Boynumuzda yağlı urgan 

Görünen o ki, siyasetçiler siyaseti halka hizmetin gereği bir demokratik tercih olarak anlamıyorlar ve bunun için de kuralları çiğneyebildikleri kadar semireceklerini düşünüyorlar.


Paylaşın:

Siyaset, kişilerin yer edinmek veya kendi pozisyonlarını korumak için sırasında hiçbir değer tanımadığı bir savaş alanına döndü. Bizi kendileri için dövüştürmeye çalışanların hiçbir mukaddesi olmamak bir yana gün yirmi dört saat kutsal yedikleri de acı bir gerçek.

Partiler, hizmet düşünen insanların toplandığı yerler olmaktan fersah fersah uzaklaştı.  Politika, hiç bu kadar gözden düşmemiş, politikacı hiç bu kadar değersizleşmemişti. Siyaseti bu derece itibarsızlaştıran, son yirmi yılın aktörleri içinde dini de değersizleştirenler başı çekiyor diyen çok doğru bir söz etmiş olur. İyi ki bu mutfakta dün de, bugün de gözü, izi olmayanlardanım diyenler arasında ben de varım diyenler de sorumluluktan kurtulduklarını söyleyemezler.

Siyasetin mutfağına girmemek siyasete uzaklık manasına gelmez. Anlamadığımız manasına hiç gelmez. Memleketin idaresinin siyasetin şekillenmesine bağlı olduğu eski tabirle “bedâhettendir”, yani apaçık bir meseledir. Her zaman böyleydi, böyledir. Dolayısıyle, bütün dünyada okumuş-aydın için, siyaseti, iş başına gelenleri, gelecekleri takip etmek ve fikir söylemek olmazsa olmazlar arasındadır. 

Ben de haliyle olanı biteni yakından takip ediyorum. Gazeteci, yayıncı, bir yönüyle iletişimci ve tabii şair-yazar tarafımla görünenden hareketle görünmeyeni değerlendirme gayreti benim için de öteden beri tabii bir haldir. Gözlemlerimi ve değerlendirmelerimi soğukkanlı bakışımı koruyarak fakat açık bir dille söylüyorum, söyleyeceğim. 

Bozarsan varsın 

Bizde siyasetçi tipini-profilini iyi anlamak lazım. Tuhaflıklar, terslikler iç-içe geçti. Uzun yılların kuralları kemirmeye ayarlı fert ve toplum hayatında isli-puslu bir hava yaratıldı. Tam bir profil tarifi verecek durumda değiliz. Olanı görüyor, biliyoruz: İktidarı ele geçirenler, devletin, toplumun, kişilerin namus ve şereflerini aşındırdılar. Başta kalışları uzayınca, girdikleri yanlış yolda kendileri daha çok bozuldular. Bununla da kalmadılar, rakiplerini de bir ölçüde kendi kuralsızlıklarına alıştırdılar. Hepimiz daha çok bozulacağımız bir sürece itildik. Bunu göreceğiz.

Bozmak kural haline geldi. Düzgün yürüyen bir işimiz kalmasın istediklerini kahırla görüyoruz. Bilinenleri ve kuralları uygulama yerine başka bir yol tutturuyorlar. Siyaset kurumu bütünüyle bu bozgunu destekler hale geldi. Mesela parti parti dolaşanlar, bir zamanlar haber olur ve yıllarca konuşulur, kötülük örneği ayıplı kişiler sayılırlardı. Şimdi herkesten her şey beklenir hale geldiyse ve kanıksanıyorsa, bu bozulmanın, insan ve toplum çözülmesinin biteceği yoktur.  

Görünen o ki, siyasetçiler siyaseti halka hizmetin gereği bir demokratik tercih olarak anlamıyorlar ve bunun için de kuralları çiğneyebildikleri kadar semireceklerini düşünüyorlar. Yumuşatılmış tespit cümlesi budur.  

Neye bakacağız?

Bir siyasetçi bu duruma nasıl düşer? Bu hayret sorusu önemlidir ve toplum için de geçerlidir. Politikacıların, niçin hep yanlışa saplandıklarını anlamak için bakılacak yer kafalarından çok psikolojileridir. Kaliteyi belirleyen aslında karakterlerdir. Daha açığı, davranışlarla açığa çıkan ahlaktır. Problem buradadır. Siyaseti millet için değil kendileri için en iyi yol bildikleri için tercih ediyorlar. Bunun şimdiki yöneticiler içinde istisnası hemen hemen yoktur dersem yanılacağımı sanmıyorum. İdeolojiler, din min hep tutamak. Kendini göstermek ve öne çıkarmak için her fikir veya değer paravan. Bu siyasetçi tip(ler)inin ortak yönü fırsatçılık ve çıkarcılık. 

Daha başka sıfatlar da eklenebilir. Çünkü bu tipin gördüğü bizim gördüğümüz değildir. Bizi kendileri gibi görmediklerini de yüz türlü olayda anlarsınız. Yolunacak kaz sanıldığınızı doğruyu söylememelerinden anlarsınız. Şöyle deyip böyle yapmalarından anlarsınız. Her yaptıklarına bir bahane bulmalarından anlarsınız. Memleketi yağmaya verdikleri halde kendi üzerlerine toz kondurmamalarından anlarsınız. “Aldatıldım” derken aldatmalarından anlarsınız. Her yaşadığınız buna misaldir, anlarsınız. 

Eğer, anlamaya çalışırsanız ve tabii hipnoz edilmemişlerdenseniz, her sözünden, her halinden anlar ve söylersiniz. Nureddin Topçu’nun eski din filozoflarımızdan ve batılılardan alarak sık tekrar ettiği “isyan ahlakı” varsa, işte bu gördüğü yanlışlara her seviyede karşı duranın yaptığı iştir. Bedeli ne olursa olsun doğru bildiğini söyleyebilen ahlâklıdır.

Aldananlar aldatıyor

Şu aldatılma meselesi bu yazı için ana mesele olmasa da ana bahanelerden olduğu için dokunacağım. Siyasetçi halkın verdiği gücü kullanır. O güç emanettir, yani geçicidir ve veren istediği zaman alacaktır. Şayet aldanıyorsa yerinde kalma hakkı zaten yoktur. Oraya aldanmayacağı ve aldatmayacağı kaydıyle oturtulmuştur. Aldanıyorsa bütün bir milleti aldatanlara yol açmış demektir. 

Diyelim ki adatıldı, aldatandan daha çok sorumludur. Hele bunu mazur görülmek için söylüyorsa orada tuzu kokutan aldatmalar devreye girer. Hukuk varsa böyle dolambaçlı yollara girmelerine izin verilemez. Aldanıyor ve aldatılıyorsa, önce hemen geri çekilecek, sonra bu milleti zarara uğratmanın hesabını verecektir. Devlette kural budur. Başka türlü düzen kalmaz. Yaşadığımız düzensizliğe böyle geldik.

Sorumsuzluk çürütür

Yeni tip siyasetçinin bir özelliği yaptıklarından sorumluluk duymamasıdır. Düzen varsa böyle bir şey olmaz. Sistem, sormaz ve sorgulamazsa fren mekanizmaları devre dışıdır. İç kontrol kaybolur. Halkın da onlara sorumluluğunu hatırlatmamasıyla iktidar hırsının kontrolü imkânsız hale gelir ve nereye toslanacağı bilinmez. Ne yazık ki Türkiye şimdi bu durumdadır.

Bu sorumsuz siyasetçi tipinin, iktidarı uğrunda feda edemeyeceği değer, kullanamayacağı olay, durum ve insan yoktur. Şayet kurallar yoksa veya askıya alınmışsa onu durduracak güç sadece kendisidir. Bu da er geç olur. Kendini tahrip etmesi kaçınılmaz sonuçtur. Yarattığı iklimde boğulmaktan kaçamaz.  İşin tuhafı, kendine de kör hale geldiği için bunu göremez. Görse de dönemeyeceği bir yere de gelmiş olabilir. Böyle baktığınızda karşınızda bir zavallı görürsünüz. Milleti perişanlığa iterken, bir taraftan da kendi kendini yiyip bitirme sürecine girer. 

Kanunlarla sınırlı bir güç kullanmaktan kurtulduğunu zanneden iktidarın dizginleri boşalmıştır. Nerede duracağını veya nereye toslayacağını kendisi de bilemez. Neticede olan halka olur.

“Patron sizsiniz”

Bizde hemen bütün siyasi parti yöneticileri ya böyledir, ya da bu hale dönüşecek adaylardır. Şayet gücü kontrollü kullanmaya mecbur eden mekanizmalar işlemezse, idare prensipleri, konulmuş kurallar uygulanamayabiliyorsa yandınız. Başınıza gelen, her şeyi eline almak isteyen, her yere ve her şeye yeteceğini zanneden bir kifayetsizlik sembolüdür. Hiçbir konuda iyilik bekleyemeyeceğiniz bir yere gelmişsiniz demektir.

Bu duruma fırsat vermeyeceksiniz. Selçuk Tepeli sıkça söylüyor ve doğru söylüyor: “Patron sizsiniz”. Siz gücünüzü doğru kullanırsanız kimse sizin ensenizde boza pişiremez. Bilirseniz aldatamaz, kandıramaz. Tabii sizin sizi bozacak mekanizmalara izin vermemeniz halinde böyledir. Siz her türlü yanlışa, kötülüğe meyilli iseniz, fırsatçılığın fırsatını kolluyorsanız, başınıza bundan başka tipler gelmez. Belayı siz davet ediyorsunuz. Gücünüzü yanlış kullanıyor ve hayatınızı zehirliyorsunuz. 

Suçlu sizsiniz

Gücünüzü yanlış kullanırsanız o size on kat, yirmi kat yanlışla döner. Kimseyi suçlayacak haliniz kalmaz. “Hayatınızın mimarı” olduğunuz her olayda önünüze gelir. Gücü verdiklerinizden almayı bileceksiniz. Verdiğiniz gücü kontrolsüz artırırsanız göreceğiniz zulüm artar.

Yapılacaklar herkesin bildiğidir. Toplum hayatını düzenleyen enstrümanların şekillenmesini sağlayan önce oyunuzdur. Onunla bitmez, oy verdiklerinizi denetlemeyi, sorgulamayı unutmayacaksınız. Patronluğunuzu her zaman hatırlatacaksınız. Demokratik toplumlarda türlü yollar ve hak arama usulleri bunun için var. Siyasetçi kanunlardan kurallardan ve seçmenden çekinecek. Halkın ne diyeceğini ve ne yapacağını düşünmeden adım atamayacak.

Fransız çiftçilerinin Paris’te bazı devlet kurumlarını ablukaya alışları ve şehri günlerce gübre kokularıyla dolduruşları uç fakat iyi bir örnektir. Orada onların gösteri hakkına polis müdahale edemez, edemedi ve istediklerini aldılar. Demokrasi böyle bir olgunluğu, böyle bir mensubiyet ve hak hukuk şuurunu ister. 

Tepkisiz toplum başına gelenleri hak eder.

 

Yazar

A. Yağmur Tunalı

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar