Kıbrıs Barış Hârekatı hatıraları: Taarruz

"Uçaksavara karşılık piyade silahları ile direniyorduk. Askerler Seferis'in un fabrikası (şimdiki Grand Paşa Oteli'nin bulunduğu yerde idi) üzerine çıkarak Rum mevzisini yoğun ateş altına aldılar."


“Kıbrıs Barış Harekâtı hatıraları” yazısının ikinci bölümüdür.

…Komutanımızla telefon başındaydım. Yaralının durumunu anlattım. Ambulans bulmak imkansızdı. Zaten telsizimiz de yoktu. Onu acil olarak sur içindeki genel hastaneye götürmeye karar verdik. Ahmet Yıldırım hoca ile birlikte göğüs hastanesi başhemşiresinin Renault TX aracını aldık. Hocam direksiyona geçti. Ben yaralıyı arka koltuğa taşıyarak kan kaybını durdurmak için iki elimle sıkı tampon yapmaya başladım. Karartma nedeniyle  zifiri karanlıkta farları yakmadan kurşun yağmuru içinde giderken şimdiki Merkez Bankası binası (1963’de ele geçirdiğimiz eski buz fabrikası) önünde mücahitler yolumuzu keserek ( yol Rum atışı altında olduğu için) bizi şimdiki Meclis binası arkasındaki yola yönlendirdiler.  Şehitler Abidesi önüne geldiğimizde aracın motoru ve lastikleri Ledra Palas’tan gelen kurşunların isabeti ile infilak etti. Gecenin karanlığı ateş alan arabanın ışığı ile aydınlandı. Kendimizi dışarı attık. Ahmet Yıldırım Hocam ile birlikte çok kan kaybeden yaralı mücahidi Şehitler Abidesi’nden Sur İçindeki eski genel hastaneye kadar, yaklaşık 500 metre, değişe değişe sırtımızda taşıdık. Üstümüz başımız kan içinde kalmıştı. Giydiğim mavi tişört ve kot pantolon kandan iyice ıslanmıştı. Hastane dolmuştu. Başka bölgelerden gelen yaralı ve şehitler hastane dışında yol ve kaldırımlarda yatıyordu. Kurşun yağmuru içinde ara sokaklardan geri dönerken şimdiki Meclis binasının alt katındaki 55. Bölük karargahına uğradık. Tişörtümü ve pantolonumu kan içinde gören karargah personeli başıma toplanıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Onlardan telsiz ve silah istedik. En büyük eksiğimiz telsiz ve silahtı ama yoktu…

En büyük eksiğimiz telsiz ve silahtı 

Bize, thomson silahı olanlara vermek üzere  2 paket thomson mermisi verdiler. Orda Karargah subayı tarih öğretmenim Vehbi Zeki Serter hocamı gördüğümü anımsıyorum. Oradan arka yollardan Kumsal ilkokulundaki bölük karargahına geldik. Durumu anlattık. Benim, 2. Dünya Savaşından kalma eski İngiliz piyade tüfeğim atış yaparken tırnağı kırıldığı için kovan kesmişti. Kovan namlu yatağında kaldığı için artık atış yapamıyordum. Başka silah istedik, yine yoktu. Orada rahmetli komutan öğretmen Ali Dinçer Hocam (Rahmetli mücahit gazeteci, eski Bakan İsmet Kotak’ın abisi) vardı. Daha sonra liseden felsefe  hocam Erenköy gazisi  Celal Değgin de bir araçla geldi. St. Hilarion’da savaşıyordu. Özel arabası ile hastaneye yaralı getirmişti. Ve geriye dağa dönüyordu. Ortaokuldan, liseden öğretmenlerimizle birlikte Rum-Yunan ordusuna karşı savaşıyorduk. Beşparmaklar’da Doğruyol mevzilerimiz düşünce Cebir öğretmenim Erenköy gazisi Ali Ertuğrul, Yenişehir savaşında ise tarih öğretmenim Ecvet Yusuf şehit olmuştu. Celal Değgin Hocam beni üstüm başım kan içinde görünce “Sabahattin ne oldu, yaralı mısın?” diye sordu. Hastaneye yaralı götürdüğümü, yaralanan mücahidin kanı olduğunu söyledim, rahatladı. Komutanımız Ali Dinçer hocam bize sabah (22 Temmuz ) Yenişehir Kızılbaş, Küçük Kaymaklı (1963’de Rumların işgal ettiği köyüm) bölgesine taarruz olacağını, mevzilere gidip mücahitlere iletmemizi ve emir gelince hep birlikte taarruza çıkmamızı söyledi. Mevzilere gidip emri ilettik. Sabaha yine yemek dağıtılmıştı. 5 zeytin, çeyrek ekmek. Üçüncü gün de Yemeğimiz buydu. 33., 44., 55., 77., 88. Mücahit Bölüklerinin klasik Türk taarruz yöntemi olan  HİLAL şeklindeki koordineli taarruzları başlayınca biz de mevzilerden çıkıp toprak set üstünden düzlüğe inmeye ve Yenişehir meskun bölgesine karşı taarruza kalktık. Ne ki karşımızdaki Rum mevzisinde bulunan uçaksavar bizi geri püskürttü. Mevziden çıkıp toprak seti aşmaya ve önümüzdeki 100 metrelik düz araziyi geçmeye kalktığımız  anda yoğun bir uçaksavar atışı ile bizi geri püskürttü. Bunun üzerine Türk Alayı’ndan yardım istendi. Bir ağır makineli tüfek timi geldi. Onlara Rum mevzisini gösterdik. Uçaksavara karşılık piyade silahları ile direniyorduk. Askerler Seferis’in un fabrikası (şimdiki Grand Paşa Oteli’nin bulunduğu yerde idi) üzerine çıkarak Rum mevzisini yoğun ateş altına aldılar. Destek bölüğünden mücahitlere yeni verilen anti tank lav silahı İle gelen ve Rum mevzisine sızan Ahmet Şener adlı bir Mücahit de betonarme mevziyi roketle vurdu. Uçaksavar sustu. Böylece bizim hattaki mücahitler taarruza geçebildi. Rum mevzileri ile Rum meskun bölgesine girerek sokak savaşına başladık Rum askerler uçaksavarı bırakıp kaçmıştı.

.

(Devam edecek.)

Yazar

Sabahattin İsmail

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar