Gerçeklik ötesi Türkiye’de!

Post gerçekliğe, alternatif gerçeğe, yenisöyleme, çiftdüşüne George Orwell bile daha güzel bir örnek bulamazdı. Siyasî Ümmetçiler nasıl dawah uğruna yalanı mubah görüyorlarsa bizim Russo-Çin özlemli nostalji entelektüelimizin de dawah'sı var. Tek sınır hayal gücü.


– SİZİ YİYECEĞİM -Herşeyi olduğu gibi söyler…

Gerçeklik ötesi veya alternatif gerçeklik çağında doğru söyleyenin kovulduğunu anlattım… ABD’de alternatif gerçek lafı edilir edilmez, George Orwell’in 1984 kitabı baskı rekoru kırmış. Kitap, 2020 öncesi yıllara göre baskı sayısını 97 kat (Yazıyla: doksan yedi kat) arttırmış. Belki Orwell’in ölümünden (21 Ocak 1950) 70 yıl geçip telif hakkının kamu malı olmasının da etkisi vardır. Türkiye’de de 1984’ün ve Hayvan Çiftliği’nin daha çok basıldığını görebiliriz.

Doğru ayakkabılarını giyene kadar yalan dünyayı dolaşır diye eski bir söz vardır. Eski olduğuna göre demek ki post-gerçeklik İnternet’in getirdiği bir hastalık değil. Epey eski.

Sovyetler’de tarihin siyasî maksada uysun diye değiştirildiği, sonra tekrar değiştirildiği meşhurdur. Başlangıçta Sovyet tarihleri ihtilalin Lenin, Stalin, Troçki, Kamanev ve diğerleri öncülüğünde gerçekleştiğini yazıyordu. Sonra, Stalin zamanında Troçki ve Kamanev tarihlerden silinmekle kalmadı, fotoğraflardan da silindi. O zamanlar Photoshop yoktu, fotoğraftan adam silmek için airbrush denilen ve ustalık isteyen bir teknik kullanılırdı. David King, The Commissar Vanishes (Parti Komiseri Yok Oluyor) adlı resimli kitabında yukarıda saydığım Sovyet nomenklaturanın fotoğraflardan silinişinin kare kare hikâyesini yayımladı. Kitap hâlâ basılıyor, meraklısı alabilir. Komiserlerin yok olduğu birkaç fotoğrafı, kitabı tanıtan şu sayfada görebilirsiniz: https://bit.ly/2Z0w0J8

Melaike Stalin, Şapka devrimcisi DEV-Genç

Sovyet dünyasındaki alternatif gerçek hikâyelerinden biri SSCB dağılmadan önceki Prag’da geçiyor. Uluslararası bir tarih kongresinde, bir Çekoslovak tarihçi Batılı meslektaşlarına dert yanıyor: “Gelecekten hiç şüphemiz yok. Gelecekteki komünist refah toplumuna adım adım nasıl gideceğimiz apaçık belli. Sıkıntımız geçmişle ilgili. Allah’ın cezası geçmiş durmadan değişiyor.

Dünya böyledir de Türkiye geri kalır mı? Art arda hatıralar, geçmiş yılların analizleri yayımlanıyor. SSCB çöktükten sonra belli olmuş ki o zamanın Rusyası meğer hiç mi hiç emperyalist değilmiş. Melaike gibi, son derece iyi niyetli, demokratik, barışsever bir idareleri varmış. Stalin’in öldürdüğü milyonlar meğer yalanmış. Sahi, ne demişti bu posbıyıklı melek? “Bir kişiyi öldürürsen cinayettir; bir milyonu öldürürsen istatistiktir.” Faşizmi hiç mi hiç sevmeyen bizim Sovyetçilerimiz harbin başında Stalin’in Hitler’le birlikte Polonya’yı işgal ettiğinden de pek bahsetmezler. Önce Budapeşte’de, sonra Prag’da ve zaman olarak da mesafe olarak da yürek olarak da bize en yakın Bakü’de katliam yapan Rus tanklarını her halde emperyalist Amerika ayartmıştı. Yoksa Ruslar hiç böyle bir kabalık yapar mıydı?

Bizde o günlerde “devrimciler” vardı. Adam öldürür, banka soyar, adam kaçırır ve başka devrimci işlerle uğraşırlardı. Devrim, neyin devrimi derseniz, tabii ki şapka, alfabe falan devrimidir. Siz sakın o kelimenin ihtilal anlamında mı kullanıldığını zannediyorsunuz?

Tayyi Zaman eyleyen gazete

Tayyi-zaman, zaman içinde yer değiştirmek, tayyi-mekân da mekân içinde. Kabiliyetli şeyhler bunu yaparlarmış. Ben Türkiye’den ve yakın zamandan alternatif gerçeğe örnek ararken, sağ olsun, Odatv’nin tarafsız entelektüel bir yazarı, Sayın Hikmet Çiçek, hemen imdadıma yetişti. Tarafsız entelektüel dedim ya, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu davasından epey içerde yatmış. Neyse ki sonradan FETÖ’nün düzmece davalarında da tutuklanıp yargılanmış. Benim ölçümle ikinci, birincisini ifna eder. Devrimci tarafsız entelektüelliğin verdiği bilgiçlikle MHP’nin 1969 kongresini anlatıyor. Şimdi hayır öyle değil böyle desem, kimbilir ne emperyalistliğim kalır, ne Amerikan uşaklığım, ne gericiliğim. En iyisi üç cümlesiyle yetineyim: “Başını Sadi Somuncuoğlu gibi İslamcıların çektiği ekip, Türkçülere iki gün süren kongre boyunca hücum etti. Somuncuoğlu’nun Devlet Gazetesi kongreye kadar Türkçülerle ilgili dünya kadar yalan haber yaptı. Türkçüler dinsiz, Atsız Şamanist derneği açtı vs…” Bunun tamamı, ilk kelimeden son kelimeye kadar post-gerçeklik ve alternatif gerçek. Yani düpedüz yalan. Aynı Sadi Somuncuoğlu’nun bugün başında bulunduğu derneğin resmi sitesinin sloganı: Dünyaya Türkçü Bakış. Ama ben öyle değil desem, o hayır böyle diyecek. Ben sadece şu kadarını ve herkesin kontrol edebileceği şu emperyalist, NATO’cu, Amerikan uşağı, gerici ve soğuk gerçeği ifade edip geçeyim: CKMP- MHP’nin 1969 Adana kongresi 9 Şubat 1969 tarihinde yapıldı; haftalık Devlet Gazetesi’nin yayıma başladığı, ilk sayısının çıktığı tarih, 7 Nisan 1969’dur.

Post gerçekliğe, alternatif gerçeğe, yenisöyleme, çiftdüşüne George Orwell bile daha güzel bir örnek bulamazdı. Siyasî Ümmetçiler nasıl dawah uğruna yalanı mubah görüyorlarsa bizim Russo-Çin özlemli nostalji entelektüelimizin de dawah’sı var. Tek sınır hayal gücü.

İskender Öksüz
Yazar

İskender Öksüz

3 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.