İstiklal Marşı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu açık oturum-15: Korona/ Eba / Andımız   • Bütün bilinmeyenleriyle varlık fonu

İstiklal Marşı

Ay yıldızlı bayrak dalgalanıyordu gözünün önünde. Toprak altında kefensiz yatan şehitlerin ruhunu taşıyordu âdeta içinde. “Medeniyet” denilen canavarın topunu tüfeğini Çanakkale’den biliyordu. Ama aynı Çanakkale’de Türk’ün iman dolu göğsünün neler yaptığını da biliyordu.

13 Mart 2021
Ahmet Bican Ercilasun

İstiklal Marşı bundan yüz yıl önce, 12 Mart 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Türk milletini, Türk istiklalini temsil eden kutsal marşımızın kabulünün yüzüncü yılını yeterli etkinliklerle ve coşkuyla kutlayacağımızı ümit etmek istiyorum.

İstiklal Marşı, çok çetin şartlar altında yazılmıştır. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmış, Türk orduları terhis edilmiştir. Yani Türk milleti ordusuz ve silahsız bırakılmıştır. 15 Mayıs 1919’da Yunan kuvvetleri İzmir’i işgal etmiş; Manisa ve Balıkesir üzerinden Bursa’ya yürümüştür. Bursa… Osmanlı Yüce Devletimizin ilk başkenti. İlk padişahlarımızın yattığı mukaddes şehir. 08 Temmuz 1920’de işte bu mukaddes beldemiz de düşman çizmeleriyle çiğnenmiştir. Yunan, Uşak üzerinden İç Anadolu’ya doğru ilerlemektedir.

Esareti kabul etmesi mümkün olmayan Türklük de ayaklanmıştır. Başta Mustafa Kemal vardır. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkılmış, 22 Haziran’da Amasya Tamimi imzalanmıştır: “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Erzurum ve Sivas kongrelerinde bu karar teyit edilmiş, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kurularak “milletin azim ve kararı” Ankara’da somutlaşmış, meclisiyle, hükümetiyle Türk’ün devleti yeniden düzenlenmeye başlamıştır. 1920’nin son aylarına gelindiğinde Batı cephesinde düzenli ordu kurulacak, ilerleyen düşman durdurulacaktır.

İşte tam da bu şartlarda Mehmetçik için, ordumuz için, milletimiz için bir İstiklal Marşı lazımdır. Ankara’daki hükümet bu ihtiyacı duymuş ve gereğini yapmıştır. Böyle bir şiiri ancak Mehmet Akif yazabilirdi. Daha önce Çanakkale Şehitlerine şiirini yazan, Bursa’nın işgali üzerine Bülbül’ü yazan millî şairimiz. İstiklal şiiri ancak onun kaleminden çıkabilirdi. Türk Ocaklarının unutulmaz başkanı, millî hatibimiz Hamdullah Suphi bunu biliyordu. O şimdi yeni hükümetin Maarif Vekili idi. Israr etti ve Akif’i ikna etti. Burdur milletvekili Mehmet Akif, Hacettepe’deki Tacettin Dergâhı’nda kalıyordu. Türk milletinin derin tarihini, o günkü ruh hâlini içinde hissediyordu. Hacettepe ile Ulus arasında yürürken, meclis sıralarında Hasan Basri Beyin yanında otururken, Tacettin Dergâhı’ndaki yer yatağında yatarken aklında ve ruhunda hep bu düşünce, bu his vardı.

Ay yıldızlı bayrak dalgalanıyordu gözünün önünde. Toprak altında kefensiz yatan şehitlerin ruhunu taşıyordu âdeta içinde. “Medeniyet” denilen canavarın topunu tüfeğini Çanakkale’den biliyordu. Ama aynı Çanakkale’de Türk’ün iman dolu göğsünün neler yaptığını da biliyordu.

O günlerde Akif sanki kendinde değildi. Sanki Akif değildi, milletinin ruhu idi. Belki de şehit ruhlarının arşıalaya doğru yükseldiğini görüyordu. Görüyor ve biliyordu. Zaferden emindi, hiçbir çılgının Türk’e zincir vuramayacağına imanı vardı. Vardı, çünkü bu millet ezelden beri hür yaşamıştı, Hakk’a tapıyordu, hürriyet ve istiklal onun hakkıydı.

Akif’in yazdığı, Türk’ün ruhundan ilhamla yazılan şiir, 12 Mart günü Hamdullah Suphi’nin gür sesiyle okundu, Ulus’taki ilk meclisin mübarek duvarlarında yankılandı ve oradan cephelerdeki Mehmetçiğe ulaştı. Türk istiklal Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasında hiç şüphesiz İstiklal Marşımızın da etkisi vardır.

İstiklal Marşı, olağan şartlarda yazılmış sıradan bir şiir değildir. Yakın tarihimizin kan ve gözyaşıyla dolu fakat aynı zamanda nice kahramanlıklarla destanlaşmış günlerinin ürünüdür; İstiklal Savaşı zamanının ruhudur.

Edebî bakımdan da büyük bir eserdir İstiklal Marşı. Esasen zamanın ruhunu yakalamış bir eserin edebî açıdan zayıf olması düşünülemez. Zamanın ruhu, dönemin en usta şairinin kaleminden mısralara yansımıştır. Vezniyle, kafiyeleriyle, sanatlarıyla, fakat bunlardan da önemli olarak zamanın ruhunu yansıtan iç ahengi ve derin anlam bütünlüğüyle bir şaheserdir İstiklal Marşı.

Çeşitli resmî ve özel kuruluşlar marşımızın yüzüncü yılını nasıl kutlayacaklardır, bilmiyorum. Türk Dil Kurumu’nun çıkardığı Türk Dili dergisi Mart sayısını bu konuya ayırarak ilk adımı attı. Türk Dil Kurumu 11 Mart’ta da İstiklal Marşı’nın Azerbaycan ve Türkistan’daki yansımalarını anlatan çevrim içi bir program yaptı. Kâmil Veli, Timur Kocaoğlu, Hülya Kasapoğlu Çengel sayesinde Akif’in Türk Dünyası’nda da yankılandığını gördük. İstiklal Marşımızın Kazak, Özbek, Uygur lehçelerindeki aktarmalarını işitmek isteyenler bu programı izlemelidirler.

Bayrak ve İstiklal Marşı konularında okullarda verdiği konferanslarla tanınan Müfit Öner de ilk adımı atanlardan biri oldu. Millî Düşünce Merkezinin başkan yardımcılığını da yürüten Müfit Öner, Kırım Haber Ajansı’nın katkılarıyla güzel bir video hazırladı. İstiklal Marşı’nın anlaşılır bir tahlilini ve barındırdığı bazı sırları öğrenmek isteyenler Millî Düşünce Merkezi sitesinde bulunan bu videoya da bakmalıdırlar.

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları