Cumhurbaşkanlığı Vesayeti!

Devletin devamlılığını sağlayacak değerlerin son birkaç senede nasıl yok edildiğinin anlatıldığı yazıda, asırlar öncesinden gelen seslere kulak veriliyor. Günümüzde bin yıllık Türk devletinin getirildiği açmazlara tarihi bir pencere açılıyor. Milletle düşmanlık ederek devlet yönetenler uyarılıyor.


Türk devlet anlayışının en zengin kaynaklarından birisi Kutadgu Bilig’dir*. 11’inci yüzyılda Yusuf Has Hacip tarafından yazılan eser dört kişi üzerinden makamları ve düşünce sistemlerini ortaya koyar. Bunlar han (Kün Togdu / Gün Doğdu), vezirler (Ay Toldu / Ay Doğdu), Ögdülmüş ile insanlardan uzak yaşayan, inzivaya çekilmiş Odgurmuş’tur.

Dört kişinin sohbetleri üzerinden devlet yönetimi ve toplum anlatılmaktadır. “Her biri bir veya birkaç ahlâkî vasıf veya ruhi hâli, veyahut ahlâkî veya hukukî esası temsil etmektedir.”

Han kanun ve adaleti; Ay Toldu devleti, Kut’u, siyasi hakimiyeti; Ödgülmüş aklı, ilmi; Odgurmuş da inzivaya çekilmeyi, Tanrı’dan başka şeyleri düşünmekten sıyrılmayı, dünyadan vazgeçmeyi temsil eder.

Eser bu dört kişi arasındaki sohbet ve tartışmalardan meydana gelmektedir. Sohbetlerin ve tartışmaların konusu siyasî, ahlâkî, toplumsal ve hukukî meselelerdir.

Sadri Maksudi Arsal’ın özellikle Ögdülmüş ile Ogdurmuş arasındaki tartışmalar için düşünceleri bugüne de ışık tutmaktadır. Büyük Hoca, “… cihanda daha çok işler görmeye namzet olan Türklük ruhu ile Türk’ün faaliyet kuvvetini aşındırmak isteyen, esasını Buda dininden alan Tarikatçılık ruhu arasındaki mücadelenin bir tecellisi ve faal Türklük ruhu ile bu dünyadaki hayatı ihmâl eden Nirvana ruhu arasındaki mücâdelenin parlak bir hülasasıdır.” diye yazar.

Arsal’ın bu yazdıklarına bir destek de Orhun vadisindeki Tonyukuk Bengü Taşında vardır. “Bilge Kağan Çinliler gibi etrafı surlarla çevrili şehir yapmak ister. Budist mabetleri, heykeller yapalım der ama Tonyukuk ‘Eğer eski âdetlerimizi değiştirirsek günün birinde mağlup olur ve Tang tarafından yutuluruz’ diye itiraz edecektir.”

Her ikisi de Türkiye Cumhuriyeti için bugün yaşananlara çok açık uyarılardır.

21’inci yüzyılda vazgeçtiklerimiz

Kutadgu Bilig’in dili tamamen Türkçedir ve bütün soyut kavram ve terimler de Türkçedir. Sadri Maksudi büyük eser için “Medeni bir Türk muhitindeki asırlardan beri toplanmış ahlâk, siyaset ve hukuka dair fikirlerin bir hülasasıdır.” demektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde hanın yerini Cumhurbaşkanı, sadrazamın yerini başbakan aldı. Her ikisini de halkın seçtiği Meclis belirliyordu. İşte, 16 Nisan 2017’de yapılan referandum ve sonrasında ABD’li danışmanlık şirketi McKinsey’e hazırlattırılan şirket gibi (!) devlet yapılanması binlerce yıllık böyle bir tarihten vazgeçilmesi anlamına gelmektedir.

Türk devlet anlayışındaki kavramlar ve makamlar,  değişen isimlerle 2018’e kadar vardı. Mesela Ulug Hacip (büyük vezir / başvezir /sadrazam / başbakan) ya da Bitikçi (mektupçu / özel kalem müdürü / yazı işleri müdürü), Yalvaç (sefir / elçi) hep olmuştu.

2018’de Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’yle şirket gibi devlete ya da devlet görünümlü şirkete geçilince artık bütün yetkiler Cumhurbaşkanı’nda toplandı.

Bu değişimin Türk Milleti üstündeki etkilerinin son bir haftadaki (29 Mayıs-5 Haziran 2022) yansımalarına bir göz atmakta fayda var.

Ayrılık ateşine atılan odunlar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 29 Mayıs’ta İstanbul’da fetih kutlamalarına katıldı. Yaptığı konuşmada “Ey ülke ve millet düşmanlarının senaryolarının figüranlığına soyunanlar. Ey kendi medeniyetine, tarihine, kültürüne, değerlerine husumet besleyenler. Ey ihtirasları gözlerini körleştirip, kalplerini nasırlaştıranlar, hepinize sesleniyor ve diyorum ki; ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” dedi.

AKP Genel Başkanı Erdoğan 1 Haziran’daki grup toplantısında Türk Milletinin bir kısmını, “… bunlar çürük, bunlar sürtük. Bunlar için ulu mabet nedir, ne değildir, böyle bir şey yok. … Bunlardan millete, vatana hayır gelmez.” diye tanımladı.

Kızılcahamam’da 4 Haziran 2022’deki AKP İstişare Toplantısında Erdoğan, Türkiye’nin son 10 yıldır yakın tarihimizin en kritik dönemeçlerinden geçtiğine dikkat çektikten sonra “Bütün bunlar olurken, bunları savunan zihniyetten hiçbir şey olmaz. Polis araçlarımız, camilerimiz yakıldı.” dedi.

Bu konuşmayla Gezi olaylarında camide içki içildiği iddiasının yanında 9 yıl sonra cami yakıldığı iddiası da ilk defa duyuldu. Ana muhalefet lideri için sinsi, riyakâr, kifayetsiz, gammaz, alçak, iğrenç, kirli zihinli, bayağı, sefil sıfatları kullanıldı.

Kızılcahamam’daki bu konuşmada sarf edilen “Milletimiz Gezi olaylarına nasıl bakıyorsa biz de aynı pencereden bakıyoruz. Milletimiz ‘Gezici’leri nasıl tanımlıyorsa biz de aynı sıfatları kullanıyoruz.” cümleleriyle karşı karşıya olduğumuz çok önemli sorun biraz daha açığa çıktı. Görülen o ki, AKP Genel Başkanı’nın millet olarak tanımladığı kalabalığın içinde Türk Milletinin önemli bir kısmı yer almıyor. Eğer böyle olmasaydı yazılı metinden okunan bu cümleler çok daha farklı kurulmaz mıydı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en düşündürücü konuşmalarından birisi de 2 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlenen TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Ödül Töreni’nde yapılanıydı. AKP teşkilatına seslendiği Kızılcahamam Toplantısı konuşmasından pek farklı değildi.

“Bakmayın siz bugün, gençlerimiz için üzülüyormuş gibi yapanlara, bakmayın siz gençlerimizin hayallerini ve umutlarını istismar edenlere, biz bunların cemaziyülevvelini iyi biliriz. … Sizler de internet kaynaklarını inceleyerek, geçmişte gençlerimize hangi haksızlıkların yapıldığını tek tek görebilirsiniz.”

Bu konuşmalar liseli çocuklara yapıldı. Ama daha da vahimi, tarihi farklı anlatan, “Meşhur Boraltan Köprüsü’nde askerlerimiz, ne yazık ki düşmanın eline bırakılmış ve o askerlerimiz, o dönemin yönetimine … demişlerdir ki: ‘Bizi düşmana teslim etmeyin. Bizi siz öldürün ama düşmana teslim etmeyin.’ Maalesef düşmana teslim ettiler. İşte o zamanki bizim Mehmetlerimiz, düşman tarafından şehit edildiler. Bu ülke bunları yaşadı.” sözleriydi.

Boraltan faciasında ölenler anlatıldığı gibi TSK’ya mensup değillerdi. Sovyetler Birliği ordusundaki Türklerdi. Galiba, bu konuşmayı hazırlayanlar, lise talebesi gençlerin zihnine Türkiye Cumhuriyeti askeri düşmana teslim edildi düşüncesini yerleştirmeyi arzu etmişlerdi.

‘Menzil’ neresi?

Dönemin İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan Siirt’te halka yaptığı konuşmada, Türkiye’de düşünce özgürlüğü yok ve ırk ayrımı yapılıyor. Referansımız İslâmiyet …Türkiye’de neden buna saygı gösterilmiyor? Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler ise kışlalarımızdır. Okunan ezanı kimse susturamayacak. Türkiye’deki ırk ayrımına kesinlikle son vereceğizKürt, Arap, Çerkez ayrımı yapılamaz. Çünkü bütün insanların birleştiği çatı İslam’dır. Türkiye’deki ırk ayrımına kesinlikle son vereceğiz” demiş ve bu konuşma sonrasında açılan davada hapis cezasına çarptırılmıştı. Karar, Yargıtay tarafından onaylanmış ve ceza infaz edilmiştir.

Ama kamuoyu sadece okunan şiir yüzünden hapse girildiğini hatırlamaktadır.

29 Mayıs’ta Fetih kutlamalarında okunan “Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın / Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” beyti Necip Fazıl’ındır. Konuşmada düşman diye nitelenen de Türk Milletinin bir kısmıdır.

Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı ya da AKP Genel Başkanı olarak yaptığı konuşmalarda hedef ayrımı kalmamıştır. Hatta çocuk, genç veya yaşlı olmak ya da meslekler de önemini yitirmiş görünmektedir. Hâlbuki Cumhurbaşkanı kendisine oy vermeyenler de dahil 84 milyon Türk’ün Cumhurbaşkanıdır.

Siirt konuşması ve bugünkü konuşmalar hemen hemen aynıdır. Yargılamanın yapıldığı Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi de değişmemiştir. Aradaki tek fark Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıdır. Aynı zamanda yönetim sistemi değişmiş, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kurulmuştur. Bütün bunlar hukuk, dolayısıyla devlet üzerinde Cumhurbaşkanlığı’nın vesayetinin varlığını işaret etmektedir.

Son sözler yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait: “Hiçbir siyasi çıkar hevesi, hiçbir şahsi ikbal kaygısı, hiçbir etnik veya mezhebi bağnazlık hissi, hiçbir maddi beklenti hırsı bu mübarek milletin hayallerini, bu mübarek ülkenin geleceğini tehlikeye atmaya değmez. (29 Mayıs Fetih kutlamaları konuşmasından)

Çok haklı, ama velev ki hedef başka olmaya!

* Bu çalışmada kaynak olarak ağırlıklı olarak Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın Türk tarihi ve Hukuk kitabından yararlanılmıştır. TTK Yayınevi, 2014

Yazar

Hakan Paksoy

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar