğan 2017 Başkanlık sistemi referandumunu da kazanınca Doğan Grubu için artık her şey daha kötü olmaya başlayacaktı. Çünkü referandumdan önce Aydın Doğan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açıkça meydan okumuştu.

Erdoğan Mart 2018’de şu sözleri söylerek Aydın Doğan için sonun başlangıcını ateşlemişti. Erdoğan  “28 Şubat’ın sivil ayağından hesap soracağız” sözleri bizzat Aydın Doğan içindi.

 28 Şubat

Aydın Doğan, 28 Şubat yüzünden, 28 Şubat 1997’den tam 21 yıl sonra, 2018’de gözaltına alınmamak, tutuklanmamak ve 82 yaşında hapse girmemek, FETÖ kulpu takılıp ve vergi cezaları ile tüm mal varlığına el konma tehdidinden kurtulmak ve 28 Şubat’tan yargılanmayacağı garantisini aldığı umudu ile canını kurtararak malını veren bir esnaf gibi, dükkânını yani Doğan Medya’yı 06.04.2018 tarihinde Demirören grubuna 916 milyon dolara sattı ve medyayı terketmek zorunda kaldı.

Yukarıda detaylarıyla yazdığım bu gerçekleşmiş hikâyeden de anlayacağınız gibi, devleti belirli süre ilen yöneten iktidarların elinde vergi gibi kontrolsüz bir güç bulunmaktadır. Bu güç ile vakti geldiğinde o gün ki iktidarlar istediği şirketlerden istedikleri her şeyi “söke söke” alabilirler.

Kaynaklar :

1- )Emre Kongar – Aydın Doğan’a kesilen vergi cezasının öyküsü

2-) Hürriyet Gazetesi: FETÖ’den Doğan Grubu’na 4.5 milyar dolarlık vergi kumpası

 

 

 

 

‘’

VERGİ

 

Devletin kamu hizmetlerinde ve kamu yararına olacak şekilde, vatandaşların hizmet ya da ürün satın alırken ödedikleri miktarın üzerine koyarak topladığı paraya vergi denmektedir.

 

Vergilerin neye göre ve ne miktarlarda toplanacağı yasalarda belirtilmiştir. Devletler bazen bu paraları doğrudan, bazen de dolaylı olarak toplayabilirler.

 

Yasalarda, toplanan vergilerin kamu hizmetinde kullanılması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.

 

Vergi, zorunlu olmakla birlikte, herkes gücüne göre vergilendirilmektedir.

 

Devlet vergi toplarken anayasada belirtilen kurallar çerçevesinde vatandaşından hak kaybına uğramayacak bir şekilde toplamalıdır.

 

Aksi şekilde alanın elinde kontrolsüz bir güç, verenin nezdinde zulümedönüşür. Belli bir süre sonra ise vatandaşın devlet ile olan bağının azalmasına hatta yok olmasına sebep olur.

 

Bu yüzden verginin kişinin gücüne adaletli şekilde toplanması bireyin devlet ile olan bağının kuvvetlenmesine sebep olur.

 

Peki devletleri anayasalarında yazan kurallar çerçevesinde belirli süre yöneten siyasal iktidarlar vergiyi kendi çıkarları için mi kullanır yoksa ülke çıkarları için mi kullanır?

 

Bu soruyu irdelemek için AKP iktidarı dönemindeki Aydın Doğan hikayesini inceleyeceğiz.

 

AYDIN DOĞAN’A KESİLEN VERGİ CEZASININ ÖYKÜSÜ

AKP Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş, ‘’Partimizi gazetelerinde ağır şekilde eleştirip karalayan Doğan Medya’nın sahibi Aydın Doğan, bir sabah evinden saat 6.00’da polisler tarafından gözaltına alınıp elleri kelepçeli olarak karakola götürülürse buna hiç şaşırmam’’ dedi.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın Doğan ve Doğan grubunu açıkça hedefine almaya başladı.

‘’Hakkında bildiklerimi açıklamaya beni mecbur etmesinler’’ biçiminde sözler söylüyordu.

Erdoğan yine medyanın ’’hortumları kesildiği için muhalefet ettiğini’’ de söylüyordu.

Bu sırada Almanya’da Deniz Feneri skandalı patlak verdi.

Halkı din ve yardım duyguları sömürülerek toplanan paralar örtülü bir biçimde Türkiye’ye aktarılmıştı ve bu olayı içinde Başbakan’a yakın çevrelerde dahil görünüyordu.

Hürriyet ve bazı gazeteler bu denli önemli bir haberin tabii ki üzerine gittiler.

Dönemin Başbakanı bunun üzerine iyice kızdı; ve halka ‘’ Bu gazeteleri almayın’’ demeye başladı ve bunu birçok kez meydanlarda dile getirdi.

İşte tam bu ortamda, Doğan Grubu’nu hedef alan birinci vergi cezası dalgası 2009 yılı şubat ayında geldi ve Doğan Yayın Holding’in kendi bünyesindeki Doğan TV hisselerinin yüzde 25’ini 2007 yılında  Alman Axel Springer Grubu’na 375 milyon Euro’ya (yaklaşık  500 milyon dolar) satılması işlemini konu almıştı.

 

Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi’ne bağlı vergi müfettişleri, bu satış işleminden kaynaklanan verginin 2006 sonunda değil de, 2007 yılı başında üç ay gecikmeli ödendiği gerekçesiyle toplam 972 milyon lira (630 milyon dolar) vergi cezası tahakkuk ettirmiş, 202 milyonluk gecikme faizi ile sonuçta talep edilen toplam tutar 1 milyar 174 milyon liraya çıkmıştı. (Yaklaşık 760 milyon dolar)

 

Doğan Yayın Holding’e bu işlemin vergi kaçakçılığı olduğu iddiasıyla kesilen bu ceza yargıya götürüldü ve İstanbul 6’ncı Vergi Mahkemesi 29 Ocak 2010 tarihli kararıyla cezanın haksız olduğuna hükmetti. Gelir İdaresi, bu karara Danıştay nezdinde itirazda bulundu. Danıştay 4’üncü Dairesi, 17 Ocak 2011 tarihinde Gelir İdaresi’nin itirazını reddederek birinci derece mahkemenin kararını onadı.  Sonuçta cezanın haksızlığı ortaya çıktı ve Doğan Yayın Holding aklanmış oldu.

Bu sıralarda hala Erdoğan yargı üzerinde istediği etkiyi kuramamıştı. Ve tabii ki vazgeçmeyecekti.

Aydın Doğan’a gelen ve faizleriyle yaklaşık bir milyara ulaşan ceza bu ortamın içinde bomba gibi patladı.

20 Şubat’ta bu vergi cezasını AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla savundu.

21 Şubat’ta Fehmi Koru, Doğan grubu gazetelerindeki yazarlar için köyle diyor ve cezanın gerekçesinin açıklıyordu:

‘’Kendileri değişemiyor, gazete ve televizyonlarını da değişime sımsıkı kapıyorlar; patronlarını da nu tavrın doğru olduğuna inandırıyorlar…

Vergi cezasıyla ilgili iddiaları haklıysa, bu haksız yerde durdukları içindir…’’ diye belirtiyordu.

22 Şubat günü Melih Aşık şunları yazdı:

‘’Mimar Korhan Gümüş, Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın bir danışmanından bizzat şu sözleri duymuş:

Bizimle uğraşanları Unakıtan’a havale ediyoruz.’’

23 Şubat tarihinde sabah gazetesindeki habere göre ‘’Erdoğan: Biz Maliye’ye ‘Dosyaları incelemeye alın’ diyemeyiz’’ dedi.

Aynı gün Sabah’ta Okan Müderrisoğlu, cezanın haklı olup olmadığı konusunda Maliye’nin görüşünü şöyle belirtiyordu:

‘’Denetim raporundaki ‘vergi kaçakçılığı suçlaması’, Maliye içinde yönetsel bazda ihmal edilmeyecek ölçüde görüş ayrılığına yol açmış.’’

24 Şubat’ta Ertuğrul Özkök şu saptamayı yaptı:

‘’Soner Gedik, haksız vergi cezalarına karşı açıklamalar yapıyor.

Peki bu açıklamalara cevap nereden geliyor?

Cezayı kesen Maliye Bakanlığı’ndan mı?

Hayır.

AKP Grup Başkanvekili’nden..

AKP Grup Başkanvekili, pervasızca çıkıp, açık açık ‘Evet arkadaş bu cezayı biz kestirdik’ demektedir.’’

Aynı gün Başbakan, Aydın Doğan’a şöyle seslendi:

‘’Sayın Doğan önce kendine gel… Sizler ikitelli’den Babıali’den iktidarları yönetmeye alışmıştınız..

Şimdi bu medya grubunun avukatlığını Baykal yapıyor. Bu medya grubu ne yapıyor. O da Bayka’ın CHP’nin taşeronluğunu yapıyor.’’ dedi

Yine aynı gün Medyatava sitesinde yer alan Radikal kaynaklı bir habere göre: ‘’ABD’nin eski Türkiye büyükelçilerinden Mark Parris, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘basından paranoya ölçüsünde korkan biri olarak görüldüğünü öne sürdü.’’

Peki sonrasında neler mi oldu?

Maliye Bakanlığı’nın Doğan Grubu’nu hedef alan ikinci ceza dalgası 2009 yılının eylül ayında geldi.  12 Haziran 2009 tarihinde beş vergi müfettişinden oluşan ikinci bir heyet bu kez yine aynı işlemde, yani Doğan TV hisselerinin Axel Springer’e satışında Doğan Yayın Holding içinde yapılan kademeli yeni hisse yapılandırma işlemlerini incelemeye aldı.  Bu inceleme, Doğan TV ile birlikte iştiraki olan Doğan Prodüksiyon ve D Yapım’ı da hedef aldı.

Müfettişler, 7 Eylül 2009 tarihinde sundukları raporda, Doğan TV, Doğan Prodüksiyon ve D Yapım’a vergi, ceza ve gecikme faizi olarak toplam 5 milyar 630 milyon lira ceza tahakkuk ettirdi. 2009 yılında 1.55 lira olan ortalama dolar kuru esas alındığında, bu miktar o dönemin değeriyle 3 milyar 630 milyon dolara tekabül ediyor.

İkinci dalgada tahakkuk ettirilen cezalar, hisse senedi ve ilmühaber satışları için KDV ödenmediği iddiasına dayanıyordu. Oysa yasada ve ilgili bütün mevzuatta hisse senedi ve ilmühaber satışları KDV’ye tâbi değil.  Mevzuatta olmadığı hâlde böyle bir cezanın haksız bir şekilde işletilmesi Türkiye’de bir ilk oluşturdu ve sonrasında da hiçbir şirkete uygulanmadı. Yine aynı şekilde vergi dairesi, daha önce hiç örneği olmayan bir şekilde Doğan Grubu’ndan 5 milyar liranın üzerinde teminat talep etti ve ihtiyati haciz uygulamalarını başlattı.

1 milyar 100 milyon Lira haksız ödeme

Sonuçta birinci dalga (1.174 milyar TL) ile ikinci dalga (5.6 milyar TL) vergi cezalarının toplamı 6 milyar 804 milyon liraya ulaştı. Bir başka ifadeyle, 2007 başındaki yaklaşık 500 milyon dolarlık bir satış işleminden yola çıkarak iki ayrı dalga hâlinde kesilen cezaların toplamı, bu satışın değerinin tam dokuz kat üstüne çıkmış oldu.

İkinci dalgadaki cezaların kesilmesinden sonra Doğan Grubu yine yargıya giderek bu  işlemlere itiraz etti. Açılan davaların tamamı Danıştay’da Doğan Grubu lehine sonuçlandı. Bunun üzerine Gelir İdaresi, Danıştay’da  tashihi karar talebinde bulundu ve süreçte Türkiye’de 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu gerçekleşti.

Ardından FETÖ, HSYK’ya hâkim olurken,  buna paralel bir şekilde Danıştay’ın üye yapısı da değişti ve 61 yeni üye atandı.  Sürecin uzaması ve teminatın büyüklüğü ve ihtiyati haciz uygulamaları ile Danıştay yapısının değişmesi karşısında Doğan Grubu 2011 yılında çıkan Vergi Barışı Kanunu’ndan yararlanma seçeneğine yönelmek zorunda bırakıldı.

Doğan Grubu’nun 2011 yılı haziran ayında bir şekilde 1 milyar 100 milyon lira ödemesiyle konu kapandı. Ödenen miktar o günkü kurla 700 milyon dolara yaklaşıyordu. 700 milyon doların bugünkü kurdan karşılığı 6 milyar liraya denk geliyor.

Aydın Doğan ile AKP İktidarının karşı karşıya gelmesi devam etti. Doğan Holding’e yönelik cezalar ve yaptırımlar farklı şekillerde devam etti. Ve Erdoğan 2017 Başkanlık sistemi referandumunu da kazanınca Doğan Grubu için artık her şey daha kötü olmaya başlayacaktı. Çünkü referandumdan önce Aydın Doğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açıkça meydan okumuştu.

Erdoğan Mart 2018’de şu sözleri söylerek Aydın Doğan için sonun başlangıcını ateşlemişti. Erdoğan  28 Şubat’ın sivil ayağından hesap soracağız” sözleri bizzat Aydın Doğan içindi.

28 Şubat

Aydın Doğan, 28 Şubat yüzünden, 28 Şubat 1997’den tam 21 yıl sonra, 2018’de gözaltına alınmamak, tutuklanmamak ve 82 yaşında hapse girmemek, FETÖ kulpu takılıp, vergi cezaları ile tüm mal varlığına el konma tehdidinden kurtulmak ve 28 Şubat’tan yargılanmayacağı garantisini aldığı umudu ile canını kurtararak malını veren bir esnaf gibi dükkânını yani Doğan Medya’yı, 06. 04. 2018 tarihinde Demirören grubuna, 916 milyon dolara sattı ve medyayı terketmek zorunda kaldı.

Yukarıda detaylarıyla yazdığım bu gerçekleşmiş hikâyeden de anlayacağınız gibi, devleti belirli süre ile yöneten iktidarların elinde vergi gibi kontrolsüz bir güç bulunmaktadır. Bu güç ile vakti geldiğinde o gün ki iktidarlar istediği şirketlerden istedikleri her şeyi “söke söke” alabilirler.

Kaynaklar :

1- )Emre Kongar – Aydın Doğan’a kesilen vergi cezasının öyküsü

2-) Hürriyet Gazetesi: FETÖ’den Doğan Grubuna 4,5 milyar dolarlık vergi kumpası

 

 

 

 

Yazar

Zafer Şimşek

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar