HDP’ye yapılan teklif: Türkiye Yüzyılı 

Yüzüncü yılın ilk ayları daha büyük gelişmelere gebe görünüyor. Nasıl mı? Yine konuşmaların satır aralarına bakmak gerekiyor.


Bu hafta Türk Milletinin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu, Türk tarihinin tartışmasız en büyüklerinden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilahî yolculuğa çıkışının yıl dönümü. Onu yazmak, ona özlemimizi ve şükranlarımızı yazmak vardı. Ancak onun “İlelebet pâyidar kalacaktır” dediği Türkiye Cumhuriyeti gittikçe yaklaşan tehlikeyle karşı karşıya. Dolayısıyla onun emanetine sahip çıkmak, onu anmak demektir. Atalarımız emin olsunlar ki tek başımıza kalırsak Elmadağı’na çıkarız!

***

Türkiye Cumhuriyeti Devleti yüzüncü yılına girdi. Yüzüncü yılın ilk günlerinde hem farklı hem de dikkatlerden kaçan gelişmeler oluyor. Bir yandan terör örgütünün partisi HDP ziyaret edilip anayasa üzerine görüşülüyor. Öte yanda HDP’ye açılmış kapatılma davası devam etmekte. Bu ziyaret çok sıradan bir ziyaret gibi de durmuyor. Diğer yandan da Cumhurbaşkanlığında devletin cenaze marşı çalınıyor.

(Devlet, milletin teşkilatlanmış şekline verilen isim. Soyut bir varlık.  Somut ifadesiyle ise yönetenleri kasteder. Böylece hükümeti, bağlı kurumları ve yargı gibi organların yöneticilerini anlatır. Hükümet derken de, ordu derken de yönetenleri kasteder ve anlarız. Ancak demokrasilerde hükümet anayasaya göre belli bir dönem görev yapar. Diğer ordu, yargı gibi kurum ve organlar ise yine anayasaya göre süreklidirler. Ebed müddettir. Anayasası, yasaları, yönetmelikleri vardır. Kuralları ve teamülleri de yasa gücündedir.)

İçişleri Bakanlığının düzenlediği Polis Amirleri Mezuniyet Töreni Cumhurbaşkanlığı’nda yapıldı. Salonun tamamı üniformalı konuklarla doluydu. Polis teşkilatının yönetim kademesinin tamamı sanki orada gibiydi. Toplantıda yapılan konuşmanın muhtevası partilileri muhatap alıyordu. Başka görüntüler de dikkat çekiciydi. Türk Bayraklı Tel Abyad Emniyet Müdürlüğü (!) tabelası ve Türk polisleri ile Türkiye’den giden Afrin koordinatör Emniyet Müdürü ve personeliyle canlı bağlantı gerçekleşti. (Polis, devletin sınırları içinde ve şehirlerde asayiş ve güvenliği sağlamakla görevlidir. Dolayısıyla bu teşkilatlanmanın gelecekte devletin başına başka bir gaile açmaması en büyük temennimizdir.)

Mezuniyet töreninin sonunda polis bandosu vardı. AKP’nin seçim müziği sayılabilecek Türkiye’nin Yüzyılı şarkısını çaldı ve söyledi. Dinlerken, “Bu çalan devletin cenaze marşı galiba…” diye aklımdan geçiyordu. Ama polis teşkilatının büyük çoğunluğunun en az benim kadar rahatsız olduğunu da düşündüm.

Yeni dönem, yakıcı gelişmeler

Yüzüncü yılın ilk ayları daha büyük gelişmelere gebe görünüyor. Nasıl mı? Yine konuşmaların satır aralarına bakmak gerekiyor.

AKP Genel Başkanı 28 Ekim’de Türkiye Yüzyılı konuşmasını yaptı. Kendisi teklif diyordu ve çağrı yaptı. Geçen hafta açıklama üzerine mercek tutmuştuk. Orada görünen Türk millî egemenliğinin değişmesinin teklif edildiğiydi. Türk kimliği yerine kimliklerin eşitliği üzerine kurgulanacak bir egemenlik yapısı vardı.

AKP Genel Başkanı konuşmasında vurgulu bir şekilde Gelin, Türkiye Yüzyılını, yeni bir millî mutabakat zemini hâline dönüştürelim.” demişti. Bundan hemen sonra da “Gelin, Türkiye Yüzyılında, demokrasimizi katılımcı demokratik bir Cumhuriyet kimliğiyle taçlandıralım” cümlesi geldi.

Geçen hafta, Türk Milleti arasında zaten bir millî mutabakat var, bu çağrı nasıl bir çağrı diye sormuştum. Cevabını da “İtiraz da egemenliğin sahibine edilmekte. Yani itiraz -aynı zamanda inkâr- Türk adına. Kimliğe. Bu itirazla da tam bir kimlik siyaseti yapılıyor. Eşit yurttaşlardan oluşan Türk Milleti yerine grupların eşitliği getirilmek isteniyor. Türkiye Yüzyılı açıklamalarında da tam olarak bu var.” diyerek vermiştim.

Bütün bunları ben demiştim diye yazmadım. Sadece bir hatırlatma. Geçen haftaki yazımın yayınlandığı gün HDP Grup Toplantısında Pervin Buldan konuştu. Konuşmadan, “ Cumhuriyetin 99. yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkarına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz” cümleleri öne çıkarıldı. (Tarihi bilenler için Cumhuriyeti kuranların hiçbirinin ademi merkeziyetçi olmadığı çok açık bir gerçektir.)

Konuşmalardaki haberleşme

Öne çıkarılması da haklıydı. Ama bu ifadelerin kastettiği, Türkiye Yüzyılı konuşmasındaki söylenenlerle çok farklı da değildi. Ancak ne hikmetse buna hiç değinilmedi.

Buldan’ın konuşmasına göz atarken ilginç bir ayrıntı dikkatimi çekti. “Cumhuriyetin demokratikleşmesi tarihsel bir çözüm önerisidir. HDP, Kürt sorununun demokratik çözümü … konusunda üzerine düşen her şeyi yapmaya hazırdır … HDP’nin bu yapıcı ve müzakereci siyaseti bugün Türkiye’nin tüm sorunlarının ortak çözüm yoludur. Temel hedefimiz bu cumhuriyetin demokratikleştirilmesidir.” diyordu.

Öncelikle Buldan, bu önerinin kimden geldiğini açıklamalıdır. Kendi konuşmasında böyle bir bilgi yoktur.

Ayrıca, Demokratik Cumhuriyet kavramını ilk ortaya atan bölücübaşıdır. Etnik federatif veya konfederatif bir yapılanmayı anlatmaktadır. “Demokratik Cumhuriyet bir projedir, büyük bir projedir. Kürtlerin ve devletin yararına olan bir projedir. Hatta bu Ortadoğu’da yaşayan diğer halkların da yararına olan, onların da yararlanabileceği bir projedir” ifadeleri onundur.  İnternette yapılacak aramayla saniyeler içinde binlerce sonuç karşınıza çıkacaktır.

PKK açılımı sürecinde bölücübaşına gidip gelen heyetin içinde değişmeyenlerden birisi olan Pervin Buldan “ilerlemenin yolu bu meseleyi demokratik siyasetle, diyalog ve müzakereyle çözüme kavuşturmaktan geçer.” de dedi.

Bir gün önce anayasa değişikliği için ziyaret edilen ve bir gün sonra diyalog ve müzakere çağrısı yapan HDP… Görülen o ki, en üst düzeydeki ilke uzlaşması böyle konuşmalardaki mesaj teatisiyle gerçekleşiyor. Görüşmeler de tıpkı 28 Şubat 2015’te olduğu gibi daha alt düzeyde oluyor.

Aynı suda ikinci abdest…

Uzun zamandır bir görünüp bir yok olan açılım saçılım yine kendini göstermeye başladı. 2020 Kasım’ında “Türkiye’deki bütün sorunların temelinde bu Kürt Sorunu yatıyor … Eğer biz kendi içimizde bu sorunu çözemezsek dışarıdan büyük devletler müdahale ederler… Ama şimdi dış devletlerin müdahalesi zorunlu hâle geldi.” diye röportaj veren İhsan Arslan’ın sesi bir daha çıkmamıştı. Bunu bir başkası söyleseydi hâlâ hapiste olması kuvvetle muhtemeldi. Aynı Arslan, “Farz edelim federasyon, özerklik gibi çözümler… Türkiye’de de eğer sorunun çözümü oradan geçiyorsa siyasi bir karardan geçiyorsa ne yapacağız?” diye sormuştu. Bu sorunun cevabı verilmeye başlıyor sanki.

Mütemadiyen egemenlik surlarına hamle yapılıyor. Hani, hep surda gedik açtık diye şiir okunuyor ya, öyle olsa gerek. Aynı suda iki defa yıkanılmaz der atalar sözü. Ama aynı suyla kaçıncı defa abdest alındığını da sayamaz olduk.

Bütün bunlarla birlikte, devletin kurumları siyasetin dolambaçlı yollarına sokulmamalıdırlar. Özellikle asker ve polis mutlaka siyasetin dışında kalmalıdır. Eğer buna dikkat edilmezse tıpkı Suriye’de polise görev verilmek zorunda kalındığı gibi durumlar yaşanır. Bu, uluslar arası risk taşır. Türkiye’yi içinden çıkılması zor pozisyonlara sokacaktır. Ayrıca görev yapan kurumları yasalarının dışına çıkarır ki bu da gelecekte ödenecek faturaları kabartacaktır.

Türk Milleti önümüzdeki seçimlere kadar yaşanacaklar üzerinde çok dikkatli düşünmelidir. Aksi takdirde yolumuzu kaybetmek tehlikesi vardır.

Yazar

Hakan Paksoy

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar