İran, kadınların saçlarından nereye gidiyor?

İran'da son günlerde meydana gelen gelişmeleri tarihi ve güncel dinamikleriyle değerlendiren Arif Keskin'in 23 Eylül günü fikirturu.com sitesinde yayımlanan yazısından bazı bölümleri okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz.


Bilindiği gibi, 13 Eylül 2022 günü İran’ın başkenti Tahran’da ahlâk polisleri tarafından başörtüsü ve kıyafet kurallarına uymadığı için Mahsa Amini adında bir genç kız göz altına alındı. 16 Eylül günü 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin göz altında iken şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmesi ülke genelinde geniş protestoların ortaya çıkmasına sebep oldu. Çünkü İran devlet yetkilileri genç kızın doğal ölüm sonucunda hayatını kaybettiğini dile getirmiş olsa da, halkın büyük çoğunluğu Amini’nin polis şiddeti nedeniyle öldüğünü düşünüyor. O günden bu yana düzenlenen protestolar hâlâ devam ediyor. İran ve Ortadoğu uzmanı siyaset bilimci Arif Keskin, fikirturu.com sitesinde kaleme aldığı “İran, kadınların saçlarından nereye gidiyor?” başlıklı yazısında, konuyu güncel ve tarihi boyutlarıyla ele alıyor.

Keskin, bu krizin yeni olmadığını ve 1979 Devriminden itibaren devlet ve halk arasındaki ihtilafın bir halkası olduğunu ileri sürüyor:

“Bu kriz aslında yeni değil. 1979 İslam Devrimi’nden günümüze devam eden devlet ve toplum arasındaki çok boyutlu ihtilafın son halkası. Nedenleri ortadan kalkmadığı sürece farklı şekillerde kendisini gösterecek olan bu krizi doğru anlamak için İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş nedenini analiz etmek gerekir.

1979’da dünyanın şaşkın bakışları altında gerçekleşen İran devrimi, Şah Pehlevi’nin otoriter yönetimi altında ezilen İran halkı için büyük umutlar doğurdu. Devrime katılanlar çok farklı idealler peşindeydi; yeni bir insan modeli, yeni bir toplum modeli, yeni bir ekonomik sistem, yeni bir devlet-birey ilişkisi hayalleri vardı.

Resmî adı İran İslam Cumhuriyeti olan yeni yönetime göre, İslam dışındaki hiçbir ideolojinin insana kurtuluş sağlaması mümkün değildi. Devletin görevi de bu kurtuluşun şartlarını hayata geçirmek için zemin hazırlamaktı. İran İslam Cumhuriyeti 1979’dan sonra insanların nasıl yaşayacakları konusunda ayrıntılı bir eylem programı hazırladı. Bu programı, giyim kuşam, müzik, eğlence ve hayatın tüm alanlarını kapsayacak şekilde düzenledi.”

Keskin’e göre, “Ahlak polisi” olarak tanımlanan ve günümüzde tartışmaların merkezinde olan İrşad Devriyesi, 2005’te kurulsa da toplumsal yaşamı denetleme kuruluşları hep var olageldi.

“Mehsa Amini’nin ölümünün sorumlusu olarak suçlanan İrşad Devriyesi, 2005’te yürürlüğe giren Kapsamlı İffet ve Örtünme Yasası ile göreve başladı. Kapsamlı İffet ve Örtünme Yasası’yla zorunlu örtünme hedefiyle İrşad Devriyesi ile birlikte 230 ayrı görev tanımıyla 15 kurum görevlendirildi.”

İran’da kadın sorunu çelişkisi

Arif Keskin, analizinde, İran toplumunda kadın sorununa dair ilk çelişkilerin 1979 Devrimi ile ortaya çıktığını ileri sürmektedir.

“2005’te yürürlüğe konulan Kapsamlı İffet ve Örtünme Planı, kadınları toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasal tartışmaların merkezine oturtarak 1979’dan beri var olan kadın sorununu yeniden farklı bir noktaya taşıdı. 1979 Devrimi sırasında ve sonrasında kadınlar özellikle öğrenciler geniş bir çapta siyasi hayata dâhil olmuşlardı. Siyasi hayata etkin bir biçimde dâhil olan kadınlar, rejimin ideolojik yapısı nedeni ile sadece siyasi alan değil, toplumun birçok alanından dışlanma pratikleriyle karşılaştıklarında ciddi şaşkınlık yaşadılar. Devrim sürecinde politikleşen kadının evde oturmaya zorlanması, kadınlar ve devlet arasında varoluşsal bir krizin ve çatışmanın nüvesini ayrıca kadın hareketlerinin dinamizmini oluşturdu.

Ahlaki ehliyet mücadelesi

Keskin, Mehsa Amini’nin ölümünün ardından ortaya çıkan protesto gösterilerini devletle toplum arasında ahlaki ehliyet ve yeterlilik çatışması olarak tanımlayarak, özü itibariyle “onur mücadelesi” olarak adlandırıyor. “İnsanlar nasıl yaşayacaklarına kendileri karar vermek istiyorlar aslında. İnsanlar, ahlakî doğru ve yanlışı teşhis etme ehliyetine sahip olduklarını belirtiyorlar. Devletin sürekli onlara müdahale etmesi, onları doğru yanlışı teşhis edemeyecek aşağılayıcı bir konuma yerleştirilmesi anlamına geliyor. Kendilerini herkesten üstün gören din adamları, başkalarının nasıl yaşaması gerektiğine karar vermesi toplum açısından küçük düşürücü bir durumdur. Bugün İran sokaklarında mücadele bir yönüyle “ahlaki yeterliğe sahibim” diyen kitlelerle “doğru yanlışı teşhis etme yeterlikte değilsin” diyen bir rejim arasındadır.”

Diğer yandan Keskin’e göre, Mehsa Amini’nin ölümünün ardından yapılan protestolar devlette ve toplumda zorunlu tesettür, İrşad Devriyesi ve diğer denetleme kurumları tartışmaya açtı.  Bu tartışmalar 1979’dan sonra hep var olsa da günümüzde farklı anlam ve boyut kazandı. İran basını incelendiğinde bu tartışmanın ne kadar ciddi, yoğun, hararetli ve çok yönlü olduğu gözüküyor.

Arif Keskin’in yazısının tamamı buradaki bağlantıdan okunabilir.

 

 

 

Yazar

MDM

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar